Geçmişten Günümüze Türk – İran İlişkileri…

 

“Türk – İran ilişkileri tarihin en köklü en geniş uluslar arası

ilişkilerini teşkil eder”

 

Oturum Başkanlığını Sanayici – İşadamı Aydın AĞAOĞLU’nun yaptığı “Geçmişten Günümüze Türk –İran İlişkileri” konulu konferansı Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Gazi ÖZGÜDENLİ yaptı.

 

            Konferansı açış konuşmasında Aydın AĞAOĞLU özetle şunları söyledi;

“Amerika Birleşik Devletleri dünya devletleri için ne kadar önemli ise İran’da Türkiye için o denli önemli bir ülkedir. İran’ın nüfusu Türkiye kadar, yüzölçümü ise Türkiye’nin iki katı kadardır. İki ülke arasında çok benzerlikler bulunmaktadır. En başta aynı dine mensubuz. İran’da doğal yer altı zenginlikleri var, bizde de girişimcilik gücü var. Bu iki ülke arasında ilişkiler geliştirildiğinde ve güven meselesi tam oturduğunda inanıyorum ki dünyanın dengeleri değişecektir.”

 

Daha sonra söz alan Doç. Dr. Osman Gazi ÖZGÜDENLİ özetle şunları ifade ettiler;

 

“Türk – İran ilişkileri tarihin en köklü en geniş uluslar arası ilişkilerini teşkil eder. Türk tarihinde bu kadar geniş bir zaman zarfında bu kadar yoğun ilişki sürecinde devam ede gelen ikinci bir ülke yoktur. Bu ilişkiler tarihin çok eski dönemlerine dayanmaktadır. Asya Hunlarından itibaren Türklerle İranî kavimlerin yakın bir ilişki içerisinde oldukları bilinmektedir. Bunu Türkçeye geçen Farsça kelimelerden anlıyoruz. Bazı İranî unvanlardan yada bazı kültür unsurlarında görmekteyiz. Göktürklerden itibaren bu ilişkilerin kaynaklarla takibi mümkündür. Özellikle Türkçeye giren bazı unvanlar; Şad, Şadapıt, Curh, Tümen, Yabgu unvanları Farsçadan gelmektedir.   

            İranî kavimler, Soğutlular, Tokarlar, Bakteriler, Harezmiler. Bunlar Orta Asya’da kurulan Türk devletleriyle İran’da kurulan devlet arasında adeta bir köprü vasıtası görmüşlerdir. Türkçe’ye giren bir çok kültür bu kavimler tarafından taşınmıştır. Bu kavimlerin bazı dil kuralları ve kelimeleri Türk diline de intikal etmiştir. Göktürk Devletine ait Bugut kitabesi en eski kaynaktır. 581 yılında dikilmiştir. Türklerle ilgili bilgi veren ve ilk Türkler tarafından dikilen yazılı anıt olması bakımından çok önemlidir. Üç yüzü Soğutça, bir yüzü de Saskıritçedir. Soğutça İrani dillerden bir tanesidir. Bu kitabe dahi Eski İran kültürünün Türkler üzerinde ne kadar etkili olduğunu göstermektedir.

            Türkler ile İranlılar çok ciddi siyasi ve kültürel ilişkilere girmişlerdir. Göktürk Devletinin 742-744 yılları arasında yıkılması ve daha sonra bölgeye hakim olan Uygurların Karnutlarla, Oğuzlarla, Basmirlerle savaşması Türk tarihi açısından son derece önemli bir gelişmenin önünün açmıştır. Bu tarihlerden itibaren Türk boylarından önemli bir kısmı batıya doğru göç etmeye başlamışlardır. Göçebe Türk boyları Batı Asya’ya gelmişler ve buralarda devletler kurmaya başlamışlardır. İlk olarak Orta Asya’da Karahan devletini kurmuşlardır. Bu dönemde Türklerle İranlıların ilişkileri çok daha farklı bir çerçeveye oturmaya başlamıştır. Özellikle Karahanlılar döneminde İslamın Karahanlılar tarafından benimsenmesi ilişkilerin seyrini yavaş yavaş farklı boyutlara taşımaya başlamıştır. Önceleri savaş şeklinde olan mücadeleler yerini dostluğa bırakmıştır. Karahanlılar devrinden itibaren..

 

            Selçuklu Devletinde Farsçanın resmi dil olarak kullanıldığını görüyoruz. Dolayısıyla Selçuklular İran dilinin edebiyatının, dilinin, kültürünün himayesine kendilerinden önceki İranlı hanedanlardan çok daha önemli bir rol oynamışlardır. O devirden günümüze ulaşan edebiyat kitapları tarihi kayıtlar pek çok eserin bizzat Selçuklu sultanlarına sunulduğunu göstermektedir. Türklerin İslamiyete girdikleri dönemde  göç ettikleri yerlerde var olan edebi geleneklerden etkilenerek daha çok Arapça ve Farsçayı kullanmışlardır. Dolayısıyla İslamiyetin ilk üç yıllık döneminde Türklerin İslamiyete geçmesiyle başlayan ilk dönemde Türkçe çok az esere rastlamaktayız. Sonraki dönemlerde Türkçe eserlerin sayısı yavaş yavaş artmıştır.

 

            Yavuz Sultan Selim döneminde İran dilinin, kültürünün Osmanlı sarayında çok etkili olduğunu görüyoruz. Bu dönemde Osmanlı Sultanları Farsça şiirler kaleme almışlardır.  Yavuz Sultan Selim döneminde ise Çaldıran Savaşı ile ilişkilerin değiştiği görülüyor. Bu dönemde Akkoyunlu mirasına hakim olabilmek için iki devlet arasında savaşa sebep olmuşlardır. Bu savaşlardan iki devlette zararlı çıkmıştır.

Bu tarihten itibaren makbul olan dil Farsçaydı makbul olan İran’dan gelen sanatkârlar, ediplerdir. Bu tarihten sonra İran’dan gelenlere biraz şüphe ile bakılmaya başlanmıştır. Özellikle Yavuz döneminde bunlara itibar edilmemiştir.

            17. yüzyılda ilişkiler zayıflasa da kültürel ilişkiler anlamında devam etmiştir. Günümüze ulaşan yazmalarda bu görülmektedir.

            18. ve 19. Yüzyılda ise Türk İran ilişkilerin daha çok dostluk üzerine kurulduğun görüyoruz. Osmanlılar son kez İranlılarla 1727 – 1732 yıllarında savaşmışlardır. Bu tarihlerden sonra İranlılarla Türkler arasında ciddi bir mücadele yaşanmamıştır.  

            20. yüzyıllardan sonra İstanbul’da bazı gelişmeler olmuşlardır. İstanbul’da oluşturulan kitap sergileri İranlılar tarafından desteklenmişlerdir. Bütün bunlar düşünce hayatımızda İranlıların ne kadar önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Bu dönemde yine İstanbul’da çıkartılmış Farsça gazeteler vardır.

            I. Dünya Savaşı döneminde İran İngiltere tarafından topraklarının bir kısmı işgal edilmiştir. Daha sonra bizim Cumhuriyeti kurduğumuz dönemde de İran’da da bir yönetim değişikliği olmuştur.”

 

Büyük bir ilgi ile izlenen ve takdirle karşılanan konferansın sonunda Doç. Dr. Osman Gazi ÖZGÜDENLİ’ye şükran plaketini Küçükçekmece Kaymakamı Orhan ÖZTÜRK, kitap hediyelerini ise I. Sınıf Emniyet Müdürü Sarper BALTACIOĞLU takdim ettiler.

 
     

Kategori: Konferanslar