
İngiliz Arşiv Belgelerinde KIBRIS…
AVRASYA BİR VAKFINDA “YAYINLANMAMIŞ İNGİLİZ ARŞİV BELGELERİNE GÖRE
KIBRIS VE ERMENİ MESELESİ” KONUŞULDU
“Günümüzün meselelerini tarihi boyutunu bilmeden tarihi derinliğine nüfus etmeden anlamak
ve çözmek mümkün değildir.”
Avrasya Bir Vakfı kültürel faaliyetleri kapsamında; Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim Üyesi ve TESAM Başkanı Doç. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin’i misafir etti.
Mustafa Sıtkı Bilgin’in konferans konusu “Yayınlanmamış İngiliz Arşiv Belgelerine göre Kıbrıs ve Ermeni Meselesi” idi. Yoğun ilgi ile dinlenin konferansa Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Budak başkanlık yaptı.
Mustafa Budak açış konuşmasında özetle şunları söyledi;
“Kıbrıs meselesi halen daha Türkiye’nin hayati ve kronik meselelerin başında gelmektedir. 1878 yılında yapılan Berlin Konferansı onu takiben Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında yapılan anlaşma gereğince geçici bir süre İngiliz himayesine bırakılan Kıbrıs I. Dünya Savaşından sonra adete İngilizler tarafından ilhak edilmiştir. Lozan anlaşmasıyla da Ankara hükümeti Kıbrıs Meselesini görmemezlikten gelerek bir vatan toprağını terk etmiştir. 1950 yılına gelinceye kadar bu mesele yok farz edilmiş hatta 1950 yılının başlarında devrin Dış İşleri Bakanı ‘Bizim Kıbrıs diye bir meselemiz yoktur’ diyebilmiştir. Oysaki Kıbrıssız bir Anadolu coğrafyası düşünebilmek stratejik bakımdan mümkün değildir.”
Daha sonra söz alan TESAM Başkanı Doç. Dr. Mustafa Bilgin özetle şunları ifade etti;
“Öncelikle bir hususu belirtmek istiyorum. Ben ASAM’ın ilk uzmanlarındanım. Dolayısıyla burada sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Ayrıca Avrasya Bir Vakfı’nın yapmış olduğu son derece önemli çalışmalara bir katkıda bulunmaktan da ayrı bir haz duymaktayım. Bugün sizlere sunmaya çalışacağım husus, Kıbrıs’la ilgili 1961-1975 dönemini kapsamaktadır. Bu çalışma esas itibariyle bir TÜBİTAK projesidir. Bende 2005 yılında bu proje kapsamında görev alarak İngiltere’ye gittim ve o tarihte 30 yılını doldurduğu için bilim dünyasının tetkik ve incelemelerine açılan İngiliz Arşiv Belgeleri üzerinde çalıştım. Özellikle 1974-1975 yıllarına ait binlerce belgeyi tarayarak ülkem için çok faydalı olacağına inandığım bir çalışmayı gerçekleştirdim. Hepinizce malumdur ki günümüzün meselelerini tarihi boyutunu bilmeden, tarihi derinliğine nüfus etmeden anlamak ve çözmek mümkün değildir. İşte bu şuurla bir çalışma içerisine girdik ama üzülerek ifade etmem gerekiyor ki bu çalışma bir proje çalışması olarak kalmış ve somut alana intikal ettirilememiştir. Yani yapılan bu çalışmayla ilgili gerekli finansman temin edilemediği için bir kitap basımı gerçekleştirilememiştir. Devletin başlangıçta bu konuyu finansa edipte daha sonra meselenin arkasında durmaması, bende hem şaşkınlık hem de hayal kırıklığı yaratmıştır. Bulunduğum üniversitelerde konuyu intikal ettirdiğim yöneticilerde maalesef bu hususa kayıtsız kalmışlardır. Şimdi burada sizlere arz edeceğim hususlar binlerce belgeden elde edilen belgelerin çok küçük bir kısmını ifade etmektedir. Yine maalesef üzülerek