“Kök Hücre Ve Kronlamada Dünya Beşincisiyiz”

Avrasya Bir Vakfının cumartesi kültür faaliyetlerinde bu haftaki konusu “Kök Hücre ve Kök Hücre Tedavi Teknolojileri” oldu. Oturum başkanlığını Acıbadem Hastanesi Kalp Damar Cerrahi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tayyar SARIOĞLU yaptı. Kök hücre alanında son 20 yılda daha da gelişmeler olacağını, bu çalışmaların sağlıklı hayatı uzatmak, başta kanser ve kronik hastalıklar gibi birçok hastalıklara çare bulmak olduğunu vurgulayan SARIOĞLU sözü Konuşmacı Prof. Dr. Erkut ATTAR’a bıraktı.

KÖK HÜCRE İLE TEDAVİLER İNSAN HAYATINDA ÇIĞIR AÇTI

Prof. Dr. ATTAR konuşmasının giriş bölümünde şunları söyledi; “İnsan tek hücreden meydana gelir. Spam ile yumurta birleştikten sonra bir tek hücre oluşur. Buradan da bütün dokular gelişir. Bu tek hücre vücut içerisinde her hücreye dönüşebilme yeteneğine sahiptir. Anne karnındaki zamandan şu andaki yetişkin olduğumuz zamana kadar bir sürü kök hücremiz vardır. Karaciğerimizde, derimiz ve birçok organımızda vardır. Örneğin elimizi kestiğimizde yara belirli bir süre sonra kapanır, işte bunu yapan kök hücrelerdir.

Bir kaza esnasında kolunuzu kaybettiğinizde yerine bir kol yapabilir miyiz? Bir organ geliştire bilir miyiz? diye soruların cevabı aranırken; kök hücre günümüzde çığır açmış durumdadır. Lösemi hastalarında da kemik iliğine yeni kök hücre yerleştirilerek hastalık tedavi edilmektedir. İnsan daha 6-8 hücre aşamasındayken kök hücreye sahiptir. Kök hücreleri Cell’in içerisinden alıp kullanabilme şansımız var. Bu yöntem tüp bebek teknolojilerinde kullanılıyor.”

DOLLY KURBAN EDİLİR Mİ? EDİLMEZ Mİ?
“Son 10 yılda büyük gelişmeler oldu. Boş yumurtanın içerisinde bir vücut hücresi koyduğunuz zaman bu embriyo üretime sevk edildiğinde o canlı kronlanabilir. Dolly’i de bunun için kronladılar. Dolly kopyalamak için 270 deney yapıldı ve birinde başarılı olundu. Dünya; kopyalanan Dolly üzerinde ilaç ve insülin yapmak için çalışmalar başlattı. Onlar insan sağlığına ve tıp teknolojisine nasıl katkıda bulunuruz diye düşünüyorken biz ise Dolly kurban edilir mi edilmez mi diye anlamsız münakaşalara şahit oluyoruz.

Türkiye üreme tıbbı açısından Uluslar arası Kongre de dünyada 5. sıradayız. Ülkemiz bu alanda iyi yerlere gelmiş bulunmaktadır. Eksik olan yönümüz ise teknolojiyi hala dışarıdan satın almamızdır. Bu alanda kullandığımız bütün ilaçları ve malzemeyi maalesef dışarıdan temin ediyoruz.”

İNSAN KRONLANMALI MI?
“Kronlamayı insan açısından da düşündük. Ancak buna etik olarak karşıyız. Bir hasta insanı kronlayıp onun rahatsızlığını gidermek istedik. Amaç bu doğrultu da olmalıdır. İnsan kopyalama konusunda halen tartışmalar sürüyor. Ahlaki olarak doğru mu etik olarak doğru mu? diye…”

KORDON KANLARININ DIŞARIYA GÖNDERİLMESİ ÖNLENMELİDİR.
“Türkiye’de 2003 yılında şöyle bir uygulama yapıldı. Bebeklerin kordon kanını saklayın bebeğinizin hayat sigortasıdır denildi. Bizde doğuma para bulamayan aileler gittiler bebeklerinin kordon kanlarını dondurdular. Maalesef yine bu kanlarda Amerika’ya taşındı. Ancak hiç gereği yoktu. Siz bu yolla kendi şifrenizi başkasına vermiş oluyorsunuz. Dolayısıyla yarın bir gün devlet başkanı olduğunuzda sizin bütün ırksal özelliklerinizi incelemeyecek bilgilere sahip oluyorlar.

Kordon kanlarından elde edilen Kök Hücreleri özellikle kanser hastalıklarında kullanıyoruz. Ancak bu deneme evresinde olan bir çalışmadır. Kanser olan hasta da diyelim bir tümör var. Cerrah tümörü çıkartıyor. Tümörün bir parçasını laboratuara veriyor. Laboratuar bu tümörü işliyor ayrıştırıyor. O tümörün özelliklerini götürüyor kök hücreye yüklüyor. Bu kök hücreyi aşı gibi biz de hastaya veriyoruz. Hastanın bağışıklık sistemini canlandırıyoruz. Kanserin en azından tekrarını veya ilerlemesini, hücre bölünmesini kendi bağışıklık sistemini kullanarak kontrol ediyoruz. Buna da hedefe yönelik tedaviler diyoruz.”

Prof. Dr. Erkut ATTAR konuşmasının sonuç bölümünde şunları söyledi; “Tekrar etmek istiyorum ki Türkiye’de tıp bilimi ve bilim adamları dünya ölçeğinde önemli bir yere sahip bulunmaktadırlar. Son teknolojileri öğrenmek ve uygulama konusunda başarılıdırlar. Bu başarının ülkemiz ve milletimiz için beklenilen sonuçları verebilmesi kullanılan teknolojilerin tarafımızdan üretilmesi ile doğrudan alakalıdır. Bütün çalışmalarımızda bilimi rehber olarak alıyoruz ve üniversitelerimizin sadece bilimle meşgul olmasını, siyasete malzeme edilmemesinin önemine inanıyorum. Sözlerimi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle bitirmek istiyorum; ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Bunun haricinde mürşit aramak cehalettir, gaflettir.’ ”

Oturum Başkanı Prof. Dr. Tayyar SARIOĞLU oturumu kapatırken şunları söyledi; “Son derece önemli ve teknik bir konuyu tamamen bilimsel sınırlar içerisinde ve fevkalade maharetli bir şekilde konunun uzağında olan insanlarında anlayacağı bir şekilde ifade eden değerli Prof. ATTAR’ı kutluyorum. Özellikle yüksek teknolojinin ürünlerinin ülkemizde yapılabilmesi üniversitelerimizin siyasi meselelerle gereğinden fazla meşgul edilmemesi ve bilimin ışığında yol alınması konularındaki tespitlerinin altını çizmekte fayda görüyorum…”