İz Bırakanlar – Prof. Dr. Mümtaz Turhan
28 Mayıs 2019
İngiliz Casusun İtirafları
28 Mayıs 2019

Bilim Tarihi M.Doğan

Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi Sümerlilerden Günümüze Bilim ve Teknoloji Cumhuriyet Türkiye’sinde Bilim ve Teknoloji /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı


Üniversitelerimizde fen ve teknik bilimler öğretimi sırasında öğrencilerimizin bilim tarihiyle ilgili bilgilere ulaşma imkân ve zamanlarının sınırlı olduğunu diğer meslektaşlarım da tanık olunca Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü programına isteyen öğrencilerin seçmeli alabileceği “Bilim Tarihi” dersi de kondu.
Bilim nedir: Bilgi edinme, bilgi öğrenimi amaçlı araştırmadır.
Doğa, insan ve toplum konularında bilimsel, deneysel veya teorik yöntemlerle elde edilmiş düzenli ve örgütlü bilgidir.
1.Doğal olayları ve canlıların incelendiği fizik, kimya, yer bilimleri ve biyolojiyi kapsayan Fen bilimleri veya doğa bilimleri.
2.insan davranışı ve sosyal olaylar ile bunlar arasındaki ilişkilerin incelendiği “Sosyal Bilimler”.
3.Bilimle ulaşılan bilgilerin pratiğe dönüştürüldüğü “Uygulamalı Bilimler”.

  1. Matematik ayrı gruplandırılabilir.
    İnsanoğlu yaratılışından beri çevresinde gördüğünü, olup biteni merak etmiş, öğrenmeye çalışmıştır. Bir kısmını dokunarak, tadarak, işiterek ve gözlemleyerek öğrenmeye çalışırken, bazı olay ve nesnelerden korkmuş, onlarla ilgili söylentilere inanmış veya onları kutsayarak tapmıştır. Bazı olay ve bilgilerden ise hayatlarını kolaylaştırmak için yararlanmıştır. S.4

Tüm yaratıklar içerisinde sadece insanlar düşünerek, gözlemleyerek ve deneyerek öğrendikleri bilgiler ve bilgiye dayalı tekniklerle tabiata hâkim olmuşlar ondan yararlanarak medeniyetler kurmuşlardır.


Doğa bilimlerinde ulaşılan başarılı buluşlar uygulama alanına aktarılınca sanayi devrimi doğmuş, bilgiden para kazanma yolu açılmış, bilgi üreten bilim adamlarının parayla ödüllendirilmeleri başlamıştır.


Bilimin, yapana ve destekleyene güç ve maddi kazanç sağladığı görülünce, devletler ve kuruluşlar daha organize şekilde problemlere çözüm getirmesi, doğru yolu göstermesi, tabiat ve evrenle ilgili meraklarını gidermesi için bilimcilere yönelmişler, araştırma merkezleri kurarak bilim çalışmaları yapan insanları buralara toplamışlardır. S.4. M.Doğan


Canlıların en gelişmişi olarak çevresine ve diğer canlılara hükmeden yalnızca insandır.


Din ve sihir bilimi engelledi mi sorusuna cevap arayacağız.

Hayvanları daha kolay avlamak, barınak yapmak, engelleri aşmak için deneyerek teknik geliştirmek, yaparak üretmek insanın gelişmesini anlatmaktadır. Bu manada bilimin tarihini yontma taş, cilalı taş devirlerine kadar götürebiliriz.

Bilim tarihi kitapları bilimsel düşüncenin temelinin felsefe ile atıldığını, tüm bilimlerin felsefeden geliştiğini, bilimdeki gelişmeler uygulamaya aktarılınca teknolojinin geliştiğini anlatır. Avını yonttuğu taşla daha kolay avlayan, yiyeceklerini pişireceği, depolayacağı kapları yapan, nehrin öbür yakasına bir kütük, sal veya tekne ile geçmek zorunda olan insan bilmeden teknoloji geliştirmekle işe başladı.

Taşın neden oluştuğunu, kabın pişirme sırasında nasıl bir kimyasal değişime uğradığını bilmeden alet, araç yaparak kullandı. Suyun kaldırma kuvvetinin sebebini öğrenmeden yaptığı salla , oyduğu ağaç kütüğüyle nehrin karşı tarafına geçti. M.Doğan a.g.e sayfa 6

Mısırlılar Nil kenarına setler, arklar, dev piramitler yaparken bilime başvurmadan teknik geliştirdiler. Mezopotamyalılar, şehirler kurarak, bunları imar ederek, tapınaklar, su kanalları yaparak teknolojiye öncelik vermişlerdir. Öğrendiklerini sistemli bir bilgi haline getirdikleri gibi listeler oluşturup yazarak koruma, merak ettiklerini öğrenme, gözlemleme, hesaplama, birbirlerine öğretme amacıyla bilimin temellerini attılar.

Mısırlılar ve Mezopotamyalılar olaylar arasındaki ilişkileri değerlendirerek, tabiat olaylarının, varlıkların neden, niçin, nasıllarını ilişkilerini tartışmamışlar, yani felsefe yapmamışlardır. Felsefe ve tabiat felsefesi yapmak için antik Yunan filozoflarının gelişine kadar binlerce yıl beklemek gerektiğini akıllarına bile getirmemişlerdir. Felsefe Yunan filozoflarıyla başlamış, özellikle Aristo felsefesi iki bin yıl süreyle dünyada etkisini sürdürmüştür. M. Doğan a.g.e Sayfa 6

Yaygın inananları olan Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık, yani semavi dinler ile bu dinlerin kutsal kitaplarında geçen tüm peygamberler bir yönüyle bilime hizmet etmişlerdir. Newton, Einstein gibi bilim insanları yaptıkları bilimin sonucunda ve amacında dinin yerini vurguladılar.

Kimilerinin ısrarla vurguladığı gibi din, bilimin gelişimini engellememiş, teşvik etmiştir. Mısır, Çin, Hint medeniyetlerinde bazı din adamları, rahipler, bilimle, sihirle, kehanetle hatta büyü ile uğraşmışlardır. Rönesans öncesinde bile bilimle en çok ilgilenen din adamlarıdır. Bilim 18. Yüzyıla kadar kendi gelişiminde dinin varlığını ve rolünü inkâr etmedi.

Zaman zaman, mesela antik Yunan döneminde olduğu gibi bilimin dinden bağımsız ve bağlantısız, laik bir gelişim çizgisinde ilerlediği dönemler vardır.

SİHİR VE BİLİM

SİHİR ilk çağlarda teknolojinin gelişiminde önemli oynadı. “Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet” sözünde ifade edildiği gibi seyircilerin imkânsız diye niteledikleri gösterilerini sergilediler. Sihirbazlar başkalarının bilmediği, imkânsız gördükleri bazı özel teknik bilgilere sahip kişilerdi. Bilgi, hüner ve marifetlerini sergileyerek teknolojik nitelikte gösteriler yaptılar. Bilgilerini ve bilgi kaynaklarını saklayarak varlıklarını sürdürdüler. Mesela, tunç ve metal çağı sihirbazları topraktaki madeni ayrıştırarak ortaya çıkartan, yani metal üreten, bitki veya meyvelerden hoş koku (esans) çıkaran iki renksiz maddeyi karıştırarak renkli yeni bir madde üreten kimyagerlerdir. Mancınığı geliştiren, manivelayı ağır kayaların kaldırılmasında kullanan, birleşik makara ve kaldıraçlarla çok büyük ağırlıkları daha az kuvvetlerle kaldırmayı başaran bu insanlardır.
Birleşik kapların geniş pistonu üzerine bindirilen fili, dar pistona bindirdiği fare ile kaldırarak gösteri yapan sihirbazlar fizik bilmeseler de sihir diye teknoloji gösterisi yaparak teknolojinin gelişimine katkıda bulundular. M.Doğan a.g.e s.8

SÜMERLER:

Sümerlilerde bilim çağdaşlarından ileri idi. Geometrik şekiller, üçgen ve dik üçgenin açıları , alan hesabı biliniyordu. Bunlar kil tabletlere aktarıldı.
Sümerliler, yazıyı icat etmekle kalmadı, başta matematik , özellikle geometri, astronomi olmak üzere ilk bilimsel çalışmaları da başlattılar. Yazı sembollerini kullandıkları gibi rakamlarla işlem yaptılar. Bu sembol ve işlem biçimlerini, devletin tapınaklarda koruduğu tahıl stoklarını ve ticari mal listelerini tutmak zorunda olan Sümerli rahiplerin geliştirdiği tahmin edilmektedir.

Sümerliler, kendilerine sözlü anlatımlarla ulaşan bilgileri, kendi gözlemlerini ve kazandıkları tüm bilgileri kayıt altına alarak tablet kütüphanelerinde topladılar. S.16 Sonraki yıllarda başkentleri olan Ninova’da 25 bin tabletlik koleksiyon bıraktılar. Sümer yazısı çamur haline getirilerek silindirden geçirilen kil levhalara yazıldı.

Sümerlilerin yaşadığı bölgeye M.Ö.1900 yıllarında Babillier egemen oldular. Kanunlarıyla ünlü Babil kralı Hammurabi (M.Ö. 1728-1686) yazı dili olarak Sümerceyi kullandı.

ASTRONOMİDE ÖNCÜ SÜMERLER

Astronomi biliminin öncüleri de Sümerlilerdir. Sümerlilere göre gök, tanrının yaşadığı, tanrı ve tanrıçalarla dolu mekândır. Dünya evrenin ortasında, bir disk şeklinde, kenarları tuzlu suyla kaplı olup sıradağlarla çevrili gökyüzü dağların üzerinde duruyordu. Güneş gündüzleri dünyayı aydınlatıyor, geceleri dünyanın arkasını dolaşıyordu. Ay da benzer hareketi yapıyordu. İlginç olan ise ayın kendisinin ışık yaymadığını, sadece güneş ışınlarını yansıttığını anlamışlardı. Mehmet Doğan Bilim Teknoloji Tarihi S.20 s.27 -28 -31de resimler çivi yazısı örnekleri var. Sümerlere ait.
Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi Sümerlilerden Günümüze Bilim ve Teknoloji Cumhuriyet Türkiye’sinde Bilim ve Teknoloji /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı

ESKİ MISIR UYGARLIĞI

M.Ö. 3300 ile 333 yılları arasında varlığını sürdüren Mısır Uygarlığı bilim ve teknolojide üst düzey bir uygarlıktır. Bilim ve uygarlığın Mısırda başladığı, buradan Yunan uygarlığı aracılığıyla bütün dünyaya yayıldığı sanıldı. Mısırlıların papirüslere yazdığı hiyeroglif-yazıları taştan yaptıkları önemli binalarda saklandığından günümüze kadar hasarsız olarak ulaştı. S.33

MISIR YAPI SANAT

Mısır’da mimarlık ve yapı sanatı büyük gelişim gösterdi. İyi mimar ve mühendisler çok yüksek statüye sahipti. Sakara piramidini yapan İmhotep adeta Tanrı mertebesine yüceltildi. Yüksekliği 30 metreye ulaşan dikili taşlar, 150 metreye ulaşan dev piramitler, kaya mezarları, büyük tapınaklar, taşkın önleme setleri, su kanalları Mısırlıların çok daha eski çağlardan itibaren ileri bir yapı sanatına sahip olduklarını göstermekte.

İleri bir fizik, mühendislik, matematik ve geometri bilgisi olmadan, hayvan gücünün de kullanılmadığı çağda, insan dışında baka güç kaynağı kullanılmadan bu kadar büyük taşların nasıl taşınarak birbiri üstüne muntazam yerleştirilerek dev yapıları yapabildikleri tüm sanhat taihçileri kadar mimarlar tarafından da tartışılmakta. Tüm dev eserlerin yapımında sadece insan kas gücü kullanıldığı, taşlar, taş ocaklarında kesildikten sonra mavnalarla Nil boyunca yapı yeri yakınlarına taşıdıkları bilinmekte. Ağırlıkları bin tona yaklaşan yekpare taştan yapılan dikili taşları (obelisk) nasıl taşıdıkları, nasıl dik konuma getirdikleri, tonlarca ağırlıktaki taşları piramitteki yerlerine nasıl yerleştirdikleri tartışılmaktadır.

Mısırlıların Tekerleği, Anadolu uygarlıklarından, muhtemelen Hititlerden (M.Ö, 1800-1600) yıllarında öğrendikleri, o çağda palanga ve makarayı bilmedikleri, muhtemelen silindirler ve eğik düzlem üzerinde kaydırdıkları düşünülür. Tahtalardan büyük rampalar yaparak üzerine yağlamış olabilirler. Mısırlı işçilerin çok soğan, sarımsak yedikleri kazılarda bulunan çanak çömlek kalıntılarından anlaşıldı.

Piramitlerin bazı kısımları cilalı taş bloklarla inşa edilmiş. Taşlar arasında açıklık olmadığı gibi ince harç da kullanılmamıştır. Piramitler 230.03 metrelik kare taban kenar üzerine oturtulmuş. Duvarların taban ile eğim açıları 51.51 derece olup duvarlar tepede birleşmektedir.
Büyük bilimsel bilgi olmadan, çoğu yapı tekniği bilinmeden makine ve insan dışı güç kullanılmadan yalnız çekiç, manivela, kama, kazma, taş mastarı kullanılarak bu şaheserlerin yapılmış olması ileri bir uygarlıktır. S.37

MUMYALAR:39

Günümüze kadar ulaşan mumyaların hazırlanması kimyasal işlem ve kimya bilgisi gerektirir. Cerrahi işlemle iç organlar çıkarıldıktan sonra her biri şarap içinde yıkanmakta, özel seçilen otlarla kaymak taşından (parlatılmaya elverişli, yumuşak, beyaz, yarı saydam bir tür mermer) yapılan bir küp içersine yerleştirilmekteydi. Cesedin için ve oyukları hoş kokulu reçinelerle doldurulduktan sonra ceset dikiliyor ve 70 gün süreyle güherçile içinde bekletiliyor. Sonra yıkanan cesetler bir tür zamklı sargılarla sarılıyor. Lahit içine yerleştirilerek mühürleniyor.

Yine Mısır kalıntılarında mavi ve yeşil camlar bulunmuştur. Bunların M.Ö. 3400 yıllarına ait olduğu tahmin edilmekte. Mısır fotoğrafları .. 47-48 de..

