“Taştaki Türkler”

Tarİhçİler, insanlığın resimden piktographa (Eski Mısır’da olduğu gibi harf yerine geçen resimli tek işaret), piktograma (stilze resim), ideograma (doğrudan fikri anlatan işaret), oradan da phonograma (bir harf, hece ya da sesi gösteren işaret), en sonra da harfe (dildeki bir sesi gösteren işaret) geçtiklerini belirtiyorlar. Bu kaya resimlerindeki figürlerin, tamgaların harfe dönüşebilmesi, en az onbin yılı gerektiren bir süreçtir.
SERVET SOMUNCUOĞLU, HAYATINI RİSKE ATARAK YAPTIĞI ÇALIŞMA İLE, İNSANLIĞIN BİNLERCE YILLIK MİRASINI GÜNIŞIĞINA ÇIKARMIŞTIR. “SİBİRYA’DAN HAKKARİ’YE TAŞTAKİ TÜRKLER” BU BENZERSİZ ÇALIŞMANIN ÜRÜNÜDÜR.

Binlerce yıl, binlerce metre yükseklikteki yaylarda gizli kalmış insanlık mirasını hayatını riske ederek görüntüleyip bunları “Sibirya’dan Hakkari’ye Taştaki Türkler” adıyla kitaplaştırarak insanlığa armağan eden Sevet Somuncuoğlu, geçtiğimiz hafta sonu AVRASYA BİR VAKFI’nda bir konferans verdi; birikimlerini, görüşlerini izleyenleri ile paylaştı.

Servet Somuncuoğlu, “Sibirya’dan Hakkari’ye Taştaki Türkler” adlı benzersiz eserinde, Tanrı Dağları’ndan Batı Anadolu’ya, hatta Kuzeybatı Avrupa’ya uzanan geniş bir coğrafyada karşımıza çıkan kaya resimlerindeki ortak figürlerin anlamını sorguluyor. Günümüz estetik anlayışı ile çelişmeyen stilize figürlerle bezenmiş taş tualler üzerine resmedilmiş bu tablolar ne anlatıyor? Özellikle Türkistan coğrafyasındaki yüksek yaylalardaki, karlı dağlardaki onbinlerce kaya üzerine kazınmış figürlerin, tamgaların sırrı ne? Aslında ortada sır olan birşey yok; Tanrı Dağları’ndan Finlandiya’ya uzanan coğrafyadaki yaylalarda binlerce yıl öncesine tarihlenen kaya resimleri, Türk kültürünün tarihin taş sayfalarına nakşedilmiş izleridir. Bu gerçek biliniyor, ama bugüne kadar göçebe, barbar olarak tanımlanan Türkler konusunda ezberin bozulması gerektiği için, bu görkemli miras görmezden geliniyor.

Servet Somuncuoğlu, Türkistan coğrafyasındaki yüksek yaylalarda onbinlercesine birarada rastlanan, binlerce yıl önce kazıma ya da dövme tekniği ile kayalar üzerine nakşedilmiş tabloları, tamgaları bizlerin, araştırmaların incelemesine sunan benzersiz eserini şöyle tanıtıyor: “Gizemli tamgalar, uçan arabalar, göksel yolculuğa çıkan atlılar, hayvan kılığına girmiş insanlar, insan kişiliğne bürünmüş hayvanlar.. Şamanlar, savaşçılar, çobanlar.. Kendi içi dünyası ile imgeler aracılığı ile ilişki kuran ve bu imgeleri kayalar üzerine resmeden insanlar… Sibirya’dan Anadolu’ya dek dağların doruklarında, gizemli vadilerde, nehir yataklarında, ıssız çöllerde sürekliliğini kayalara kazımış bir kültürün izleri raks ediyor. ‘Sibirya’dan Hakkari’ye Taştaki Türkler’, Gobi Çölü’nden Lena Nehri kıyısına, Kırgızistan Saymalı Taş’tan Hakkâri Gevaruk Yaylası’na altı ülkede, altmış dört ayrı alandaki kaya resimlerinin sırrını sayfalarına taşıyor.”

Tanrı Dağları’ndan Batı Anadolu’ya uzanan coğrafyada önümüze çıkan kaya resimlerinin ortak figürü hayvandır; geyiktir, dağ keçisidir, attır. Bu figürler Türkistan coğrafyasındaki insanların hayvanla olan yakın ilişkisini ortaya koyduğu gibi, şaman inanışının ruh halini de sergilemektedir. Şaman inancında insanlar ‘karaboğa postu’na, ‘kuş donu’na girebilir, yani hayvan kılığına bürünebilirler. Geniş bir coğrafyada, erişilmesi zor yaylalarda binlerce kayaya nakşedilmiş figürler, tamgalar buralarda yaşayan insanların yaşam biçimlerini yansıttıkları gibi, resimli anlatımdan alfabeye geçiş sürecini de belgelemektedirler. Bu kaya resimlerinde görülen figürlerin tamgaların Orhun anıtlarındaki Türk alfabesinin kökeni olduğu artık inkar edilemiyor. Ancak, bu görkemli geçmişin Türklere ait olduğu gerçeğini kabul edemiyorlar.

BENZERSİZ ESER
Servet Somuncuoğlu bu yıl Sedat Simavi ödülüne layık görüldü; hakkıdır. “Sibirya’dan Hakkari’ye Taştaki Türkler” yalnızca fotoğraf sanatı ya da belgeselcilik yönüyle öne çıkan bir eser değildir. Somuncuoğlu’nun bu eserini önemli ve benzersiz kılan, fotografları sergilenen kaya resimlerinin içeriğinde gizlenmiş olan binlerce yıllık insanlık mirasının kodlarıdır. Binlerce yıl gizli kalmış insanlık mirasını gün ışığına çıkarmış olmasıdır.

