
Uluslararası İlişkilerde Türkiye ve Kazakistan…
AVRASYA BİR VAKFI’NDA
“ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE TÜRKİYE VE KAZAKİSTAN”
SEMPOZYUMU YAPILDI
Sempozyuma konuşmacı olarak Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. Ahat Andican ve Doç. Dr. Abdulvahap Kara katıldı. Aynı zamanda sempozyumun başkanlığını da Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş yaptı.
Yapılan çalışmada Prof. Yalçıntaş “Türk Dünyası – AB münasebetlerinden Türk Birliğine” konusunu anlattı. Aynı konuyu da içeren “Avrupa Birliği mi? Türk Birliği mi?” adlı eserinin ilgili bölümünün çok kısa bir özetini yapacağını ifade eden Yalçıntaş şunları söyledi;
“Burada sizlerle birlikte bulunmaktan ve Türkiye’nin önemli meselelerini arkadaşlarımla beraber sizlerle paylaşacak olmaktan büyük bir mutluluk ve onur duyuyorum. Özellikle bizlerin bir aile teşkil ettiğimizi içinizden ilk defa gördüğüm kişi ile bile on dakika içerisinde bu duyguların tamamlandığını söylemek istiyorum. Bugün dünyada hakim bir rüzgar esmektedir. Globalizm veya küreselleşme diye atlandırdığımız bu rüzgar ülkemizi de dolayısıyla ülkemizin fertlerini de yakından ilgilendirmektedir. Yaşadığımız dünya da milletlerin çeşitli etkiler ve maksatlarla bir araya gelerek birlikler oluşturmaları kaçınılmaz bir durumdur. NATO, Avrupa Birliği, NAFTA, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü gibi ilk aklımıza gelen yapılarda buna örnek teşkil etmektedir. Devletlerin büyüklükleri ilk bakışta kendilerine yetecekmiş gibi gözükebilir ama görüyoruz ki Amerika’da, Rusya’da, Çin’de kendi bölgelerinin dışında değişik birlikler oluşturmak mecburiyetinde kalmaktadırlar. İşte Türkiye’nin 1959’dan bugüne maalesef masala dönüşmüş Avrupa Birliği hikayesi de böyle bir zaruretten kaynaklanmıştır. Türkiye Avrupa Birliğine müracaat ettiği gün ile geçirdiği zaman açısından bir mukayese yaparak yeni alternatifler oluşturmak mecburiyetindedir. Avrupa Birliği ile ilgili bugüne kadar yapılmış olan çalışmalar cılız bir semere vermiş olsa bile bundan vazgeçmemiz gerekmiyor. Fakat Türkiye’nin günümüzün şartlarına ve mevcut potansiyeline uygun geleceği bakımından büyük önemi haiz Türk Birliği meselesi üzerinde ciddi bir gayret ve emek sarf etmesi gerekmektedir. Bundan birkaç yıl önce Türk Devletlerinin kardeşliğinden söz ediliyordu fakat birliği hususunda ciddi bir mesafe alınmamıştı. Ancak 3 Ekim 2009 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan’ın devlet başkanları seviyesinde imzalamış oldukları Nahçıvan Anlaşması bu hususta çok önemli adımı teşkil etmiştir. Türk milleti olarak ve Türk Dünyası olarak kendimize güvenerek doğru bir tercih yapmak ve Türk Birliği hedefine doğru ilerlemek zorundayız. Bu senenin Haziran ayında bu konuda Kazakistan’da bir toplantı yapılacak ve bu toplantı da birinci tebliğ benim tarafımdan takdim edilecektir. Türk Devletlerinin bu kararlılığı ve tarih şuurunu ortaya koymuş olmaları Türk Dünyası için bir onur ve güven kaynağıdır. Bu yolda bize düşen önce bilgilen sonra bilgilendir. Bu idealin beyinlerde tecessüm etmesine her zaman ve her yerde gayret et.”