belirtmeliyim ki 2005 yılındaki bahse konu çalışmadan sonra karşılaştığım durum benimde belgeler üzerindeki çalışmalarımı aksatmıştır. Oysaki bu tür çalışmalara benzeri sorunlarımızın çözüme kavuşturulabilmesi için çok büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Avrupa’da ve ABD’lerinde bilimsel çalışmalar sebebiyle bulunduğum dönemlerde beni acılara sevk eden bir gerçekle karşılaştım. Ülkemiz için hayati önem taşıyan Kıbrıs meselesi, Ermeni meselesi gibi hususlarda milletler arası bilim camiasında kabul edilebilir neşredilmiş eser sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Oysaki bu hususlarda muhataplarımızın binlerle ifade edilen eserleri bulunmaktadır. Şimdi bizim için önemli bir hususu daha ifade etmek istiyorum. O da 30 yılda bir açıklanan İngiliz arşivleri göz önüne alınırsa ülkemizde 12 Eylül 1980 ihtilaline ait çok önemli belgelerinde ortaya çıkacağını sizlere bildirmek isterim. İngiliz devlet arşivlerinde yaptığım çalışma da dikkatimi çeken diğer bir hususta şudur; bu arşiv belgeleri İngiliz hükümetinin Bakanlık şemasına göre tasnif edilmiş bulunmaktadır ve belgelerin büyük bir kısmı İngiliz Başbakanlığı kodu altında bir araya getirilmiştir. Kıbrıs meselesini incelerken, Kıbrıs’ın coğrafi ve fiziki şartlarını da dikkate almak gerekir. Akdeniz’deki Kıbrıs adasının yüz ölçümü 9.251 km2’dir. Güney Kıbrıs’ın (Rum kesiminin) yüz ölçümü 5.510 km2’dir ve adanın %60’ını teşkil eder. Kuzey Kıbrıs (Türk kesimi) 3.242 km2 adanın %35’ini teşkil eder. Adanın kalan %5’i ise 254 km2 İngiliz üstlerine ait olup geri kalan kısmı Birleşmiş Milletlerin yeşil hat olarak vasıflandırdığı alanı teşkil etmektedir. Adada 213.000 Türk nüfusu, buna karşılık 700 bin Rum nüfusu mevcuttur. Adaya en yakın ülke Türkiye’dir ve mesafesi 64 km’dir. Yunanistan’ın adaya mesafesi ise bunun on iki katı yani 770 km’dir. Her haliyle Kıbrıs Adası Torosların bir parçasıdır. Akdeniz hakimiyeti, Anadolu’nun güvenliği ve Ortadoğu açısından Kıbrıs adası büyük stratejik önemi haizdir. Ona bazı stratejistler Akdeniz’in kalesi, bazıları Akdeniz’in nefes borusu, bazıları da dünyanın en büyük uçak gemisi isimlerini verirler.
Adanın bu stratejik önemi ve Kıbrıs Rum Ortodokslarına Cenevizlilerin yaptıkları zulüm sebebiyle Kıbrıs 1579 yılında Osmanlı orduları tarafından feth edilmiştir. Osmanlı idari sistemi içine dahil olan Kıbrıs’ta 1878 yılına kadar sulh dönemi hakim olmuştur. Osmanlı arazi kanunnamesi Kıbrıs’ta 1951 yılına kadar uygulanmıştır. Adadaki barış 1879 yılında Rum Ortodoks Kilisesinin İngiliz yönetimine Enosis talebi ile bozulmuştur. Biliyorsunuz Enosis Yunanistan’la birleşik Kıbrıs’ı ifade eder, sonra ki aşama Megola İdea’dır. O da İstanbul’u elde ederek Bizans’ı ihya etmeyi hedef alır. Oysaki Kıbrıs adası ne coğrafi bakımdan ne de tarihi bakımdan Yunanistan ile ilişkilendirilemez. Tarihin hiçbir döneminde Kıbrıs Yunanistan’a ait olmamıştır. Bunun içinde 1879’dan 1960’a kadar Kıbrıslı Rumların bu talepleri hem Türkler hem de İngilizler tarafından reddedilmiştir. İngilizler açısından bunun sebebi adadaki etkinliklerini kaybetmeme düşüncesidir. Çünkü İngilizler, Ortadoğu’da Mısır’ı kaybettikten sonra Akdeniz hakimiyeti bakımından ve bölgedeki jeopolitik çıkarları bakımından Kıbrıs’ı vazgeçilmez olarak nitelendirmişlerdir. Bugün İngiliz devletinin global güç olarak etkinliğini devam ettirebilmesi içinde adadaki askeri üstlere ihtiyacı bulunmaktadır. 