
Türkiye’nin Ekonomik Yapısını Güçlendirebilmesi Ve İhracatını Büyütebilmesi İçin Lojistik Merkezlere İhtiyacı Vardır
Avrasya Bir Vakfı’nın kültür programları çerçevesinde ikinci sefer ele aldığı “Lojistik Merkezleri ve Türkiye’de Ulaşım Meselesi” ve “Kentsel Lojistik-Lojistik Köyler ve Organize Lojistik Bölgeleri” başlıklı konferans iki bölüm halinde Prof. Dr. Mehmet TANYAŞ ve Dr. Muhammed BAYMACI tarafından verildi. Bu çalışmanın oturum başkanlığını Gazeteci Yazar Güntay ŞİMŞEK yaptı. Oturum Başkanı ŞİMŞEK açış konuşmasında özellikle Avrupa ülkelerinde lojistiğin geldiği aşamayı ve lojistiğe verilen önemi anlatarak Türkiye’de konunun son derece gerilerde kaldığını bunun da ekonomimizi bütünüyle olumsuz olarak etkilediğini ifade etti. Çağdaş anlamda bir lojistik yapılanma sağlanmadığı takdirde ekonominin büyük bir israf ve emsallerine göre düşük bir kârlılıkla üretmek ve satmak zorunda kalacağını vurguladı.
Oturumun birinci bölümünde Okan Üniversitesi Uluslar arası Lojistik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet TANYAŞ şunları söyledi: EKONOMİMİZ İÇİN LOJİSTİK HAYATİ ÖNEM TAŞIMAKTADIR. “Ben genel olarak bir lojistik tanımı yaptıktan sonra gelişmiş ekonomilerde Lojistiğin gelmiş olduğu nokta ve bu ekonomilere sağladığı faydalar üzerinde duracağım. Bu noktadan hareketle Türkiye’de geç kalınmış olsa bile lojistikte atılması gereken adımları ifade etmeye çalışacağım. Öncelikle bir yanlışı işaret etmek istiyorum. Türkiye’de klasik nakliyatçılık yapan firmalar kendilerine Lojistik firma adı vermektedirler. Bu unvanın lojistik bilgisi açısından maalesef bir anlamı olmadığını ifade etmek zorundayım. Çünkü lojistikten bahsede bilmek için taşımanın yanında uygun şartlarda doğru depolama yapabilme imkanı veren bir depoya da ihtiyaç vardır.
Yani lojistiğin başlangıcı nakliye araçları ve onlarla birlikte çalışan depolardır. Burada taşıma vasıtası dediğimiz zaman sadece kamyonu düşünmememiz gerekir, demir yolu, deniz yolu, hava yolu akla gelmelidir. Başlangıç noktasından derinleştikçe yani zincire dış ticaret, gümrükleme, stoklama, paketleme ve sipariş yönetimi dahil edilip ucu açık bir sistem düşünüldüğünde lojistik kavramı yerine oturmuş olur. Buradan da anlıyoruz ki taşımacılığın ötesinde lojistiğin daha organize daha derin bir anlamı bulunmaktadır. Bir işletme içerisinde lojistiği üç ana unsurla ifade edebiliriz. İşletmeye gelen malların lojistiği, işletmede malların dolaşım lojistiği ve işletmeden giden malların lojistiği.”
KAMYONLA MAL TAŞIMAK BÜYÜK KAYIPLARA SEBEP OLMAKTADIR
Prof. Tanyaş konuşmasının gelişen bölümünde; “Lojistik, piyasanın talep ettiği malı zamanında ve en optimum ölçeklerde rafa koyabilmek demektir. Biz buna savaş rafta kazanılır diyoruz. Türkiye’ye bu açıdan baktığımız zaman %70’ler seviyesinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu ekonominin %30 kaybı anlamını da ifade etmektedir. Bunun ne kadar önemli bir rakam olduğu ortadadır. Gelişen ekonomik şartlarda maliyetlerin artması lojistiğe daha büyük bir önem kazandırmaktadır. Biz buna tedarik zinciri yönetimi diyoruz. Lojistikten daha ileri bir adım sayılabilecek bu sistem biliyoruz ki maliyetler üzerinde çok olumlu bir tesir meydana getirmektedir. Bu sistemde işletme minimum stok miktarı ve maliyeti ile çalışmakta üretimini aksatmadan atıl kapasite yaratmadan müşterinin arzuladığı malı stok maliyeti bindirmeden minimum finansman maliyetleriyle raflarda bulundurmaya ve satmaya muvaffak olmaktadır. Bu hadise bize gelişmiş ülkelerde karpuzun dilimle satılmasının, elma vb meyvelerin ve sebzelerin tane ile satılmasının ne anlama geldiğini anlatmaktadır.”