ÇİN BİLİMİ:

Huang Hu ve Yangtze ırmakları boylarında gelişmiş bir medeniyet. Uygarlığın beşiği olarak görülse de yerleşik düzene geçiş, Mezopotamya ve Mısır’dan sonra olmuştur. Çin’de ilk uygarlık M.Ö. 2500 yıllarında görülen Yangşao uygarlığıdır. Bu tarih Sümer uygarlığından bin yıl sonradır. Mısır ve Hint uygarlıkları ile çağdaştır. Sarı ırmak boyunda çanak, çömlek, dokumacılıkla ilgili kalıntılar bulundu. M.Ö. 1600 yıllarında ise Çin’de Bronz çağı yaşandı.

2 bin yıl önce IQ Testi

M.Ö. 500 yılında Çin’de sanayileşme görüldü. Avrupa’dan 1900 yıl önce demir üretimi gerçekleştirilmiştir. M.Ö. 318’de prenslerden Hsuen çağının zeki gençlerini başkentte toplayarak onlara barınacakları ve çalışmalarını yapabilecekleri bir “Akademi” kurdu. Bu akademide gençler ve alimler başta sulama teknikleri olmak üzere bir çok yeni teknikler geliştirdiler. Konfüçyüs öğretilerini bu çağda yaptı. Mao Tzu, bir tür evrensel sevgi yolu anlamına gelen Taoizmi bu yıllarda yerleştirdi. Ekonomik ve kültürel gelişimlerin bu dönem “Eski Çin uygarlığı” olarak tarihe geçti. Görülüyor ki bu gün ABD’nin, dün Osmanlı’nın yaptığı, 2 bin yıl önce üstün zekâlıları çevresine çekme ve yönlendirme işlemi Çin’de 2 bin önce yapılmış.

Ve dünyanın en büyük yapısı olan Çin seddinin inşasına, kuzeyden gelen atlı Türk akıncılarından korunmak amacıyla bu dönemde başlandı. Büyük okyanus kıyısından batıda Tanrı Dağlarına (Tianşan) kadar dağların en sarp zirvelerinden geçen 5300 km uzunluğundaki kalın, uzun ve burçlarla bezeli büyük duvarın yapımı yıllar almış. M.Ö. 7. Yüzyılda başlanan seddin yapımı 214 yılında tamamlanmış.

Burçlarda devamlı nöbetçiler bulundurulurmuş. Düşmanı ilk gören ateş yakarak en uçları bile haberdar eder, dumanı gören ordu hazırlığa başlarmış. Barut ve topun keşfi ve savaşlarda kullanılmasıyla Çin seddi önemini kaybetti.

M.Ö. 211 yıılnda CH’in Shih Huang Ti “göklerin altındaki her şeyin imparatorluğu” adını verdiği Çin imparatorluğunu ilan etti, Çinceyi hakim kılarak ülkesini çağının en güçlü devleti haline getirdi. M.Ö. 202’de yönetim Han Wu-Ti ‘nin Han hanedanına geçti, tuz ve demir üretimi artırıldı. Ülke zenginleşti. Konfiçyüs inancı ülke ve yönetimde etkili oldu. Kağıt üretimi ve diğer teknolojiler bu dönemde gelişti.

5.yüzyılda Tang sülalesi yönetimi aldı. 618’de ülke bütünlüğü sağlandı. Hsuang Tsung döneminde Mançurya, Kore, Türkistan ve Tibet’i topraklarına kattı. Çin’in Batıya ilerleyişi M.S. 751 yılında Talas savaşı sonunda durduruldu. Tan hanedanı 10. Yüzyıla kadar(M.S. 917) iktidarda kaldı. Bu dönemde Çin yasaları kitap haline getirildi. Sanat, matematik ve astronomide ilerlemeler kaydedildi. Kara barut bulundu. 917’de Tang hanedanlığı yıkıldı, 960’da Sung hanedanı ülke bütünlüğünü sağladı. Çin, pirinç, şeker, muz ve ipek üretimini artırdı. Porselen üretti. Nüfus hızla artmaya başladı. Başkent Şang nüfusu 1 milyona ulaştı, 977 yılında Sung imparatorluğu kuruldu. T’si Tung imparator olarak kuvvetleri elinde topladı. 1126 yılında İmparatorluk ve Sung hanedanı kuzeyden güneye giderek başkentlerinin Hangchow’a taşıdılar. Hanedanlık 13. Yüzyıla kadar devam etti. 1204’de Moğol kabileleri Cengiz Han önderliğinde birleşerek güneyi de işgal ettiler. Ancak Çin zinginliğine donukmadılar. Cengiz Hanın 1227’de ölümü üzerine Çin’i Büyük Kubilay han yönetti. 1405’te Timurlenk’in ölümünden sonra Moğol imparatorluğu dağıldı. Yuan sülalesi başkenti Pekin’e taşıyarak yönetimi sürdürdü. S.53

ÇİN BİLİMİ:

Çinliler işlerine yarayacak kadar bilim yaptılar. Günümüze kadar ulaşan ve alternatif tıp denilen alan ayrı bir gelişim gösterdi. Astronomide ileri düzeyde olsalar da dünya biliminin gelişimine doğrudan katkıları olmadı.
Kara barut, matbaa, kâğıt yapımı, pusula, kaldıraç ve otomat, çoklu pompa, dişli ile güç aktarma, demir dökül gibi teknolojik alanlarda öncü Çinli bilimcilerdir. Yunanlılar gibi bilim felsefesi yapmadılar. Atom teorisinden habersizdiler. Budizm felsefesinde bütün maddelerin beş elementten oluştuğu (ateş, su toprak, metal, odun) görüşü vardır. Şap ve nişadırı boyacılıkta ilk Çinliler kullandı. Altın ve gümüşteki mihenk taşını, elması ve sertliğini biliyorlardı.

SİSMOLOJİ:

M.Ö.780 yılından itibaren depremleri kaydettiler. En büyük deprem 1303 yılında olmuş. Tarihte ilk sismoloji aletini M.S. 2. Yüzyılda Çinli Chang Henf yaptı. Basit görünümdeki bu alet, deprem olduğunda asılı ağırlık sarsıntısının geldiği yöne dönmekte, topun düşmesiyle bu dönme kaydedilmektedir. Toplar aletin üst kapak tarafına yerleştirilen ejderhaların ağzında bulunuyor, sarsıntı anında sarsıntının olduğu yöndeki ejderhaların ağzındaki kapak açılıyor, top alttaki kurbağanın ağzına düşüyordu.

Çin’de Matematik: Sayılar, sayıların yazılışı, aritmetik ve cebir alanlarında kendi buluşları vardır. M.Ö. 1000 yıllarından itibaren düz çubuk ve çizgilerden oluşan tahta hesaplama sayı sistemleri vardı. Kibrit çöplerinin yönlerini değiştirerek tüm sayıları yazabiliyorlardı. 1 rakamını bir çubukla, 2’yi iki çubukla, on ve üzerindeki sayıları ise soldan sağa, çubukların yönünü değiştirerek yazıyorlardı. Sıfır yazılmıyor, sayı tahtasındaki yeri boş bırakılıyordu. Toplama, çıkarma, üst ve kök alma işlemlerini erken dönemden itibaren öğrenmişlerdir.

Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi Sümerlilerden Günümüze Bilim ve Teknoloji Cumhuriyet Türkiye’sinde Bilim ve Teknoloji /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı

Hint uygarlığı ve Hint Bilimi:

İndus nehri vadisinde gelişen Hint uygarlığının başlangıcı M.Ö. 5000 yılları olarak kabul edilir. Bugün Pakistan sınırları içinde bulunan Mohenjo ve Harappa’daki kazılar uygarlık ve şehirleşmenin ileri düzeyde olduğunu göstermektedir. M.Ö. 2300 yıllarında iyi bir mühendislik hizmetiyle kurulduğu anlaşılan şehirlerin evlerinde banyo ve atıksu sistemi bulunduğu, yollarının taşlarla döşendiği görülmüştür. Halın sağlıklı bir ortamda yaşadığına dair bilgiler bulunması uygarlığın düzeyinin yüksek, diğer uygarlıklardan daha ileri olduğunu göstermektedir.

Matematik:

Hint biliminin en başarılı yanı olarak sayı sistemi kabul edilir. İslâm bilimciler Hintlilerden öğrendikleri rakamları başarıyla kullanmışlar ve Avrupa’ya da taşımışlardır. Bazı kaynaklar sıfırın da Hintlilerce kullanıldığından söz etmektedir. En büyük Hint matematikçileri Aryabhata ve Brahmagupta’dır.S.68

Hintlilerde Fizik Kimya:

Çinlilerden çok az farkla Hintlilerde de her şeyin temeli 5 unsura dayanıyor. Toprak, su, hava, ateş ve eter. Aristo’dan önce mi, sonra mı bu görüşe vardıkları açık değildir. Hareketle ilgili bilgileri ise Aristo’dan daha ileri düzeyde. Bir cisim bir kuvvetle hareket ettirilince, kuvvet o cisme vega (impuls) verir. Bu nitelik cismin aynı şekilde hareket etmesini sağlar. Cismin hareketine bir karşı kuvvet veya engel olursa a durur, ya da hareketi yavaşlar.

Kimyaya gelince. İnançlarının etkisiyle tabiatın araştırılmasına ve öğrenilmesine diğer kültürler kadar ilgi duymamışlardır.

Hintliler demir üretim ve dökümüne M.Ö. 11. Yüzyılda başladılar. Mehmet Doğan. a.g.e.s.69

TIP-VÜCUT ISISI:

Ayurvedik metinlerinde metabolik fonksiyonlarla ilgili ayrıntılı bilgiler vardır. (Ayurvedik tıp, Hindistan’da, tamamlayıcı ve alternatif tıp (TAT), daha spesifik, bütüncül bir tıp sistemi)Vücut ısısının yiyeceklere bağlılığı, yiyeceklerin önce parçalanarak sıvı hale geldiği. Midede safranın karışımı ile asidik besleyici sıvıya, yani kana döndüğü anlatılır. Kan daha sonra, ete, yağa, kemik ve kemik iliğine dönüşür. Besinler vücut sıcaklığı oluşur. Kadınlara parlak yüz, güzel ses ve duygu keskinliği verir. Anne sütünün oluşmasını sağlar. Fazla besin, dışkı, idrar, gözyaşı, vücut kılı, tırnak ve ağız ifraz olarak dışa atılır. Kan yiyecekler sayesinde yenilenir. Metabolik engelleme ancak hıltlarla olur, kendiliğinden devam eder.

Hint uygarlığı, kendinden sonhra gelen Yunan ve İslâm uygarlıklarını etkilemiştir. Büyük İskender’in M.S. 327 de Hindistan’ı işgali sonrası, buradaki kitapların yanında alimler ve hekimler de İskenderiye’ye taşındı. Yılan sokmasına karşı ne yapılacağını Hintli hekimlerden öğrendiler. Aristo’nun tüm maddelerin ateş, hav, su ve topraktan oluşan dört element kavramı birer fazlasıyla Çin ve Hint biliminde de bulunmaktadır.

Hint bilimi hem Çin hem de İslâm uygarlığı üzerinden modern bilimi etkilemiştir. Tüm uygarlıklar komşu olmasalar bile birbirlerini etkilemişler, kendilerinden önceki uygarlıklardan yararlanmışlardır. Eski uygarlıklardan birini yüceltip diğerlerini görmezlikten gelmek doğru olamaz. Mehmet Doğan a.g.e. S.71

Yunan ve Roma Uygarlıkları:

Yunan Uygarlığı, antik çağda, Ege Denizi çevresinde gelişmiştir. Batı uygarlığını etkilemiş, Mısır ve Asya’da varlık göstermiş, yerini İtalya’da kurulup gelişen Roma İmparatorluğuna bırakmıştır. Antik Yunan bilimi ise, Mezopotamya, Girit, Mısır, Fenike ve Anadolu’da gelişmiştir.

M.Ö. 2500 yıllarında bölgede yaşayanların ileri kültürü, refahın artması, ticaretin gelişmesiyle deniz kenarlarında ve dağ eteklerinde şehir devletleri kuruldu. Atina M.Ö. 2300 yıllarında kuruldu. Şehirleşme ile birlikte demokratik yönetim ve felsefe tartışmaları başladı. Evren, tabiat, matematik ve dini tartışmalar felsefeyi geliştirdi. Avrupa’da ilk defa bir toplum, tabiat felsefesi ve bilim yapmaya, kitap yazmaya başladı.

Ticari amaçlı yolculuklarla Mezopotamya ve Mısır’a gidiş gelişlerle oralardaki bilgi ve başarılardan etkilenerek bilimi başlattılar. Giritliler, gemilerle Mısır’a boyalı çanak-çömlek, zeytinyağı götürerek karşılığında işlenmiş mermer alıyorlardı. Atina Girit’in kontrolündeydi.

Sümer etkisi;

Sümerlerin bilim ve medeniyetteki ileriliğini kabullenmek istemeyen bazı bilim tarihçileri onları görmezden gelirler. Oysa Sümer uygarlığının etkisiyle Anadolu, Babil, Mısır ve Sasani uygarlıkları gelişmiştir. Yunun bilim ve mucizesi bu uygaru. lıkların mirasıyla oluştu. Bilim felsefesi gelişti. Üretilen bilgiler yazar adlarıyla kitaplara geçti.

Mısır ve İyonya’da (Yunanistan, Ege, Batı Anadolu) yeni bilim merkezleri oluştu. Bu çağda eski Helen bilginleri, bilgileri ile topluluklarını aydınlatmaya başladılar. Homer, Thale, Anaximenodes, Empodocles, Demokritus, Sokrates, Aristoteles günümüze yansıyan ilk bilginlerdir.
Milet’li Thales

(M.Ö.624-546) söke yakınlarında) büyük matematikçi, astronom ve filozof olup 5865 yılındaki Güneş tutulmasının önceden tahmin ettiği yazılmıştır. Dünyanın bir disk biçiminde olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden de Güneş ve ay tutulmamalarının sebebini anlayamıyordu. S.84Zengin bir tacirin oğlu olarak Mısır’a gitmiş, Onlardan yılın 365 gün olduğunu öğrenmiş, geometri ve astronomik düşüncelerinin temellerini de orada atmıştır.s.84

Yunanlı gemicilere Küçük Ayı Takımyıldızına bakarak yön bulmalarını öğretti. Thales, suyun katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç durumda bulunabileceğini ve suyun olmadığı yerde hayatın da olamayacağını, her şeyin aslının su olduğunu söyledi. Aristo’ya göre, Thales, mıknatısın demir tozlarını çekmesi dolayısıyla canlı olduğuna inanıyordu.

