Türkiye – Rusya İlişkileri

AVRASYA BİR VAKFINDA

“TÜRKİYE – RUSYA İLİŞKİLERİ”

GÜNDEME GETİRİLDİ

 

 

Avrasya Bir Vakfında bu hafta “Türkiye – Rusya İlişkileri” konulu konferans Sakarya Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya tarafından verildi.  

        Konferansın Oturum Başkanlığını E. Albay – Araştırmacı Yazar Mehmet Şadi Polat yaptı.

 

Polat açış konuşmasında özetle şunları söyledi;

        “Bugün burada sadece Türkiye – Rusya ilişkileri konusunu dinleyeceğiz. Lakin sadece bu konuda kalmayıp, ilerleyen zamanlarda Türk – İngiliz İlişkiler, Türkiye – Avrupa İlişkileri, Türk – Arap İlişkileri konularını da dinlemeyi arzu etmekteyiz. Çünkü Türk tarihinin dünyada büyük bir önemi vardır. Dünya tarihini öğrenmek istiyorsanız mutlaka Türk tarihini bilmek zorundayız. Türk milletinin yaşadığı; başta Anadolu dünyanın en önemli jeostratejik merkezlerinden biridir. Bu bölgelerde yaşayan bu bölgelere hakim olan milletler dünya hakimiyeti kurarlar. Bu nedenle Türk coğrafyası devamlı hedef olmuştur. Rusya hangi dönemde olursa olsun hedefinde daima Türkiye ve sıcak denizleri  bulundurmuştur. Bu önemli konuda değerli hocamız bizi aydınlatacaklardır.”

 

         Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya konferansında özetle şu hususları ifade etti:

        “Rusya ve Türkiye İlişkilerinin yaklaşık beş asırlık bir geçmişi vardır. Osmanlı Devletinin 20. yüzyılı görmesinin iki tane sebebi vardır; bunlardan bir tanesi Emir Timur’un Ankara Savaşı, ikincisi de kuzeyimizdeki Rusya’dır. Osmanlı Devletinde refahın verdiği problemler vardı ki bunu Emir Timur gelip budadı. Daha sonra Rusya ortaya çıktı ve Osmanlı’ya rahat vermedi. Hatta bir çok Osmanlı Padişahı kederden ve gamdan ölmüştür.

        Biz bu ilişkileri ikili, bölgesel ve global manada ele almaktayız. İkili ilişkilerimiz ticari alanda, bölgesel ilişkilerimiz Kafkasya, Balkanlar, Türkistan ve Orta Asya olarak, global ilişkilerimiz ise uluslar arası alanda Amerika ile, Çin ile olan ilişkilerimizin bir yansıması olarak ele almaktayız.

 

Dünya haritasına baktığımız zaman ekvator çizgisinin içerisinde yer alan bütün devletler, cihan devleti olarak bu çizgi üzerinde zuhur etmiştir. Türkiye’de bu çizgi üzerinde yer almaktadır. Bu cihan devletlerinden 7 tanesine ev sahipliğini Anadolu yapmıştır. Dünyada böyle başka bir coğrafya yoktur. En uzun yaşayan devlet Osmanlı devleti olmuştur. Bölge benzersiz jeostratejik özelliklere sahiptir. Bir Batılının deyişi ile ‘Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir bölgedir.’

        Dünyanın kalbi olarak tabir edilen Kalpgah’ın başlangıcı Karadeniz’in kuzeyi Ukrayna’dır ve bu bölge Rusya topraklarında yer almaktadır. Mackinder’e göre ‘Bu topraklara hakim olan önce Avrasya’ya hakim olur, sonra Ana Karaya hakim olur ve buraya hakim olan dünyaya hakim olur’ diyor. Mackinder bir İngiliz olarak bu bölgeye başkasının hakim olmaması için bu bölge ile Avrupa arasında araya bir takım tarafsız bölgeler inşa etmek gerektiğini söyler ki Avrupa ile Rusya’nın iş birliği yapmasını engelleyen bir çok projede bu öngörü ile gerçekleştirilmektedir.

        Bu iki devlet; birisi en büyük cihan devletlerine ev sahipliği yapmış, diğeri dünyanın kalbi, beş asırdan beri zaman zaman savaşmışlardır. Bugüne geldiğimiz zaman 20. yüzyılda Türkiye Batı bloğunda yer alması ve Stalin’in Boğazları, Kars’ı ve Ardahan’ı istemesi ile aralarına demir perde çekilmiştir. Bu nedenle ticari münasebetlerimiz bitirilmişti ve onlarca yıl ne mal alınmış ne de mal satılmıştı. Halbuki bugün dünyada gelişmiş ülkelerin temel özelliği komşuları ile çok iyi ticari ilişkiler kurmalarıdır. Bu yüzden Rusya’dan alınacak bir malı çok daha pahalı olarak bir başka ülkeden ithal ettik. Rusya ise bizden ithal edeceği bir malı çok daha pahalı olarak bir başka ülkeden aldı. Bu sadece ekonomik alanda değil, turizmde de, sosyal alanda da ve diğer bir çok alanda da görülmüştür.

       

Bölgesel ilişkilere baktığımızda; 1960’larda Kıbrıs problemi başlayınca Amerika bizim müttefikimiz, Rusya düşmanımızdı fakat Kıbrıs konusunda haklı olduğumuz halde  Amerika bize karşı çıkıyordu. Bizde bu dönemde Rusya ile bir çok ikili ilişkiler kurmaya başladık. Amerika’ya eğer siz bu işte bizi yalnız bırakırsan bizde Rusya ile ilişkilerimizi geliştiririz dedik ki buna güç dengesi politikası denilmektedir. Bu vesiyle Rusya ile ikili ilişkilerimizi yeniden kurmaya başlamış olduk.     

Bugün Rusya ne kadar Türkiye’nin dostu, Amerika ne kadar Türkiye’nin dostu diye baktığımızda; Türkiye’nin et ithal ettiğini, şeker ithal ettiğini görüyoruz. Dünya Bankası IMF politikalarıyla Türkiye’de tarım, hayvancılık bitirilmeye çalışılıyor. Amerika neden bunu istiyor? Tabi burada İsrail’inde rolü var. Bunlar hakimiyet alanlarında güçlü bir Türkiye istemiyorlar. Biz bu aşamada Rusya ile çok daha fazla ilişkiler kurmak durumundayız.”

 

İlgi ile takip edilen konferansın sonunda Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya’ya şükran plaketini I. Sınıf Emniyet Müdürü Sarper Baltacıoğlu, kitap hediyelerini ise E. Milli Eğitim Müdürü Samet Acar takdim etti.

 

 

Kategori: Konferanslar