Avrasya Bir Vakfı Basın Bildirisi 2…

         Sayın Christer ASP  

         İsveç Büyükelçisi

         ANKARA

         Ekselansları,

         Medeni millet olmanın baş şartı adil olmaktır.

         02.03.2010 tarihinde İsveç Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonunda yapılan oylama adalet, hak ve hukuk adına bizleri utandırdı. İsveç’in buna alet olmaması gerekirdi.

         Biz ekli yazıda; İsveç – Türkiye Cumhuriyeti dostluğunu da gözeterek bazı gerçeklerin göz önüne alınmasında ısrarcı olurken, Türkiye Cumhuriyeti devletine ve Türk milletine yapılmış olan haksızlıklar karşısında da üzüntülerimizi ifade ettik.

         Bu düşünce ve duygularımızın İsveç Parlamentosu Başkanlığı’na iletilmesini sizden saygıyla ve önemle talep ediyoruz.

         Saygılarımızla

 

                                                                               Şaban GÜLBAHAR

                                                Avrasya Bir Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı

 

İsveç Parlamentosu Başkanlığı’na

Ermeni Diasporası içerisindeki radikal grupların her yıl tekrarlanan sözde “Ermeni Soykırımı”nın tanınması kampanyası yeniden başlamıştır. Demokrasi, insan hakları ve düşünce özgürlüğü gibi evrensel kavramları şiar edindiğini iddia eden ülkelerin, bu prensiplere aykırı bir şekilde, tamamen tek taraflı, çarpıtılmış ve hatalı bir tarih anlayışına kendi parlamentolarında aldıkları kararlar ile ortak olmaları ise üzüntü vericidir.

“Ermeni, Asurî, Keldani ve Pontus’lu Rumların 1915 Soykırımı” başlıklı karar, İsveç parlamentosunun “tüm halkların eşit değerler ve haklara sahip olması” olarak tanımladığı demokrasi anlayışı ile çelişen, “Yaşayan Tarih Forumu” adlı bir kamu otoritesi tarafından önerilen, içeriğinde ciddi çelişkiler ve tarihsel tahrifat barındıran bir karardır. Türk toplumu, söz konusu karar ile atalarının hiçbir zaman işlemedikleri bir suç ile itham edilmektedir. Bu haliyle, alınan karar, Türk halkının haysiyetine yapılmış bir hakaret olarak görülmektedir. Aynı dönemde Türk halkının yaşamış olduğu kayıplar ve acıların dile getirilmemiş, tamamen tarih biliminin bir konusu olan 1915 olaylarına ilişkin farklı tez ve kanıtların göz önüne alınmamış olması, İsveç Parlamentosu’nda alınan kararın saptırılmış ve tek taraflı mahiyetini teyit eder niteliktedir.

Söz konusu kararın “Arka Plan” başlıklı bölümünde, tarihsel bir olay olan 1915 olayları hakkında farklı kişi, kurum ve parlamentoların görüş ve kararları dile getirilmiştir. Ne yazık ki bu bölümde dile getirilen “iddialar” uluslararası alanda Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren Ermeni Diasporası’nın propaganda söylemleri ile birebir örtüşmektedir. İsveç Parlamento’sunun muteber üyelerinin, Ermeni Diaspora’sının Türkiye aleyhtarı ve tarihsel açıdan hiçbir dayanağı bulunmayan tek taraflı iddialarını farklı ülke parlamentolarında alınan kararlar ile duyurmaya yönelik bu girişimlere aldıkları bu kararla hizmet etmiş olmaları Türk-İsveç dostluğunu derinden sarsmıştır. 

İsveç Parlamento’sunun aldığı kararda 1915 olayları konusunda tarihsel bilgi ve deliller ile farklı görüşlerin dikkat alınmamış olması dikkat çekicidir. Öncelikle, kararda sözde soykırımın 1915 yılında başlayarak Ermeni, Asuri, Keldani ve Pontuslu Rumları yok etmeye yönelik Osmanlı politikası ile gerçekleştiğine dair iddia, hiçbir tarihsel belge ve bilgi ile desteklenmediği gibi, aksine söz konusu karar ile yine temelsiz iddialar ile Türkiye Cumhuriyeti ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk töhmet altına alınmak istenmiştir. Şüphesiz böyle bir suçlama Türkiye-İsveç ilişkilerini ve Türk halkı nezdinde İsveç devletinin demokrasi, insan hakları ve düşünce özgürlüğü prensiplerine güvenilirliğini telafi edilmesi çok zor bir şekilde zedelemiştir.

