
Bugün -2-
Ülkemiz 2002 yılından itibaren ekonomik bakımdan umut verici beş yıl yaşadı. Ancak 2007 yılında hissedilmeye başlayan ve 2008 yılında derinleşerek devam eden global ekonomik kriz 2009 yılı son çeyreği itibariyle 14.7’lik bir negatif büyümeye sebep oldu.
Belli çevrelerin ısrarlı kaos havası pompalama gayretlerine rağmen hükümet soğuk kanlı tedbirlerle ve toplumun güvenini kazanarak dünyada bu krizi en az zararla atlatmayı ve 2010’nun ilk çeyreğinden itibaren büyümeyi yakalamayı başardı.
Bu noktada ülkede işsizlik %10’lardan %16’ya yükselmiş, sanayide verimlilik ve satışlar düşmüştür. İSO verilerine göre 190 kuruluştan çıkarılan işçi sayısı 27.500’ü bulmuştur. Yine bu işletmelerde toplam satışlar %48,5 azalmıştır. İhracatta 500 büyük sanayi şirketinin toplam ihracatları 67,1 milyar dolardan, 45.5 milyar dolara gerilemiştir.
Bu dönemin olumsuzluklarına ve belli manipülasyonlara rağmen hükümet ekonomiye dinamizm kazandırmak için yapmayı planladığı yatırım programlarının iptalini isteyen İMF şartlarını kabul etmemiş bundan felaket doğmasını ümit edenler de umduklarını bulamışlardır. Ülkemizdeki banka ve finans kuruluşlarının yapısının sağlam olması geçici bir tereddütten sonra tedbirli olarak bu kuruluşların ticari ve sınai kuruluşları fonlamaya başlaması ekonomik canlılığın sağlamasında büyük rol oynamıştır. Yine İMF’nin olmaz dediği sosyalizasyon programlarını kararlı bir şekilde hükümetin uygulaması ciddi sosyal patlamaların önüne geçmiştir. Bunların içinde; geliri olmayan ailelerin sürekli desteklenmeleri, işini kaybedenlere işsizlik ücret ödemelerinin sürelerinin uzatılması ve ödemelerin muntazam yapılması, işçi alımlarını devletin sigorta primleri ve vergilendirme açısından desteklemesi, ilk istihdam edilenler için %50’ye varan finansman sağlaması bu cümleden zikredilebilir. Bu tedbirler ve kararlılık bizi yeniden İMF güdümüne girmekten kurtarmıştır.
Dönemin ümit veren bir çalışması da sivil toplum kuruluşları ve Ticaret Sanayi odalarının öncülüğünde başlayan her safhasında devletin desteklediği yeni pazarlara ulaşma çalışmaları piyasalara umut ve canlılık getirmiştir.
Ülkemizde umutların devamını ve ekonominin hayatiyetini sağlayan çalışmalardan biri de yurt dışı müteahhitlik hizmetleridir. Bu alanda Türkiye iş bitirmeleri ve ihale kapasiteleri bakımından dünyada ilk üçe girmeyi başarmıştır. 2002 yılında 1.7 milyar dolar olan iş tutarı 2008’gelindiğinde 23.6 milyar dolara 70 ülkede 5.000 projeye ulaşmıştır. Günümüzde de bu tablo lehimize olarak gelişmektedir.
Önümüzdeki dönemde ise bizi Türk Cumhuriyetleri, Rusya, Ukrayna, Orta Doğu, Sahranın Güneyindeki Afrika Ülkeleri, Arap Yarımadası, Körfez bölgesi, Hindistan, Pakistan, Venezüella gibi dev potansiyel projeler beklemektedir. Bu noktada Türk müteahhitlerinin ve Türk Devletinin imkan ve kabiliyetleri avantajlı durumdadır.
Yeni pazarlarla ilgili duruma gelince: Başlangıçta bazılarının ciddiye almak istemedikleri bu ülkeler bütün dünya için hem nüfusları hem hammadde kaynakları hem jeopolitik konumları bakımından büyük önem taşımaktadır.