Öklid, M.Ö. 300 yılında 13 ciltlik matematik ve geometri kitabını yazdı. Bu kitabı yeniçağ matematikçilerine ışık tuttu. Pisagor ve Öklit, ispatlı geometriyi ilk geliştirenlerdir.

Sokrates, Eflatun ve Aristo;

Bu üçü en meşhur Yunan filozoflarıdır. Felsefe ve bilimi tartıştılar. Varlık, yokluk ve din konularında fikir yürüttüler. Sokrat, veciz sözleriyle büyük bir düşünürdü. Atina okulunun kurucusudur. Öğrencisi olan Eflatun da Atina okulunun kurucusu ve çok okunan Devlet adlı kitabın yazarı olarak tarihe geçti.

Aristo, filozof olduğu kadar biyolog, fen bilimcisi ve matematikçi olarak görüşlerine itibar edilen, bilim adamlarını en çok etkileyen ilkçağ filozof ve bilim adamıdır. Büyük İskender’e ders vermiş, onun hocası olarak anılmıştır. S.86

Aristo Makedonya kralı Filippos’un isteği üzerine oğlu İskender’e ders vermek üzere M.Ö. 343’de Makedonyaya yerleşmiş, İskender kral olunca 335 yılında Atina’ya gidip Lisesini açmıştır. M.Ö. 323 yılında da ölmüştür.

Bu çağa Aristo’nun yer merkezli evren görüşü damgasını vurdu. Aristo, evren, yıldızlar, Güneş ve Ay’ı dünya etrafında iç içe geçmiş 4 kürede her birinin bir çemberde döndüklerini söylüyordu. Aristo sonlu bir evren düşündü. Evren sonsuz bir olsa bir merkezi olamazdı. Halbuki evrenin merkezi vardır, o da dünya, yani yerküredir. Cisimler niçin yere düşer? Su niçin yukarıdan aşağıya akar ve alev niçin aşağıdan yukarıya doğru yükselir? Canlılık nedir? Benzer sorulara cevap aradı. Bulduğu cevapları tartıştı.

DEMOKRİTUS:

Makedonyalı Demokritus her şeyin “atom” denilen bölünemez ve görünmez küçük birimlerden olduğunu ileri sürdü. Çok gezmiş bir bilgindir. Babil’e ve Metamatik öğrenmek üzere İskenderiye’ye gidip 5 yıl kaldığı, Hindistan’a kadar açıldığı bilinmektedir. O bir seyyah değil bilgi arayıcısıdır.

Büyük İskender M.Ö. 334-323 yılları arasına Esik Dünya’nın büyük bir kısmını fethederek (Fatih ise işgal etmişti İstanbul’u) Avrupa’dan Hindistan’a Avrupa’dan Hindistan’a kadar uzanan bir imparatorluk kurdu. Bu seferler sırasında askerleri ve tebaası eski dünyanın uygarlık merkezlerini yakından gördüler. O bölgelerin idari şekli yanında bilim ve tekniğini de incelediler. S.87

HELENİSTİK DÖNEM / ARŞİMED

Yunan uygarlığının uzak doğuya kadar yayılan, Mısır, Mezopotamya, İran ve Hint uygarlıklarıyla karışıp kaynaşmasıyla daha bilgi ağırlıklı Helenistik uygarlık doğmuştur. Büyük İskender 323 yılında Babil’de ölünce, kurduğu imparatorluk parçalandı. Komutanlarından Ptolamy İskender, İskenderiye şehri merkez olmak üzere, Mısır’da Ptolamy krallığını ilan etti. Ünlü İskenderiye kütüphanesini kurmak için teşebbüs ettiyse de M.Ö. 282-246 yılları arasında hüküm süren 2. Ptolamy zamanında tamamlanabildi.

Kütüphane yanında bir bilim merkezi de vardı. O çağa kadar yazılan bütün kitapları bu kütüphaneye toplama emrini verdi. Çağın tüm bilim adamlarını bu merkez toplayarak en büyük bilim merkezi ve okulunu açtı. Bilim tarihinde Helenistik dönem (M.Ö. 322-M.S.150) bilimde Mısır İskenderiye ağırlıklı 2. Parlak dönemdir.

Arşimed suyun kaldırma kuvvetini bu okulda keşfetti. Kaldıraçlar ve hidrodinamik konularındaki kitaplarını burada yazdı. Ünü yayılan Arşimed’e Kral Heron yaptırdığı altın tacına kuyumcunun gümüş kattığı şüphesini araştırması isteğiyle gönderir. Nasıl ispetlayacağını düşünürken gittiği hamamda su dolu kurnadan tasın taşırdığı suyu gözlerken meşhur Evreka (buldum, buldum) sözü ile çıkar. Su dolu kaba daldırdığı tacın taşırdığı suyun hacmi ve tacın kütlesinin yoğunluğunun altından daha düşük olduğunu bulur.

Arşimet, Sicilya kalesini kuşatan orduyu şaşkına çeviren ve silahlarını havaya kaldıran makaralı düzeneği de, her durum karşısında bilimin başarısını gösteren olay olarak tarihe geçmiştir.

İskenderiye Merkezli Helenistik çağın diğer önemli bilgini ErAtosthenus (M.Ö.273-192) yerin küresel olduğunu söyleyen ve yazan kişi olarak tarihe geçmiştir. Yer ile Ay ve Güneş arası uzaklığı, teleskop yokken hesapladığı yazılmıştır. O çağda, Güneşin Dünya’ya uzaklığını 920 milyon mil olarak hesaplamıştır. Doğrusu 930 milyon mildir.

Yunan Roma Uygarlıkları:

Yunan uygarlığı, Helen ve Helenistik adıyla olarak iki döneme ayrılır. Helen dönemi Milet ve Atina okulları ile Ege adalarında , Helenistik dönem ise İskenderiye okullarında zirveye ulaştı.

Thales, Anaksimendros, Heraklitos Milet okulu, Hipokrat Kos-İstanköy adası, Sokrates, Eflatun, Aristo Atina okulu, Arşimet ve Ptolamy İskenderiye okulunun en meşhur bilim adamlarıdır. Empodokles’in tespitleri: Kan ısıyı taşır, vücut ısısını sağlar. Sıcaklık hayatın temel özelliğidir. Bu sıcaklık sayesinde organlar ve hıltlar besin maddelerinden oluşturulur. (Hılt: Temel Unsurların/elementin 4 niteliği vardır. Sıcaklık, kururluk, soğukluk ve nemlilik. İnsan bedeni 4 element ve 4 nitelikten meydana gelir. Her şey bu maddelerin belirli oranlardaki karışımıdır. Bedende bu fonksiyonları 4 hayati hılt (sıvı) taşır: Kan, safra, sevda, balgam.) 4 Element vücuttaki 4 hıltı oluşturur. İlk hılt kandır ve karaciğerde toplanır. Kanla sıcaklık sürekli artar ve kalbin sol tarafına gider. Canlıyı canlı yapan nefes, kalbe soluk borusu ile taşınır. Canlı nefesin yeri kalptir. Kalp ilk organdır. Ağaçlar ve bitkiler topraktan oluştular. Toprağın parçasıdırlar ve toprak ısısı onları yükseltir. M.Doğan, a.g.e. S.88

Hipokrat:

En meşhur Yunan hekimi M.Ö.450 yılında Kos adasında doğmuş. Aynı adada tıp okumuştur. Atina’da tıp öğretmiştir. Çok sayıda kitap yazmış, özlü sözler söylemiştir. Pratik hekimlik yapmış filozof ve hekimdir. Başlıca eserleri; “İnsan doğası hakkında”, “Nefes alma hakkında”, “Besinler hakkında”, “Aforizmalar”. O zamanlar sebebi bilinmeyen hastalıklar tanrıların gazabı veya şeytan işi görülürken Hipokrat ve öğrencileri tersini savunmuşlardır. “Dünya’da anlamadığımız her şeyi kutsal diye nitelendirmiyor muyuz?” diye sorarak “bir yiyecek hastalığa sebep oluyorsa onu yemediğimiz zaman hasta olmayız. O yiyeceğin zararlı olduğunu söyleriz.” “Tanrlara dua etmenin bir yararı yok, asıl mesele ilahi kavram olup olmama değil, olay önceki olaylar sebebiyle olur,” “Sanat uzun yol, ama hayat ısadır.” “bir insanın eti diğerinin zehiri olabilir.” Sözleri ona aittir. M.Doğan, a.g.e.S.88, 89.

Aristo:

Helen uygarlığının en büyük bilim adamı Aristo, aynı zamanda bu uygarlığın en büyük biyoloğudur. Aristo kendi gözlemlerine ek olarak diğer bilginlerin gözlemlerini de toplayarak kitaplar yazmış, daha çok teoriler oluşturmuştur. Asıl önemli yanı filozofluğudur. Avrupa Skolastik görüşü onun eserleriyle oluştu. Aristo Eflatun’un, Eflatun, Sokrat’ın öğrencisidir. İçlerinde en büyük filozof ve bilgin Aristo’dur. Aristo aynı zamanda büyük İskender’in hocası olarak ünlüdür ve Atina okulunun son öğrencisidir. Sokrat okul, Eflatun akademi, Aristo lise kurucusudur. Lise, derslerini bahçede yürüyerek yaptığı yerin adından gelir. Akademi adı da Eflatun derslerini yaptığı koruluğun adıdır. Avrupa bu terimleri koruduğu gibi yeni buluşlara Yunanca isimler vererek Yunan uygarlığını oluğundan fazla yükseltmiştir. S.89

Aristo çok sayıda kitap yazmış, bu kitaplar orta çağda Arapça’ya çevrilmiş, daha sonra Arapça’dan Latince’ye çevrilmiştir. Başlıca eserleri: Ruhlar Üzerine, Hayvanların Tarihi Hakkında, Hayvanların Üremeleri Hakkında, Hayvanların Kısımları Hakkında. Aristo Farabi, İbni Sina ve İbni Rüşt gibi İslâm bilginlerini etkilemiştir.

M.Ö.6.yüzyılda Thales ile başlayan ve M.S. 2. Yüzyılda Ptolamy ve Galen arasında Mezopotamya ve Mısır uygarlığının mirasında altın çağını yaşayan Helen ve Helenistik dönemdeki felsefe ağırlıklı Yunan bilim mucizesi, Avrupa için bir istisnadır. Yunan uygarlığı gerçekte bir Önasya ve Akdeniz uygarlığıdır. Yunan bilim adamları tarafından yazılıp kütüphanelerde korunan ve zamana ışık tutan çok sayıda kitap, M.S. 7. Ve 8. Yüzyıllarda İslâm bilimcileri tarafından Arapça’ya çevrilmiş, derinlemesine incelenmiş, geliştirilerek Avrupa’ya aktarılmıştır.

M.S. 48 yılında Roma Kralı Julius Sezar, İskenderiye Limanına saldırarak Mısır Ptolamy donanmasını yakar. Yangın şehre ve kütüphaneye de sıçrar. Kütüphane ve içindeki kitapların çoğu yanar. Bu tarihte Ptolamy hanedanın son kraliçesi Kleopatra tahttadır. M.Ö. 30 yılında Kleopatra ölünce Mısır Roma’ya bağlanır. Yunan uygarlıkları da tarihte kalır. Ünlü İskenderiye kütüphanesi ve bilim merkezi bir süre daha varlığını sürdürür. İskenderiye bilim merkezinden yetişenler Arşimed, Eratosthenus, ARistarkus, ve filozof ve astronom Batlamyus olarak anılan Ptolamy’dir.

Claudius Ptolamy (M.S. 105-168) BAtlamyus olarak söret bulan en son meşhur Yunan asılı bilgin, aynı zamanda İskenderiye bilim merkezinin son temsilcisi, astronom, coğrafyacı ve matematikçidir. Tüm ortaçağ boyunca Avrupa’yı en çok etkileyen bilgindir. En büyük eseri “Almagest” İslâm ülkelerinde Arapça’ya tercüme edilen ilk eserdir. İslâm bilimciler bu eserin etkisinde kalsalar da Dünyanın düz olduğunu iddia etmesi eleştirilmiştir. Bir çok astronom onun yanılgılarına karşı çıkarak meşhur olmuştur. Batlamyus matematikçi olarak da trigonometri, özellikle de küresel trigonometri üzerinde çalışmalar yapmıştır,. Aristo’nun dört küresine dokuza çıkararak tüm yıldızlar ve takımyıldızların evrende Dünya etrafında bu dokuz çemberde döndüklerini yazmıştır. Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi Sümerlilerden Günümüze Bilim ve Teknoloji Cumhuriyet Türkiye’sinde Bilim ve Teknoloji /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2.Baskıda metabolik fonksiyonlarla ilgili ayrıntılı bilgiler vardır. (Ayurvedik tıp, Hindistan’da, tamamlayıcı ve alternatif tıp (TAT), daha spesifik, bütüncül bir tıp sistemi)Vücut ısısının yiyeceklere bağlılığı, yiyeceklerin önce parçalanarak sıvı hale geldiği. Midede safranın karışımı ile asidik besleyici sıvıya, yani kana döndüğü anlatılır. Kan daha sonra, ete, yağa, kemik ve kemik iliğine dönüşür. Besinler vücut sıcaklığı oluşur. Kadınlara parlak yüz, güzel ses ve duygu keskinliği verir. Anne sütünün oluşmasını sağlar. Fazla besin, dışkı, idrar, gözyaşı, vücut kılı, tırnak ve ağız ifraz olarak dışa atılır. Kan yiyecekler sayesinde yenilenir. Metabolik engelleme ancak hıltlarla olur, kendiliğinden devam eder.

Hint uygarlığı, kendinden sonhra gelen Yunan ve İslâm uygarlıklarını etkilemiştir. Büyük İskender’in M.S. 327 de Hindistan’ı işgali sonrası, buradaki kitapların yanında alimler ve hekimler de İskenderiye’ye taşındı. Yılan sokmasına karşı ne yapılacağını Hintli hekimlerden öğrendiler. Aristo’nun tüm maddelerin ateş, hav, su ve topraktan oluşan dört element kavramı birer fazlasıyla Çin ve Hint biliminde de bulunmaktadır.
Hint bilimi hem Çin hem de İslâm uygarlığı üzerinden modern bilimi etkilemiştir. Tüm uygarlıklar komşu olmasalar bile birbirlerini etkilemişler, kendilerinden önceki uygarlıklardan yararlanmışlardır. Eski uygarlıklardan birini yüceltip diğerlerini görmezlikten gelmek doğru olamaz. Mehmet Doğan a.g.e. S.71

Yunan ve Roma Uygarlıkları:

Yunan Uygarlığı, antik çağda, Ege Denizi çevresinde gelişmiştir. Batı uygarlığını etkilemiş, Mısır ve Asya’da varlık göstermiş, yerini İtalya’da kurulup gelişen Roma İmparatorluğuna bırakmıştır. Antik Yunan bilimi ise, Mezopotamya, Girit, Mısır, Fenike ve Anadolu’da gelişmiştir.

