“Çanakkale Zaferi Milli Gücümüzün Kaynaklarındandır Ve İstiklal Harbimizin Ön Sözüdür.”

Avrasya Bir Vakfı geçen haftaki kültür programında İstiklal Marşımızın kabulünün 88. Yıl dönümü ve Çanakkale Zaferinin 94. Yıl dönümünü konu aldı. Çalışmalara katılan misafirlere Mehmet Âkif Ersoy ve Çanakkale Zaferleriyle ilgili slayt gösterileri sunuldu. Özellikle ülkemizin meşhur hafızlarından İsmail Çoşar’ın okuduğu Çanakkale Şehitleri’ne gazeli eşliğinde sunulan Çanakkale Savaşının görüntüleri katılanlara duygulu anlar yaşattı.

Oturum Başkanlığını Gazeteci Araştırmacı Yazar ve TRT’nin Emekli Program Yapımcılarından, Avrasya Bir Vakfı’nın yönetim kurulu üyelerinden Ahmet ÇELİK yaptı. Çanakkale Zaferi haftası münasebetiyle “Çanakkale Zaferi ve Türk Edebiyatı” konulu konferansı Beykent Üni. Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Erol Ülgen sundu. Oturum Başkanı Ahmet ÇELİK konferansı açış konuşmasından Çanakkale Savaşlarının bütün dünyada etkileri hissedilen Türk tarihi açısından önemli bir dönüm noktasını teşkil ettiğini ifade etti.

Bu savaşların önceki savaşlardan farkının “Dünyanın en güçlü devletlerinin bütün ordularıyla artık Türk varlığını tarihten silmeyi hedef almış olmasıdır. Bu savaşlarda Türk Milletinin ve Mehmetçiğin göstermiş olduğu kahramanlık, azim ve cesaret tarihimize emsalsiz bir zaferi sağlarken dünyaya da Türk milletinin ebediyen bağımsız yaşama kararlılığını ifade etmiştir. Nasıl ki Çanakkale muharebeleri İstiklal Harbimizin ön sözü ise Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitlerine yazmış olduğu destanda İstiklal Marşı’mızın ön sözü niteliğindedir.” dedi.

Yardımcı Doç. Dr. Erol ÜLGEN konuşmasının başlangıç bölümünde şunları söyledi; “Çanakkale Zaferinin her yıl dönümü milletimizin yeniden hayat bulduğu milli ruhun adeta şarj olduğu ve ebediyen bağımsız yaşama kararlılığını milletçe haykırdığı zamanları ifade etmektedir. Edebiyatçıların çok iyi bildikleri gibi tarihsiz bir edebiyattan bahsolunamaz. Dolayısıyla bu önemli zaman diliminin edebiyatımızda çok derin ve önemli tesirlerinin olduğunu, olması gerektiğini biliyoruz. Bu savaşların başladığı andan itibaren toplumumuz onun derin etkilerini şairiyle, romancıyla, hikayecisiyle ifade etmiş ve bu savaşlar destanlarımıza, türkülerimize konu olmuştur. Savaşların edebiyat ve sanat hayatımıza etkilerine en açık örnek dönemin idarecilerinin aldığı bir kararla Türkiye’nin o günkü önemli şair, yazar ve ressamlarının yer aldığı 10 günlük bir Çanakkale seyahatinin tertip etmeleridir.

Bu seyahate iştirak edenler bugün bileceğiniz isimleriyle şunlardır; Ağaoğlu Ahmet, Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek, İbrahim Alâaddin GÖVSA, Ali Canip Yöntem, Hıfzı Tevfik Gönensay, Ressam İbrahim Şanlı, Ressam Nazmi Ziya, Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul, Rauf Ahmet Yekda, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Selahaddin Ve Yusuf Gazi Beylerdir. Heyet içerisinde bir sinema makinesi ve bunu kullanacak kişilerinde bulunması çok önemlidir. Ancak üzülerek ifade edelim ki orada çekilen bu filmler bugün elimizde mevcut değildir. Burada belirtilmesi gereken diğer bir hususta bu sanat ve edebiyat adamlarının cephede özellikle de Mustafa Kemal’in karargahını ziyaret etme arzularıdır. Çünkü Mustafa Kemal’in milli kahramanlık vasfı Çanakkale Savaşlarında ortaya çıkmaya başlamıştır.”

