
“Aşağılık kompleksi ile dış politika yapılamaz…”
AVRASYA BİR VAKFI
KÜLTÜR FAALİYETLERİ KAPSAMINDA
“ERMENİ MESELESİ”Nİ İNCELEDİ
“Aşağılık kompleksi ile dış politika yapılamaz”
Oturum Başkanlığını Gazeteci – Araştırmacı Yazar Muhiddin Nalbantoğlu’nun yaptığı konferansta Ermeni Meselesini bu konuda Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarından Prof. Dr. Nurşen Mazıcı anlattı.
Konferansı açış konuşmasında Nalbantoğlu özetle şunları söyledi;
“Mustafa Kemal, Kurtuluş Harbi sırasında Halide Edip’in sorusu üzerine ona şunları söylemiştir; ‘İngiltere iki yüz yıldır Türkiye aleyhine olan her olayın içinde yer almıştır. Bugün de Yunanistan’ın ve Ermeni çetelerinin arkasında bulunmaktadır.’ Acı olan bir gerçeği daha ifade etmek istiyorum bizim en önemli müttefiklerimizden hatta stratejik ortağımız olduğu söylenen ABD bile bilinenin ötesinde Ermenilerle iş birliği yapmak suretiyle Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne yol açmıştır. Başta Ermeniler olmak üzere ülkedeki bütün Hıristiyan azınlıkları desteklemiş özelikle Ermenilerin yoğun bulunduğu yerlerde açtığı kolejlerde adeta başımıza bela olan çetelere liderler yetiştirmiştir. Bu kolejlerin sayısı o zaman 70’e kadar çıkmıştır. Bunlardan en önemli olanı Robert Kolejidir. Bu azınlık okulları kapatılırken ABD Büyükelçisi Atatürk nezdin de çok ısrarlı görüşmelerde bulunmuştur.”
Daha sonra söz alan Prof. Dr. Nurşen Mazıcı Ermeni Meselesi başlıklı konuşmasında özetle şunları ifade ettiler:
“Şu konuyu memnuniyetle ifade etmek isterim ki geç kalınmış olmasına rağmen yoğun faaliyetler sonunda Türk toplumunda Ermeni konusu ile ilgili bir bilgi birikimi ve ona bağlı olarak bilinçlenme meydana gelmiştir. Buna rağmen bazı hataların giderilmesi ve bazı bilgilerinde ilave edilmesi gereklidir. Bu cümleden olarak ben klasik söylemlerin dışında bazı hususların altını çizmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi Osmanlı döneminde yaşamış olan Ermeni azınlık için ‘Millet-î Sadıka’ söylendiği iddiasıdır. Bu terim hiçbir resmi belgede mevcut değildir. Gerçek anlamda da bu toplumun Osmanlı’daki diğer azınlıklardan ve onların tavır ve reaksiyonlarından faklı durumu olmamıştır. Nitekim Ermeniler 1543 yılından başlayarak bazen kendi içlerinde bazen de Osmanlı Devletine karşı bozguncu olaylar meydana getirmişlerdir. Onların sadakatleri ve sessizlikleri diğer azınlıklarında olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin gücüyle paralel seyretmiştir. Fatih Sultan Mehmet dönemine ait bir takım romantik sözcüklerle, bir takım duygusal sözcüklerle olayı izah etmek tarihi gerçeklere uymaz. Bu insanların o gün sosyal ve ekonomik hayat içerisindeki konumları devletin siyasi ve ekonomik gücünün birer tezahürüdür. Nitekim bir yandan Osmanlı Devletinin gücünün zayıflamaya başlaması, diğer taraftan Fransız İhtilalinin (1789) toplumlar üzerindeki etkileri sebebiyle Ermeniler de diğer azınlıklar gibi hareketlenmişlerdir. Bu hareketlerin sonunda Osmanlı Devleti parçalanmış ve 24 ayrı devlet meydana gelmiştir. Ermeniler de bu parçalama da rol almalarına rağmen devlet kurmayı becerememişlerdir. Onlar başta Ruslar olmak üzere Osmanlı ile savaşan diğer güçler ile 1877’den itibaren iş birlikleri yaparak yüzlerce yıl yaşadıkları topraklara ve devlete ihanet etmekten geri durmamışlardır. Zanaatkar ve sanatkar özellikleri öne çıkan bu topluluk devlet kurma hususunda beceriksizdir. 1300 yıl önce Türkler Anadolu’ya gelmeye başladıklarında da Ermenilerin bir devleti yoktu. Nitekim Türkler Anadolu’da devlet kurarak onları da hakimiyetleri altına almışlardır. Burada bizim dikkat etmemiz gereken önemli hususlardan biri de bizi I. Dünya Harbine sürükleyen Almanların devrin yönetiminin zafiyetlerinden istifade ederek Ermenileri de Ermeni unsurunu da kendi politikaları çerçevesinde kullanmalarıdır. Şayet o zaman İttihat Terakki Almanların bu konudaki provokasyonları tam olarak gerçekleştirmiş olsaydı işte o zaman Ermeniler için tam bir soykırım olacak ve bu insanlar Osmanlı topraklarının dışına atılmış olunacaklardı. Oysaki tehcir diye bilinen ama aslında göç ve iskan yasası olan ve iki yıllığına uygulamada kalan tamamen bir kanuni düzenleme şeklinde yönetilen olgu Osmanlı İmparatorluğu’nun iş birlikçi ve bozguncu çetelere karşı meşru müdafaa hakkını kullanmasıydı ve yasaya tabi olan her kişi için günlük 30 para yevmiye veriliyordu, o gün cephedeki askerimizin tayın bedeli 15 para idi. Bu yasanın uygulanması sırasında bazı aksaklıkların olduğu ve kanunsuzlukların haddi aşan tepkilerin olduğu bir gerçektir. Fakat bu yüzden de Osmanlı devleti yüzlerce insanı yargısız yargılamış, bunlardan 693’ünü idam cezasına çaptırmış, Kemal Bey gibi günahsız ve kahraman bir kaymakamı idam etmiş suçlanarak hapse konuların Diyarbakır Valisi de bu ithama dayanamadığı için hapishane de intihar etmiştir. Netice itibariyle Lozan Anlatması ile Türkiye milletlerarası planda bu hesapları görmüştür. Bugün ABD dahil dünya parlamentolarında aleyhimize yaratılmak istenen hava tamamen psikolojik bir baskıyı hedef almaktadır. Bu baskı altında dış politika üretmek asla doğru değildir, kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti devleti ekonomik bakımdan güçlendikçe bu mesele tamamen gerileyecektir. Baskılar karşısında taviz vererek netice alabilmemiz mümkün değildir. Böyle bir politik teamülü milletimizin kabul edemeyeceği bir gerçektir. Bütün bunlarla ilgili bir değerlendirme yaptığımız zaman maalesef bizi yönetenlerin entelektüel kapasitelerinin son derece düşük olduğunu görmekteyiz. Aslında bu dünyanın da bir problemidir. Bugün Avrupa’ya baktığımız zaman Zapareto dışında örnek alınabilecek bir devlet adamı da yoktur.”
Büyük bir ilgi ile izlenen ve takdirle karşılanan konferansın sonunda Prof. Dr. Nurşen Mazıcı’ya şükran plaketini Küçükçekmece Savcı Şefik Akyıldırım, kitap hediyelerini ise Avrasya Bir Vakfı Danışma Kurulu Üyesi Mehmet Seyit Türker takdim ettiler.
Kategori: Konferanslar