Sosyal bilimlerde görsel eserlerin, kültür tarihi ile ilgili araştırmalarda karşılaştırılmalı çalışmaların önemini yeterince kavrayabildiğimiz söylenemez. Bu açıdan bakıldığında, ülkemizde bugüne kadar yapılmış kültür tarihine ilişkin araştırmalarda, çalışmalarda hissedilir bir boşluk vardır. Servet Somuncuoğlu’nun eseri, kültür tarihimiz açısından da çok önemli bir çalışmadır. “Sibirya’dan Hakkari’ye Taştaki Türkler”, Tanrı Dağları’ndan Batı Anadolu’ya uzanan coğrafyada rastlanan binlerce kaya resmi üzerindeki figürlerin, tamgaların benzerliği, aynılığı bu toprakların sosyal yapısı konusunda belli amaçlara yönelik çalışma yapanlara da çok güzel bir yanıttır. Servet Somuncuoğlu, “Taştaki Türkler” adlı eseriyle, dile bağlı verilerle bu ülkede bir ayrışma yaratma çabalarının ne kadar temelsiz olduğunu da belgelemiştir. Güneydoğu Anadolu’nun dağları, taşları da binlerce yıl öncesine tarihlenen tamgalarımızla mühürlenmiştir.

Somuncuoğlu’nun “Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler” adlı eseri 4 yıllık hazırlık sonrasında, 6 ülkede 150 bin kilometre katedilerek 138 günlük çekim maratonu sonrasında ortaya çıkarılmış bir hazinedir. Bu benzersiz eseri ortaya koyabilmek için yapılan çekimler Sibirya’daki Ulan-Ude’den başlamış, Moğolistan, Tuba, Hakasya, Gorno Altay, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan’da araştırmalar yaptıktan sonra Türkiye’de Kars’ın Kağızman ilçesinin Camuslu köyü, Şaban köyü ve Kurban Ağa mağarasında, Erzurum’daki Cunni mağarasında, Erzincan’ın Kemaliye ilçesindeki Dilli vadisinde, Ordu’nun Mesudiye İlçesi Esatlı Koyu’nde, Hakkari’nin Yüksekova ilçesindeki Gevaruk Yaylası’nda, Antalya-Beldibi ile İzmir’in Ödemiş ilçesinin Konaklı beldesinde noktalanmış. (Karadeniz’in kuzeyinden İskandinavya’ya uzanan alandaki insanlık mirasının çekimleri için UNESCO’nun destek vermesi beklenmemelidir. Bu, Servet Somuncuoğlu’na, “Devam et, arkandayım” diyecek bir işadamımız sayesinde gerçekleştirilecektir.)

“TARİH SUMERLE BAŞLAR” DENİYOR, AMA..
Türkistan coğrafyasının kuş uçmaz kervan geçmez yaylalarındaki bu yazılı kayalardaki figürlere gizlenmiş mesajların kodlarını henüz çözebilmiş, Türk ve insanlık tarihi açısından ne kadar önemli olduğunu anlayabilmiş değiliz. Yazının ilk kez Sumerler tarafından kullanıldığı kabul edilmiş olduğundan, “Tarih Sumerle başlar” diyoruz, ama ya öncesi? Orhun anıtlarındaki harflerin Türkistan coğrafyasındaki kayalara kazınmış tamgaların dönüşümüyle oluştukları artık inkar edilemeyen bir gerçektir.

İç Asya’daki binlercesi gibi, Lena kaya resimleri de MÖ 14-12 binli yıllara tarihleniyor. Tarihçiler, insanlığın resimden piktographa (Eski Mısır’da olduğu gibi harf yerine geçen resimli tek işaret), piktograma (stilize resim), ideograma (doğrudan fikri anlatan işaret), oradan da phonograma (bir harf, hece ya da sesi gösteren işaret), en sonra da harfe (dildeki bir sesi gösteren işaret) geçtiklerini belirtiyorlar. Bu kaya resimlerindeki figürlerin, tamgaların harfe dönüşebilmesi, enaz onbin yılı gerektiren bir süreçtir. Bu geçişin 10 bin yıllık geçmişini araştırdığımızda, karşımıza yalnız Türklerin değil, insanlığın kayıp mirası olan bir hazine çıkmaktadır. İnsanlığın onbinlerce yıl karanlıkta kalmış, karanlıkta bırakılmış mirası, Servet Somuncuoğlu’nun “Sibirya’dan Hakkari’ye Taştaki Türkler” adlı eseriyle gün yüzüne çıkmıştır. Servet Somucuoğlu’nun Türkçe ve İngilizceyazılmış olan bu benzersiz eserine Prof. Dr. Ahmet Tasağıl “Bilinen Tarihin Şafağında Eski Türk Tarihinin Zaman ve Mekanda Yeri”, Prof. Dr. Dmitry D. Vasilev “Geçmişten Gelen Sesler”, Ersin Alok da “Kaya Resimlerine Bakış” başlıklı yazılarıyla katkıda bulunmuşlar.

Az sayıda basılan bu benzersiz eserin yakın bir gelecekte yeniden basılması mümkün değildir. Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler’i kitapçılarda bulmanız mümkün değil. Bu benzersiz kitaba sahip olmak isteyenlerin Servet Somuncuoğlu’na baş vurmaları gerekiyor.

İsteme Adresi: Servet Somuncuoğlu, Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler, A-Z Yapı İnşaat Kültür Yayınları, İstanbul, Mayıs 2008.
E. Adres: somuncuoglu@yahoo.com
Tel:0533. 20 96 567