M.Ö. 2500 yıllarında bölgede yaşayanların ileri kültürü, refahın artması, ticaretin gelişmesiyle deniz kenarlarında ve dağ eteklerinde şehir devletleri kuruldu. Atina M.Ö. 2300 yıllarında kuruldu. Şehirleşme ile birlikte demokratik yönetim ve felsefe tartışmaları başladı. Evren, tabiat, matematik ve dini tartışmalar felsefeyi geliştirdi. Avrupa’da ilk defa bir toplum, tabiat felsefesi ve bilim yapmaya, kitap yazmaya başladı.

Ticari amaçlı yolculuklarla Mezopotamya ve Mısır’a gidiş gelişlerle oralardaki bilgi ve başarılardan etkilenerek bilimi başlattılar. Giritliler, gemilerle Mısır’a boyalı çanak-çömlek, zeytinyağı götürerek karşılığında işlenmiş mermer alıyorlardı. Atina Girit’in kontrolündeydi.

Sümer etkisi;

Sümerlerin bilim ve medeniyetteki ileriliğini kabullenmek istemeyen bazı bilim tarihçileri onları görmezden gelirler. Oysa Sümer uygarlığının etkisiyle Anadolu, Babil, Mısır ve Sasani uygarlıkları gelişmiştir. Yunun bilim ve mucizesi bu uygaru. lıkların mirasıyla oluştu. Bilim felsefesi gelişti. Üretilen bilgiler yazar adlarıyla kitaplara geçti.

Mısır ve İyonya’da (Yunanistan, Ege, Batı Anadolu) yeni bilim merkezleri oluştu. Bu çağda eski Helen bilginleri, bilgileri ile topluluklarını aydınlatmaya başladılar. Homer, Thale, Anaximenodes, Empodocles, Demokritus, Sokrates, Aristoteles günümüze yansıyan ilk bilginlerdir.

Milet’li Thales

(M.Ö.624-546) söke yakınlarında) büyük matematikçi, astronom ve filozof olup 5865 yılındaki Güneş tutulmasının önceden tahmin ettiği yazılmıştır. Dünyanın bir disk biçiminde olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden de Güneş ve ay tutulmamalarının sebebini anlayamıyordu. S.84Zengin bir tacirin oğlu olarak Mısır’a gitmiş, Onlardan yılın 365 gün olduğunu öğrenmiş, geometri ve astronomik düşüncelerinin temellerini de orada atmıştır.s.84

Yunanlı gemicilere Küçük Ayı Takımyıldızına bakarak yön bulmalarını öğretti. Thales, suyun katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç durumda bulunabileceğini ve suyun olmadığı yerde hayatın da olamayacağını, her şeyin aslının su olduğunu söyledi. Aristo’ya göre, Thales, mıknatısın demir tozlarını çekmesi dolayısıyla canlı olduğuna inanıyordu.

Öklid, M.Ö. 300 yılında 13 ciltlik matematik ve geometri kitabını yazdı. Bu kitabı yeniçağ matematikçilerine ışık tuttu. Pisagor ve Öklit, ispatlı geometriyi ilk geliştirenlerdir.

Sokrates, Eflatun ve Aristo;

Bu üçü en meşhur Yunan filozoflarıdır. Felsefe ve bilimi tartıştılar. Varlık, yokluk ve din konularında fikir yürüttüler. Sokrat, veciz sözleriyle büyük bir düşünürdü. Atina okulunun kurucusudur. Öğrencisi olan Eflatun da Atina okulunun kurucusu ve çok okunan Devlet adlı kitabın yazarı olarak tarihe geçti.

Aristo, filozof olduğu kadar biyolog, fen bilimcisi ve matematikçi olarak görüşlerine itibar edilen, bilim adamlarını en çok etkileyen ilkçağ filozof ve bilim adamıdır. Büyük İskender’e ders vermiş, onun hocası olarak anılmıştır. S.86

Aristo Makedonya kralı Filippos’un isteği üzerine oğlu İskender’e ders vermek üzere M.Ö. 343’de Makedonyaya yerleşmiş, İskender kral olunca 335 yılında Atina’ya gidip Lisesini açmıştır. M.Ö. 323 yılında da ölmüştür.
Bu çağa Aristo’nun yer merkezli evren görüşü damgasını vurdu. Aristo, evren, yıldızlar, Güneş ve Ay’ı dünya etrafında iç içe geçmiş 4 kürede her birinin bir çemberde döndüklerini söylüyordu. Aristo sonlu bir evren düşündü. Evren sonsuz bir olsa bir merkezi olamazdı. Halbuki evrenin merkezi vardır, o da dünya, yani yerküredir. Cisimler niçin yere düşer? Su niçin yukarıdan aşağıya akar ve alev niçin aşağıdan yukarıya doğru yükselir? Canlılık nedir? Benzer sorulara cevap aradı. Bulduğu cevapları tartıştı.

DEMOKRİTUS:
Makedonyalı Demokritus her şeyin “atom” denilen bölünemez ve görünmez küçük birimlerden olduğunu ileri sürdü. Çok gezmiş bir bilgindir. Babil’e ve Metamatik öğrenmek üzere İskenderiye’ye gidip 5 yıl kaldığı, Hindistan’a kadar açıldığı bilinmektedir. O bir seyyah değil bilgi arayıcısıdır.
Büyük İskender M.Ö. 334-323 yılları arasına Esik Dünya’nın büyük bir kısmını fethederek (Fatih ise işgal etmişti İstanbul’u) Avrupa’dan Hindistan’a Avrupa’dan Hindistan’a kadar uzanan bir imparatorluk kurdu. Bu seferler sırasında askerleri ve tebaası eski dünyanın uygarlık merkezlerini yakından gördüler. O bölgelerin idari şekli yanında bilim ve tekniğini de incelediler. S.87
HELENİSTİK DÖNEM / ARŞİMED
Yunan uygarlığının uzak doğuya kadar yayılan, Mısır, Mezopotamya, İran ve Hint uygarlıklarıyla karışıp kaynaşmasıyla daha bilgi ağırlıklı Helenistik uygarlık doğmuştur. Büyük İskender 323 yılında Babil’de ölünce, kurduğu imparatorluk parçalandı. Komutanlarından Ptolamy İskender, İskenderiye şehri merkez olmak üzere, Mısır’da Ptolamy krallığını ilan etti. Ünlü İskenderiye kütüphanesini kurmak için teşebbüs ettiyse de M.Ö. 282-246 yılları arasında hüküm süren 2. Ptolamy zamanında tamamlanabildi. Kütüphane yanında bir bilim merkezi de vardı. O çağa kadar yazılan bütün kitapları bu kütüphaneye toplama emrini verdi. Çağın tüm bilim adamlarını bu merkez toplayarak en büyük bilim merkezi ve okulunu açtı. Bilim tarihinde Helenistik dönem (M.Ö. 322-M.S.150) bilimde Mısır İskenderiye ağırlıklı 2. Parlak dönemdir.
Arşimed suyun kaldırma kuvvetini bu okulda keşfetti. Kaldıraçlar ve hidrodinamik konularındaki kitaplarını burada yazdı. Ünü yayılan Arşimed’e Kral Heron yaptırdığı altın tacına kuyumcunun gümüş kattığı şüphesini araştırması isteğiyle gönderir. Nasıl ispetlayacağını düşünürken gittiği hamamda su dolu kurnadan tasın taşırdığı suyu gözlerken meşhur Evreka (buldum, buldum) sözü ile çıkar. Su dolu kaba daldırdığı tacın taşırdığı suyun hacmi ve tacın kütlesinin yoğunluğunun altından daha düşük olduğunu bulur.
Arşimet, Sicilya kalesini kuşatan orduyu şaşkına çeviren ve silahlarını havaya kaldıran makaralı düzeneği de, her durum karşısında bilimin başarısını gösteren olay olarak tarihe geçmiştir.
İskenderiye Merkezli Helenistik çağın diğer önemli bilgini ErAtosthenus (M.Ö.273-192) yerin küresel olduğunu söyleyen ve yazan kişi olarak tarihe geçmiştir. Yer ile Ay ve Güneş arası uzaklığı, teleskop yokken hesapladığı yazılmıştır. O çağda, Güneşin Dünya’ya uzaklığını 920 milyon mil olarak hesaplamıştır. Doğrusu 930 milyon mildir.
Yunan Roma Uygarlıkları:
Yunan uygarlığı, Helen ve Helenistik adıyla olarak iki döneme ayrılır. Helen dönemi Milet ve Atina okulları ile Ege adalarında , Helenistik dönem ise İskenderiye okullarında zirveye ulaştı.
Thales, Anaksimendros, Heraklitos Milet okulu, Hipokrat Kos-İstanköy adası, Sokrates, Eflatun, Aristo Atina okulu, Arşimet ve Ptolamy İskenderiye okulunun en meşhur bilim adamlarıdır. Empodokles’in tespitleri: Kan ısıyı taşır, vücut ısısını sağlar. Sıcaklık hayatın temel özelliğidir. Bu sıcaklık sayesinde organlar ve hıltlar besin maddelerinden oluşturulur. (Hılt: Temel Unsurların/elementin 4 niteliği vardır. Sıcaklık, kururluk, soğukluk ve nemlilik. İnsan bedeni 4 element ve 4 nitelikten meydana gelir. Her şey bu maddelerin belirli oranlardaki karışımıdır. Bedende bu fonksiyonları 4 hayati hılt (sıvı) taşır: Kan, safra, sevda, balgam.) 4 Element vücuttaki 4 hıltı oluşturur. İlk hılt kandır ve karaciğerde toplanır. Kanla sıcaklık sürekli artar ve kalbin sol tarafına gider. Canlıyı canlı yapan nefes, kalbe soluk borusu ile taşınır. Canlı nefesin yeri kalptir. Kalp ilk organdır. Ağaçlar ve bitkiler topraktan oluştular. Toprağın parçasıdırlar ve toprak ısısı onları yükseltir. M.Doğan, a.g.e. S.88
Hipokrat:
En meşhur Yunan hekimi M.Ö.450 yılında Kos adasında doğmuş. Aynı adada tıp okumuştur. Atina’da tıp öğretmiştir. Çok sayıda kitap yazmış, özlü sözler söylemiştir. Pratik hekimlik yapmış filozof ve hekimdir. Başlıca eserleri; “İnsan doğası hakkında”, “Nefes alma hakkında”, “Besinler hakkında”, “Aforizmalar”. O zamanlar sebebi bilinmeyen hastalıklar tanrıların gazabı veya şeytan işi görülürken Hipokrat ve öğrencileri tersini savunmuşlardır. “Dünya’da anlamadığımız her şeyi kutsal diye nitelendirmiyor muyuz?” diye sorarak “bir yiyecek hastalığa sebep oluyorsa onu yemediğimiz zaman hasta olmayız. O yiyeceğin zararlı olduğunu söyleriz.” “Tanrlara dua etmenin bir yararı yok, asıl mesele ilahi kavram olup olmama değil, olay önceki olaylar sebebiyle olur,” “Sanat uzun yol, ama hayat ısadır.” “bir insanın eti diğerinin zehiri olabilir.” Sözleri ona aittir. M.Doğan, a.g.e.S.88, 89.
Aristo:
Helen uygarlığının en büyük bilim adamı Aristo, aynı zamanda bu uygarlığın en büyük biyoloğudur. Aristo kendi gözlemlerine ek olarak diğer bilginlerin gözlemlerini de toplayarak kitaplar yazmış, daha çok teoriler oluşturmuştur. Asıl önemli yanı filozofluğudur. Avrupa Skolastik görüşü onun eserleriyle oluştu. Aristo Eflatun’un, Eflatun, Sokrat’ın öğrencisidir. İçlerinde en büyük filozof ve bilgin Aristo’dur. Aristo aynı zamanda büyük İskender’in hocası olarak ünlüdür ve Atina okulunun son öğrencisidir. Sokrat okul, Eflatun akademi, Aristo lise kurucusudur. Lise, derslerini bahçede yürüyerek yaptığı yerin adından gelir. Akademi adı da Eflatun derslerini yaptığı koruluğun adıdır. Avrupa bu terimleri koruduğu gibi yeni buluşlara Yunanca isimler vererek Yunan uygarlığını oluğundan fazla yükseltmiştir. S.89
Aristo çok sayıda kitap yazmış, bu kitaplar orta çağda Arapça’ya çevrilmiş, daha sonra Arapça’dan Latince’ye çevrilmiştir. Başlıca eserleri: Ruhlar Üzerine, Hayvanların Tarihi Hakkında, Hayvanların Üremeleri Hakkında, Hayvanların Kısımları Hakkında. Aristo Farabi, İbni Sina ve İbni Rüşt gibi İslâm bilginlerini etkilemiştir.
M.Ö.6.yüzyılda Thales ile başlayan ve M.S. 2. Yüzyılda Ptolamy ve Galen arasında Mezopotamya ve Mısır uygarlığının mirasında altın çağını yaşayan Helen ve Helenistik dönemdeki felsefe ağırlıklı Yunan bilim mucizesi, Avrupa için bir istisnadır. Yunan uygarlığı gerçekte bir Önasya ve Akdeniz uygarlığıdır. Yunan bilim adamları tarafından yazılıp kütüphanelerde korunan ve zamana ışık tutan çok sayıda kitap, M.S. 7. Ve 8. Yüzyıllarda İslâm bilimcileri tarafından Arapça’ya çevrilmiş, derinlemesine incelenmiş, geliştirilerek Avrupa’ya aktarılmıştır.
M.S. 48 yılında Roma Kralı Julius Sezar, İskenderiye Limanına saldırarak Mısır Ptolamy donanmasını yakar. Yangın şehre ve kütüphaneye de sıçrar. Kütüphane ve içindeki kitapların çoğu yanar. Bu tarihte Ptolamy hanedanın son kraliçesi Kleopatra tahttadır. M.Ö. 30 yılında Kleopatra ölünce Mısır Roma’ya bağlanır. Yunan uygarlıkları da tarihte kalır. Ünlü İskenderiye kütüphanesi ve bilim merkezi bir süre daha varlığını sürdürür. İskenderiye bilim merkezinden yetişenler Arşimed, Eratosthenus, ARistarkus, ve filozof ve astronom Batlamyus olarak anılan Ptolamy’dir.
Claudius Ptolamy (M.S. 105-168) BAtlamyus olarak söret bulan en son meşhur Yunan asılı bilgin, aynı zamanda İskenderiye bilim merkezinin son temsilcisi, astronom, coğrafyacı ve matematikçidir. Tüm ortaçağ boyunca Avrupa’yı en çok etkileyen bilgindir. En büyük eseri “Almagest” İslâm ülkelerinde Arapça’ya tercüme edilen ilk eserdir. İslâm bilimciler bu eserin etkisinde kalsalar da Dünyanın düz olduğunu iddia etmesi eleştirilmiştir. Bir çok astronom onun yanılgılarına karşı çıkarak meşhur olmuştur. Batlamyus matematikçi olarak da trigonometri, özellikle de küresel trigonometri üzerinde çalışmalar yapmıştır,. Aristo’nun dört küresine dokuza çıkararak tüm yıldızlar ve takımyıldızların evrende Dünya etrafında bu dokuz çemberde döndüklerini yazmıştır. Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi Sümerlilerden Günümüze Bilim ve Teknoloji Cumhuriyet Türkiye’sinde Bilim ve Teknoloji /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı

İSKENDERİYE KÜTÜPHANENİSİNİN SONU:
Roma Hıristiyanlığı resmen kabul ettikten sonra, İskenderiye kütüphanesi eski işlevini ve ününün kaybetti. Roma ikiyi bölününce Doğu’ya bağlanan Mısır’da, özellikle İskenderiye’de eski dinlerin varlığını sürdürmesi Bizans İmparatoru Theodisyus’u rahatsız etti. 391 yılında Mısır valisinden bunun sebebini sordu. Vali sorumlu olarak kütüphaneyi gösterince yakılması ve yıkmasını emretti. Bazı kaynaklarda bu kütüphanede çalışmalarını sürdüren matematikçi kadın Hypatia (M.S. 415) yılında öldürülüp yakıldığı zikredilir. Bazı kaynaklar ise Kütüphanenin M.S: 48 yılında Romalılar tarafından şehrin yakılması sırasında yandığını yamaçlarda kalan bölümlerin de 315 yılında imha edildiği yazılıdır. Kütüphanede 300 binden fazla kitap bulunduğu, kitapların listesinin 50 bin rulo papirüse kaydedildiğ kayıtlarda yer almaktadır. S.92
Batılı kaynaklar ısrarla ve kasıtlı olarak bu kütüphanenin M.S. 644 yılında Hz: Ömer’in emriyle yağmalandığını ve yakıldığını yazarlar. Kitaplar hamamlarda su ısıtmak üzere yakıldı diye senaryolarını sürdürseler de inandırıcılıktan uzaktır. İslam Orduları İskenderiye’ye geldiklerinde bırakın kütüphaneyi, enkazı bile kalmamıştı. İşin aslı M.S. 213 yılında Romalılar tarafından mezhep çatışması sırasında yakılıp yıkıldığıdır.
Helenistik çağı takip eden Roma döneminde bilimsel çalışma ve buluş görülmemektedir. Devrin özelliği, hamaset nutukları atılması, bina, yol, köprü ve liman sanatının gelişmesidir. Roma dönemi sanat ve hukuk yanında sosyal bilimlerin, özellikle hukukun geliştiği bir dönemdir. Papalığın Roma’ya taşınmasından sonra ise teoloji ve din merkezi özelliği, Roma’nın yıkılışına kadar sürmüştür. Çoğu Kaynak Roma’nın Doğu-Batı olarak ikiye ayılmasını ilkçağın kapanışı olarak alır.
Antik Yunan Biliminin Önemi: Aristo, Öklit, Arşimet
Bilim öğrenimi okullarda bilinçli olarak yapıldı. Sokrat, Atina okulunu, Eflatun, Akademiyi, Aristo Liseyi açtı. Milet, Atina ve İskenderiye bilim merkezleridir. Yunan bilimcilerinin yazar adıyla sistemli bir şekilde yazdıkları kitaplar kütüphanelerde yerlerini aldı. Aristo, Eflatun; Öklit, Arşimet, Hipokrat, Galen eserleriyle ölümsüzleşmişlerdir. Özellikle Aristo tüm dünyada Newton’a kadar en büyük filozof, en başarılı biyolog, astronom olarak Avrupalı ve İslam bilimcileri 1800 yıl etkilemiş en büyük bilim adamıdır. Büyüklüğü sebebiyle dini dogma gibi kabul edilen yanış görüşleri, Avrupa’da bilimsel gelişmenin önünü kapatmış, tüm ortaçağ boyunca skolastik düşünceyi egemen kılmıştır. Büyük geometrici Öklit ciltlerce kitapla ispatlı geometrinin kurucusu olarak dünya bilimcilerinin takdirini topladı. Arşimet, sadece suyun kaldırma gücünü bulmakla kalmadı, kaldıraç. Makara, Mancınık gibi birçok düzeneği yaparak ilk çağ fiziğini deneyle birleştirdi. M. Doğan Bilim Tarihi- S.92.93
ORTAÇĞDA BİLİM VE TEKNOLOJİ: (325-1453)
1300 yıldan fazla süren Ortaçağ, skolastik düşünce ve kilise baskısının hakim olduğu, Avrupa’nın karanlık çağı olarak adlandırılır. Roma imparatorluğu sınırları genişlese de Avrupa’da fen ve temel bilimlerde ilerleme görülmedi. Bu çağda bilim İyonya ve Mısır’dan daha doğuya kaydı.
Ortaçağda en önemli gelişme meşhur üniversitelerin birbiri ardınca açılmalarıdır. Bologna Üniversitesi (1119(, Paris (1150), Oxford (1168), Cambridge (1200), Padua (1222), Prag (1337), Viyana (1367) ve Heidelberg üniversiteleri açıldı. Açıldı ama Kilisenin baskısı altında hiçbir varlık ve başarı göstermediler. Kilisenin görüşlerine aykırı görüş açıklayanlar ölüm cezası alıyordu. Ortaçağın en tanınmış bilimcilerinden Roger Bacon (1214-1294) Paris ve Oxford Üniversitelerinde profesörlüğü sırasında kimya ve fizik derslerinde İslâm bilimcilerinin getirdikleri yenilikleri savunduğu için hapse atıldı, Bilim topluma katkı sağlayamadı. 1347-1350 yılarında Avrupa’da yaşanan Veba salgınında 25 milyon kişi öldü. Bunun sonucu olarak Avrupa’nın ekonomik ve kültürel yapısı değişti. Başlangıçta din ve teoloji ağırlıklı üniversiteler yeniçağla birlikte yerlerini, bilim, sanat ve teknolojinin geliştiği çağdaş üniversite ve merkezlere bıraktılar.
Ortaçağda bilimin, uygarlığın merkezi doğudur. İslam coğrafyasında yaşayan bilim insanları bilimin bayraktarlığını ele geçirmiştir. Çin, Hint uygarlıkları normal gelişimini kendi bölgelerinde sürdürdü. Ortaçağda bilimde öncülük eski Sümer, Babil, mısır birikimine dayalı, Hint, Çin ve Yunan kaynaklı kitapları tercüme ederek eski bilimleri özümseyerek atılımlar ve yeni buluşlar yapan İslâm coğrafyasına geçti. Özellikle Tıp, Kimya, Cebir, Matematik, Astronomi, mühendislikte bilimsel ve teknolojik atılımlar yapan Müslümanlar ( Arap, Acem ve Türkler) bilimin bayraktarlığını aldılar. Yani Ortaçağda bilimin öncülüğü bugün geri kalmışlığı yüzünden horlanan Müslümanlarda idi. (-13. Yüzyıllar arası “İslâm biliminin altın çağı” olarak adlandırılır. M. Doğan a.g.e. S.97
İslâm biliminin artık iyice gerilediği 19. Yüzyıla kadar bu altın çağdaki bilim mirası Batı tarafından gizlenmiş, görmezden gelinmiş, kaynaklar su yüzüne çıkarılmamıştır. Bilim tarihi bir bütündür. Bütün medeniyetler birbirini beslemiştir. Etkilemiştir. Batılı bilimciler, bilimin kaynakları arasında sadece Yunan/ Helen uygarlığını esas alır. Öncesini ve sonrasını görmezden gelirler. Yunan filozoflarının çoğu hiçbir deney yapmadığı gibi hiçbir buluşları da yoktur. Tartışma ve felsefe ağırlıklı bir uygarlıktır. Sadece soylular ve seçkinler okullarda, meydanlarda toplanır filozofların öngörüleriyle fikirler ileri sürülür, tartışılır yorumlanırdı. Konular felsefe, sanat, demokrasi, politika ağırlıklı olur, evrenin yaratılışı, tabiat olayları gibi konular teorik olarak incelenir, temel ilkeler çerçevesinde bir karara bağlanırdı. Mesela Aristo’ya göre vücut ısısı, kalp içinde yanan sürekli bir ateşten ileri geliyordu. Anaksimese göre su sıkıştırılırsa katılaşması gerekirdi. Basit deneylerle bunların doğru olup olmadığı anlaşılabileceği halde denenmemiştir.

Öklit ve Arşimet öncülüğündeki Helenistik dönem en azından deneylerin yapıldığı, bilimsel uğraşlar uygulanarak sonuçlandırılırdı. Bu deneyler günümüze ışık tutmaktadır. S.99
Batlamyus’un 13 kitaptan oluşan ansiklopedik eseri Almagest’teki bağnaz görüşleri herkese kabul ettirerek bilimsel gelişimin önünü tıkadı. Yunan bilimi ve felsefesine ait kitaplar Avrupa’nın ufkunu açacak cinsten değildi. Avrupa’nın ufuklarını Müslüman bilimcilerin eserleri açtı. NE var ki bizim müzelerimizde, kütüphanelerimizde İslam bilimine dair yeterli yaygınlıkta bilgi ve belge olmaması daha çok çalışmamızı gerektiriyor. Arapça yazılmış bilime dair kitaplar Türkiye’de henüz gençliğin hizmetine sunulmuş değildir. Bu gün ABD Üniversitelerinde Ortaçağ Müslüman bilim adamlarının çalışmaları ve bilime katkıları konularında çok sayıda doktora tezi yapılmakta iken bizdeki durum düşündürücüdür.
27 Mayıs 1960 ihtilalinde 147’ler içinde bulunan Doç. Dr. Fuat Sezgin Almanya’da Üniversiteye kabul edilip de İslam bilimini araştırmakla görevlendirilmeseydi bazı gerçeklerde halen habersiz olabilirdik. 5 Ciltlik İslâm’da Bilim ve Teknik adlı eseri ilgilenenler için fevkalade bir eser. 100
Abbasiler- Tercüme
Abbasiler zamanında yöneticiler, eski kültürlere ait kitapları, özellikle Mısır ve İskenderiye’de Romalıların yakamadıkları, Yunan, Helen filozof ve alimlerinin kitaplarını Arapçaya tercüme ettirmişler, bilim adamlarını himayelerine almışlardır. Bu dönemde kitap okumak ve yazmak en önemli uğraş olarak görülürdü. Kitaplar elle yazılmasına rağmen devlet kütüphaneleri kadar halk da özel kütüphaneler kuruyordu. 10-20 bin kitap bulunan özel kütüphaneler vardı. Haçlı seferleriyle gelenler kitapların çokluğunu görünce şaşırıyorlardı. Mesela Trablusşam’ı işgal ettiklerinde kitapları yakmaktan bıkmışlardı. Hülâgu Bağdat’ı yakıp yıkarken askerleri kitapları yakmaktan bıkmışlar ve Dicle nehrine atmayı yeğlemişlerdi.
Abbasi Halifesi Mansur (745-775) yabancı bilim kitaplarının Arapçaya tercümesini başlattı. Tıp alanında meşhur İran’ın Gündişapur merkezinden hekimleri tedavisi için Bağdat’a davet etti. İmam-ı Âzam Ebu Hanife ve İmam Malik bu dönemde yaşamış bilime açık din adamları ve mezhep kurucuları idiler. Halife Harun Reşit (786-809) ve ME7mun (813-833) dönemlerinde bilimsel araştırmalar desteklenmiştir. Özellikle Me’mun ülkenin tüm zeki gençlerini Din farkı gözetmeksizin Bağdat’a toplatmış, onları bizzat destekleyerek, eğitimleri ardından ülkenin haritasını hazırlama, bilim ve kültür birikimini yazma, yıldızları inceleme, tıp öğrenme görevlerini vermiştir. Bağdat imparatorluğun olduğu kadar bilimsel araştırmaların da merkezi olmuştur. Diğer büyük merkezler Semerkant, Buhara, Horasan, Tahran (Rey), Tebriz (Meraga) Şam, İskenderiye, Kahire, Harran, Kurtuba, Toledo, Sevilla’dır. Her birinde kurulan medreselerde, tıp, eczacılık, kimya, fizik, matematik öğretilirken, özellikle Bağdat, Şam, Semerkant, Rey ve Meraga’da kurulan büyük rasathanelerde astronomi önemli başarılar elde edildi. Birçok yıldız ve gezegen keşfedildi, Dünyanın enlem ve boylamları, yerkürenin yarıçapı bugünkü değerlere yakın doğrulukla hesaplandı. Kahire üniversitesinin başlangıcını oluşturan Medrese 972’de, Bağdat’taki Nizamiye Medresesi 1085’de açıldı. Çağının en büyük medresesi, ihtisas merkezi idi. Mehmet doğan Bilim Tarihi S.11 Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi s. /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı

Büyük filozof el Kindi yöneticileri, bilimsel çalışmaları desteklemeye ikna etti.
Tarihin ilk büyük optik fizikçisi ve merceğin öncüsü İbni Heysem el Hasan (965-1039) (al Hazan veya İbni Haytam) göz cerrahisinin babasıdır. Heysem, Yunan bilimcilerin görme ile ilgili yanlış yorumunu çürüterek görme olayını bugünkü bilgilere yakın açıklamış, cisimler üzerine düşen ışığın yansıyarak gözümüze düşmesi ve gözümüzün beyinle birlikte cisimleri görmemizi sağladığını yazdı. M.Doğan Bilim tarihi S.102
Altın çağın ünlü İslam alimleri:
El Harizmi (Havarizmi), Ömer Hayyam, Cabir el Hayyan, El Cezzar, İbni el Kindi, El Biruni, El Tamimi, Abdüllatif, Ali Kuşçu, Nasireddin el Tusi, İbni Sina, Muhammed el Razi, Ali İbni Rıdvan, İbni el Nafiz, İbni Rüşt, El Heysem, Ebu Kasım, Farabi, El İdrisi, İbni Zuhr, el Cahiz, Battani, Zerkali çok sayıda kitap yazmışlar, yazdıkları kitapların büyük bir bölümü Latince ve İspanyolcaya daha 1150-1200 yılları arasında Toledo’da kurulan Tercüme okulu aracılığı ile sistematik olarak yapılmıştır. Özellikle, Harezmi, İbni Sina, Cabir; İbni Rüşd, El Kindi, El Biruni, Nassireddin et Tusi kitapları ilk çevrilenlerdir.
Batılılar tarafından en başarılı bilim adamlarının eserleri çevrilirken, isimleri de Latinceye çevrilmiş, uzun yıllar bu başarıları saklanmıştır. Yakın dönemde yine Avrupa kaynaklı eserlerde bu bilim adamları bilime dünyasına tanıtılmıştır.
Asıl Adı Latince-İspanyolca verilen adı
İbni Sina Avicenna, ibnü’l Heysem-Al Hazen, İbn Rüşt-Averroes, İbni Bacce-Avempace, El Farabi Alpharabius, El Kindi-Alkhindus v.s. M.Doğan a.g.e.103
Ayrıca çoğu Türk kökenli bilim adamları Arap ve Fars olarak gösterilmiştir. Harezmi, Biruni, Farabi, İbni Sina Türktür.
Harezmi, Pencap bölgesindeki inceleme gezisi sırasında Hintlilerin kullandığı rakamları incelemiş, sonra bu rakamları esas alarak, sıfırı da ekleyerek ilk kez ondalık sayı sistemini geliştirmiş, cebir ve trigonometri gibi konuları içine alan 2 kitap yazmıştır. Reyhan el Biruni tüm ülkeyi dolaşarak bilgi toplamış, daha M.S. 980’de astronomi, fizik, mekanik çalışmaları yanında yerin çapını hesaplamıştır. Toplam 113 kitap yazmıştır.
Sind bin Ali Hindistan’da deniz kenarında, 600 metre dik kayanın üzerine çıkmış, güneşin batış saatinde, elindeki uzun ipin bir ucunu kayıkçıya vererek gözden kayboluncaya kadar gitmesini gözleyip aradaki mesafeyi ölmüş ve buna dayanarak yer yüzünün yarı çapını gerçeğe yakın hesaplamıştır.
Farabi de çok sayıda kitabı günümüze ulaşan büyük bir filozoftur. Bu dört büyük bilgin 10 ve 11. yüzyıllarda yaşadılar. Ayrıca, İbni Türk, El Cezeri, Ali Kuşçu, Akşemseddin, Narireddin Tusi, Hezarfen Ahmet Çelebi, Gıyaseddin el Kaşani, Kadızade Rumi, Piri Reis, Türkistan, Anadolu ve İran’da doğan ve yaşayan Türk bilim adamlarıdır.
Amerikalı bilim tarihçisi Willi Durant, İslam altın çağında, dünya bilimin etkileyen en büyük 5 bilimci olarak İbni Sina, Biruni, Razi, İbni Heysem ve Cabir el Hayyan’ı zikreder. S.104 M.Doğan
İslamın bilimdeki altın çağı, Osmanlı imparatorluğunun yükselişe geçişi yıllarında sönmeye yüz tuttu. Münferit başarılı bilim adamları olsa da sistematik olmadığı için sonuca etki etmedi. İstanbul’un fethinden iki yüzyıl sonra bilimdeki gerilemeye paralel olarak askeri gücünü de kaybetti. Bilim ancak bilim insanlarına verilen destekle, rağbet gördüğü yerde yeşerir. Osmanlıda ise tersine “felsefiyattır” denilip bilimle uğraşmak dışlandı… Tarikatlar, cemaatler, tekkeler düşman üstümüze gelirken “kahhar adınla kahreyle yarabbΔ demenin ötesinde bir şey yapmadılar. Din adına hareket edenler de “akli bilimleri tukaka ettik, felsefiyattır deyip adamları tekfir ettik, dinsiz ilan ettik, bu yüzden namusunuz çiğnendi, şerefimiz beş paralık oldu, devleti batırdık” deme cesaretini göstermediler. Çünkü devletin bilimde-teknikte geri kalış yüzünden lime lime edildiğini belki son nefeslerine kadar anlayamadılar. Kimse bilim ve teknikte geri kalanlar başkalarının ayakları altında kalır diye öğretmedi. Bol bol namaz kılarak, dua ederek, yürekten isteyerek Allah’ın lütfuna mazhar olunacağı öğretildi. Bunu yazarken sakın İslâm düşmanlığı ettiğim düşünülmesin. İslâm’ın başka emirlerini baş tacı ederken bilim öğrenme emrini görmezden gelenler, gizleyenler, örtmeye çalışanlar bunun sebebidir. İslâm değildir. Kitaplarına bismillahirrahmanirrahim diye başlayan Farabi’yi, İbni Sina’yı kâfir ilan edenin söylediklerini devlet politikası haline getirmenin hangi sonuçları doğurduğunu dün Fizan’da, Yemen’de, Türkistan’da, Balkan harbinde, Çanakkale’de, İstiklal harbinde gördük. Bugün de Suriye’de, Irak’ta, Kandil’de görüyoruz. Prof.Dr.Mehmet Doğan –Bilim ve Teknoloji Tarihi s. /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı Osmanlıda Son dönem bilim sanatı Akşemseddin, İbn Barşa, Takuyiddin, Lagari Hasan Çelebi, Mimar sinan, Piri Reis İbrahim Hakkı gibi bilginler 18. Yüzyıla kadar taşımışlardır.104 Mansur: 754-775 yılları arasında Abbasi halifeliği yapan El Mansur, Hint bilginlerini Bağdat’a çağırarak önemli Hint eserlerini Arapçaya tercüme ettirmiştir. 821-824 yılları arasında Çin’e giderek incelemeler yapan Bahr el Muttavi çok ayrıntılı olarak Çin’i tanıttı. Birçok seyyah, Hindistan, Türkistan, İstanbul ve Roma’ya seyahatlerini ayrıntılı olarak yazdılar. 980-1048 yıllarında yaşayan büyük fizikçi el Biruni yıllarca Türkistan ve Hindistan’ı dolaşarak gezdiği yerlerdeki din, kültür ve bilim konularıyla gelenekleri inceleyip tanıttı. İlk yuvarlak Dünya haritası Halife Me’mun’un emriyle 830 yılında hazırlandı. Faslı İbrahim İbni Batuta 1325 yılında yola çıkarak Kuzey Afrika’yı Mısır’dan Mozambik’e kadar doğu Afrika’yı Arabistan’dan Güney Rusya’ya, Türkistan’dan Hindistan, Malezya, Çin,, Orta Afrika ve Endülüs’e kadar 27 yıl süreyle dolaşmış, gördüklerini yazarak sonraki nesillere aktarmıştır. İbni Batuta, Gelmiş geçmiş en büyük seyyahtır. Mehmet Doğan a.g.e. S.106 Biruni, kitaplarında dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü yazdı. 9.yüzyılda yaşayan Muhammed es Sizci bu prensibe dayanarak “el usturlap el Zerkali” adı verilen bir usturlap yaptı. Rasathane… 1575’de Sultan 3.Murat tarafından Takuyiddin’e kurduruldu. Çok iyi aletlerle donatılan ve devrinin en iyilerinden olan rasathanede 15 bilim adamı çalışıyordu. Hive adasında Tycho Brahe tarafından kurulan Avrupa’nın en büyük ilk rasathanesine de örnek olan rasathanemiz uzun ömürlü olamadı. 1583’te uğursuzluğa sebep olacağı gerekçesiyle ve şeyhülislam fetvası ile denizden top ateşiyle içindeki aletlerle birlikte imha edildi. 109 En tanınmış astronomi âlimleri Semerkant rasathanesinden Ali Kuşçu (Ölümü 1449) Abdurrahman es Sufi, Nasireddin Tusi, Takiyuddin çalışma ve yayınlarıyla astronomiye büyük katkıları oldu. Uzay araştırma ve rasatlarda birçok alet geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Hatta bu astronomlar Kopernikten çok daha önce verdikleri ve çoğu laince, İngilizce ve İspanyolcaya çevrilen eserlerinde yer kürenin yarıçapını, enlem, boylamını vermeleri yanında yerin ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü yazdılar. (Fuat Sezgin 2007) Biruni kitaplarında dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü ve hatta daha 9. Yüzyılda yaşayan Muhammed es Sizci bu prensibe dayalı “el Usturlab el Zerkali” adı verilen usturlap yaptığını yazdı. Abdurrahman es Sufi (903-986) tarafından bir gök küre yapılmış ve yıldızları parlaklıklarına göre sıralamıştır. Moğollara başkentlik yapan Meraga’da Hülagu Han, Nasıreddin et Tusi’yi en büyük rasathaneyi kurmakla görevlendirmiştir. BU rasathane için her tür alet ve gereci de kendileri yaptılar. Tüm İslam dünyasında dünyanın küreselliği ve döndüğü kabul ediliyordu. BU rasathaneler Brahe’nin kurduğu rasathaneye de örnek teşkil etmişti. Fuat Sezgin, Avrupa’da Rönesans’ın öncüsü bilimcisi olarak kabul edilen Kopernik’in (1473-1543) de açıkladığı güneş merkezli sistemini Zerkali, 1274 yılında ölen Tusi 1270’de, onu takip eden İslâm bilimcilerinin de açıkladığını, bu bilgilerin Kpernik’e değişik yollardan ulaşmış olabileceğini açıkladı ve yazdı. (ben J. Tomer The Solar theory of az Zerkal: A history of Errors” Centaurus, 14, 306-366 (1969) İslam astronomlarının katkıları, baarıları batı kaynaklarında ısrarla görmezlikten gelinmiş, ancak 20. Yy da kısmen kabullenilmiştir. M.Doğan 109 Prof.Dr.Mehmet Doğan –Bilim ve Teknoloji Tarihi s. /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı
İslam Astronomi Bilimcilerinin katkı ve buluşları:

  1. Yüzyılda Batlamyus eleştirilmeye başlandı. 723 yılında Horasan’da Dahhak, göğü bir cisim olarak değil, yıldızların döndüğü yörüngeler olarak gördü. Ebu Vefa (940-998) Batlamyus’un Ay ile ilgili görüşü hatalıdır.” diye yazdı. Sabit İn Kurra (826-901) denemelerle Batlamyus cetvelinden sapmaları ortaya koydu. Güneş ve ay tutulmaları ile ilgili kitap yazdı. Dünya’nın yuvarlaklığından ilk kez İmamı Azan Ebu Hanife (699-768)söz etti. İmamı Şafii’nin (767-820) aynı anda beş vakit namaz dünyanın neresinde nasıl kılınır? Sorusuna Ekvator bölgesi cevabını verdiği yazılıyor. Biruni ve Sizci güneş merkzeli sistemden ilk ke söz ettiler. Biruni (975-1051), İdrisi (1100-1166) İbni Rüşt (1126-1198), İmam Gazali (1100-1166), Muhiddin Arabi, (1165-1240) dünyanın küresel olduğunu yazdılar. Muhittin Arabi : “n mükemmel şekil küredir. Dünya küre biçimindedir.” Diye yazdı. Erzurumlu İbrahim Hakki (1703-1780) dünyanın yuvarlaklığına ait delilleri yazdı. Battani (858-929) ve Endülüslü İbni Bacce – (ölümü 1139) evlerini rasathane haline getirmişlerdi.
    Rasathaneler:
    Halife Me’mun’un Bağdatta Şemmasiye, Şam’da Kasium rasathaneleri, Şerefüddevle (982-989) Bağdat rasathanesi, Alaüddevle adına ibni Sina’nın 1025’te yaptırdığı Hemedan Rasathanesi, Hatimi veziri el Eftal’in yaptırdığı Kahire rasathanesi (1120-1125) Melikşah’ın (1054-1092) 1075’te kurduğu İsfahan rasathanesi, Gazan Han’ın 1300’de yaptırdığı Tebriz Gazan Han Rasathanesi,Uluğbey Semerkant rasathanesi (1421) 3.Murat’ın Takuyiddin’e yaptırdığı İstanbul Rasathanesi, Hülagu’nun Tebriz yakınlarında Nasırüddin Tusi’ye kurdurduğu İslam dünyasının en büyüğü olan Semerkant Rasathanesi. Ayrıca, Delhi, Caypur, Benares, Ucayn, Mathura, Cay Sing rasathaneleri de vardı.
    Astronomi Aletleri:
    1.Ruhu Tahtası: Gök olaylarını trigonometrik olarak veren alet, çubuk yıldıza yönlendirilir, çeyrek daire olup üzerinde derece ve dakika işaretli. 2. Usturlap, 3. Sesktant, iki yıldız arası mesafeyi ölçmede kullanılırdı. 4. Saatler, 5Dönen Aynalar, 12 penceresi bulunan yarım daireli, döner aynalı alet, ayın dördünleri esas alınır. 6. Gök küreler 7.Diğer aletler.
    Musa oğlu Ahmet, Hasan ve Muhammet aletlerle yıldızı gözlerlerdi. Yıldız resimlerini tespit esasına dayanan aletleri vardı. M. Doğan 110
    Matematik:
    İslam ülkelerinde astronomi ve matematik en çok ilgi gören bilim alanları –oldu. Yunan ve Mısır Klasik kitapları yanında, Hint kaynaklarından ve bilgilerinden de yararlanılarak geometri ileri düzeye taşınırken cebir ve trigonometri gibi alanlar da İslâm bilginlerinin katkıları ile matematik dalları arasında yerini aldı. Sıfır ilk defa Türkistan’da kullanılmaya başlandı, buradan Hindistan’a geçti. S.110
    Türkistanlı ve Türk olan Harezmi (780-850) ondalık sayı sisteminin ve cebirin aritmetik algoritmanın kurucusudur. Bu konularda lik defa kitap yazan büyük matematikçidir. Arap rakamı olarak bilinen, Hint ve Pencap’lı Müslümanlardan alınarak adapte edilen, bu gün kullandığımız rakamlar Harezmi’nin Kitab el Cebir, “Algabra el mukabele” kitabı ile Avrupa’ya geçmiş olup, kitapları batı dillerine ilk tercüme edilen Türk’tür. Kök ve karekökü de ilk defa o tanımladı.
    Halife Me’mun devrinde Öklid’in “Geometrinin elemanları” kitabı Arapça’ya çevrildi. Bağdat’ta da geometri ve matematik ilgi gördü. Özelikle Öklit geometrisi çok ilgi gördü. Büyük İslâm bilgini Yakup el Kindi, tıp alanı kadar matematikle de ilgilenmiş, bu alanda da kitap yazmıştır. İbni Türk, Haccac ibni Yusuf, Reyhan el Biruni, İbni Sina, Ömer Hayyam, el Battani, Ebul Abbas, Sabit ibni Kurra, Ebul Vefadaha sonraları , Nasırüddin Tusi, Uluğbey, Ali Kuşçu, Gıyaseddin el Kaşanî, Kadızade Rumi büyük matematikçilerdir. Tüm astronomlar aynı zamanda meşhur İslâm matematikçileridir.
    Ebul Vefa el Buskani (940-988) kosinüs teoremi, kosinüs, kontanjant kavramlarını geliştirdiği gibi üçgenin alan formülünü basitleştirmiştir. Elementel Astronomi kitabının yazarı Ömer Hayyam, trigonometrinin babası ve büyük şairdir. Cabir ibni Aflah yer bilimci, jeodezinin babası, en önde gelen matematikçilerindendir. Matematikçilerin kitapları batı dillerine çevrildi. İbn Kurra kardeş sayıları, el Kerhi ve el Kaşani doğal asyıları ve karelerinin toplamını bulmak (faktöriyel anlamda) için formüller geliştirdi. El Kaşani, ayrıca binom denklemlerin de mucididir. Ömer Hayyam’ın matematiğe katkıları trigonometri ile sınırlı kalmamış, cebirsel denklemleri de sınıflandırarak çözüm yollarını açıkladı, analitik geometriyi geliştirdi. Harezmi, Sabit ibni Kurra, Ömer Hayyam, Kaşani matematik tarihine geçen, 20. yy.da kitapları üzerinde Avrupalıların doktora tezi yaptıkları büyük matematikçilerdir. M.doğan Bilim Tarihi. S.111