Dr. Ülgen konuşmasının gelişme bölümünde şunları söyledi; “1915 yılının Temmuz ayında 20 kişilik yazar, şair ve sanatçılarımızdan oluşan bu heyete “Heyet-i Ebediye” adı verilmiştir. 10 gün süren bu seyahatten sonra bu sanatçılarımız düşüncelerini , duygularını, şiir ve nesir halinde yayınlamaya başladılar. Daha sonra bu edip ve şairler bu alanda eserler vermeye devam ettiler. Burada 20 kişi civarında Çanakkale gezisine katılan gazeteci, şair ve yazarlarımızın dönüşlerinde bir kısmının kara yolu bir kısmının deniz yolunu tercih ettiklerini biliyoruz. Bunların yolculukları sırasında edinmiş oldukları intibalar da sonraları eserlerine yansımış önemli hususları ihtiva etmektedir.

Dr. Ülgen konuşmasının son bölümünde şunları söyledi; “Oturum Başkanı Ahmet Çelik beyinde belirttiği gibi Çanakkale Muharebelerini öncekilerden farklı kılan durum o güne kadar bir hedefe saldıran birleşik orduların ortaya koyduğu güçleridir. Çünkü ilk defa bu muharebelerde Kara Kuvvetlerinin yanı sıra Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri ve Denizaltı Harp Gemileri savaşa iştirak etmişlerdir. Bu savaştan önce hiç bir muharebe de bu kadar cephane ve mühimmat kullanılmamıştır. Bütün dünyanın malumudur ki Çanakkale kara parçasında, muharebe meydanlarında bir metre kareye 6.000 mermi kovanı isabet etmektedir.

Mehmet Akif Ersoy’un yapılan saldırının vahşet ve dehşetini ifade eden; “Ölüm indirmede gökler, Ölü püskürtmede yer. O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.” tasviri hepimizin kulaklarında çınlamaktadır. Türk milletini yok etmek kastıyla yapılan bu saldırılar da diğer önemli bir husus ise düşmanla aramızdaki telafi edilmesi mümkün olmayan maddi güç farkıdır. İşte bu fark milletimizin topyekün şahlanışı ve iman kudretiyle karşılanıp saldırganlar geldiklerine pişman edilmişlerdir. Ne var ki bu savaşlar özellikle Türk milletinin büyük bir kısmı tahsilli 250.000 evladını şehit vermesine sebep olmuştur. Cepheye sevk edilen askerler ve gönüllüler artık yaşlarına değil kilolarına göre kabul edilmişlerdir ve 45 kg üzerindeki kişiler cepheye sevk edilmişlerdir.

Yapılan bu muharebenin bize ağır bedelini ve milletimizin kahramanlığını gösteren yaşanmış şu olayı dikkatlerinize sunmak istiyorum. Hanesinden, son er kişiyi cepheye gönderen anne şöyle söylemektedir: “Hüseyin aslan oğlum benim… Dayın Şıpka’da, baban Öreke’de, ağalarında 8 ay evvel Çanakkale’de şehit düştüler. Sen, son yongamsın. Bak oğlum! Ezan susacaksa, minarelerin kandilleri sönecekse öl de, köyüne dönme… Haydi oğlum ya Gazi ol, ya Şehit… Sütüm sana helal olsun.” Bu olayda bize göstermektedir ki bir ülkenin kahramanlık kaynağı ve milli gücünün membağı annelerdir, kadınlardır. Kadını kahraman olmayan bir milletin erkeklerinden kahraman çıkamaz. Şehitlerimizi rahmetle anıyorum.”

Kategori: Konferanslar

Etiketler: , , , ,