
Tarihte Bu Hafta : 15 Şubat – 21 Şubat
15 Şubat 1915: Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın çekirdeğini oluşturan Harbiye Dairesi Dokuzuncu Havacılık İşleri Şubesi kuruldu.
KURULUŞ YILLARI
Dünyanın ilk askeri havacılık teşkilatlarından biri olan Türk Hava Kuvvetlerinin tarihçesi, 1909 yılına kadar uzanmaktadır. Türk ordusunda havacılıkla ilgili ilk çalışmalara 1909 yılında başlanmış, 1910 yılında bu çalışmalar geliştirilmiş ve Avrupa’ya bir inceleme kurulu, Paris’te toplanan Uluslararası Havacılık Konferansı’na da bir heyet gönderilmiştir. 1910 yılı sonlarına doğru ise, artık Türk Ordusu’nda havacılık konusunda kesin karar verilmiş ve havacı personel yetiştirilmek üzere birkaç subayın Avrupa’ya eğitime gönderilmesi öngörülmüştür. Ancak, Türk Ordusu’nun yüksek komuta katında havacılık alanında alınan bu önemli karara rağmen, ülkenin o tarihlerde içinde bulunduğu mali zorluklar nedeniyle gerekli ödenek bulunamamış ve 1910 yılında bu emrin gereği yerine getirilemedi.
Milli savunma bakımından, havacılığın gelecekteki önemini gören Harbiye Bakanı Mahmut Şevket Paşa, konuyla yakından ilgilenmeye devam etmiş ve 28 Haziran 1911′de yapılan sınavda en yüksek notu alan Süvari Yüzbaşı Fesa ile İstihkâm Teğmen Yusuf Kenan Beyler, uçuş eğitimi için Temmuz 1911′de Fransa’daki Bleriot Fabrikası’nın uçuş okuluna gönderilmiştir. Bu gelişmelerin olduğu sıralarda yani 1911 yılında, Kurmay Yarbay Süreyya (İlmen) Bey, havacılık teşkilatını kurmakla görevlendirilmiş ve Türk Ordusunun ilk resmi havacılık kuruluşu da, Harbiye Bakanlığı Fen Kıtaları Müstahkem Genel Müfettişliğinin 2′nci şubesi bünyesinde “Havacılık Komisyonu” adıyla 1911 yılında faaliyete geçirildi. Böylece, günümüzdeki modern ve ileri teknolojiye sahip olan havacılığın ilk temeli olarak kabul edilen, 17 Aralık 1903 tarihinde Wilbur ve Orwille Wright kardeşlerin ilk motorlu uçağı sembolik anlamda da olsa havalandırmayı başarmalarından sekiz yıl sonra ve 1909–1912 yılları arası askeri havacılık teşkilatlarını kuran ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Avusturya ve Rusya ile hemen hemen aynı yıllarda Türk askeri havacılık teşkilatı da dünya havacılık teşkilatlarının ilk sıralarında yerini aldı.
Türk ordusuna mensup subaylardan Yüzbaşı Fersa Bey, 21 Şubat 1912’de uçuş brövesi alan ilk ordu mensubu oldu. Aynı yıl 8 kişi daha Fransa’da havacılık eğitimini tamamladı. 3 Temmuz 1912’de, İstanbul’un Yeşilköy semtinde Uçuş Okulu açıldı. Burada eğitim gören subaylarla, birliklerde, hava bölükleri kuruldu. Daha sonra Haziran 1914’te Yeşilköy’de Deniz Hava Okulu kuruldu. Aynı yılın sonlarına doğru havacı subaylar, muharebe ve Muvasala Şubesi’ne bağlanarak ‘Teşkilât-ı Havaiye Müfettişliği’ adlı kuruluş oluşturuldu. 1915 yılında, bir grup Alman havacı personel Türkiye’ye geldi. Aynı sayıda havacı da Almanya’ya uçuş eğitimine gitti. 1915 yılı sonunda uçuş personelinin ve ordu emrindeki tayyare sayısının artması sebebiyle havacılıkla ilgili yeni birimler oluşturuldu. Bunlar: Hava (Tayyare) Bölükleri, Sabit Balon Bölükleri, Uçaksavar Topçu birlikleri ve meteoroloji İstasyonları şeklinde teşkilâtlandılar. Deniz Hava Bölükleri ve Deniz Hava Okulu da Bahriye bakanlığı’na bağlandı. 16 Mayıs 1916’da yapılan bir değişiklikle, kara ve deniz havacılığı Genel Karargâh (Başkomutanlık) Havacılık İşleri Müfettişliği, Havacılık İşleri Müfettişliği emrinde birleştirildi. 28 Temmuz 1918’de, Havacılık İşleri Müfettişliği adı, Hava kuvvetleri Müfettişliği olarak değiştirildi.