Fizik:
Musa bin Şakir (800-873) yer fiziğini incelemiş ve yazmış, Reyhan el Biruni (973-1048) ve daha sonra El Hazin, deneysel mekanik, statik, dinamik ve denge teorisi kurucusu, büyük düşünür, özgül ağırlık tayini de yapmıştır. Abdülbereket el Bağdadi (1080-1165) Aristo fiziğini eleştirmiş, klasik fiziğin temellerini yazarak Galile ve Newton’a yol gösterici olmuştur.
İlkçağın ünlü Yunan filozofları görme olayını kendi teorileri ile açıklamaya çalışmışlarsa da bu görüşler sonraları kabul görmemiş, eksik oldukları anlaşılmıştır. Aristo ve Öklit, görme olayını kendi teorileriyle açıklamışlardır. Aristo görme olayını ortam, renk ve ışığa barlarken, Öklit görmenin gözden yayılan ışınlarla gerçekleştiğini matematik olgu olarak açıklamıştır. Bu iki farklı görüş başka filozoflar tarafından da savunularak ispatlanmaya çalışılmıştır. El Kindi, Öklit’in görüşü benimserken Farabi Aristo’nun ortamcı görüşünü benimsemiştir.
İbni Heysem el Hasan, ışığın özelliklerini inceleyen, görme olayını açıklayan, kendi yaptığı merceklerle ve optik aletlerle optiğin kurucusu olarak kabul edilir. Ortaçağ Avrupa optikçilerini etkilemiştir. Öklit ve Yunan bilimciler görme olayının gözün yaydığı ışıkla gerçekleştiğine inanıyorlardı. İbni Haytam görmenin cisimler üzerine düşen ışığın göze ulaşarak gözün ağ tabakasında algılandığını, şayet gözden yayılan ışıkla görmenin gerçekleştiği kabul edilirse cisimlerin karanlıkta da görünmesi gerekeceğini öne sürerek şiddetle reddetmişlerdir. Işığın bir doğrultu boyunca ilerlediği, saydam cisimlerden geçtiği, ortam değiştirdiğinde, ortamın yapısına göre kırılarak yine doğrusal ilerlediğini, saydam maddeden yapıla merceklere düşen ışığın toplanarak odaklandığını ilk kez ibni Heysem el Hasan göstermiştir.
İbni Heysem el Haştam ise yazdığı “Kitab el Menazır” da görme olayını bugünkü bilgilere yakın şekilde ayrıntılı olarak açıklayan en önemli optikçi , göz hekimi ve ilk karanlık oda yapımcısıdır,.
Kimya:
EN tanınmış kimyacı Cabir bin Hayyan (721-815) kimya terimini ilk kullanan bilim adamıdır. Cıva ve arsenik gibi uçucu maddelere ruh demiş, kurşun okside sirke eklendiğinde sirkenin ekşiliğinin kalmadığını, başkalaşımın tesadüfi değil, iç özelliklerine bağlı olduğunu ileri sürerek kimyanın özgün nitelikler bilimi olduğunu belirtmiştir. 112
Atomun parçalandığında Bağdat’ın altını üstüne getirecek büyük enerjiyle yüklü olduğunu yazmıştır. Organik maddelerin damıtılarak ayrılabildiğini deneyerek göstermiş, deneylerinde nişadır kullanmış, cıva ve kükürt bileşiklerinin çok sayıda farklı özellikli maddeler olabileceğini yazmıştır. El Hayyan yazdığı kimya kitapları ile Batıda kimyanın gelişimine ışık tutmuştur. Bir eserinde 1300 kitap yazdığını ,iki ansiklopedi hazırladığını belirtir,.
İslâm aleminin ikinci büyük kimyacısı Zekeriya er Razi’nin (865-925) “Kitabı el Esrar” batı dillerine çevrilmiştir. Petrolü damıtarak neft adını veren, geliştirdiği teraziyi deneylerinde kullanarak nitelik yanında niceliği de kimyaya yerleştiren bilimcidir. Fut Sezgin’in belirttiğine göre 1928-1939 yıllarında kapsamlı araştırmalar yapan Ruska Cabir el Hayyan ve Razi’yi kimya tarihinin en büyük iki şahsiyeti olarak anıştır. Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi s. /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı
İslam ülkelerinde Teknik ve mühendislik:
Çin, Hint, Mısır, Yunan uygarlıklarının birikimlerini alarak geliştiren İslam uygarlığı tüm egemenlik bölgelerinde çağının en ileri uygarlığı idi. Mezopotamya; Mısır, Pencap gibi verimli tarım alanlarında ileri sulama sistemleri ve mekanizasyon sayesinde tarımsal üretimi artırdı. Endüstriyel ve kimyasal üretimde damıtma, distilasyon, süblimleştirme, kristallendirme, saflaştırma sistemleri geliştirildi. Tarım ve sanayideki kütlesel üretil sayesinde ticari hayat canlandı.
Çin’den öğrenilen teknikle751 yılında Semarkant’ta ve Buhara7da ince kâğıt üretildi. Ezan ve oruç vakitlerini belirleme çabasıyla zamanına göre ileri teknolojili saatler yapıldı.
CEZERİ: (1153-1230)
Ortaçağın en büyük mühendisi. 12. Yüzyılda yaşayan Cezeri bir çok makine geliştirdi. Artukoğlulları döneminde Cizre’de yaşadı. Her ihtiyaç için ayrı mekanik ve otomatik makineler geliştirdi. Hayvanla döndürülen dişli çarklı su dolabı, su çarkı ile hareket eden pompa, suyu ırmaktan 11 metre yukarıya çıkaran pompalar yaptı. 12 harfle şifreli sandık kilidi, hidrolik ve pnomatik pompalar, saatler, terazi gibi devrine göre ileri makineler yaptı.
En başarılı Osmanlı mühendislerinden Takuyiddin Muhammed bin Maruf (Ölümü 1585) Cezeri’nin eserlerinden faydalanarak ekzantrik mil üzerinden çalışan pistonlu pompa imal etti. 1553’te yazdığı “El turuk es seniyye fi el alat er Ruhaniyye” adlı kitabının orijinali Dablin kütüphanesindedir. (Fuat Sezgin 2007)

Savaş teknolojisi:
İslam ülkeleri, Sasani, Hint ve Bizans tekniklerini alıp geliştirdiler ve 17. Yüzyıla kadar en üstün savaş tekniğine sahip oldular. 10. Yüzyılda Bizanslılardan Rum ateşi denilen silahı öğrendiler. 1174-1193 yıllarında Selahaddin döneminde bucurgatlı büyük ok yayı kullandılar.
Yapı Teknolojisi:
Tac Mahal, Edirne Selimiye Camisi, Granada El Hamra Sarayı, Semerkant, Buhara, İsfahan, Bağdat, Şam, Kahire, İspanya, İstanbul ve Anadolu’daki Cami, kümbet ve türbeler İslâm uygarlığının yapı teknolojisindeki üstünlüğünü gösterir.

İslam’da Felsefe ve İslâm filozofları:
Farabi, matematikçi, müzik teorisyeni, kimyacı, tıp doktoru ve İslam dünyasının ilk büyük filozofudur. Tüm bilileri sınıflandırdı. Bilimle uğraşacakların özellikle din bilgini olacakların önce felsefe öğrenmeleri gerektiğini belirtti. İbni Sina, Biruni, ibni Rüşt gibi İslâm alimleri ile Hristiyan teologları ve Dante’yi, Yahudi filozofu Maymonides’i etkiledi. Aristo yorumcusu büyük bir Türk filozofudur.
ibni Rüşt:

