
“En kötü yoksulluk işsizliktir.”
AVRASYA BİR VAKFI’NDA EĞİTİM VE KALKINMA KONULU KONFERANS VERİLDİ.
“En kötü yoksulluk işsizliktir.”
Avrasya Bir Vakfında “Eğitim-Üretim İlişkisi ve Türkiye’de Mesleki Eğitimin Önemi” konulu konferans verildi. Oturum Başkanlığını Prof. Dr Ahmet İncekara’nın yaptığı çalışma Gazi Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Rauf Arıkan’ın konferansı ile sonuçlandı.
Konferansı açış konuşmasında Prof. İncekara şunları söyledi;
“Eğitim, çağımızın günümüzün özellikle de Türkiye’mizin en önemli konularının başında gelmektedir. Bu önemli bahis içinde Türkiye’de teknik eğitimin ayrı bir önem ve mahiyeti bulunmaktadır. Bu bakımdan bugün sayın Prof. Arıkan tarafından verilecek konferans son derece isabetle seçilmiş bir konuyu ihtiva edecektir. Bu bizleri mutlu etti. Eğer Türkiye’nin eğitim meselesi ve de teknik eğitim meselesi çözülürse yarınlara daha güvenle bakacağız ve sevinçleri paylaşabileceğiz.”
Daha sonra söz alan Prof. Arıkan konuşmasında özetle şu hususları ifade etti;
“Bugün ifade edeceğim hususlar benim akademik hayatım içerisinde özel önem vererek üzerinde çalıştığım hususlardır. Bunun içinde konuyla ilgili olarak Dünya Bankasının değişik projelerinde çalıştım. Yine ülkemizde bu konuyla ilgili olarak çeşitli raporların hazırlanmasında ve araştırmaların yapılmasında görev aldım. Ekonomi, eğitim, mesleki eğitim bir biriyle ortak alanlar oluşturan olgulardır. Bir ülkenin gelişebilmesi için o ülkede temel eğitimin belirli bir düzeyde olması şarttır. Temel eğitiminin belirli bir noktaya geldiğini kabul edebilmemiz için yeterli ve yaygın bir eğitimin olmasını ifade etmek istiyoruz. Başlangıçta ülkemizde, eğitim denildiği zaman okur yazar kişi akla gelirdi. Bugün böyle bir kavramın ölçü olarak alınması söz konusu değildir ve ülkemizde böyle bir sorunda artık bulunmamaktadır. 2008 yılının istatistik sonuçlarına göre ilkokul mezunlarının oranı %95, Orta öğrenim mezunlarının oranı %60, yüksek okul mezunlarının oranı %30’dir.
Konuya mesleki eğitim açısından baktığımızda bugün ekonomimizin ve endüstrimizin karşı karşıya bulunduğu sorun ortaya çıkar. İleri ülkelerde teknik eğitime yönelmiş okullaşma nispeti %70, akademik eğitime yönelmiş okullaşma nispeti %30’dur. Oysaki ülkemizde düz lisede okuyan öğrencilerin nispeti %70, meslek liselerinde okuyan öğrencilerin nispeti %30’dur. Ekonomimizin önemli problemlerinden biri olan vasıflı ara eleman meselesinin çözülebilmesi için bu nispetlerin ileri ülkelerdeki oranlara gelmesi gerekmektedir. Ekonomimizin genel durumuna baktığımız zaman GSMH bakımından dünyada 17. sırada, Avrupa Birliği ülkeleri arasında 6. sırada olduğunu görüyoruz. Ama toplumun sosyal ve ekonomik değerleri bakımından yani toplumun hayat kalitesi açısından değerleri ele aldığımızda bu sıralamaların altına düştüğümüzü görmekteyiz. Bu durumun temelinde eğitim noksanlığımız yatmaktadır. Dünyada kabul edilmiş standartlar açısından toplumumuzun ortalama eğitimi 4,5 olarak ortaya çıkıyor. Gelişmiş ülkelerde bu rakam asgari 8 seviyesindedir. Şunu biliyoruz ki eğitimde bir sınıf yukarı çıkmak demek GSMH da %10 daha fazla değer yaratabilmek demektir.