Prof. Yalçıntaş konuşmasını bitirdikten sonra Prof. Dr. Ahat Andican’a söz verdi. Ahat Andican “Osmanlı’dan Günümüze Türkiye ve Orta Asya” konu başlığının en son yayınlanmış olan kitabının adı olduğunu söyledi ve konuşmasının devamında özetle şunları ifade etti:
“Önemli tarihçilerimizden Prof. Dr. Kemal Karpat şöyle diyor; ‘Osmanlı tarihi, tarih araştırmacılarının üvey evladıdır.’ Haklılık payı olan bu sözü Orta Asya Türk tarihine adapta edersek beş misli daha büyük bir ihmalle karşı karşıya geliriz. Özellikle bizim eğitim tedrisatımızda okutulan tarih kitaplarında bile Orta Asya tarihinin ve Türk tarihinin önemli bir bölümünü teşkil eden ve büyük etkiler yaratmış Timur İmparatorluğundan ancak birkaç satır ile bahsedilmektedir. Şayet biz bir bütün olarak Türk tarihini eğitim programlarımıza sokamazsak bir tarih şuuru da meydana getiremeyiz. Bu da millet hayatımızda telafi edilemeyecek hatalara ve hasarlara sebebiyet verecektir. Kabul etmek zorundayız ki 1990 yılından önce ülkemizde Türk Dünyasından bahsetmek SSCB esaretinde Türkler yaşıyor demek, adete suç teşkil ediyordu ve maalesef siyasi tarihimize 1944 Türkçülük, Turancılık davası olarak geçmiş bulunan malum hadisenin tesirleri sürdürülmekteydi. Dünyada başka hiçbir millet fertlerini kendi milletini yüceltiyor diye mahkemelerde süründürmemiştir. Bizim tarihi derinliklerimizden uzak tutulmamızın sonucudur ki kurduğumuz ve 700 yıl yaşamış olan büyük Osmanlı Devleti için batılılar neredeyse Bizans’ın varisi iddiasında bulunmuşlardır ve yaptıkları izahlarda da 1299 yılında 300 çadırla kurulmuş olan bir beyliğin iki nesil sonra bir dünya devleti haline gelmesinin başka türlü izah edilemeyeceğini iddia etmişlerdir. Oysaki eğer Ata yurdumuzun tarihini öğrenecek olursak Osmanlı Devletinin sadece Oğuz boyunun eseri olmadığını bugünkü Kazakların, Türkmenlerin, Tatarların, Özbeklerin, Taciklerin ve diğer Turanî soylu Türk boylarının akın akın Anadolu’ya gelerek burayı yurt tutmak suretiyle Osmanlı Devletinin doğuşunu sağladıklarını göreceğiz. Osmanlı Devletinin temelinde olan ve geniş coğrafyalara hükmeden ordunun, hakim olan devlet idaresinin yine bu yurtlardan bize intikal ettiğini anlayacağız. İşte o zaman İlhanlı devlet yapısının kuruluştaki rolünü ve Anadolu’nun nasıl Türkleşip İslamlaştığını Alperenleri, Ahi Dervişleri ve Gazi Dervişleri anlayacağız. Osmanlı İmparatorluğunu yüceltmiş olan Türk Birliği 1789’da İngilizlerin, Rusların büyük oyunuyla karşı karşıya kalmıştır. Orta Asya’da Rus egemenliğinin gelişmesi Ortadoğu ve Balkanlarda İngilizler başta olmak üzere batı egemenliğinin gelişmesi bizi kurtuluş harbine kadar getirmiştir. Kurtuluş harbi Türk milleti için tam bir ölüm kalım savaşıdır. Bu savaşın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün komutanlığında zafere ulaşması Türk milletini hayata döndürmekle kalmamış düşmanlarına dünya var oldukça yenilemeyeceği fikrini vermiştir. İşte bu savaşta da özellikle Orta Asya’dan ve diğer bütün Türk yurtlarından her kademeden insanlar milli mücadeleye iştirak etmişlerdir. Bu noktada Buhara emirliğinin Sovyetler Birliğinin elinde olan hazinelerinden bir kısmını Türkiye’ye gönderme ısrarı ve bunun on milyon altın civarında olduğunu biliyoruz ama yanlış bildiğimiz şey bu yardımın Sovyetler Birliği tarafından değil Orta Asya Türklüğü tarafından bize yapıldığıdır. Konuyla ilgili kesin bilgi ve belgeler Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilk Ticaret Bakanı ve Dışişleri Bakanı olan Yusuf Kemal Tengirşek’in anılarında bulunmaktadır.”
Oturum Başkanı Prof. Yalçıntaş “Türkiye ve Kazakistan’ın Avrupa’da artan rolü” başlıklı sunumunu yapmak üzere sözü Doç. Dr. Abdulvahap Kara’ya verdi.
Doç. Kara konuşmasında özetle şu noktalara değindi;
“Rahmetli Turgut Özal 21. yüzyılın Türk asrı olacağını söylediğinde pek çoğumuz bunu bir slogan olarak kabul etmiştik. Ancak son on yılda Türkiye Cumhuriyetinin dünyada kazandığı itibar ve her alanda sağladığı gelişmeler, Kazakistan Cumhuriyeti’nin yine bu süre içerisinde hem bölgesinde hem dünya da sağladığı itibar ve iktisadi hayatta elde ettiği başarılar bizlere bu sözün gerçekliği hakkında büyük ümitler vermektedir. Bu gelişmelere Azerbaycan’ın, Türkmenistan’ın elde ettiği başarıları da ilave edersek dünyanın yükselen yıldızlarının Türk Cumhuriyetleri olduğu gerçeği ortaya çıkacaktır. İşte bunun sonucudur ki 2010 yılında Kazakistan Cumhuriyeti AGİT Başkanlığına, Türkiye Cumhuriyetinden bir parlamenter ise Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlığına seçilmiştir. Yine bu döneme ait olmak üzere Birleşik Devlet Topluluğunun oluşmasında, Şangay Beşlisinin oluşmasında ve biraz önce hocamızın da ifade ettiği Nahçıvan Anlaşmasının yapılmasında ve Türk Dünyasının Türk Birliğine doğru yol almasında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Kazakistan Devletinin büyük gayretlerini görmekteyiz.”
Konuşmalardan sonra soruları da cevaplandıran konuşmacılara Vakfın şükran plaketini İstanbul Kazakistan Başkonsolos Yardımcısı Ashot DAUTOV, kitap hediyelerini ise Vakıf Yönetim Kurulu Üyesi Halil Köse takdim ettiler.
Kategori: Konferanslar
Etiketler: Abdulvahap Kara, AGİT, Ahat Andican, Kazakistan, Nevzat Yalçıntaş, türkiye