Tanzanya’dan Şili’ye kadar Türk müteşebbis ve tüccarlarının ilgi alanına girmiş olan 14 ülkenin toplam nüfusu 700 milyon, toplam yüz ölçümü 12 milyon kilometre kare, toplam dış ticaret hacimleri 2 trilyon 185 milyon dolardır. Bir zamanlar adını dahi bilmediğimiz bu ülkelere 2010 yılında gerçekleştirilen toplam ticaret hacmimiz 11 milyar doları bulmuştur.
Ülkemizde bu hükümetle birlikte ciddi bir şekilde ele alınan “duble yolların” yapımı ise bugüne kadar hiç hesapta olmayan bir ekonomik kazanç sağlamıştır. Zamandan, yakıttan, malların kalite kaybının önlenmesinden, kazaların azalması sebebiyle can ve mal kaybı ile yurt dışına ödenmek zorunda olunan sigorta bedelleri vb sebeplerden ekonominin yıllık kazancı 23 milyar lirayı bulmaktadır.
Ülkemizin iktisadi hayatında ondan da önemlisi milletlerin nesillerinin ve varlıklarının devamında doğrudan rol sahibi tarım ve hayvancılık sektörü büyük bir önemi haizdir.
Oysaki her iki konuda da endişe verici durumlar yaşanmaktadır.
Bir ülkenin tarım toplumu olarak kalmasını dilemek ne derece yanlış ise tarıma ve havyacılığa el verişli topraklarımıza rağmen bu sektörün bugünkü problemli ve tartışılır haline rıza göstermek ondan daha büyük yanlıştır.
07.07.2010 tarihinde Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Mehdi Eker TGRT TV’de özetle şunları ifade etmiştir:
-2002’de 22.5 milyar olan tarımsal üretim 2008 sonu itibariyle 59 milyar liraya çıkmıştır.
-Hayvancılık üretiminde düşüş yok. Büyükbaş hayvan et ve süt üretiminde artış var. 2002 yılında havyacılığa ayrılan devlet desteği 83 milyon lira idi. Bunu 2009 yılı itibariyle 15 kat artırdık.
-Küçükbaş hayvancılık üretiminde düşüş var. Bu bir bakıma bir hayat tarzını gerektirdiğinden şehirleşme küçükbaş havyacılığımızı olumsuz etkilemektedir. Bu konuyu ciddi olarak desteklemek kararındayız.
-2002’de tarımsal üretimde OECD raporlarına göre 22. sıradaydık, şimdi ise 11. sırada yer alıyoruz.
Sayın bakanın bu beyanları hoşuma gitmişti. Ancak kurban bayramı arifesinde havyacılık piyasasında spekülatif oyunlara baş vurulabilmesi ve et fiyatlarının tırmanışa geçmesi oldukça alelacele ithal edilen binlerce hayvan her haliyle toplumuzda tereddütlere sebep olmuştur. Bu hayvanların et kaliteleri ve sağlıklarıyla ilgili hususlar ile gelen hayvanların kısırlaştırılmış olmaları da kayda değer konular arasındadır. İthalat yapılacak ise bunun hazırlıklarının en az sekiz ay önceden yapılaması ve hayvanların belli merkezlerde hiç olmazsa bir ay dinlendirilmeleri daha akli ve insani olmaz mı?
İşin diğer bir tarafı da sektör temsilcilerinin ortaya koyduğu hususlardır.
1- Hayvancılık destekleri evet 15 kat arttı fakat şimdi her şey ithal ediliyor. Bu da sektörün kendini toparlamasına mani oluyor.
2-Özellikle Ziraat Bankası aracılığıyla sıfır faizli verilen “hayvancılığı canlandırma ve hayata geçirme” kredileri 40 bini buldu miktarı ise 3 milyar liraya ulaştı. Bu kaynağın doğru kullanıldığı hususunda sağlıklı verilerden uzağız. Özellikle isabetsiz ithalatlar kısa bir zamanda damızlık hayvanların kasaplık haline gelmesine ülke ekonomisinin önemli ölçüde zarar görmesine yol açacaktır.
