“Şehir imar planları şehrin namusudur…”

AVRASYA BİR VAKFI’NDA “İNSAN VE ÇEVRE”

KONULU KONFERANS İLGİYLE İZLENDİ

“Şehir imar planları şehrin namusudur.”

Avrasya Bir Vakfı’nda İnsan ve Çevre konulu konferans İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Doç. Dr. İbrahim Demir tarafından verildi. Oturumun Başkanlığını Vakfın Genel Başkan Yardımcısı Yük. Müh. Sentez Grup İdare Meclisi Başkanı Faruk Sezgin yaptı.

Oturum Başkanı Faruk Sezgin sözü doğrudan Doç. Dr. İbrahim Demir’e verdi.

Doç. Demir konuşmasında özetle şunları söyledi;

“Konu bana iletildiğinde Çevre ve İnsan olarak ifade edilmişti. Ancak bizim medeniyetimizde İnsan önce gelir. Bunun için ben konuyu İnsan ve Çevre olarak ele alıyorum. İnsan kainatın merkezidir. Onu anlamadan hiçbir şeyi kavrayamayız ve hiçbir şeyi çözemeyiz. Bu gerçekten hareket ettiğimiz zaman her medeniyetin farklı insan anlayışı sebebiyle çevreye bakışının da çevre sorunlarına çözüm yaklaşımlarının da farklılık arz ettiğini görmekteyiz. 2009 Mayıs ayında İslam ülkelerinin de katıldığı Çevre konulu bir konferans düzenlenmişti. Üzülerek ifade edeyim ki bu konferansa sadece Marmara Üniversitemizden bir bilim adamı iştirak etmişti. Umuyorum ki bundan sonra tekrar edecek bu çalışmalarda bizim bilim adamlarımız daha fazla yer alacaklardır. Bir gerçek var ki bizim medeniyetimizin mensuplarının; dinimizin bize emirleri doğrultusunda hareket etmeleri halinde dünyada çevreye karşı en duyarlı bireyler olmaları gerekir. Çünkü biliyoruz ki Allah kainatı insan için yaratmıştır ve ona büyük sorumluluklar yüklemiştir, büyük yetkiler tanımıştır. Bu kapsamdaki emirlerinden biri de ‘Kainatta fesat çıkartmamak’ emridir. Buradaki fesat kelimesi gerek maddi, gerek manevi, gerek zihinsel pislikleri,  kötülükleri, nahoş olan her şeyi ifade etmektedir. Çevreyi kirleten insanlar başta diğer insan olmak üzere yaratılanların haklarına tecavüz ediyorlar demektir. Yani bu en anlaşılır ifadesi ile kul hakkı yemek demektir. Biliyoruz ki kul hakkı yemek Allah’ın affetmediği günahlardandır. Peki nasıl oluyor da bir Müslüman çevresine çöp atabiliyor, tesisinden sulara atık suları gönderiyor, fabrikasının bacasından zehirli gazları gök yüzüne salıyor. İnsanların çevreyi kirletmeden önce zihinlerinin kirlendiği gerçeği ile buraya karşı karşıya geliyoruz. İnsanlar ne kadar aşırı tüketiyorlarsa çevreninde o kadar kirlenmesine sebep oluyorlar. Bu halde reklamcılık sektörünün kendisini sorgulaması, sebep olduğu tüketim tahrikini karşılayabilecek bir çevrecilik anlayışını da ortaya koyması gerekmektedir. Diğer önemli bir gerçekte moda hususunda karşı karşıya geliyoruz. Biz üniversite camiasında moda ile çevre kirliliği arasındaki ilişkiyi gündeme getirdik ve ihracatçılar birliği ile bu konuda bir çalışma geliştirmeye başladık. Bu çalışmada  ihracatçılar birliği bize moda ile arz edilen ürün miktarlarını sistematik olarak bildireceklerdi. Buna ancak iki ay dayanabildiler. Ama bir gerçek var ki kullandığımız eşyaların pek çoğunu eskidikleri için, fonksiyonlarını icra edemedikleri için değil modaları geçtiği için çöpe atıyoruz ve bunlar atık haline geliyor. İşte biz çevreye kirlettiği için bertaraf edilmesi gereken her şeye atık adını veriyoruz. Bizim yediklerimizden artanlar, modası geçtiği için atık haline gelenler dünyanın bir başka tarafında insanların hayatlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olan ürünler durumundadır. Bu durumda bizlerin ve bizim gibi davranan insanların çok ağır bir mesuliyetleri olduğu bu tavrın büyük bir günah olduğu meydandadır.

