Şehir Plancısı Mimar Ahmet TURGUT’un Konferansı Büyük İlgi Gördü…

“Türkiye’de Bir Sanayi İşçisi 12 Nüfusa Bakmaktadır.”
TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanlığı yapmış olan Mimar Turgut geçen dönemde MHP’si İstanbul Belediye Başkanı adayı olmuştu. Konferansın oturum başkanlığını Avrasya Bir Vakfı Genel Başkan Yardımcısı, Sentez Gurup Yönetim Kurulu Başkanı Yük. Mühendis Faruk Sezgin yaptı.

Açılış konuşmasında ele alınan konunun önemini vurgulayan Sezgin özetle şunları söyledi: “Şehirleşme medeniyetin bir gereği ve göstergesidir. Ancak bizim yaşadığımız şehirleşme ne acıdır ki, milletimize layık bir medeni seviyeyi ifade etmiyor. En önemli şehrimiz İstanbul bile köylerini ve yaşadıkları Anadolu kasabalarını çeşitli nedenlerle terk edenlerin, geldikleri yerlerin fiziki şartlarını olduğu gibi şehre aktarmak zorunda kalan vatandaşlarımızın çile hanelerine dönüşüyor. Bu gidişin durdurulması bütün milletimiz için hayati bir önem arz etmektedir. Bu başta yöneticiler, meslek adamları ve bilim dünyamızın üzerinde olan bir sorumluluklar manzumesidir. Vakfımızın bu konuyu ele alması ve Ahmet Turgut gibi bir meslek erbabını davet etmesi son derece isabetli olmuştur. Çünkü Ahmet Turgut hem iyi yetişmiş hem de meslek ahlakı temayüz etmiş bir meslek adamıdır.”

Konferansa konuyla ilgili meslek adamları, üniversite öğrencileri, yönetici ve sanayicilerden oluşan seçkin bir davetli topluluğu katıldı. Turgut konuşmasında özetle şunları söyledi: “Panodan bizlere aktarılan söz çok isabetli, benim de ilgimi çekti; ‘Yüze gülen şehirlerde, yüzü gülen insanlar medeniyeti ifade ederler’ işte bizim meselemiz budur. Şehirlerimizde gülen yüzlü insanlıların yaşamaları… Oysaki bugün yaşadığımız ülkemiz özellikle de İstanbul’umuz bu durumdan uzaktır. Meselenin çözümü için sanayileşme ve göçün ele alınması gerekir. Ülkemizde bu kavramlar doğru tespit edilmeden ve bunlara çözüm bulmadan şehirlerimizdeki problemleri anlamamız ve çözmemiz mümkün olamaz.

Ülkemizin belli alanlarında temerküz etmiş sanayi özellikle iş ve aş peşinde koşmak zorunda olan insanımız için bir çekim merkezi oluşturmaktadır. Ben bu durumu nüfusun şehirlerimize “yığılması” olarak ifade ediyorum, tam bir yığılma plansız ve kontrolsüz… Bu halin en acı misali bir tabiat harikası ve tarih hazinesi olan “kültür başkentimiz” İstanbul’dur. 1923 yılında 883 bin olan İstanbul’un nüfusu 2007 yılında 12,5 milyondur. Bu nüfus toplam nüfusumuzun %17 sidir.

Aynı zamanda İstanbul toplam istihdamın da %15’ni sağlamaktadır. Çok bilinmeyen bir bilgiyi de sizinle paylaşmak istiyorum. İstanbul yüzölçümü en küçük olan üç şehrimizden de biridir. Bu rakamlar bile yaşadığımızın meselenin büyüklüğünü ve aciliyetini ifade etmektedir. Ayrıca İstanbul’a yılda göçle gelen nüfusun 500 bini bulduğunu da dikkate alırsak yönetimi, planlaması son derece güç bir meseleyle karşı karşıya bulunduğumuz daha iyi anlaşılacaktır.

Ankara, İzmir, Adana, Mersin gibi illerimizin de meseleleri bundan aşağı değildir. Bu bakımdan konunun öncelikle makro planda ele alınması kaçınılmazdır. Bu konuların halli için ihtiyaç olan kanunların acilen ve ihtiyacı karşılayacak ve doğru projeksiyonlar yapılarak düzenlenmesi kaçınılmazdır. Maalesef durum T.C Devletinin kuruluşundan beri bu ölçülerden uzak olarak işlemektedir. Bu gün ülkemizde 22 kurum imar planı yapmaktadır. Ben bunun yol açtığı olumsuzlukları ve kanunsuzlukları ‘sabah erken kalkan plan yapıyor’ diye anlatmaya çalışıyorum. Bakın ülkemizde 1945’ten 1983 yılına kadar 13 imar affı çıkarılmıştır, ülkemizde 1957 yılına kadar yapılan binalar hiçbir plan şartı aranmadan inşa edilmişlerdir.

Bugün Anadolu’muzdaki yapıların %70’lik kısmı “kaçak yapı” hükmündedir. İstanbul’da bu oran %50, İzmir’de %50 seviyelerinde olup Türkiye Ortalaması %40’a gelmektedir. 1980 den sonra gecekondular, kaçak yapıya dönüşerek devam etmiştir. Bu meselenin bir hukuksuzluktan kaynaklandığı ve yine hukuksuzluğu beslediği akıldan çıkarılmamalıdır. Bu halde şehirlerimizde gülen yüzlere hasret kalacağımız ve kendi medeniyetimize kast edeceğimiz açıktır. Şehirlerdeki bu yığılmanın yarattığı kötü sonucu şu rakamlarla da ortaya koymak isterim. Ülkemizde bir sanayi işçisi iki hizmet sektör işçisi sağlamaktadır. Böylece üç istihdam ortaya çıkmaktadır. Ortalama aile büyüklüğü dört olduğuna göre demek ki bir sanayi işçimiz 12 nüfusa bakmaktadır.

Son olarak yaşadığımız hukuksuzluğa İstanbul’dan üç örnek vermek istiyorum: Birisi Gök Kafes olarak bilinen yapıdır. Kent yönetiminin ve meslek odalarının bütün muhalefetine rağmen engellenememiş bir yapı. Ben buna ‘hukuksuzluğun simgesi’ diyorum. Allah bana ne zaman o yetkiyi lütfederse bu yapıyı yıkmaya söz verdim, sözümdeyim. Diğeri Dolmabahçe Sarayının tepesine dikilen Swiss Otel; buna da ‘kültürümüzün katledilişinin simgesi’ diyorum. Bir diğeri de Conrad Oteldir ki bunu da ‘yetim malı yiyen yöneticilerin simgesi’ olarak görüyorum. Evet durum pek iç açıcı değil lakin bizlere, doğru yapıldığında, işlerin nasıl geliştiğine örnek bir Konya şehrimiz var, lütfen gidin görün. İşte içinde yaşadığınız Küçük Çekmece İlçemiz var.

Şayet bu ilçeyi yönetenler zamanında doğru kararlar almamış olsalardı son yaşanılan sel felaketinde sadece Olimpiyat Stadının arkasındaki dereden kaldırılan gecekondularda yüzlerce vatandaşımız ölürdü. Bütün direnişlere rağmen ilçe yönetimi bunu başarmıştır. Bu ilçede çok ciddi alt yapı yatırımları ve kültür yapıları yapılmıştır. Hepsinin altına gönül huzuru ile imzamı atarım. Aradığımız ve ihtiyacımız olan; dürüst, doğru ve bilimsel yönetimdir”. Büyük bir ilgiyle dinlenen konferans soruların cevaplandırılmasıyla son buldu.

Kategori: Konferanslar