3-Teşebbüs sahiplerinin bu işe ehillikleri hususunda haklı endişeler vardır.
4-Bu teşvikler sonunda çiğ süt üretiminde 2 milyon tonluk artışla 15 milyon tona ulaşılacaktır. Mevcut süt işleme kapasitemiz bunu işlemeye yeterli değildir. Hayvancılık geliştirilirken en önemli hususun hayvansal ürünlerin işleme tekniklerinin AB standartlarına uygun olarak geliştirmesi ve işletilebilmesidir. Bizim hayvancığımızın önemli açmazlarından biri Avrupa ülkelerine ürün satamamamızdır. Bu sektörü hep düşük kar, eksik kapasite ve geri teknolojiye mahkum etmektedir.
Bu hususların hiçbiri ihmal edilmeden gerekli hassasiyetin gösterilmesi gerekmektedir.
Kanaatime göre ülkemizin bugün en önemli avantajlarından biri siyasetten uzaklaşmış Merkez Bankası ve aklıselim başkanıdır. Bu muhterem beyefendi ayakkabılarını koyacağı yeri bildiği gibi hangi tedbiri ne dozda alacağını da bilmekte akıllı kararlarla ilgilileri ikaz etmekte ve “piyasaların hevesine sürüklenmemizi” önlemektedir.
Bana göre bir şansımız da artık ülkemizde dünya standartlarında bütçe tekniklerine ve ciddiyetine uyulmasıdır.
Bunların neticesi makro ekonomik şartlarda uluslararası piyasalarca kabul edilebilen makul ve öngörülebilir bir yapıya ulaştık.
- 2010 sonu itibariyle bütçe gelirleri %17,9 bir artışla 254milyar 28.5 milyon TL’ye ulaştık.
- Bütçe giderlerimiz ise 293milyar 628.2 milyon TL olarak gerçekleşti. Bütçe açığımız 44.2milyar TL olarak öngörülmüşken 39.6 milyar TL de kaldı.
- Faiz ödemelerimizin bütçe giderleri içindeki payı bir önceki yıl 19.8 iken bu yıl sonu itibariyle 16.4’e indi.
- Faiz dışı bütçe fazlası % 1.9’luk bir rekor artışla 8 milyar TL’ye ulaştı.
- Bankalardaki döviz mevduatımız 100 milyar doların üzerinde, merkez bankası rezervlerimiz ise 70 milyar dolar civarındadır. Bir zamanlar 70 sente muhtacız feryatlarını hatırlayanlar bunun ne büyük bir nimet olduğunu kabul ederler. Aynı zamanda bu stoklar ekonominin beklenmeyen şoklar ve manüplatif hareketlere karşı büyük direncini ifade eder.
- Gazetelerimiz en korkunç enflasyon tasvirleri yapmaktan ve İMF kapısındaki süklüm büklüm Türk heyetlerini karükatürüze etmekten vazgeçmişlerdir.
Canhıraş muhalefetten başı döne CHP’nin PM üyesi Binnaz Toprak “hükümet ekonomiyi iyi yönetti”(24 Ocak 2011) demek suretiyle bu hakkı teslim etmektedir.
Dünya finans toplantılarında ve konferanslarında sesine kulak verilen ülke olduk. Yatırımcılarımız dünyanın her yerinde aranan müteşebbisler durumunda. Ülkeyi bölmek isteyenlerinde, milli iradeyi ablukada tutanlarında çemberleri kırıldı, iştahları kursaklarında kaldı. Ülke yeni kanunsuzlukların ne sebeple olursa olsun tekrarına müsaade etmeyeceği bir irade sergiliyor.
Bunları ve daha fazlasını yapmaya talip ve hazırlığını kafi gördüğü her partiye milletimiz emaneti tevdi eder.
Yeter ki; onun milli birliğine bekasına ve mukaddesatına kast edilmesin…
Abdullah Kılıç
ÖnceVATAN Gazetesi Yazarı
Kaynak: http://www.oncevatan.com.tr/Yazar.asp?id=12
Kategori: Basın Dünyası