  1. yüzyılda Fas ve Endülüs’te yaşadı. Cordoba’da kadılık yapan hekim ve büyük filozof. İslâm’ın doğa bilimlerine ilgisini öne çıkardı. Bilimde altın çağın yaşanmasında rolü vardır.
    İbni Haldun tarihte, İbni Rüşt felsefe ve fen dallarında, Gazali, Maturidi, burai, Ahmet Yesevi, Mevlana dini ve sos yal alanlarda isim yapmışlardır.
    Bilim çevrelerinde düşünce ve fikir ayrılığı baş gösterdi. Gazali ve Eşari gibi bazıları kalbî imanı savunanlarla akli imanı savunanlar arasındaki tartışmada Gazalici-Eşarici cephe (Sufi Müslümanlığı savunanlar) galip geldi. Onların fikirleri devlet politikası olarak uygulandı. Farabi, İbni Sina, ibni Rüşt gibi bilginler Gazali tarafından küfürle itham edildi. Dinden uzaklaştıklarını ileri sürdü. Bilim sadece din bilim olarak anlaşılmaya başladı. Bilimle uğraşanlar, eskiden desteklendikleri devlet büyükleri tarafından dışlandı. Düşman görülmeye başlandılar. Başı kesilenler, kütüphanesi müsadere edilenler oldu. Dini ilimler dışındaki dersler medreseden kaldırıldı. Üvey evlattan da öte, adeta düşman gibi görülen “Bilim rağbet gördüğü yere göç etti” ve öncülük Avrupa’ya kaptırıldı. Mehmet Doğan Bilim tarihi s.118-119 Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi s. /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı
    Diğer biimler:B
    El Kindi: Denizlerin ve gökyüzünün maviliğini, Farabi,Yağmurun yağışını, Karafi gök kuşağının oluşumunu bu günkü bilgilerimize yakın şekilde açıkladılar. Bu bilimde bir alandaki başarının diğer alanlara da yansıdığını gösteriyor. 120 M.doğan
    ZİRVEDEN DÜŞÜŞ üzerine düşünüş:
    8-13. Yüzyıllar arası, İslam toplumu bilimin her alanında zirvede idi. Devlet yöneticileri tarafından müspet bilimler dışlanıp ilim yapanlar desteksiz kaldı. Üstelik akli ilimleri felsefedir deyip atan sufilerin bilim karşıtlıkları devlet politikası haline gelince İslam devletleri gerilemeye, çözülmeye, askeri alanda kaybetmeye başladılar.
    7-8 yüz yıl önce bu kadar ileri düzeyde olan İslam toplumları ne oldu da dünyanın acizleri durumuna düştü? Bilim ve teknikte neden bu kadar geri kaldılar üzerine düşünmek, meseleye doğru teşhis koyup doğru çıkış yolu bulmak İslam ümmetinin geleceği için uykusuz kalmak Müslümanlar için en saygıdeğer hizmet olacaktır.
    OSMANLI VE İSLAM DÜNYASINDA YENİÇAĞDA BİLİM ÖNCÜLERİ: 127
    Fetih’ten sonra, Yeniçağda Osmanlı Devletinde bilim
    İslam ülkelerindeki bilimin altın çağı 13.yüzyıl sonrası kapanmağa başladı. 1453 sonrası Osmanlı devleti 200 yıl daha askeri üstünlüğünü korusa da bilimdeki durgunluğa paralel olarak devlet de duraklamaya, arkasından çöküşe doğru yol aldı.
    Bu dönem bilim alanında kendisini gösteren istisna kabilinden şahsiyetler çıksa da sistematik bir öğretim ve devlet desteği olmadığı için etkisiz kaldı.
    Bilideki altın çağdan sonra, El Suyut, İbni Barşa, Şerafettin Sabuncuoğlu (cerrah-hekim), Akşemseddin (1389-1459) İbrahim Hakkı, Mimar Sinan, Piri Reis, Hezarfen Ahmet Çelebi, Katip Çelebi gibi münferit başarılı bilimciler çıktı. Savaş sanatı dışında konulara devlet yönetimleri bilime ilgi göstermedi.
    Akşemseddin’in “Kitabı Tıp” adlı eseri kalıtım hastalıklarından ve mikroptan söz eder. Mikroba adını Pastör’den yıllar önce koymuş olsa da eser Dünya çapında tanınmadığı için mikrobu bulan kişi olarak Pastör kayıtlara geçti.
    FATİH:
    Fatih Sultan Mehmet (1432-1481) sanatçı ruha sahip, bilime önem veren, destekleyen biridir. Kendisi yivli topların ve Havan topunun mucidi olarak kayıtlara geçmiştir. 17 Ton bronzdan döktürdüğü Şahi adlı topun planını bizzat çizdiği, dökümünü yönettiği kayıtlarda vardır. 127 Fatih devrinde bilim zirvedeydi ve destekleniyordu. Din,, milliyet farkı gözetmeden bilimle uğraşanlara deste oldu. İtalyan ve Rum bilginleri etrafına topladı. Eski Yunan eserlerini tercüme ettirdi. 120 eser tercüme edildi. Gentile Bellini adlı ünlü İtalyan ressama portresini yaptırdı. İstanbul Üniversitesinin temellerini attı. Mimar Sinan: (1489-1588)
    Osmanlı İmparatorluğu ve Türk Dünyasının en büyük mimarı. Şehzadebaşı, Selimiye, Süleymaniye Camisi gibi şaheserlerin mimarı. Yaptığı eserlerin depremleri hasarsız atlatması mühendislik ve hesap tekniğine sahip olduğunu gösterir.
    Piri Reis: (1455-1564)
    İmparatorluğun en büyük denizcisi ve haritacı. Kitabı Bahriye ile Yavuz Sultan Selim’e sunduğu 1. Harita ve 1528’de Kanuni’ye sunduğu 2. Harita Amerika’nın kuzeyi ve güneyi dahil doğu sahillerini gösteren ve günümüze ulaşan en eski haritalardır. Haritaları ve kitabı derinliğini göstermektedir. Bu büyük bilgin Basra Valisi Kubat Paşa’nın şikayeti üzerine 1554 yılında Mısır’da idam olunmuştur.
    Takuyiddin: (1521-1585)
    Batı astronomi bilginlerini etkileyen Osmanlı imparatorluğunun en büyük astronomu. İstanbul rasathanesini kuran bilgin. Büyüt çaba ile kurduğu, tüm ölçüm aletlerini yapan atölyeleri de bünyesinde barındıran çağının en iyi rasathanesi ve bilim ocağı 1580 yılında Şeyhülislam fetvası ile yıkıldı. Bu çağdan sonra Türk ve İslam coğrafyasında bilimin niçin gelişmediği, aksine çöküş dönemine girdiğini bu olay anlatmaktadır. Takuyiddin Batı karşısında daha başarılı olduğumuz son örnektir.
    Hezarfen Ahmet Çelebi: 17. Yüzyılda kendi yaptığı barutla çalışan roketle uçuşu kayıtlara geçen ilk Türk. Galata Kulesinden roketini ateşleyip Üsküdar doğancılara indi.s.129
    Evliya Çelebi: (1611-1682) En büyük ve meşhur Osmanlı seyyahı. Seyahatname yazarı.
    Katip Çelebi: (1609-1657) Medresedeki yozlaşmaları en iyi ifade eden fikir adamı. Coğrafya yazarı.
    Lagari Hasan Çelebi :
    Osmanlı füzeciliğinin öncüsü. Sultan 4. Murat devrinde (1623-1640) roket yapımı ile uğraştı, 8 küçük kanatlı, zamanına göre uzun menzilli roket imal etti. 3.Ahmet zamanında yaşayan ali Ağa “Ummul Gaza” adlı kitabında bu roketlerini resimlerini yayınladı. Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi s. /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı
    İbrahim Hakkı (1703-1780)
    Bilim ansiklopedisi niteliğindeki Marifetname adlı ansiklopedik eserin yazarı. Astronomi uzmanı ve özel rasathanenin kurucusudur. Erzurum ve Siirt’teki medrese tahsilinden sonra Hicaz, Mısır ve İstanbul’da hem tasavvufla hem de çağdaşlarının ilgi göstermediği fen bilimlerine ilgi göstermiştir. Müzesi Siirt Aydınlar (Tillo) da ayaktadır.
    İbrahim Hakkı’ya göre evren ve fen bilimlerini öğrenmeli, tabiatta her şeyin nasıl ahenk içerisinde, düzenli, kurallı olduğunu görmeli. Bu bilimler insana tabiatı ve kendini tanıtır. Tabiatı ve kendini tanıyan rabbini tanır. Tabiatın, Allah’ın bir eseri olduğunu çeşitli örneklerle anlatır.
    Osmanlı döneminde bilim niçin geri kaldı?
    Döneminin en büyük askeri ve ekonomik gücü olan Osmanlı imparatorluğunun bilim teknoloji alanında varlık gösterememesinin sebepleri iyi görülmeli ve gelecek için ibret alınmalıdır.
    1.Yetenekli Türkler bilim yerine askerliği tercih ettiler.
  2. Kilisenin bilim düşmanlığını yenmeyi başardılar. Yöneticilerin desteği sayesinde, bilim akademileri, üniversiteler bilimsel bilgiyi hem deneylerle hem de geçmiş uygarlıklara ait bilim kitaplarının tercümesiyle zenginleştirdiler. Afrika, Amerika ve Hindistan’dan sömürgecilik yoluyla taşıdıkları her çeşit ürün ve madenle zenginleştiler. Askeri teknolojilerini geliştirdiler. Osmanlı ordu ve donanmasını yenecek duruma yükseldiler.
    3.Avrupalı devletler güçlendikçe Osmanlı devletini bölmek, yıkmak için Hıristyan taba üzerinde etkili oldu. İsyanları, terörü teşvik etti.
    4.Yavuz Sultan Selim’in halifeliği alışıyla Mısır ve Arabistan’dan getirilen çoğu Eşari inançlı bilginler aldıkları eğitimin etkisiyle Kuran dışındaki bilimlerin faydasız, boşuna, hattâ dinden uzaklaştırıcı, sapıklık, şeytan işi olduğu iddiasıyla Türkleri de bilimden uzaklaştırdılar. İstanbul rasathanesinin Şeyhülislam fetvası5. ile imha edilmesi (içinde şahsi kıskançlık olmakla birlikte) “Gökleri araştırmanın Allah’ın işine karışmak olduğunu” iddia edecek kadar akıl dışı bir zihniyetin etkili konuma geldiğini gösterir. Kur’an’ı kerim fizik, kimya, biyoloji ve matematikten bahsetmediğine göre bunlarla uğraşmak caiz değildir. ”Faydasız ilimden sana sığınırım” diye dua ede ede topluma yerleştirdiler. Böyle dua eden bir imama faydasız ilimden neyi kast ediyorsunuz diye sordum. Biraz düşündükten sonra falcılık, büyücülük dedi. Falcılığı, büyücülüğü saunan mı var camide diye düşünmeden öğretileni tekrar ederler. Çünkü böyle dua etmeye Kuran’ı Kerim’in düşünün, akıl edin diye 700 den fazla yerde zikretse de bunları öğrenmeye uğraşmak yerine akıl değil nakil esastır deyip araştırmayı, öğrenmeyi dışladılar. Onların dışlaması çok önemi değil ama devleti yönetenleri de yanlarına alınca bilimden uzaklaştık. Onların iddiaları devlet politikası haline geldi. Medresede akli ilimler azaltıldı, kaldırıldı. Hurafeler hakim oldu.
    Viyana’da ve yenildiğimiz, ezildiğimiz diğer savaşlardan sonra “bütün bunlar bizim yüzümüzden, Rumeli’yi, Kırım’ı, başka yerleri bu sebeple kaybettik” itirafında bulunan bir kişi çıkmadı. Bunları dile getirenlere cevapları hazırdır. –“Siz aya gittiniz de biz paçanızdan mı çektik?”
    İstanbul eski Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcının “Yemin ederim ki Osmanlıyı medrese batırdı” dediğine şahidim.
    5.Padişahları da bilim karşıtı zihniyettekiler eğitip yetiştirince etkilerinden kurtulamadılar. Ta ki çöküş başlayıncaya kadar. Belli bir çöküntüden sonraki çabalar devleti kurtaramadı. Zira atı alan Üsküdar’ı geçmişti. “Düşman kavi, talih zebun” denilmeye başlandı.
    Entrika ve yardakçılıkla yönetimde etkin duruma gelen bir güruh çıkarcı küpünü doldurma derdiyle devlet çarkını sonuna kadar istismar etti. Müderrisliklere hak etmeyenler tayin edildi. Bütün makamlar rüşvetle satılır oldu. En çok rüşveti veren Kavalalı Mısır Hidivi oldu… İngilizlerle işbirliği yapıp devleti tehdit etti, Kütahya’ya kadar topraklarımızı çiğnedi. Medreselerin bozulması ilgili kısımda detaylıca ele alınacak.
    Mühendislik, bilim, teknoloji alanlarında kendilerini yetiştirip devlete faydalı olacakları ümidiyle Avrupa’ya tahsile gönderilen gençler ise mesleklerinde ilerleme yerine sistemi değiştirmekle ilgilendiler. Yunanlı, Sırp, Bulgar ve Ermenilerin Osmanlı yönetimi aleyhindeki çalışmalarına destek verenler çıktı.
    Avrupa gibi eğitim vermesi için açılan Darülfünun bile uzun süre rayına oturmadı. Batı ile gelişmişlik farkı daha da açıldı. Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi s. /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı
  3. Kadınların çalışması
    Türk geleneğinde sosyal hayatın, devlet yönetiminin her kademesinde sorumluluk alan kadın Arap geleneklerinden etkilenerek Müslümanlığın gereği şeklinde bir anlayışla çalışma ve üretimden uzaklaştırıldı. “Kadının yeri evidir” anlayışı tamamen hakim oldu. Hadislerde veya ayetlerde kadınların tahsiline, çalışmasına engel bir hüküm olmamasına rağmen eğitim, bilim ve iş hayatından uzaklaştırıldılar. Kadının hayatın her safhasında olması gerektiğini savunanlar namusa önem vermemek, dinsizlik ve zındıklıkla suçlandı. Dünyada kadın erkek çalışıp üretip zenginleşirken bizim şehirlerimizde kadın tamamen evine kapatıldı. İki kanadıyla uçan kuşa karşı tek kanadıyla uçmaya çalışan durumuna düşürüldü. İmparatorluğun son yıllarına, neredeyse Cumhuriyete kadar bu hal devam etti. Bu gün bile cemaatler, tarikatlar, din adına hareket eden bazıları eliyle gizli açık kadının çalışmasına engel olunmaktadır. Öylesine ki, bayan sekreterleri, asistanları olduğu halde kızlarını ilkokuldan sonra okutmayan akademisyenler olabiliyor.
    Sultan Yakup İbni Rüşt’e “Kadınların eğitimi konusunda ne düşünüyorsunuz? Belli düzeyde eğitim almış kadınlar devlet dairelerinde görev alabilirler mi?” diye sorar.
    İbni Rüştün cevabı şu olur:
    “Bana göre kadınlar da insan türünün üyesidir. İnsanlığın yüce amacını gerçekleştirmedeki-ki rolleri inkâr edilemez. Yeryüzünün yaşanabilir kılınması ve insanlığın gelişiminde görmezlikten gelinemeyecek katkıları olmalıdır. Kadınlar bu amacın karşılanması noktasında erkelerden farklı değillerdir. Ama bu katkıları daha az, daha çok olabilir. Bir şehirde erkeklerin üstlendiği işlevlerin bir çoğu kadınlar tarafından da yerine getirilebilir. Kimi kadınlar iyi eğitim almış ve yeteneklerini geliştirmişlerdir. Böylece kadınların arasından filozoflar da çıkabilir. Tıpkı İskenderiye ve Grek şehirlerinde olduğu gibi, bazı Müslüman şehirlerde yargıçlar çıkabilmiştir. Ama kadınların gerçek yetenekleri günümüze kadar tam takdir edilememiş, toplum yararına kullanılamamıştır. Kadınlar yalnız eşlerinin hizmetine verilmiş, üreme aracı olarak görülmüşlerdir. Onlara biçilen rol, evlerine kapanıp çocuk yetiştirmek ve ev işlerini görmektir. Bana göre kadınlar erkeklerin sahip olmalarını istediğimiz insani emellerden tamamen yoksun bırakılmışlardır. Bu sebepledir ki kadınların hayatımızdaki rolleri, bitkiler gibidir. Öyle ki zaman içinde erkeklere yük olmuşlardır. Yeryüzündeki yoksulluğun sebeplerinden biri de kadınların üretimden tümüyle uzak tutulmalarıdır. Öyle ki savaşan toplumlarda kadın nüfusu imi zaman erkek nüfusun iki katına çıkabilmektedir. Ama onlar kendilerine biçilen rol gereği şehir hayatı için gereken birçok üretim alanından uzak tutulmuşlardır. Onlara uygun görülen tek iş dalı, tarım ve dokumacılıktır. Bu ileri de az çok mecburi olduklarından yapmaktadırlar.”
    Kaynak::::::::::::?bulunacak
    12.yüzyılda söylenen bu sözlerin uğun de geçerli olması düşündürücüdür. İslam ülkelerine ve bilhassa bizim toplumumuza yüzyıllar boyu İbni Rüşt’ün bu anlayışı yerine sufi Müslümanlık olarak nitelendirilen ve kadını evine kapatan anlayış hakim olmuştur.
    Misyonerin söylediği:
    Osmanlı devletinin İngiltere’ye sipariş ettiği askeri gemiyi almak üzere gönderilen Türk subayına İngiliz misyoner’in Protestan Hıristiyanlığı teklifi sırasındaki sözleri ibretlidir: “Doğudaki insanlarınız hala mağara gibi evlerde yaşıyorlar. Protestan olursanız kadın erkek çalışır daha çabuk kalkınırsınız. Biz sizi protestan yapıp kalkınmanızı sağlayacağız, Yeter ki sen Hıristiyan olmayı kabul et.” (Kaynak: Musa Serdar Çelebi yayını… sayfa……..bulunacak.
    Günümüzde:
    Şimdi bir de TGRT radyosunda dinleyici sorularına cevap veren Osman Ünlü’nün 2007 yılında saat 21.20 sıraları bizzat şahit olduğum cevabına bakalım. Bir hanım dinleyici soruyor: “Çalışıyordum. Doğum için işten ayrıldım. Çocuğum üç yaşına geldi. Annem bakabiliyor. Çok ihtiyacımız var. Yeniden işime dönmemin dini açıdan bir sakıncası var mıdır?” Osman Ünlü doğrudan “kadının çalışması dinen uygun değildir” demedi. Sözü dolaştırdı dolaştırdı, dolaylı olarak “Allah herkesin rızkını verir. Otur oturduğun yerde” mesajı verdi.
    Prof.Dr.Mehmet Doğan -*Bilim ve Teknoloji Tarihi s. /Anı yayıncılık Ankara 2013. 2..Baskı