
Tarihte Bu Hafta : 04 Ocak – 10 Ocak
04 OCAK – 10 OCAK
04 Ocak 1517:Yavuz Sultan Selim Han, Tih Çölü’nü geçerek Mısır’a ulaştı.
Asker yorgundu. Atların ayakları çöl kumuna batıyor ve zorlukla ilerliyordu. Günlerdir gidildiği halde çok az yol alınabilmişti. Bezginlik sebebiyle çöl yürüyüşüne devam edilemeyeceği kanaatine vardılar ve istirahate çekildiler. Bu, bir nevi isyandı. Yavuz Sultan Selim Han, ısrarlı olmadı. Bir gün, sabah namazını kıldıktan sonra, yakın çevresindeki insanlarla birlikte Mısır’a doğru çölde yürümeye başladı. Askerler, komutanları vasıtasıyla sordular: Sultanımız, neden at üstünde değil de yürüyerek gitmektedir ? Az sonra Sultan’dan cevap geldi. Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (Sav) Efendimiz, önümde yürüyerek gitmektedirler. O’nun yürüdüğü yerden atla gitmek bize yakışmaz. Bunun üzerine bütün ordu, Sultanlarının arkasından yürüyüşe geçti. Mısır’a böyle ulaşıldı, Halifelik unvânına bu yürüyüş sonunda kazanılan zaferle ulaşıldı.
04 Ocak 1610:Sultan Ahmed Camii’nin temeli atıldı.
Temel atma töreninde Sultan 1. Ahmed Han da hazır bulundu. Temel kazısı işlerinde bizzat çalışmış ve sırtında taş taşımıştır. 6 minareli ilk ve tek camidir. Sultanahmet Camii’ni batılılar, Blu Mosque : Mavi Câmi olarak anarlar. Türkiye’deki 6 minâreli tek câmidir. Osmanlı Devleti’nin ihtişamını, kudretini, sanattaki ince zevkini simgeleyen muhteşem bir eserdir. Sultan Birinci Ahmed Han’ın emri ile, Baş mimar Sedefkâr Mehmed Ağa tarafından inşasına 1609 yılında başlandı. Temel için ilk kazmayı bizzat Sultan vurdu. Sultan’ın sırtında taş taşıyarak: “Ya Rabb! Ahmet kulunun hizmetidir. Kabul eyle !” Şeklinde duâ ettiği bildirilmiştir. Câminin yazılarını devrin büyük hat üstatlarından Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubârî yazdı. Ayasofya’nın hantal yapısı yanında, Sultanahmet Camii, incelik ve zarâfeti ile dikkat çekmektedir.
Osmanlı mimarisinin şaheseri olan Sultan Ahmet Camii, 1616 yılında bitirilip ibâdete açıldı. Ön cephesi 72 metre, yan cephesi ise 64 metredir. Kubbesi, 24 metre çapındadır. Öndeki avlu cami ile aynı büyüklüktedir. Caminin içi, çok mâhirâne yerleştirilen 260 pencere sâyesinde ferah bir havaya bürünmüştür. Pencerelerin yerleştiriliş şeklinden dolayı büyük kubbe sanki havada asılı gibi durmaktadır. Mâvi ve yeşil renkteki örgülerle süslenen 21.043 parça beyaz çini, bu eşi ender bulunan mâbede ayrı bir güzellik verir. Bu eşsiz renk zenginliğindeki çinilere Avrupalılar hayran olmuşlar ve Mâvi Cami ismini bu sebeple vermişlerdir. Mihrap, hünkâr mahfeli, minber pencere aralarındaki panolar, taç mermer işçiliği ve oymacılık sanatının şaheserlerindendir. En nâdir renk renk taşlardan, kuyumcu elinden çıkmış gibi oyulan yaprak, lâle ve diğer çiçek motiflerinin benzeri hiçbir yerde yoktur. İç avlunun zemini mermer döşeli, etrafı 26 kemerli revakla çevrilidir. 30 küçük kubbeyle örtülmüştür. Dış avluya bakan duvarlarda, 38 pencere vardır. İç avluya, ikisi yanlardan, biri cepheden olmak üzere üç kapıdan girilir. Bu kapıların kanatları tunçtan yapılmıştır. İç avluda, mermerden yapılmış altı sütunlu şadırvan bulunmaktadır.
Bir külliye hâlinde yapılan Sultanahmet Camii bünyesinde; câmi, kasr-ı hümâyun, tabhâne, imâret, medrese, mektep, darüşşifa, asker odaları, dükkânlar, bir sebil ve Sultan Ahmed Han’ın türbesi bulunmaktadır.
04 Ocak 1911:İstanbul’da Bâb-ı Âli yangını oldu.
Osmanlı Devleti’nde, sadrâzamlık makamının ve bazı devlet dâirelerinin bulunduğu binalar topluluğuna Bâb-ı Âli denilmekteydi. Bu tâbir daha çok 19. asrın başlarından itibâren kullanılmaya başlandı. Bu binalar târihte birçok defalar yangın âfetine mâruz kaldı. 4 Ocak 1911 târihinde, telgraf dairesinden çıkan yangın sonunda, sadâret dairesi ve hariciye nezâreti binaları dışındaki bütün binalar yandı. Yıldız evrakı olarak anılan pek çok belge ile tarihî vesika bu yangında yok oldu. Yangından sonra günümüzde İstanbul Valiliği ve İstanbul Defterdarlığı olarak kullanılan binalar yapıldı. Daha sonra da Defterdarlık binası yandı. Diğer Bâb-ı Âli yangınları: 1740, 1755, 1808, 1826, 1839, 1878 yıllarında oldu.
Yayına Hazırlayan:
E. Albay Araştırmacı-Yazar Mehmet Şadi POLAT
Kaynak:
Kronolojik Tarih Ansiklopedisi – Oğuz ÇETİNOĞLU
Kategori: Tarihte Bu hafta