1915 olayları, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu savaş ortamında, her devletin birlik, bütünlük ve güvenliğini korumak amacıyla almak zorunda kalabileceği önlemler sonucunda ortaya çıkmış üzüntü verici olaylardır. Unutulmamalıdır ki söz konusu dönemde Osmanlı Devleti birçok cephede savaşmaktadır. Böyle bir ortamda, sayıları Osmanlı nüfus kayıtlarına göre 1.294.000 civarında olan Ermeniler içerisinde bazı grupların ve savaştan etkilenen Doğu Anadolu bölgesindeki Ermeni nüfusun Rus, Fransız ve İngiliz işgal kuvvetleri ile gizli anlaşma ve işbirliği yapmış ve bölgedeki sivil halka yönelik imha ve katliamlarda bulunmuş olması birçok ülke arşivlerinde bulunabilecek belgeler ile ortaya konmuştur.

İsveçli diplomatların raporları veya diğer kaynaklara dayanarak 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendirmek, İsveçli kamu kurum ve kuruluşları, akademisyen, gazeteci, düşünür, araştırmacı veya herhangi bir vatandaşın yapacağı değerlendirmeden farklı olmayacaktır. Ancak bu değerlendirmelerin ciddi bir biçimde dikkat alınarak, hem İsveç halkı adına hem de tarihsel bir olay üzerine tek taraflı bilgi ve verilere dayanarak karar alınması, İsveç Parlamentosu’nun ciddiyeti ve demokrasiye olan bağlılığına gölge düşürmüştür.

Tehcir sürecinde Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu savaş koşulları sebebiyle Ermeni ve diğer nüfusun yer değiştirilmesi sırasında hastalık, çete ve aşiret saldırıları neticesinde trajik ölümler ve acılar yaşanmıştır. Ancak aynı trajik acıları Türk ve Müslüman nüfusun da paylaştığı unutulmamalıdır. Savaş sonrasında ve günümüze kadar, Osmanlı Hükümeti’nin Ermeni nüfusu ortadan kaldırma niyeti taşıdığına dair hiçbir resmi belge ortaya konulamamıştır. Aksine Osmanlı Devleti, Ermeni nüfusun mal ve can kaybının önlenmesi ve bu nüfusun gönderildikleri yerlerde yaşam koşullarının sağlanması gibi hususlarda kesin emirler vermiş ve bu emirlere karşı gelenler ile ihlal edenlerin cezalandırılmış olduğu da yine tarihsel belgeler ile ortaya konulmuştur. 

Tehcir sırasında yaşanan ve hem Ermeni ve gayri-Müslim hem de Türk ve Müslüman nüfusu etkileyen acı ve kayıplar, Türk halkının tarihsel hafızasında, emperyal bir savaşın masum ve sivil halk üzerindeki trajik sonuçlarını yansıtması açısından yerini almıştır. Ancak bu acıların, günümüzde uluslararası ve ulusal alanda sığ siyasi ve başka çıkarlar elde edilmesi amacıyla tahrif edilerek kullanılması kabul edilemez.

Unutulmamalıdır ki, ülkemizde, diğer bazı ülkelerde olduğu gibi 1915 olaylarının yorumlanması, araştırılması, lehte veya aleyhte düşüncelerin tartışılması kanun ile yasaklanmamıştır. Tam aksine Türkiye Cumhuriyeti, 1915 olaylarının arşiv ve tüm diğer kaynakların araştırılması ve yorumlanması için tüm tarafların da aktif katılımı ile tartışılmasını teklif ve teşvik etmektedir. Tarihsel olayları, tamamen tek-taraflı ve hatalı bilgiler üzerinden parlamento kararları ile tartışılamaz hale getirmek, ne tür bir demokrasi anlayışı ile açıklanabilir?

Tarihsel açıdan taraflı ve çarpıtılmış iddialar üzerine kurulu olmasının yanında, uluslararası hukuk açısından, soykırım suçu parlamento komite, alt-komite veya diğer siyasi kurumlar tarafından değil, yalnızca yetkili ve tarafsız mahkemelerce tayin edilebilmektedir. Bu haliyle önerge Türkiye-İsveç dostluk ve işbirliğini sekteye uğratmaktan öte hiçbir hukuki veya tarihsel geçerliliğe sahip olmayan bir doküman niteliğindedir.  

Bizler Türk ve İsveç halkları arasında kaynağını tarihten alan bir dostluğun var olduğuna ve bu dostluğun gelecekte de sürdürülmesi gerektiğine inanan Türk sivil toplum kuruluşları olarak iki ülke halkı ve devletleri nezdinde, Türk halkının onur ve haysiyetine hakaret niteliği taşıyan sözde Soykırım’ın tanınmasına dair kararın hiçbir değerinin olmadığına inanıyoruz. Ancak Türkiye aleyhtarı girişimlerin her yıl uluslararası alanda gündeme gelmesi ve küçük siyasi çıkarlar ve propaganda kaynaklı krizlerin patlak vermesini yukarıda bahsini ettiğimiz dostluk anlayışına uygun bulmadığımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Türk sivil toplum kuruluşları olarak söz konusu önergenin İsveç Parlamentosu’nda kabul edilmesini şiddetle kınıyoruz.

 

 

Kategori: Haberler