Pazar Ekonomilerinde Bilim ve Teknoloji Politikaları ve Türkiye
29 Mayıs 2019
Garplılaşmanın Neresindeyiz?
29 Mayıs 2019

Garplılaşmanın Neresindeyiz?

Prof. Dr. Mümtaz Turhan Yağmur Yayınları 4.Baskı1961
Hırs ve heyecanlardan mümkün mertebe kurtularak vaziyeti tamamen objektif bir şekilde mütalaa edip ona göre hükümler vermek daha hayırlı olacaktır. 14
Zaten mevcudu korumak için daha fazlasını, daha iyisini, daha ilerisini ve mükemmelini istemekten başka bir çare var mıdır? 15

zihniyette değişiklik yapmadan davranışlarda devamlı, hakiki bir yenilik temin edilemez. 16
Herhangi bir hedefe erişebilmek behemahal aynı yoldan, aynı merhalelerden geçmeye mi bağlıdır? Mesela bugün elektriği elde edebilmek için muhakkak evvela çıra, kandil, sonra havagazı yakmak mı lâzımdır. Öyle ise rönesansı yapmadan bu gün garp medeniyetine kavuşmuş olan İskandinavya, Rusya, Japonya’nın durumunu nasıl izah edeceğiz?. 18
Rönesansın ilim .bakımından büyük ehemmiyeti getirdiği şeylerde değildir; müteakip asırlarda garp medeniyetinin tesessüsünde mühim rol oynayacak olan ilmin inkişafı için zemini hazırlamış olmasındadır.
Bizim telafi etmemiz lazım gelen aslında Rönesans değil; insanın kafasında, zihniyetinde hakiki değişikliği meydana getiren Kopernik, Galile ve Dekart’la başlayan objektif, ilmi düşünce hareketidir.
Müslümanlığın garplılaşmamıza mani olduğu iddiasının da ilmi bakımdan büyük bir kıymeti yoktur. Çünkü içtimai değişmeler karşısında yalnız din, hususiyle yalnız İslâmlık mukavemet göstermemiştir.
Garp medeniyetine intisap edebilmek için behemehal Hıristiyanlık esaslarını benimsemek lâzım geldiği veya İslâmlığın garplılaşmamıza mani olduğu iddiası muhakkak yanlıştır. Japonya bu konuda iyi bir örnektir. S.21
İslâm dini, bir vakitler zamanının en yüksek bir medeniyetini meydana getirmiş olması bakımından terakkiye mani olmadığına dair imtihanı çoktan geçirmiş bulunmaktadır. S.22
bir vakitler, medeniyet ve terakkiye mâni olmayan İslâm dininin bugün mani olduğunu iddia etmek herşeyden evvel mantığa aykırıdır. S.31

