Uygurlar Ve Bütün Türkler…

Günlerdir yüreklerimiz yanıyor, gözlerimiz kanıyor, aczimizin utancı ufuklarımızı karartıyor. Aklı başında her Türk bilmeli ki, bu gün Uygurlara reva görülenler yarın her birimiz için vardır. Biz bu cihanda aman dileyerek yaşama şansı olmayan belki tek milletiz. Zira dün efendileri, olduğumuz insanların yüreğinde sürekli haksız korkular büyütülmektedir. Basit diplomasiler gereği eski yurtlarımızı ne zaman bir devlet adamımız ziyaret etmiş ise bu gün Uygurların yaşadıkları o beldeler de yaşamıştır. Hatta daha da acımasızca yaşanmıştır.

İngilizlerin koruması altındaki yönetimleriyle Irak’ın 1938 ve 1944’de  1959,1963 te Baas Partisinin kurulmasından sonra1970,1990 yıllarında Kerkük’te olanlar. Balkanlarda daha dün yaşananlar, Sovyetlerin bütün Türk dünyasında giriştiği mezalimler. Herbiri soy kırım niteliğinde ve insanlık suçu. Peki bizden başka bize yanan oldu mu? İşte ispatını bugünlerde Uygur Türklerine dünya için baş belası niteliğindeki Çin zulmünde göreceğiz. Umarım yanılmış olalım; insanlık âlemi bu sefer bizi şaşırtsın.

Bakın bu soy kırımlara muhatap olmuş acıları bizzat yaşamış Nefi DEMİRCİ Kerkük’ün dramını “Sönmeyen Ateş Dinmeyen Hasret Kerkük” adını verdiği eserinde dile getirmeye çalışmış. Bu kıyıma uğrayan bütün Türkler’in bütün Türk yurtlarının feryadıdır. Lakin ne acıdır ki Nefi DEMİRCİ çaresiz bir insan avazıyla feryat etmektedir. Bunda da asla haksız değildir. Şimdi acılara sitemkar bir tercüman olmak üzere, kitabın 126. sayfasından acı yüklü mısraları paylaşalım:

“Lisan-ı hâl ile arz eylemişken hâlimi bir bir

Senin için koşmadı bir er, bugün meydana ey KERKÜK

Tutaydım koltuğumda kellemi, uğrunda koşsaydım,

Alaydım intikamın göz göre, merdâne ey KERKÜK.

Mezarım üzre ebnâ-yı vatan bir levha diksinler

Ki yazsınlar bu şi’ri levha-i li’lâ ey KERKÜK;

Ki ben TÜRK oğlu TÜRK’ÜM, TÜRK için

Terk-i hayat etsem,

Değer bence bu ölmek, ömr-i civadane ey KERKÜK”

Bu seslere gerekli cevaplar gelmeyince, gelemeyince insan yokluğa karşı nasıl feryat ediyor bunu da aynı eserin 297.sayfasında Zeynep TUZLU hanımefendinin yüreğinden dinleyelim:

“Kimi kime şikâyet edim

Kimi kime… Kime kimden… Kime neden

Kime, neyle şikât edim

Zamanı mı şikât edim

Amanı mı şikât edim

Yamanı mı şikat edim

Uğruna can verdiğim ana dilim

Bugün seni

Kime deyim, kime neyle, kime nasıl şikât edim

Bu akşamda

Sana geldim, dada geldim, yada geldim

Seni sana, meni bana, yâdı sana

Şikât edim”

İşte, bugün Türk dünyasına ortak feryat, lakin bizim ağlamak hakkımız yok. Gayret mecburiyetimiz var. Çok ama çok güçlü olmak için bilim üretmek, teknoloji devi olmak irfan dünyası olmak mecburiyetimiz var. Zulmü ancak böyle durdurabiliriz, zalimin belini ancak böyle kırabiliriz. Bizim için tembellik, gerilik, tefrika züldür… Bizim ağlama hakkımız yok…

Abdullah KILIÇ

Kaynak: ÖnceVATAN Gazetesi

Kategori: Basın Dünyası