20 Şubat 1807: Suudi Arabistan’daki Vehhabiler Hicaz’ı istilâ etiler. Vehhabiler, 18 Şubat 1802 târihinde Taif şehrini kuşatmışlar ve şehri yağmalayıp halkını kılıçtan geçirmişlerdi. Osmanlı Devleti’nin diğer büyük gailelerinden yararlanarak Emir Suud-İbn-i Abdülaziz, Medine’yi zapt edip İslâm büyüklerinin türbelerini yıktı. Halkın ricası üzerine Hazret-i Muhammed (sav) Efendimizin kabrine dokunmadı. Buna karşılık Peygamberimize ait mücevherlerle incileri gasp edip memleketine gönderdi. Ayrıca; Mekke ve Medine’ye kadılar tâyin etti, Osmanlı memurlarını görevlerinden azledip cezalandırdı. Daha da ileri gidip küstahlaşarak Sultan Üçüncü Selim Han’ı Vehhâbîliği dâvet etti.
İSLÂM DÜNYASININ VEBASI: VEHHÂBÎLİK
Vehhâbiliğin kurucusu 1703 yılında Arab Yarımadası’nın ortasındaki Necid bölgesinde, bugünkü Riyad’a 70 kilometre uzaklıkta, Uyayne kasabasında dünyaya gelen Muhammed bin Abdülvahhab, dînî yaşayışta ortaya çıkan bütün gelenekleri küfür saydı, imanın amelde gizli olduğunu, iman sahibi olmak için kelime-i şehâdet getirmenin yetmeyeceğini, imanını ameli ile ispatlamayanın canı ve malının helal olduğunu, açık ifadesiyle öldürülmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Muhammed bin Abdülvahhab (Abdülvahhab’ın oğlu Muhammed) olgunluk çağında Mekke’ye gitti. Medine’de iki yıl kaldı. Bu sırada, 1263 – 1328 yılları arasında yaşayan İbni Teymiyye’nin eserlerini okudu ve tesirine girdi. Muhammed bin Abdülvahhab ailece Hanbelî mezhebindendi. Bu yolda bilgilerini ilerletti ve Hanbelî hukuk ve dünya görüşü ile hayat tarzı konusunda mertebe kazandı.
Abdülvahhab dört yıl Basra’da kaldı. Daha sonra Hureymile’ye geldi. Burada Kitab-el Tevhid isimli eserini yazdı. Abdülvahhab bu eserde Kur’an ve Hadis dışındaki herşeyi reddetti. Din’e sonradan sokulan tüm gelenekleri tartışmasız küfür saydı. Bunların er veya geç yıkılacağını ilan etti. Dinin emirlerine uymayanı, bid’atlere sapanı, ibadette kusur edeni Müslüman saymayacağım ileri sürerek gereğinde bu gibilere karşı silah kullanacağını açıkça belirtti. Böylece ibadet etmeyen ve ameli zayıf olan kişinin dinden çıkmış sayılamayacağını, sadece kusurlu olduğunu öne süren ehlisünnet anlayışına ters düştü. İyiliği kötülük, kötülüğü iyilik zannediyorlardı. Hayatta en büyük felaketin içine düşmüşlerdi. Muhammed bin Abdülvahhab mezarların ve türbelerin yıkılmasını istiyordu. Muhammed bin Abdülvahhab Hureymile’de tanındı, az zamanda etrafına pek çok mürid toplandı, ancak kendisine bir fenalık yapılabileceğinden kuşku duyan yakınları onu doğduğu şehir Uyayne’ye götürdüler. Muhammed bin Abdülvahhab burada bölgenin emiri Osman bin Hamr bin Muammer’in himâyesine girdi. Bu sırada kadılık yapıyor, fetvalar veriyor, dâvet işine devam ediyordu. Bir süre sonra Emiri, Halife Ömer bin Hattab’m 634′te Yemame harbinde şehit düşen kardeşi Zeyd’in, Der’iyye ile Uyayna arasındaki el-Cabila isimli köyde bulunan türbesini yıkmak için ikna etti. Zeyd’in türbesi yanında bulunan diğer şehitlerin mezarları ile birlikte yıkıldı, ağaçlar kesildi. Yakınlarda bulunan bir mağaranın girişi tahrip edildi. Bölge emirinin desteğini elde eden Muhammed bin Abdülvahhab ortaya koyduğu çarpık fikirleri tanıtma ve daha geniş kütlelere kabul ettirme imkânı buldu.
Yayına Hazırlayan:
E. Albay Araştırmacı-Yazar Mehmet Şadi POLAT
Kaynak:
Kronolojik Tarih Ansiklopedisi – Oğuz ÇETİNOĞLU
Kategori: Tarihte Bu hafta
Etiketler: Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı, VEHHÂBÎLİK


