Muhsin Yazıcıoğlu’nu Andık

MUHSİN YAZICIOĞLU AVRASYA BİR VAKFI’NDA DÜZENLENEN PROGRAMDA ANILDI:

“Onda Nurettin Topçu’nun mesuliyet duygusu, Mehmet Akif’in samimiyet ve fedakarlık anlayışı, Namık Kemal’in vatan aşkı vardı”

31.12.1954 yılında doğmuş olan Muhsin Yazıcıoğlu Avrasya Bir Vakfında yoğun bir katılımın olduğu programla anıldı.

Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte şehit olan arkadaşları ve bütün şehitlerimiz için okunan Kur’an tilavetiyle başlayan programa konuşmacı olarak; Av. Şerafettin Yılmaz, Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu,Yrd. Doç. Dr. Selçuk Özdağ katıldılar.

Aynı zamanda oturuma başkanlık yapan Av.Şerafettin Yılmaz, Yazıcıoğlu’yla ilgili olarak özetle şunları söyledi:

“Ben sizlere gençlik lideri, bir siyasi parti lideri, müvekkilim ve dost insan Yazıcıoğlu’nu dilim döndüğünce anlatmak istiyorum:

Gençlik lideri olan Yazıcıoğlu; Türkiye’nin en acı günlerinde Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı gibi çok zor bir vazife yaptı. Cenaze taşımaktan yorulan omuzları, dışarıdan bakana bu hissi vermez, onu daima Hakka teslim olmuş bir vakar ve cesaret içinde insanlara güven veren bir yapıda gördük.

Siyasi parti lideri olarak; vatanına, milletine hizmette hiçbir ön koşulu olmayan kimseye mihneti olmayan, milletine güvenen ve onun teveccühünü kazanmak için ülkeyi defalarca bir uçtan bir uca gezen bir liderdi. Şırnak’tan Edirne’ye her yere gider insanlarla hemhal olur her gittiği yerde saygı ve sevgi görürdü.

Müvekkilim olarak onu anlatabilmem çok güç; 26 gün kesintisiz en ağır işkencelere maruz kalmış, kendisine imzalatılmak istenen ifadeleri imzalamamıştır. Yedi buçuk yıl çoğu hücrede geçen ceza hayatı boyunca gösterdiği direnç ve fedakarlık kelimelerle  ifade edilemez. Tutuklu bulunduğu zaman zarfında benim tahliye isteme talebimi; “Mamak’ta tutuklu bulunan arkadaşlarımın yanında olmam gerekiyor” gerekçesiyle kabul etmemiştir. Davanın sonunda berat eden Yazıcıoğlu duruşmalar sırasında gördüğü insanlık dışı işkenceleri anlatmayacağını mahkemeye beyan etmiştir. Bu tavrının sebeplerinden biri de devlete bir husumet oluşmasına katkı yapmamak fikridir.

Kanaatimce Yazıcıoğlu’nun siyasi hayatı doktoralara konu olacak bir anlam ve derinliktedir. Bütün hayatı boyunca onun ağzından kimse için hakaret ve küfür kabilinden bir söz çıkmamış bütün tahriklere rağmen Rahmetli Alparslan Türkeş hakkında hiçbir menfi söz kullanmamıştır.

Ben onun gidişini gösterişsiz fakat derin ve asil yaşayışı ile izah ediyorum. O bir anda bütün ülkeyi yek vücut olarak ardına taktı ve hayatta herkese başka güzelliklerin varlığını hatırlattı. O Türk siyasetinde bir yıldız olarak ve ‘Milletine namlusunu doğrultmuş orduya selam durmam’ sözüyle daima yâd edilecektir. Mekanı cennet olsun…”

Sonra söz alan Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu şunları söyledi:

“Yaşadığım hayatımın büyük kısmı onun dostluğu, arkadaşlığı, yoldaşlığıyla geçti. Babam öldüğü zaman, ona yandığım kadar üzülmedim.

Bazen düşünüyorum:

Acaba bu ülkede; onun gibi tarih şuuru olan, İslam’ı ve Türklüğü onun gibi anlayabilmiş kaç kişi var diye. O bugün ne yapacağını bilmeyen sözde aydın, tarih şuurundan mahrum Müslüman tipinin ötesinde bin yıllık terkibin peşinde bir Ashab-ı keyf delikanlısıydı.

-Dünyanın hiçbir menfaati için, hiçbir siyasi gaye için İslam’a toz kondurmadı.

-Rakiplerine, kendisine siyasi desiseler düzenlere karşı zamanı kollamadı!

-Mazlumların hakkını savunurken karşısına çıkacak gücün vüsatını hesap etmedi

-Dış güçlerin hiçbir vadine ve tehdidine aldırış etmedi.

-Daima “kinle dinin bir arada bulunamayacağını” söyledi ve öyle yaşadı.

-O, BBP projesini yaparken bütün kavramların ötesinde var olan bin yıllık terkibi, Anadolu’da yaşayanları millet yapan Türklük mayasını anlatmaya çalıştı.

Nihayet O, Nurettin Topçu’nun sorumluluk duygusunu, Mehmet Akif’in samimiyet ve fedakarlığını, Namık Kemal’in vatan aşkını şahsiyetinde birleştirmiş bir liderdi.

Mekanı cennet olsun…

Yrd. Doç. Dr. Selçuk Özdağ konuşmasına bir hatırayla başladı:

“Onu, 1978 de tanıdım,

Çok zor, acı dolu zamanlardı. Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelmiş dernek başkanlarına hitap ediyordu. Şu sözleri halen kulaklarımda çınlıyor:

‘Arkadaşlar, bizler çile çekiyoruz, büyük fedakarlıklar yapıyorsunuz. Bu çektiklerimize ve yaptıklarımıza karşılık zerre kadar bir şeyler talep etme hakkını kendimizde görmeyi aklımızdan geçirdiğimiz takdirde sizde kaybedersiniz, bizde davada.

Yaptığımız her şeyi Allah’ın rızasına uygun olarak yapmak ve yalnız onun rızasına talip olmak zorundayız.”

İşte o günden beri bu yiğit insana kalben bağlandım ve daima onun yanında yer aldım.

Siyaset yaparken yaşadığımız bir olayı da sizlerle paylaşmalıyım: Genel merkezde çalışıyoruz. Ankara’nın kışı, para yok, mazot yok, kaloriferle yanmıyor ve bizler palto ile oturuyoruz. Kasamızda ise Çeçenistan için toplanmış 80.000 $  para var. Ama o paranın kuruşunu yakıt için harcamayı kimse diline getiremedi.

Ne yazık ki; bizler onu anlayamadık. Hep bize gelsin, bizleri onara etsin istedik. O yüksünmeden aksatmadan üzerine düşenleri yaptı. Keşke onu anlayabilseydik ve ona koşsaydık. Bundan milletimiz çok şeyler kazanırdı. Nasip, kader böyleymiş, yüreğimiz yandı; lakin ‘bütün canlar ölümü tadacaktır, Ondan geldik ve yine O’na döndürüleceğiz’ fermanına boynumuz kıldan incedir. Aziz başkanımı saygı, rahmet ve şükranla anıyorum.”

Konuşmacılara şükran plaketlerini Avrasya Bir Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Faruk Sezgin, kitap hediyelerini ise BBP İstanbul İl Başkanı Bayram KARACAN verdiler.

Kategori: Konferanslar

Etiketler: , , ,