Küresel Kriz Ve Türkiye’ye Etkileri…

Avrasya Bir Vakfı’nda Dr. Ömer BOLAT “KÜRESEL KRİZ VE TÜRKİYE’YE ETKİLERİ”ni anlattı. “Yaşanılan küresel ekonomik kriz dünyadaki cari sistem üzerindeki tereddütleri ciddi şekilde artırmıştır. Bizim insan merkezli medeniyetimizin yaşanan kriz ve insanlığın geleceğine dair söyleyecekleri olmalıdır”. Oturum Başkanlığını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Ahmet İncekara’nın yönettiği toplantı ilgiyle izlendi.

Konferansı açış konuşmasında Prof. Dr. İncekara özetle şunları söyledi: “Ülkemizde bugün de etkileri devam eden ve çeşitli açılardan tartışılan bu önemli hususun işin içinde bulunan bir akademisyen tarafından anlatılacak olmasını hepimiz için bir şans olarak görüyorum. Zira Sayın Bolat hem MÜSİAD başkanlığında hem de iş hayatında yönetici olarak başarıları ile tanıdığımız bir insandır. Olayı bütün boyutlarıyla yaşaması bir yana liderliğini yaptığı kuruluşun üyelerinin de muhtelif meselelerinin kendisine intikal etmesi ve bunlara kafa yorması kaçınılmaz bir durumdur. Bu şartlar Bolat’ın söyleyeceklerinin önemini artırıyor. Zira ekonomi de halen teoriyle anlatılamayan ve kavranamayan bir çok melese ile karşılaşılmaktadır. O bize rakam kümelerinin karmaşıklığının ötesinde içinde yaşadığımız krizin etkilerini ve buna karşı alınması gerekli tedbirlerle ilgili önerilerini aktaracaklardır.”

Dr. Bolat konferansında aşağıdaki hususlara değindi: “Kriz kelimesi insanda korku yaratan bir kelimedir. Ancak kriz karşısında alınması gereken tavır korku değil soğukkanlı ve ihtiyatlı bir tutum takınabilmektir. Çünkü kriz bir bakıma davetsiz bir misafirdir, korku ve doğuracağı panik havası esas tehlikeyi teşkil etmektedir. Öncelikle yaşanan krizde bizim toplum ve devlet olarak bir kusurumuz olmadığını söyleyebiliriz. Ancak kusursuzluğumuz uğrayacağımız zararı hafifletmez. Nitekim 2008 yılının son çeyreğinde hissetmeye başladığımız ekonomik sıkıntılar 2009 yılı boyunca şiddetini artırarak ekonominin her alanında büyük sıkıntıların çekilmesine sebep olmaktadır. ABD kaynaklı finansal kriz olarak başlayan ve reel ekonomi yerine finans ekonomiyi ikame ederek doymak bilmez sermayenin azgınlığıyla felakete dönüşen kriz hemen reel ekonomiyi şiddetle vurmuştur. Bu ahval dünyada cari ekonomik düzenin güven kaybına ve sorgulanmasına sebep olmaktadır. Bu noktada insan merkezli medeniyetimizin hem bugün hem gelecek için insanlığa önemli mesajlarının olması gerekir. Yaşanılan bu döneme Türkiye açısından bakacak olursak şu neticeleri görürüz:

2008’in son çeyreğinde %6,2 küçülen Türkiye ekonomisi 27 çeyrek sürdürdüğü büyümesinde kesintiye uğramıştır. 2009’un birinci çeyreği itibariyle %14.3 küçülen Türkiye ekonomisi Dünyada en çok küçülen ekonomilerden biri olmuştur. 2009’un ikinci çeyreğinde ise %7 küçülerek küçülme hızında bir yavaşlama kaydedilmiştir. 2008’in son çeyreğinde özel sermaye yatırım harcamaları %23.5 gerilemiştir. 2009’un ilk iki çeyreğinde ise bu alandaki gerileme %35.5 ve %29.7 olmuştur. Makine, teçhizat harcamalarında gerilemeler yine aynı dilimler itibariyle %36.1 ve %29.1 olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemlerde inşaat sektöründeki daralma ise %36.1 ve %28.8 olarak ortaya çıkmıştır. Buna mukabil kamu harcamalarında toplamda %20’lik bir artış olmuştur. Bunun sonucu olarak işsizlik %16.6 seviyesine yükselmiştir. Bütün bu olumsuzluklar ve dünya tüketimindeki daralmalara paralel olarak ihracatımız %21 gerilemiştir. İnşaattaki daralma, büyük istihdam imkanı yaratan ve girdileri itibariyle sektörlerin üretimini destekleyen inşaat sektöründeki olumsuzlukların bütün ekonomide ve istihdamdaki tesirleri çok yıkıcı olmuştur.

Krizin belki de en önemli habercisi finans piyasasında akla gelmedik hilelerle üretilen türev kağıtlarıyla, giderek azgınlaşan tüketim eğilimleri olmuştur. Bunları neticesinde petrol ve hammadde fiyatları ile gıda fiyatlarındaki artışlar normal fiyatlar seviyesinin üç katına çıkmıştır. Ekonomik krizin dünyada iki önemli aktörüne işaret etmek istiyorum. Birisi şuursuzca tüketen ABD ve kural tanımadan üreten ve haksız rekabete sebep olan Çin. Bu temel problemlerin üzerinde durulup kabul edilebilir çözümler temin edilemezse krizlerin tekrarı ve gelecek krizlerin daha yıkıcı olmaları önlenemez. Türkiye’nin ekonomik kriz karşısında çabuk toparlandığını ve alınan tedbirlerin isabetli olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu tedbirlerin sürekli kontrolü ve ihtiyaçlara uygun bir şekilde revizesi şarttır.

Türkiye finans krizinde bankaları ve finans kuruluşları açısından avantajlı bir konumdadır. Zaten kısmen rahatlığımız da buna borçluyuz. Ancak bizim ülkemizde de finans sektöründe elde edilen karlar, reel sektörün çektiği sıkıntılarla karşılatılırsa ortaya korkutucu bir çarpıklık çıkmaktadır. Türkiye bu paradoksu düzeltmek ve üreten bir ekonomiyi öne geçirmek zorundadır. Şayet bunu yapabilirsek, son dönemde dış pazarda sağlanan çeşitlilik bizim ekonomimiz için önemli bir dinamizm kaynağı olacaktır.

Sağlıklı bir ekonomi için bunların ötesinde olmazsa olmaz şart siyasi istikrardır. Şayet bunu devamı sağlanırsa problemleri aşacak sermaye ve insan gücü potansiyelimiz vardır. Bu olamadığı takdirde mevcut değerlerimizin de heba olacağı bir sır değildir''. İlgiyle izlenen konferans dinleyenlerin yoğun sorularının cevaplandırılmasıyla sona erdi.

Kategori: Konferanslar