Prof. Tanyaş konuşmasının sonuç bölümünde şunları söyledi; “Bugün Türkiye’de yanlış yapılanmış bir nakliye sistemi büyümeye devam etmektedir. Mallarımızın %90’ına yakın bir kısmı kara yolu ile taşınmaktadır. Üstelik yapılan bu taşımalar tırlarla değil kamyonlarla yapıldığı için çok büyük zaman, enerji kaybı, mal ve can ziyanına sebep olan kazalar meydana gelmektedir. Türkiye’nin tabiatıyla bu taşımacılığını demir yollarına ve deniz yollarına kaydırma zarureti vardır. Bu dönüşüm yapılırken başlangıçta çok iyi sorgulanmış, çok iyi araştırılmış ve uzun zamana göre planlanmış bir lojistik anlayışına, kararına ihtiyaç bulunmaktadır. Şu anda Türkiye’nin en büyük limanı olarak gözüken Haramidere Orhanlı da büyük mahsurları içinde taşıyan giriş yolu olup çıkış yolu olmayan ve bizim için en büyük liman özelliğinde bir yer bulunmaktadır.
Bu hiçbir şekilde Türkiye’nin gelmiş olduğu ekonomik seviye ve gerçekleştirmiş olduğu ihracat bakımından kabul olması mümkün olmayan bir durumdur. Arzu edilen şey yükleme boşaltma kapasitesi ve ekipmanları, giriş çıkış yolları, gümrüklemesi, laboratuarları, depoları, paketleme ve dağıtım sistemleriyle hava, kara, deniz, demir yolu unsurlarının entegre olduğu lojistik merkezler, lojistik organize köylerdir. Maalesef Türkiye’de bundan bir tane bile bulunmamaktadır. Avrupa’da ise yüzlercesi mevcuttur. Bunun bir ileri aşaması ihtisas lojistik köyleridir ki benden sonra konuşacak olan arkadaşımız bu detaylara girecektir. ”Bu cümlelerle konuşmasını sonlandıran Prof. Tanyaş’ın ifade ettiği konulardan önemli bulduklarını açıklayarak oturum başkanı Şimşek tekrar etti ve sözü Dr. Muhammed BAMYACI’ya verdi.
LOJİSTİK KESİNTİSİZ BİR AKIŞI VE SİSTEMATİĞİ İFADE EDER
Dr. Muhammed Bamyacı konuşmasının giriş bölümünde şunları ifade etti; “Lojistik denildiği zaman ilk akla gelen sistematik bir bağlantı ve kesintisiz bir akıştır. Özünde tıkanıklıklar, aksamalar olan bir sistemin lojistik olarak tanımlanması imkansızdır. Öncelikle kentsel lojistiğin bir tanımını yapmak istiyorum: Kentsel Lojistik; kentsel hareketlerin, sosyal, çevresel, ekonomik ve mali tüketimiyle ilgili etkilerini de dikkate alarak kentteki bu faaliyetlerin sosyal pazar ekonomisini destekleyecek şekilde organize edilmesi ve buna süreklilik kazandırılmasıdır. Burada pazar ekonomisine sosyal kelimesini özellikle ilave ediyoruz.
Çünkü kent lojistiği tamamıyla sosyal bir olaydır. Bunun temin edebilmek için kent lojistiğine ve kentin hayatına bir sistem yaklaşımı gerekmektedir. Bundan da maksadımız kentleşme ile ilgili meselelerin çözümünde sadece mimarların, sadece mühendislerin ve hatta sadece sosyal bilimcilerin değil özellikle lojistik biliminin ve lojistikçilerin katkılarını almak zarureti vardır. Bizim sosyal genlerimizde bir bölünme eğilimi gördüğü işi çok fazla incelemeden taklit etme yönelişi olduğu kanaatindeyim. Bu bir yönüyle çoğulculuğu ifade ettiği için tasvip edilebilir ancak işletmelerin sağlıksız bir yapıda çoğalmaları kontrolsüz standart dışı ve hatta kayıt dışı ekonomik faaliyetler yürütmeleri piyasada tam bir kargaşaya ve pazar ekonomisini zaafa uğramasına sebep olmaktadır. Çoğulculuk iyi bir şeydir ancak ekonomiye katılan her bir üretim biriminin optimiteyi dikkate alması şarttır.
