Milli Varlık Milli Mefkureye Bağlıdır Onun Da Kaynağı Milli Felsefedir

Burcu Selimoğlu bildiriyor…Avrasya Bir Vakfı Kültür faaliyetleri kapsamında Türk Dünyasının ünlü bilim adamlarından felsefeci Prof. Dr. Selahaddin HALİLOV’u misafir etti. Prof. Halilov “Milli potansiyelin harekete geçirilmesinde felsefenin rolü” başlıklı bir konferans verdi. Oturum Başkanlığı’nı yine Azerbaycanlı bir bilim adamı olan Dr. Ebulfez SÜLEYMANOV yaptı. Süleymanov oturumu açış konuşmasında Profesör Halilov’un Türk Dünyası için çok büyük hizmetler ifa etmekte olduğunun altını çizdi. Özellikle Halilov’un istidatlı gençleri geleceğe hazırlamak ve toplumlarına faydalı kılmak için çok büyük gayretler ve fedakârlıklar gösterdiğini ifade etti.

Prof. Dr. Selahaddin Halilov konuşmasının başlangıç bölümünde; Milletlerin milli gelirlerinin, tabi kaynaklarının, coğrafya büyüklüklerinin ve nüfuslarının zenginlik ifade ettiğini ancak büyük devlet, büyük millet olabilmek için manevi varlıklarının ve fikri potansiyellerinin esas olacağını belirtti. Sözlerinin devamında; “Bizim konu başlığımız bu gerçeğe dikkati çekmek ve gerçek büyüklüğü elde etmek için çabalamayı ifade etmektedir. Milletler için hayati önem taşıyan bu düşünce büyüklüğünü ve onun sonucunda bir mefkûreyi insanlığa sunabilmek toplumların başarabilecekleri en zor işlerdendir. Bunun için ilmi mecrada düşünce alanında çok sayıda insanın gayrete getirilmesi için; gerekli imkân, mekan ve zamanın emre amade kılınması icap etmektedir. Bu amiller içerisinde dünyadaki gelişmeleri ve bu gelişmelerin hızını dikkate aldığımızda zamanın önceliği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Özellikle felsefe alanında tahsil yapacak ve kendini geliştirecek insanların zamanlarının en büyük kısmını her türlü endişe ve zorluktan uzak bu alana yöneltmeleri gerekmektedir.

Felsefe bilimini diğer bilimlerden ayıran önemli bir konu var. O da hiçbir toplum taklit yaparak milli felsefe ortaya koyamaz ve mefkûre oluşturamaz. Oysaki matematik bilimlerin tamamı bir bakıma başkalarından ilham alan, onları taklit ederek geliştirilebilen bilimlerdir. Felsefe insanların hangi ıraktan olduklarına, nerede doğacaklarına hangi tabiat şartlarına maruz kalacaklarına hükmedemeyeceklerini kabul eder, fakat daha sonra kendi iradesi dışında o coğrafya da bulunan insanların birlikte yaşadıkları topraklara ruh vermesini ve oradaki topluma kişilik kazandırmasını temin eder.”

Prof. Dr. Halilov konuşmasının gelişme bölümünde: “İnsan diğer canlılardan farklı olarak önce kendi özünü idrak eder. Sonra çevresini temaşa eder, yaşadığı insanlarla beraber bu çevrede değerler oluşturur ve bunu insanlık alemine takdim eder, onun değerlerine katar. Bu süreci çevreden kişiye doğru da düşünebiliriz. Her iki durumda da değerlerin olgunlaşma alanı milli alandır. Yani bir şey milli olmadan evrenselliğe geçemez. Burada Aristo’nun şu sözünü hatırlamalıyız; ‘Nadan adamlar sade ferdî düşünürler. İnsanlık değerine sahip olanlar ise bütün insanlığı düşünürler.’

Bundan da anlaşılmaktadır ki felsefedeki millilik insanlığın fikir ve ruh dünyasına sunulan bizim milli varlığımızın, milli simamızın bir ifadesidir. ”Prof. Dr. Halilov konuşmasının sonuç bölümünde felsefe diğer bilimler gibi ama onlardan daha da ileri bir düzeyde sürekliliği icap ettirir. Bir zamanlar var olmuş bir felsefe ile bugünü anlayabilmek ve geleceğe ulaşabilmek imkânsızdır. Ama o geçmişin değerleriyle sürekli bir şekilde zamanımızı ve geleceğimizi bütünleştirerek gerçek bir felsefe inşa edebiliriz. Ben milletler arası görüşmelerde, bilim camiasında Türk milletinin büyüklüğü ile ilgili ifadelerle karşılaşıyorum. Ama sonra bana şunu soruyorlar; ‘Peki şimdi neden büyük değilsiniz?’ Bir felsefeci açısından bunun anlamı felsefe yokluğundandır…

Üstelik bu bilim dünyası Farabi’yi, İbni Sina’yı, İbni Rüştü, Gazali’yi Arapça yazdıkları için Arap zannetmektedirler. Oysaki milli felsefenin başka bir dille yazılmış olması onun millilik vasfını yok etmez. Türk Dünyasında Son dönemde yapılan önemli hatalardan biri bizim felsefe dünyamızda oluşturulan ve Arapça olarak meydana gelmiş literatürü bilim dünyamızdan dışlamak olmuştur. Bu literatürün yerine Türkçe karşılıklarını koyamadığımız gibi Fransızca, İngilizce, Rusça gibi dillerden bir literatürle karşı karşıyayız. Türk Dünyasında felsefenin bugün istenilen seviyede olamamasının sebeplerinden biri de budur.

Buradan ileriye baktığımızda bize ümit veren bazı imkânlarımız var: Türk Coğrafyasının genişliği, Türk nüfusunun fazlalığı, ortak bir dil kullanabilmek imkânları ve birbirimize güven duymamız milli felsefenin oluşturulabilmesi için heyecan vericidir. Coğrafyamızın genişliği çok fazla kültürle temas halinde olmak ve onları özümseyerek önemli kültürel zenginliklere ulaşmamızı, nüfuzumun çokluğu Türk Dünyasından filozof çıkma ihmalini ortak, dilimizin olması milli mefkûrenin daha kolay anlatılması ve anlaşılmasını mümkün kılmaktadır. Bunun için özellikle Türk Dünyasının gençlerinin bu konuda eğitime yönlendirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir.”

Kategori: Konferanslar

 

Yorum Yaz

İsim *

ePosta *

Web Sitesi