1954’te Mısır’dan çekilmesi, 1956’da Süveyş Kanalındaki etkinliğini kaybetmesi ve 1958’de Irak’taki üstlerini kaybetmesi İngiltere nezdinde Kıbrıs’ın önemini giderek artırmıştır. Aynı zamanda Kıbrıs İngiltere’nin ABD ile olan stratejik ortaklığı açısından da büyük önem taşımaktadır. 1963 yılından sonra İngiltere’nin Kıbrıs’ta Türkiye ile beraber politika oluşturma süreci sekteye uğramış ve adada Türklerin aleyhine gelişmeler başlamıştır. Bununda sebebi 1960 ihtilalinde sivil idarenin düşürülmesi askeri idarenin ise bölgesel ve global stratejiler açısından son derece yanlış hareket etmesidir. Diğer önemli bir sebepte 1964 yılında Makarios’un İngiliz üstleri için şartsız ve süresiz garanti vermesidir. Bundan sonra ada da Türklere karşı büyük baskı hareketleri başlamış 1964 yılında Makarios anayasayı iptal etmiştir ve baskı ve şiddet yoluyla Enosis’i ihya etmeye çalışmıştır. Türkiye her ne kadar 1964 yılında bir hava taarruz gösterisi yapmış olsa bile adada olaylar 1974 yılına kadar Türkiye’nin aleyhine gelişmiştir. Nihayet 1974 yılında Rumlar ve Yunanistan Osmanlı tokadını yemiştir. Bu harekatın bugün ulaştığımız belgelerine göre 1974 askeri harekatın yapılmasına o dönemde Ecevit ve Erbakan koalisyonunda Erbakan şiddetle taraftar olurken Ecevit daha ziyade çekingen davranmış fakat gelişen olaylar harekatı kaçınılmaz kılmıştır. Yine bu harekattan bizim almamız geren önemli bir ders vardır. O da burnumuzun dibindeki bir adaya çıkartma harekatı yaparken büyük zorluklar çekmiş olmamızdır. Yine hareket sırasında koordinasyon eksikliğimiz ve muhabere yetersizliğimiz sebebiyle bir savaş gemimizi kendimiz batırdık, 3 savaş gemimizi de kullanılamayacak derece de yaraladık. Yine adaya çıkartma harekatı başlatıldıktan sonra burada ön göremediğimiz bir mukavemetle karşılaştık. Bu da istihbarat zafiyetimizi ifade etmektedir.
Netice olarak şunu bilmek zorundayız ve herkesin de bunu bilmesi lazım. Kıbrıs bizim hiç kimsenin merhametine insafına terk edemeyeceğimiz bir vatan parçasıdır ve Türk milletinin bekası için Kıbrıs meselesinin adil bir çözüme kavuşturulmasından başka hiçbir şeyi Türk milletinin kabul edebilmesi mümkün değildir.”
Büyük bir takdir toplayan konferansın sonunda Doç. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin’e şükran plaketini Avrasya Bir Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Şükrü Bozkurt, kitap hediyelerini ise Avrasya Bir Vakfı Danışma Kurulu Üyesi Mehmet Seyit Türker takdim etti.
Kategori: Konferanslar
Etiketler: İngiliz Arşiv Belgeleri, Kıbrıs, Mustafa Sıtkı Bilgin






(1)
Çok muhterem Hocam; Mustafa Sıtkı Bilgin bey efendi. zat-ı Aliniz gibi nadir ve muhterem insanların yakın tarihimizi insanlarımıza araştırıp anlatmanız kadar önemli bir vazife ancak sayılır insanlara layıktır.Kıbrıs konusundaki aydınlatıcı araştırmalarınız için teşekkür eder hürmetlerimi sunarım.
Zeynel Açıkgöz
Gaziantep
Yorum Yaz