Bilgi, bugün ekonomide üretilen her şey üzerinde en belirleyici değeri ifade etmektedir. Hangi üründe hangi teknoloji de daha yoğun ve yüksek bilgi kullanılıyor ise o daha büyük bir değer ifade etmektedir. Yani; BİLGİ SERVETTİR. OCED araştırmalarına göre bilgi ve eğitim gelir düzeyini yükseltmekte, ücretler düzeyini yükseltmekte, yoksulluk ve işsizlik oranlarını düşürmekte, suç nispetlerini düşürmekte, çocuk ve kadın istismarını önlemekte, daha demokratik ve daha müreffeh bir toplum oluşmasında en büyük rolü gerçekleştirmektedir. EN KÖTÜ YOKSULLUK İŞSSİZLİKTİR.
Vasıflı eğitimli insanlar daha kısa sürede iş bulurlar, çevreye daha duyarlıdırlar. Demokratik katkı ve sosyal aktiviteleri yüksektir. Sağlıklı toplumun oluşmasına doğrudan katkı yaparlar. Eğitim toplumun en önemli itibarıdır. Avrupa Birliğinin eğitime ayırlığı fonlara baktığımız zaman burada anlatmak istediğimiz konular netlik kazanacaktır. 1995-1997 yılları arasında Avrupa Birliği eğitim projelerine 3,5 milyon Euro ayırırken 2008 yılı itibariyle bu rakam 72,2 milyar Euro olmuştur. Türkiye bu eğitim projeleri fonuna 300 milyar Euro ile katılmış fakat patente dönüştürülecek proje sayısı yeterli olmadığı için yaptığı katkının ancak yarısını alabilmiştir. Bu noktada yine eğitim kalitemizi ve eğitim kurumlarımızın kalitesini sorgulamamızı gerektiren bir gerçekle karşı karşıya bulunuyoruz. 2007 yılı sonu itibariyle Türkiye’de patent alabilen proje sayısı 355, ABD’de 52.000, Japonya’da 27.000, Almanya’da 17.000’dir. İşte üzerinde esas durulması gereken konulardan biri de bu noktadır.
Şu anda ülkemizde okula devam eden öğrenci sayısı (2007-2008) 17 milyon civarındadır. Bunun 2 milyonu lise öğrencisi, 1,260 bini mesleki lise öğrencisidir. Her şeyden önce meslek lisesi öğrencileri sayısı ile, lise öğrencileri sayısını yer değiştirebileceği tedbirleri almamız gerekmektedir. Şu şartlarda mesleki liselerden her yıl 230 bin öğrenci mezun olmaktadır ve bu ekonomimizin ihtiyaç duyduğu vasıflı ara eleman ihtiyacını karşılayamamaktadır. Sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma için öncelikle şu hususların dikkate alınması icap ediyor. Kurumların kalitesinin yükseltilmesi, ekonomik alt yapımızın güçlendirilmesi, sağlık ve eğitim düzeyimizin yükseltilmesi, yüksek öğretim ve milli eğitimdeki seviyenin yükseltilmesi, piyasa işleyişinin sağlıklı ve sürekli kılınması, etkin iş gücü piyasasının oluşturulması, güçlü bir finansal sektörün oluşması, işletmelerde beceri ve eğitimin yükseltilmesi optimum Pazar büyüklüğünün hedef alınması ve inevasyon; bu son yıllarda duymaya başladığımız inevasyon kelimesi sihirli bir kelime değildir ama ekonomik kalkınmanın, teknolojik ilerlemenin, bilimsel verimliliğin artırılabilmesi için ön şarttır. Anlam olarak mevcut teknolojik ve bilimsel durumdan bizi bir üst seviyeye taşıyacak bilgi, birikim ve eğitim kabiliyetini ifade etmektedir. Avrupa Birliği son 30 yılda bu konu üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu cümleden olarak: AB, bilgi alanının oluşturulması, AB Üniversiteler Anayasasının oluşturulması gibi temel konuları hayat geçirmiştir.
Gelecek, hayat bilgidedir.
OECD’nin yaptığı araştırmaları göre 1970-1990 arasında elde edilen milli gelir artışının %50’sinin kaynağı inevasyondur.
Bugün ABD de ve Avrupa Birliğinde büyük şirketlerde inevasyon şirketlerin maddi varlıklarına eşit bir değeri ifade etmektedir.
Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz ki milletimizin mutlu ve güvenli geleceği eğitimimize ve bilgi seviyemize bağlıdır.”
Konferansın sonunda sorulan soruları da cevaplandıran Rauf Arıkan büyük bir takdir ve ilgi ile izlendi.
Kategori: Konferanslar