Haç sırasında malumunuz Arafat’a çıkılmaktadır ve orada kısa bir süre konaklanmaktadır ve o kısa sürenin sonunda Allah’a kulluk görevini yerine getirmek için ibadet maksadıyla oraya giden insanların geride bıraktıkları atıkları hangi sevapları ile temizleyecekler bunları merak ediyorum. Sadece Türk Hacılarına mahsus bir yanlışı da burada belirtmek istiyorum. Kabe’nin etrafındaki Osmanlı revaklarının sütunlarında kalemle yazılmış hatta sivri cisimlerle kazılmış isimler yer almaktadır ve maalesef bunlar sadece Türk vatandaşlarımızın isimlerinden ibarettir.

Kainat bir nizam üzerinde kurulmuştur. Bu sistem içerisinde her varlığın bir özümseme kapasitesi vardır. İşte bu varlığa özümleme kapasitesini aşan girdiler, kirliliği hatta felaketleri oluşturmaktadır. Bizlerin kainatın diline, nizamına, sistemine çok dikkatle bakmamız gerekmektedir. Çünkü en iyi mühendislik kainatı taklit etmekte olur, en iyi mühendis kainatı en iyi taklit edendir. Bugün yaşadığımız toplumda bir kirlilik merkezini daha size işaret etmek istiyorum. Onlarda çeşitli kurumlarımıza ait lojmanlardır. Ben bunların hepsine karşıyım. Çünkü lojmanlarda insanlar arasında bir tüketim yarışı gelişmektedir. Aynı kapasitede insanların barındığı normal yerleşim yerlerinden lojman şeklinde oluşturulmuş yerleşim yerlerini mukayese ettiğimiz zaman lojmanlarda 4 kat daha fazla çöp çıktığını görmekteyiz.

Türkiye’nin en büyük kirlilik kaynaklarından biri de imar planlarının ciddiye alınmaması ve her gelen idaresinin ayrı bir imar planı ortaya koymasıdır. Oysaki şehrin imar planı şehrin namusudur, şehirlilerinde bu imar planlarına sahip çıkmaları gerekir. Burada acı bir gerçekle karşı karşıyayız, maalesef her imar planı değişikliği, bir takım rantiyecilere, bir takım siyasilere, bir takım bürokratlara haksız kazanç hatta ölçüsüz servet aktarmanın bir yolu olarak kullanılmaktadır. Sürekli imar plan tadilatları ikamesi mümkün olmayan toprak servetinin de israf edilmesi anlamına geliyor. Bu noktada köylerimizde çiftçilerimizin anız yakma tabir ettikleri işlemde tam bir toprak katliamıdır. Çünkü bir anız yakıldığı zaman toprağın canı anlamına gelen, toprağa verimlilik özelliklerini kazandıran canlı organizmalar yok olmaktadır ve toprağın tekrar eski vasfını kazanabilmesi için 90 yıllık bir süreye ihtiyaç duyulmaktadır.

Şehirlerde karşı karşıya bulunduğumuz görüntü ve gürültü kirliliği vatandaşlarımızın son zamanlarda yoğunlaşan şikayetleri arasındadır. Yine atmosferdeki ozon tabakasının delinmesi dünya için önemli tehlikelere kapı açmaktadır. Kendi şehrimizden örnek verecek olursak bugün İstanbul’da yağışların mevsimleri, miktarları, yönleri değişmiştir. Görülmemiş şekilde bazen kuraklıklara, bazen de sel felaketlerine sebep olmaktadır. İşte bunun ana sebebi ozon tabakasının delinmesiyle meydana gelen küresel ısınma ve iklim değişikliklerdir. Şehirlerimizde sağlığımızı tehdit eden hava kirliliği geçmişe nazaran kontrol altına alınmış olmakla beraber özellikle kalitesiz kömür yakılması önemli kirlilik unsurlarından birini teşkil etmektedir. Bu arada İstanbul belediyesi ile kaymakamlıkların kömür yardımı olarak dağıttıkları kömürlerin sebep oldukları problemler arasında halledilmesi gereken hususlar olduğunu belirtmek zorundayım. Çünkü dağıtılmakta olan kömürler bizim yerli kömürlerimizdir. Bunlarda kalitesi düşük kömürdür. Elbetteki kendi yerli kaynaklarımızdan bu kömürleri kullanmama gibi bir lüksümüz yok. Çünkü Türkiye’de Kömür İşletmeleri bünyesinde binlerce insan istihdam ediliyor ve bir ekonomik değer elde ediliyor.

