Su Meselesi Ve Çevre

Dünyamızda 6 milyon çeşit canlı ile bir hayat zinciri oluşturuyoruz. Birimizin başına gelecek her şeyin diğerlerimizide etkileyeceğini unutmamamız gerekir. Avrasya Bir Vakfı’nın Mart ayındaki 3. Konferansını ülkemizin ünlü doğa belgeselcisi Cemal GÜLAS verdi. Oturum Başkanlığını Avukat-Sanayici Şerafettin YILMAZ yaptı. Oturumu açış konuşmasında Av. Şerafettin YILMAZ; “Çevre nedir? Bundan 15-20 sene önce pek çoğumuz bundan habersizdik. Ancak bir çığlık bizi uyandırdı ve çevre meselesini zihinlerimize çaktı. Bu çığlık Karaca’nın çığlığıydı. TEMA Vakfını kurarak başlattığı faaliyetleri ülkemize ve dünyamıza önemli katkılarda bulunmuştur ve bulunmaktadır. Ben Cemal GÜLAS’ı bu duyarlılığın ve bu sesin öncülerinden sayıyorum. İnanıyorum ki onu dinledikten sonra buradan gidenler çevrelerine ve kullandıkları suya karşı daha duyarlı olacaklardır.”

Cemal GÜLAS konferansına 23 dakikalık bir belgeseli sunarak başlayacağını ifade etti ve şöyle dedi: “Bu film size hayatımızın nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösterecek. Bunu ortaya koymaktan maksadım; sizi umutsuzluğa sürüklemek değildir. Hep birlikte bu ipliği güçlendirerek geleceğimiz için, hayatımız için tedbirler düşünmektir. ”Gösterilen belgeselin içeriğinde Cemal GÜLAS şunları vurguladı: su yer çekimiyle birleştiğinde karşı konulamaz bir güç haline gelir. Dünyamızda son zamanlarda sıkça rastladığımız Tusunamiler, sel felaketleri suyun karşı koyulmaz gücünü haber verdiği kadar kısa gelecekte yaşayacağımız felaketler hususunda da bizi ikaz etmektedir. Dünyamızda yeryüzü şekillerinin oluşumunda üç güç rol oynar;
1- Teknotik sebepler
2- Volkanik sebepler
3- Su

Bugün dünyada milyonlarca insan günlük 10 litrenin altında suyla yaşamak zorundadır. BM’lerin verilerine göre dünyamızda her 15 saniyede bir çocuk susuzluktan kaynaklanan hastalıklar sebebiyle ölmektedir. Dünyada su zengini sayılabilme standardına ulaşmış ülkelerle ülkemiz mukayese edildiğinde Türkiye İstatistik Enstitüsü verilerine göre karşımıza ¼ ‘lük çok düşündürücü bir oran çıkmaktadır. Bundan daha da önemlisi üç tarafı denizlerle çevrili ve dünyanın iki önemli nehrinin bulunduğu ülkemiz, düzensiz yağışlar, topografik şartlar ve kötü su kullanılması sebebiyle susuzluk felaketiyle karşı karşıyadır. Dünyamız için büyük risk taşıyan bir husus atık suların arıtılmadan doğaya salıverilmesidir. Bu durum, yeraltı sularını, yüzey sularını ve toprağı kirletmektedir. Tarımda bilinçsiz su kullanılması toprağın tuzlanmasına ve yeraltı su seviyelerinin düşmesine sebep olmaktadır. Bütün insanlık tarihi tereddüde yer bırakmadan suyun medeniyeti kurmaktaki önemine şahittir.

İnsan vücudunda %1 su kaybolduğu zaman vücut ritminin bozulduğunu, %11 su kaybında ölümle yüz yüze geldiğimizi bile bile sulara ve onun muhafazası çevreye nasıl gerekli önemi göstermiyor bunu anlamak mümkün değildir. Dünya nüfusu son 100 yılda üç kat arttı, su kullanımı 6 kat arttı. Ancak kullanılabilir sular artmadı aksine azaldı. Dünyanın zincirleme bir sistem üzerine kurulduğunu ve suyun ikame edilemez bir kaynak olarak bu sistemin en önemli halkasını teşkil ettiğini unutmayalım.

Küresel Isınma ve Sonuçları
İnsan sanayi devrimiyle birlikte iklimin doğal değişimini etkilemeye başlamıştır. BM iklim değişikliği paneli 4. raporuna göre dünyanın yüzey sıcaklığı 1905-2006 yılları arasında 0,74 oC arttı ve bunun büyük kısmı son 50 yılda gerçekleşti. Artışın böyle devam edeceğini farz edersek dünyamız bu yüzyılda ortalama 3 oC’lik bir ısı artışına uğrayacaktır. Bunun sonunda şiddetli yağışlar, sıcak hava dalgaları, tropikal fırtınaların sıklık ve şiddetleri daha da artacaktır. İnsan dünyaya ben merkezli bakıyor. Oysaki biz hayatı 6 milyon çeşit canlıyla paylaşıyoruz ve bir bütünlük ifade ediyoruz. Birimize olan her şey diğerlerimizi de etkileyecektir.

