
Alvarlı Efe Hazretleri ve Türklüğe Can Verenler
Toprağımızı vatan, halkımızı millet yapan öz, mensubu olduğumuz medeniyettir. Dil ve ırk kıskacında düşünen pozitivistler, bu gerçeği hiç anlayamadılar. Nitekim onlar, “Biz de Mevla’nın kuluyuz, yetmiş iki dil bizdedir” diyen Eşrefoğlu Rumî’yi de anlayamadılar…
Geçen cumartesi günü, medeniyetimizin temsilcilerinden Alvarlı Muhammed Lütfi Efe’nin maneviyatından feyiz aldık. Erzurum’da yetişmiş bu büyük mutasavvıf muharip, yine Erzurum’un değerli evlatlarından Muammer Cindilli tarafından bize tanıtıldı.
Avrasya Bir Vakfı’ndaki konferansında Cindilli, Alvarlı Efe Hazretleri’nin hususiyetlerini anlattıkça, Altaylardan Tuna’ya uzanan coğrafyadaki Türk mührünün sırrını yeniden idrak ettik. Farklı dillerden, farklı mezheplerden farklı kavimleri birleştirip; “Kesrette vahdet” buldurtan bu sır, İslam’a samimi bir iman ve canlı-cansız bütün mahlûkata sevgiyle yaklaşmak düsturuydu. Tabi bir de, bu vahdete kastedenlere karşı mücadele azmi.
Cindilli, “Türk, Kürt, Zaza ayırımı olmadan bölge insanının hepsinin Alvarlı Efe Hazretleri’nin etrafında birleştiğini” özellikle vurguladı. Onun yaşadığı İslamî hayat, hepsini cezbetmişti. Bir yanda herkese yönelik sevgi, şefkat, saygı, dürüstlük, misafirperverlik, cömertlik; diğer yanda hem kendi nefsine hem de düşmana karşı yiğitlik gibi özellikleriyle Alvarlı, bizim kadim medeniyetimizin yirminci yüzyıldaki temsilcilerindendir. Daha önceki asırlarda bu medeniyetimiz, daha geniş kitlelerce daha yoğun halde yaşanıyordu şüphesiz.
On dördüncü yüzyılda, doğusu-batısı, kuzeyi-güneyi ile ülkemizi dolaşan ünlü seyyah İbn Batuta’nın anlattıklarından, o devirlerde bizim medeniyetimizin nasıl yaşandığını görmekteyiz. Yurdumuzun her tarafında aynı meziyetleri gören Batuta, PKK vahşetinin doğduğu bölgelerdeki insanlarımızın özelliklerini de zikreder. Birkaç örnek verelim:
“Cizre halkı, erdemli kişiler olup yabancılara yardımı sever.”
“Nusaybin halkı; dindar, doğru sözlü, emanete hıyanet etmeyen kimselerdir.”
“Sincar halkı, şecaat ve kerem sahibidir.”
Bu gerçekleri duyduktan sonra, Cindilli’nin şu tespitine katılmamak mümkün müdür:
“PKK’nın vahşi zihniyeti, bizim coğrafyamızdan doğmuş olamaz!”
Evet, can düşmanına karşı bile mertçe savaşan, asla zulmetmeyen bu medeniyetin insanı; çoluk çocuk demeden katliam yapabilir mi? O katliamları yapanların söylemlerine bakınız, bizim medeniyetimizde hiç görünmeyen ırk esaslı bölücülükten başka hiçbir mesaj göremezsiniz. Hâlbuki ayırmak istedikleri Kürt kitleyi; tarihiyle, akrabalık bağlarıyla, vatanıyla, diniyle Türk’ten ayrı düşünmek mümkün değildir.
Yukarıda, Cindilli’den naklen, yöre halkının Alvarlı Efe Hazretleri’nin etrafında nasıl kenetlendiklerini belirtmiştik. Alvarlı Efe, kendine bağlı olanlarla oluşturduğu kuvvetleriyle Rus işgaline karşı kahramanca savaşmış ve Erzurum’un kurtuluşunda çok önemli hizmetler vermiş. Hele altmış kişilik bir grupla baskın yapıp işgalci Rusların en büyük cephaneliğini ele geçirerek Türk ordusuna getirmesi, başlı başına bir destandır. Barışta sevgi dolu kalpleri, bal akan dilleri olan bu müşfik insanlar, savaşta tam anlamıyla kahraman oluyorlar. Alvarlı Muhammed Efe’nin kurduğu bu savaşçı gücün ismi de düşündürücüdür: “Can verenler.”
Alvarlı Efe’nin babası Hacı Hüseyin Hazretleri, tam da oğlunun kurtarıcı birliklerle Erzurum’a girdiği gün, yani 12 Mart 1918’de şehit olur. Başı oğlunun dizlerinde hayata gözlerini yuman bu zat da, diğer şehitlerimiz gibi vatana kendi canından can, kendi kanından kan vermiştir. O gibi zatlar, bu vatana öyle bir can vermişlerdir ki, dünya durdukça yaşayacaktır. Öyle bir kan vermişlerdir ki hiç bitmeyecek, Mevlana’nın dediği gibi, “Damarlardan damarlara akacaktır.” Çünkü o can ve o kan, kaynağını İslam’dan almaktadır. O cana, o kana bugün de şahit olmaktayız.
A&G Şirketi Başkanı Adil Gür, son yaptıkları araştırmanın sonuçlarını açıklarken bir soruyu ve cevabını özetle şöyle aktarıyor:
“Halka ‘Sizi burada ne tutuyor?’ diye sorduk, Halkın yüzde 72,5’u, ‘Bizi burada tutan en önemli şey dindir’ dedi.”
Gerek Alvarlı ve her yöremizden tarihteki benzeri alperenlerin hayatlarına, gerekse günümüzdeki Kürt halkının yukarıdaki soruya verdiği cevapta görüyoruz ki, birliğimizin ismi olan “Türk” kimliğinin özü İslamiyet’tir. Türk kavramını Batı tipi milliyetçiliklerin tesirinde kalarak etnik nitelikli sananların, bu hakikati artık kabul etmeleri gerekir. Medeniyetimizin şairi Rumelili Yahya Kemal de bu hakikati gördüğü için şöyle demiştir:
“Türk devleti, aslı olan Müslüman tabakanın hamuruyla tekrar yoğrulmadıkça, tam bir sıhhatle yaşayamaz.”
İşte bize bu medeniyeti kurdurtan da o hamurdur. Bu tarihî hakikati görmeyip de yeni bir millet, yeni bir kültür inşa etmeye heveslenenlere ise, en güzel cevabı Erol Güngör vermiştir:
“Biz, büyük bir imparatorluğun ve büyük bir medeniyetin çocuklarıyız. Bizim milliyetçiliğimiz, sıfırdan başlayarak millî kültür yaratma hareketlerine benzemez.”
İşte temelini İslamiyet’in teşkil ettiği o medeniyetimize sahip çıktığımızda, Nakşî ve Kadirî tarikatlarından el almış olan rahmetli alperenimiz Alvarlı Muhammed Lütfi Efe Hazretleri’nin şu müjdesiyle, yarınlarımıza da ümitle bakacağız:
“Seyreyle güzel Kudret-i Mevla neler eyler,
Allah’a sığın, Adl-i Teâlâ neler eyler.”
Hüseyin DAYI
ÖNCEVATAN Gazetesi Yazarı
Kaynak: http://www.oncevatan.com.tr/Yazar.asp?id=8
Kategori: Basın Dünyası
Etiketler: Alvarlı Efe Hazretleri, Hüseyin Dayı