Piyasaya bu ölçülerin dışında firmalar dahil olduğu zaman piyasa ekonomisinin özünde mevcut bulunan büyük şirketlerin küçük şirketleri yutması tahakkuk etmektedir. Bu da sosyal yapıyı yaralayan bir sonuç doğurmaktadır. Dolayısıyla piyasa ekonomisine polisiye tedbirlerle müdahale imkanı olamayacağına göre piyasaya girecek olan şirketlerde belli standartlara önem vermek lazım ve bu şirketlerin haksız rekabete karşı ilgili mevzuatla korunması gerekmektedir. Bu konunun özünde toplumun sosyal adaletten yana bir bilince ulaşmış olması büyük önem taşımaktadır. Mevcut piyasa ekonomisi toplumumuzun kültürel yapısıyla uzlaşamamaktadır. Sosyal adaletin gerçekleştirilemediği bir toplumda sağlıklı bir ekonomik faaliyet ve beklenen bir üretim miktarı ve yapısı da elde etmek imkansızdır.”
DEPREM BEKLENEN İSTANBUL’DA GEREKLİ AFET LOJİSTİK YAPILANMASI GERÇEKLEŞTİRİLEMEMİŞTİR
Dr. Bamyacı konuşmasının ilerleyen bölümünde şunları söyledi; “Kentsel lojistiğin çözümünde paydaşların; yani hizmet alanların, hizmet verenlerin, sistemi üreten ve kontrol edenlerin bu sorunların çözümüne birlikte katkı yapabilmeleri gerekmektedir. Çok önemli bir konuya deyinmek istiyorum. 15 milyona nüfusa ulaşmış olan ve her an bir deprem tehlikesi ile karşı karşıya bulunan İstanbul’da afet lojistiği ile ilgili gerekli ve yeterli hiçbir tedbir mevcut değildir. Öncelikle şehrin iki yakasında iki lojistik merkezi oluşturulmalıdır. Bu merkezlerde afet lojistiğine ait bölümler olduğu gibi o bölgeye ait üretim yapan kuruluşların da lojistik merkezleri bulunmalıdır. Böyle bir yapı herhangi bir felaket anında malzemeye ulaşmada, malzemenin naklinde ve planlanmasında çok büyük kolaylıklar sağlayacaktır.
Bu lojistik depolar firmaların depolama maliyetlerini kazalardan doğan risklerini ulaşım maliyetlerini hatta gümrükleme ve paketleme tevzii maliyetlerini azaltacaktır. Bu noktada yıllardır ilgililere ulaştırmaya çalıştığım bir durumu sizinle paylaşmak istiyorum. Ben buna bilgi lojistiği diyorum. Türkiye’de bu noktada şu anda büyük zararlara sebebiyet vermekte olan ileri de telafisi mümkün olamayacak problemler doğuracak bir durum söz konusudur. O da Türkiye’deki her belediyenin kendi bünyesinde kendi anlayışına göre ve kendisinin yaptırdığı bir e-belediyecilik programı uygulamasıdır.
Bunun öncelikle korkunç bir maliyet unsuru olduğunu her bir belediyedeki bilgi depolamasının sağlıklı olamayacağını gerektiğinde yeterli şekilde kontrol edilemeyeceğini milli planda önemli problemlere kaynak teşkil edeceğini belirtmek istiyorum.” dedi. Konuşmasının son bölümünde özellikle Almanya, İtalya, Portekiz’de bulunan lojistik köylere dikkatleri çekerek konuşmasını tamamladı. Oturum Başkanı Güntay ŞİMŞEK yapılan konuşmalardan önemli gördüğü hususları dinleyenlerle paylaştı. Soru cevap faslı ile oturumu kapattı.
Kategori: Konferanslar

![Lojistik_01[1]](http://www.avrasyabir.org/wp-content/uploads/2009/01/Lojistik_011-150x150.jpg)
![Lojistik_02[1]](http://www.avrasyabir.org/wp-content/uploads/2009/01/Lojistik_021-150x150.jpg)
![Lojistik_03[1]](http://www.avrasyabir.org/wp-content/uploads/2009/01/Lojistik_031-150x150.jpg)
![Lojistik_04[1]](http://www.avrasyabir.org/wp-content/uploads/2009/01/Lojistik_041-150x150.jpg)
![Lojistik_05[1]](http://www.avrasyabir.org/wp-content/uploads/2009/01/Lojistik_051-150x150.jpg)
![Lojistik_06[1]](http://www.avrasyabir.org/wp-content/uploads/2009/01/Lojistik_061-150x150.jpg)


Yorum Yaz