Türkiye Akdeniz havzasında yer aldığı için küresel ısınmadan ciddi şekilde etkilenecektir. Bölgesel farklılıklar olsa bile bütün ülkelerde olumsuzluklar tesirini şiddetle hissetirecektir. 2030 yılına kadar yüzey suları azalacaktır. Bu ise gerek tarım alanında, gerekse günlük hayati ihtiyaçlarda olumsuz bir sonuç yaratacaktır.

Bütün dünyada iklim değişikliğindeki yansımalar giderek şiddetlenerek geçmiş asırlarda olduğu gibi buzul çağların yaşanmasına veya insanlığın yaşayamaz hale gelmesine sebep olacaktır. Bunun geçmişte olduğuna dair önemli delilleri bilim ortaya koymaktadır. Avusturya’da bulunan “Buz Adam OTZİ” ve Sibirya’da bulunan adeta tüm olarak şoklanmış Mamutlar, geniş bölgelerden kitlesel kaçışlara ait deliller bu iddiayı doğrulamaktadır.

Mevcut bilgilerimizi değerlendirdiğimizde ve yaşadığımız dünyayı gözlediğimizde dünyanın 1800’lerden itibaren yeniden iklim değişikliği sürecine girdiğini söyleyebiliriz. İnsanlık bu badireyi bir kere daha atlatabilme şansına sahiptir. Halen daha Anadolu – Mezopotamya- Ortadoğu ve Afrika insanlığa “Nuhun Gemisi” fonksiyonunu icra edebilme imkânlarına sahiptir. Görüntülü anlatımdan sonra Cemal GÜLAS konuşmasına şöyle devam etti; “ Su meselesini doğru anlamak şu ana kadar izlediklerimizi ve dinlediklerimizi değerlendirebilmek için üç noktaya dikkatlerinizi çekmek istiyorum.
1- Mabutların Kuzey Sibirya Steplerinden yüz binlerce yıl önce saklanmış şekilde günümüze gelmiş olmaları
2- Bütün semavi dinlerin bizim coğrafyamızın bir parçası olan Mezopotamya’da meydana çıkmış olmaları
3- ABD’nin Irak’ı işgali ve dünyamızın Ortadoğu üzerindeki ısrarı…

Bu noktalar dünya su meselesini anlayabilmemizin radikal uçlarıdır. Bu izahın ilk anda şaşkınlıkla karşılanması normaldir. Çünkü biz etkilendiğimiz olayları ve onların sebeplerini doğrudan ve doğru bilgilerle öğrenemiyoruz. Bir dezenfarmosyon bombardımanı altında adeta istenilen istikamete baktırılarak orada ayarlanmış tiyatro sahnelerini seyrediyoruz. Bunun sonunda petrol çok önemli ABD petrol için Ortadoğu’ya yöneliyor… İşte bu gerçeği ifade etmiyor çünkü esas önemli olan su ve hayattır. İkisi de birbiriyle ifade edilebilen bu gerçek başka hiçbir şeyle izah ve ikame edilemez.

1800’lerden beri süratle kirleterek dengesini bozduğunu dünyamız mevcut şartlarla “Küresel Isınma” adıyla yeni bir buzul çağına ve yok oluşa yönelmiştir. Ne acıdır ki bu felaket şu salondan kalkıp kaçacağınız kadar hazin, gerçek ve yakındır. Lakin biz halen daha petrolün önemine inandırılıyoruz ve olayları onun üzerinden izaha çalışıyoruz.

Bakınız Fransa Louvre müzesinin Dubai’ye taşıdı. ABD uzayda yerleşim alanları oluşturmaya çalışıyor. ABD’nin Irak ve Ortadoğu üzerindeki ısrarı bir an önce “Nuhun Gemisini” ele geçirmek dümene geçmek içindir. Şunu dikkate almamız gerekiyor BM’ler önümüzdeki 20 yıl içinde 30 milyon iklim mültecisinden bahsediyor. Hollanda’nın dev su kapaklarını 20 yıl önceden deniz aşmış durumda… Dünyanın en büyük bilinen yeraltı su rezervleri Çad ve Libya çöllerinin altında bulmaktadır. 100 yılda 1 mm akışkanlık gösteren bu hacimler adeta dünyanın ihtiyat rezervleridir. Ancak bu kaynakların kirletilmesi de an meselesidir.

4,6 milyar yıl ömrü olan dünyamızın geçirdiği serencamı bilmiyoruz. Bizim bildiğimiz 45 yıl ömrü olan bir insanın 85 dakikasına tekabül ediyor. Bu bilgisizliğimiz hem gelecek felaketleri anlamamızı, hem de sahip olduklarımıza gerekli özeni göstermeme sonucunu doğuruyor. Gerçekleri öğrenmek için bilgiye ulaşmamız lazım, ikinci elden bilgiler özellikle bu hususlarda gerçekten oldukça uzak bilgilerdir. Onlar kıt kaynakları bizden kaçırma veya onlara el koyma hakkını kendilerinde görüyorlar, biz kendi kaynaklarımıza kendi neslimizin geleceğine yani hayatımıza sahip çıkmak zorundayız. Ülkesini seven, milletini seven her insanın şehit kanlarıyla alınmış bu topraklara sahip çıkması namus borcudur. Bu hassasiyetle yaşamak zorundayız.

Kategori: Konferanslar

Etiketler: , , , , ,