Hava kirliliğinin 1/3’ünün sanayiden, 1/3’ünün ulaşımdan, 1/3’ününde konutların ısıtılmasından kaynaklandığını düşünürsek alınması gereken tedbirler alanını genişletmiş oluruz. Örnek olarak yapılan araştırmalar göstermiştir ki sürücüsü bayan olan bir arabanın doğaya saldığı eksoz gazı miktarı, sürücüsü erkek olan bir arabanınkinden 7 kat daha azdır. Bunun sebebi de bayanların arabaları daha mutedil kullanmalarıdır. Demek ki erkeklerde trafikte sert araba kullanmaktan vazgeçerek çevreye önemli bir katkıda bulunabilirler. Şehirlerde önemli kirlilik unsurlarından birisi havadaki toz zerreciklerinden biridir. Bunun çok büyük bir kısmı şehrin içerisindeki taş ocaklarından ve şehrin içerisindeki çimento fabrikasından kaynaklanmaktadır. Bu konuda belediyenin neticelendirdiği çalışmaları var, devam ettirdiği çalışmaları var.

Şimdi sizlere hayatın kaynağı olan sudan bahsetmek istiyorum. Bir yerde su varsa hayat vardır, hayat varsa su vardır. Bu kadar önemli bir maddenin az kirletilmesi korunması için en doğru ve tesirli yol, suyu tasarruflu kullanılmasıdır.  Açık bir duşta yıkanan insan, bir kovaya doldurduğu su ile yıkanan insana göre 10 kat daha fazla su tüketmektedir.

Aklımızda bulundurmamız gereken bir hususta kullandığınız pilleri tabiata gelişi güzel bir şekilde atmamızdır. Çünkü bir küçük saat pili bin ton suyu içilemez hale getirmektedir.

Çevre ile ozon tabaksının yapısı ile çelişen en önemli hususlardan biri enerji meselesidir. Bugün hayatımızı devam ettirebilmemiz için enerjiye ihtiyacımız vardır ama biliyoruz ki enerji elde edilirken müthiş bir çevre kirliliğine sebep olunmaktadır. Benim kanaatime göre Türkiye’nin yapacağı tercihler arasında iyi projelendirilmiş dünyaca kabul görmüş yüksek standartlı nükleer enerji reaktörlerine ihtiyaç vardır. Türkiye bu konuda çok büyük zaman kaybetmektedir. Bilinen enerji kaynakları arasında çevreye hiçbir zararı olmayan yegane enerji kaynağı nükleer enerjidir. Burada da göz önüne alınması gereken husus nükleer enerji atığının zenginleştirilerek yeniden devreye sokulabilmesidir. Bu aynı zamanda atom silahı teknolojisi bilgisini de içerdiği için emperyal ülkeler bizim gibi ülkeler için bunu problem olarak ortaya koymaktadırlar. Fakat Türkiye bu problemi aşmak zorundadır.

Sizlere son olarak şunları söylemek istiyorum; lütfen atık yağlarınızı lavabolarınızı dökmeyiniz, pillerinizi çöplere atmayınız, merkezi ısıtma sistemini destekleyiniz, sobalarınızı mutlaka üsten yakınız…”

Çok büyük ilgiyle izlenen konferans sonunda Doç. Dr. İbrahim Demir’e vakfın şükran plaketini Eski Ulaştırma Bakanlarından ve Avrasya Bir Vakfı’nın kurucularından Prof. Dr. Enis Öksüz, kitap hediyelerini ise Vakfın Genel Başkan Yardımcısı Yük Müh. Yatırım Danışmanı Musa Serdar Çelebi verdi.

Kategori: Konferanslar