Ölümünün 35. Yıl Dönümünde Bayrak Şairimiz..

Ârif  Nihat Asya,  Çatalca’nın İnceğiz Köyü’nde, 7 Şubat 1904 tarihinde doğdu, 05 Ocak 1975 tarihinde Ankara’da ebedî âleme intikal etti. Babası Zîver Bey Tokat’lı, Annesi Fatma Hanım Bulgaristan’ın Tırnova şehrindendir. Ârif Nihat Asya bir aylıkken babası öldü. Akrabalarının himâyesinde büyütüldü.  Bu yüzden  şiirlerinde  öksüzlüğün acısını derinden duymuş ve duyurmuştur. Orta tahsilini parasız yatılı olarak Bolu ve Kastamonu liselerinde tamamladıktan sonra İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunun Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu. Edebiyatımızda ‘Bayrak Şâiri’ olarak tanınan Asya,  Bayrak isimli şiirini, Adana’nın kurtuluş günü olan 5 Ocak’ın heyecânı ile yazmıştı. İlâhî tesâdüftür ki, ölümü de yine bir 5 Ocak  gününe rast geldi.

Edebî şahsiyetinin en kuvvetli yönü şâirliği olmakla berâber, şiirleri kadar güzel ve kuvvetli nesirleri de vardır.  Şiirlerinde hece, aruz ve serbest vezinleri kullanan edip, nazmın her tür ve şekliyle eserler vermiştir. Canlı, çekici ve heyecan verici bir üslûbu vardır. Güzel ve zarif benzetmelerinin yanı sıra, keskin zekâsının, şakacı mizâcının mahsulü olan nükteleri, hicivleri, kelime oyunları üslûbunu tamamlayan önemli unsurlardır.  Büyük bir Türk milliyetçisi olan şâirin eserlerinde, târihimiz, coğrafyamız, îmânımız, sanatımız, insanımız… kısacağı Türklüğümüz dile getirilmiştir.

Lise Edebiyat öğretmenliği, liselerde müdürlük görevleri îfa ettikten sonra Ankara Gazi Lisesi öğretmeni iken emekliye ayrıldı.  Demokrat Parti’den milletvekilliği ve yazarlık yaptı. ‘Heykeltıraş’  adlı ilk kitabı 1924’te yayınlandı. O’nu sevdiren; Türkçülerin gönlündeki tahta oturtan,  ‘Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor’  adlı şiiridir. 27 Mayıs 1960 İhtilâlinden sonra Yeni İstanbul Gazetesi’nde ‘Çekirdek’ başlığı altında makaleler yazdı. Bu yazılar; Türk Kültürü’nü,  milliyetçilik ekseninde Türk politikasını işleyen nefis yazılardı.

Yayınlanmış kitapların bazıları: Yastığımın Rüyası:  (1930), Âyetler:  (1936), Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor:  (1946), Rubâiyât-ı Ârif:  (1956), Kıbrıs Rubâileri:  (1964), Kubbe-i Hardâ:  (1956),  Kökler ve Dallar:  (1964),  Duâlar ve Âminler:  (1967),  Yürek:  (1968), Aynalarda Kalan:  (1969).

Türk Müziğinin son dönemlerdeki büyük ustalarından merhum Yıldırım Gürses tarafından  bestelenen şiiri:

FETİH MARŞI

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;

Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek.

Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek !

Yürü !…
Hâlâ  ne diye oyunda oynaştasın? Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.

Sen de geçebilirsin yârdan, anadan, serden…

Senin de destânını okuyalımezberden…

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…

Elde sensin, dilde sen; gönüldesinbaştasın…

Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.

Yüzüne çarpmak gerek zamânenin fendini!

Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini !

Küçük görme, hor görme  -delikanlım- kendini !

Şu kırık âbideyi yükseltecekyaştasın;

Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.

Bu kitaplar Fâtih’tir, Selim’dir, Süleyman’dır;

Şu mihrâb  Sinânüddîn, şu minâre Sinân’dır.

Haydi artık uyuyan destânını uyandır !

Bilmem neden gündelik işlerle telâştasın…

Kızım, sen de Fâtih’ler doğuracak yaştasın !

Delikanlım, işâret aldığın gün atandan,

Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan !

Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan’dan..

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştansın

Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın !

Bırak bozuk saatler yalan yanlış işlesin !

Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın !

Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın…

Yürü, -hâlâ- ne diye kendinle savaştasın ?

Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın !

Ârif Nihat Asya’ya, Bayrak Şâiri unvânını kazandıran iki şiiri:

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

Şehitler tepesi boş değil…

Biri var bekliyor;

Bir göğüs, nefes almak için

Rüzgâr bekliyor.


Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli.

Kim demiş  Meçhul Asker  diye ?


Destanını yapmış, kasideye kanmış;

Bir el ki ahretten uzanmış:

Edeple gelir birer birer,

Öpsün diye fâniler.


Öpelim temizse dukalarımız

Fakat… basmasın toprağını,

Temiz değilse ayaklarımız!


Rüzgârını kesmesin gövdeler,

Sesinden yüksek çıkmasın;

Nutuklar, kasideler…


Geri gitsin alkışlar, geri !

Geri gitsin ellerin

Yapma çiçekleri…


Ona; oğullardan, analardan

Dilekler yeter.

Yazın sarı, kışın beyaz

Çiçekler yeter.


Söylendi söylenenler demin…

Gel süngülü yiğit, alkışlasınlar !

Şimdi sen söyle, söz senin…

Destanı öksüz, sükûtu derin…

B A Y R A K

Ey mâvi göklerin beyaz ve kızıl süsü…

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü.

Işık ışık dalga dalga bayrağım !

Senin destanını okudum,

Senin destanını yazacağım.


Sana benim gözümle bakmayanın,

Mezarını kazacağım.

Seni selâmlamadan uçan kuşun

Yuvasını bozacağım.


Dalgalandığın yerde ne korku ne keder…

Gölgende bana da bana da yer ver !

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar :

Yurda ay yıldızının ışığı yeter.


Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün,

Kızıllığında ısındık;

Dağlardan çöllere düşürdüğü gün,

Gölgene sığındık.


Ey şimdi süzgün, rüzgârda dalgalı;

Barışın güvercini, savaşın kartalı…

Yüksek yerlerde açan çiçeğim,

Senin altında doğdum,

Senin dibinde öleceğim.


Târihim, şerefim, şiirim, her şeyim;

Yer yüzünde yer beğen,

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim.

Ârif Nihat  Asya’dan veciz sözler:

*Onlar asil doğmuşlar çocuğum, biz de asil ölmek isteriz.

*O da gazi olmak istedi. Fakat ona anlatmak gerekti ki, şehit olmayı göze alamayan gazi olamaz.

*Bu dünya, düşmanlarını da gemisine alabilecek bir Nuh ister.

*Mezarlıktan geçtim… Ölüleri bir Fâtihâ’nın  sevabını paylaşmak için çekişir gördüm.

*Ay yoktu, yıldız yoktu… Sansür edilmiş bir geceydi bu.

*Çölde Diyojen’e rastladım: “Gölge eyle, başka ihsan istemem !  Diye yalvardı bana.

*Toprak ana: “Gelin çocuklarım gelin, kucağım hepinize yeter !

*İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, biz kıyamete kadar bu suyun kıyılarında bekleriz.

OĞUZ ÇETİNOĞLU

ocetinoglu@ttmail.com