
Tarihte Bu Hafta : 01 Şubat – 07 Şubat
05 Şubat 2002: Siyâset dünyamızın duayeni Osman Bölükbaşı Ankara’da vefât etti.
Doğumu: Kırşehir’in Hacıbektaş ilçesi, 1911. İstanbul Erkek Lisesi’ni ve Fransa’da Nancy Üniversitesi Fen Fakültesi’nin Matematik Bölümü’nü bitirdi. 1937 yılında Türkiye’ye döndüğünde, Kandilli Rasathânesi’nde asistanlık, Haydarpaşa lisesi’nde öğretmenlik yaptı. 1946 yılında, Demokrat Parti (DP) saflarında siyasete atıldı. İktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi karşısında daha sert bir politika yapılmasını istiyordu. Kendisi gibi düşünenlerle birlikte 1948 yılında DP’den ayrıldı. Aynı yılın ortalarında Millet Partisi (MP)’ni kurdu. Genel Başkanlığı’na seçildi. 1950 yılında, partisinden tek milletvekili olarak parlâmentoya girdi. Sert tenkitleri sebebiyle yargılandı, cezâ aldı, hapiste yattı. 1973’de partisinden ve milletvekilliğinden istifa ederek aktif politikadan çekildi. Milletine hayran bir Türk milliyetçisi idi. Bir Avrupa seyâhatinde kendisine sorulmuştu: “Atalarınızın Viyana kapılarında ne işi vardı? Cevap, ânında geldi: “Haçlı seferlerinin iade-i ziyâreti amacıyla gelmiştik!” Söylediği pek çok renkli ve parlak cümle, siyâset târihine geçti. Bazıları: “Demokrasi elden giderse geri getirilebilir. Devlet giderse asla!”, Siyâsetçinin hanımı dul, parası pul, kendisi de genel başkanına kul olur. Zengini hayırsız evlât, memuru süslü avrat, siyasetçiyi kuru inat batırır. Politikada adamı kâfir diye asarlar, ardından şehit namazı kılarlar. Defosu, açığı – ayıbı yoktu. Temiz kalabilmiş nâdir siyâsî değerlerimizden biriydi.
07 Şubat 1923: Mustafa Kemal Paşa, Balıkesir’deki Zağanos Paşa Camii’nde, bir Cuma günü, minbere çıkarak dînî ağırlıklı bir konuşma yaptı.
Balıkesir Hutbesi olarak anılan konuşmaya Atatürk; “Allah birdir ve şânı büyüktür. Allâh’ın selâmeti, âtıfeti ve hayrı üzerinize olsun.” Diyerek başladı. Kurulacak yeni devletin temel esasları ile devrimler ve cumhuriyete ışık tutan mesajlar verdi. Hutbede, Hazret-i Muhammed’in Çalışma düzenine de değinen Atatürk, cemaati bâtıl inanışlara ve hurâfelere karşı uyarmak için: “İnsanlara feyz vermiş olan dinimiz, son dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate tamamen uygundur.” Demişti.
ATATÜRK’ÜN DİNLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, dini “Herkesin vicdanına kalmış bir iş” olarak tanımladıktan sonra hiç kimsenin bir din veya mezhebi kabul etmesi için zorlanamayacağını belirtmiştir. Bununla birlikte dinin lüzumlu bir müessese olduğuna ve dinsiz milletin devamına imkân bulunmadığına işaret etmiştir. Atatürk, birçok konuşmasında İslâm dininin en son ve en mükemmel bir din olduğunu bildirmiştir. “Türk milleti daha dindar olmalıdır, yâni bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum.” Şeklindeki sözlerini hayata geçirerek din işlerinin en sade ve doğru biçimde anlaşılıp icra edilebilmesi için Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurmuştur. İslâm dininin Türk milletinin yüksekliği ve değerlerine bağlılığıyla daha iyi örtüşebilmesini sağlamak için Kur’an tefsiri ve mealinin hazırlatılmasına imkân vermiştir. Atatürk, din ile dil gibi iki fazileti hiçbir kuvvetin milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamadığına dikkatleri çekmiştir. İslâm’ın ilmî gelişmeler karşısında bir engel olmadığına işaretle şunları söylemiştir: “Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir ve ancak bundan dolayı son din olmuştur. Bu dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa tetabuk etmesi lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır.” İslâm’ı herkesin makul bir şekilde kavrayabileceğini şu şekilde dile getirmiştir: “Müslümanlıkta ruhbanlık yoktur, herkes eşittir. Her kişinin, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere gereksinimi vardır, bu yer de okuldur.”
ATATÜRK’ÜN HZ. MUHAMMED TASAVVURU
Atatürk her fırsatta dinin lüzumundan, İslâm’ın en makul ve en son din olduğundan, Kuran-ı Kerim’in en mükemmel kitap olduğundan bahsetmiş, Hz Peygamber’in şanının yüceliğini dile getirmiş, gerçek din âlimlerini ve onların hizmetlerini takdirle anmıştır. Onun, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hakkındaki düşünce ve tasavvurlarını ortaya koyan sözlerinden bazıları şöyledir: “O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat O, sonsuza kadar o ölümsüzdür. Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı Müslüman ile mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fânî insanların kârı değildir. Onun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır. Allah, kulları gereken olgunluk noktasında ulaşıncaya kadar içlerinden vasıtalarla dahi kullarıyla ilgilenmeyi Tanrı olmanın gereği saymıştır. Onlara Hz. Âdem aleyhisselam’dan itibaren bilinen veya bilinmeyen sayısız denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve elçiler göndermiştir. Fakat peygamberimiz aracılığı ile en son dîni hakikatleri ve uygarlığı verdikten sonra artık, insanlıkla bir takım aracılar koyarak ilişki kurmayı gerekli görmemiştir.” Atatürk’ün Allah ve Peygamber hakkındaki düşünceleri inanmış bir insanın düşünceleridir.
Yayına Hazırlayan:
E. Albay Araştırmacı-Yazar Mehmet Şadi POLAT
Kaynak:
Kronolojik Tarih Ansiklopedisi – Oğuz ÇETİNOĞLU
Kategori: Tarihte Bu hafta