Gerçi son asır zarfında ilme, onun ehemmiyet ve kıymetine dair çok parlak ve güzel sözler sarf edilmiştir, ama hepsi lafta ibaret kalmış, hiçbir vakit fiiliyata intikal edememiştir. S.23
Ne hakiki ilim müesseseleri kurulmuş, ne ilim, ne de ilim adamları layık oldukları itibarı- hattâ eski devirlerdeki kadar olsun- kazanabilmişlerdir. Bilakis en küçük vesilelerle ilim daima hakir görülmüş, ilim adamları hakarete uğramış veya susturulmuşlardır.
..Dün olduğu gibi bugün de garp medeniyetini ayakta tutan yine ilimdir.
Bundan evvelki garp medeniyetinin tarihe karıştığı ve ilmin iflas ettiği iddiası ise, insanı en çok hayrete düşüren kısmıdır. Zira henüz ne tarihe karışmış bir garp medeniyeti vardır, ne de ilim iflas etmiştir. S.23
Her ikisi de dipdiri ve her zamankinden daha kuvvetli, bir şekilde ortada durmakta ve bütün dünya tarafından taklit edilmektedir. On yedinci asırdan beri, tecrübenin rehberliğiyle ilim ilerlemektedir. s.24
Yeniden yükselmemiz, büyük bir millet haline gelmemiz ve bu arada garplılaşmamız mümkün değildir. Zaten garp medeniyeti de son günlerini yaşamaktadır.
Bunlar etraflarına ümitsizlik, yeis, mesuliyetsizlik ve kendilerinin müptela olup bir türlü kurtulamadıkları aşağılık hissini aşılamak suretiyle belki de farkında olmadan büyük bir fenalık yapmaktadırlar. S.26
..:Garp medeniyetine sahip olmanın yolu, ferdin bütün bir cemiyete nazaran daha çabuk, daha kolay ve emin bir şekilde Garp medeniyetini benimsediği hakikati göz önünde tutularak her şeyden evvel bol miktarda kabiliyetli ve kendilerine güvenilir gençleri bu medeniyet içinde yetiştirmektir. Nitekim Japonya bunu yapmış, Rusya bu sayede muvaffak olabilmiştir. S.29
Japonya ve Rusya gibi müşahhas, canlı birer misalin durmasına rağmen halâ garplılık namı altında bazı şekil ve teferruat üzerinde durup hakiki garplılaşmaya yanaşmamalarını, yukarıdan beri ne derece mesnetsiz olduklarını izaha çalıştığımız iddiaları öne sürmeleri sadece gafletlerine yormak biraz güçtür.
İslâmiyetin diğer dinlere nazaran daha rasyonel (akla dayanan) olduğu ve ilmi teşvik eden çok esaslı hükümler ihtiva ettiği göz önünde tutulursa bu bakımdan da medeniyete mani olmaması icap eder. Hakikatta Bernard Lewis’in de işaret ettiği gibi bir vakitler, medeniyet ve terakkiye mâni olmayan İslâm dininin bugün mani olduğunu iddia etmek herşeyden evvel mantığa aykırıdır. S.31
OSMANLI MEDENİYETİ NEDEN DURAKLADI?
Bu suale meşhur İngiliz tarihçisi Toynbee “Tarih hakkında bir tetkik” adlı büyük eserinin duraklamış medeniyetler faslında şu şekilde bir cevap vermektedir: Osmanlı Türkleri tabiat ve iklimin tazyikiyle siteyi terk edip harikulade bir cüretle başka medeniyetlere mensup milletleri idareleri altına aldıkları zaman çok büyük, başarılması güç ve o nispette tehlikeli bir işe girişmiş oluyorlardı. Onların bu hareketleri, tıpkı aşılması imkânsız, sarp bir kayalığa tırmanmak istiyen, cüretkâr, cesur,. kudretli, kabiliyetli, fakat bu işin ehli olmıyan bir dağ sporcusunun teşebbüsüne benzer. Başkalarının daha başlangıçta vaz geçeceği veya düşüp mahvolacağı bu tırmanma teşebbüsünde Türkler büyük bir cesaret ve maharetle kayanın muayyen bir yerine çıkmış, böylece akıllara durgunluk verecek bir muvaffakiyet göstermişlerdir. Fakat onu tamamıyle aşamadıklarından orada durmak mecburiyetinde kalmışlar, bulundukları bu yerden düşmemek için de geri kalan enerjileri gibi bütün zamanlarını ve hayatlarını buna sarf etmişlerdir. Eğer onların yerinde daha az cesur, fakat daha ihtiyatlı ve usta bir dağ tırmanıcısı olsaydı, bulunduğu o tehlikeli yerden inmenin veya kayayı tamamıyle aşmanın yolunu bulurdu. S.36
Osmanlı imparatorluğu garp medeniyetinin ilim ve teknik sahasındaki inkişafını müteakip, yaptıkları ağır tazyikler neticesinde yıkıldı. Hakikatte çok ağır olan Viyana bozgunundan çok sonra kazanılan Prut zaferi gösteriyor ki garp medeniyeti olmasa Osmanlı imparatorluğu kolay kolay yıkılmayacak. S.40
Öyle ise Osmanlı medeniyetinin duraklamasını nasıl ve ne ile izah etmeli?
Birincisi, Osmanlı idarecilerinin kültürüyle Türk halk kültürünün arasında derin bir uçurum peyda olması, bu yüzden kültür ve medeniyete ait faaliyetlerde geniş bir kitleye dayanılmamasıdır.
İkinci sebebi, Osmanıl Türklerinin İslâm camiası içinde, bu medeniyeti idame ve inkişaf ettirme hususunda yalnız kalmış olmalarında aramak icap ediyor.
İranlıların kendi kabukları içine çekilmesi neticesinde zaten pek kuvvetli olmıyan İslâm kültür birliği çözülmüş, bu medeniyeti inkişaf ve idame ettirme vazifesi yalnız Türklere kalmıştır. Binaenaleyh Türkler, gaileli, buhranlı devrede yardım edecek bir ortaktan mahrum kalmışlardır. S.41
GARPLILAŞAMAYIŞIMIZIN SEBEPLERİ:
hakiki garplılaşmayı temin edecek ana müesseselerin nelerden ibaret olduğunu ve bunların en iyi şekilde nasıl süratle kurulacağını tayinden ibarettir.
Garp Medeniyetinin Esas unsurları: İlim, ilmin amelî hayata tatbikinden ibaret olan teknik, insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyettir. Hakiki garplılık ise bunların prensiplerine bağlılıktır.
İlim, teknik, hukuk, hürriyet prensiplerine bağlılık. İlmin prensiplerine bağlılık bizi ilgilendiren kısmı…

İngiliz feylesofu Whitehead İlmin gelişmesi sayesinde zihnimizin yeni bir renge bürünerek evvelce istisnai olan düşünce tarzı münevver zümre arasında yayıldı. İşte bu yeni zihniyet ilimden ve teknolojiden daha mühimdir. Bu yeni düşünüş tarzı metafizik (fizik-doğa ötesi) telakkilerimizi ve zihinlerimizin hayalî muhtevalarını öyle değiştirmiştir ki, şimdi eski tembihler artık yeni yeni tepkiler uyandırmaktadır.
Witehead’a, göre şarklıların Garptan alması gerekenler:
İlim ve ilmi zihniyettir. İlim ve ilim zihniyeti bir memleketten diğerine, bir milletten ötekine nakledilebilir. Yeterki orada rasyonel (aklın kurallarına dayanan)bir cemiyet bulunsun.
Prof. Bernal’e göre Garp medeniyetine intisap etmenin en kestirme yolu ilmi almaktır. Bunun en iyi örneği Rusya ve Japonya’dır.

Japon kafası, Garbın bu hudutsuz üstünlük ve kudretinin ilimden geldiğini ve bu sahada onu sadece taklit etmenin kendilerine ancak mahdut bir fayda temin edebileceğini aşikâr olarak gördü.
Lewis Mumford’a göre: Endüstri inkılabına refakat eden büyük dramatik tahavvül (dönüşüm), makinenin Avrupa’da en aşağı yedi asır süren devamlı bir tekamülü neticesinde mümkün olabildi. İnsanlar mürekkep makineleri mükemmelleştirmeden önce makineden anlar bir hale geldiler. Büyük maddi icat ve ihtiraların arkasında yalnız devamlı bir teknik inkişaf bulunmuyor, aynı zamanda insanların zihinlerinde husule gelen bir değişiklik de gizli bulunuyordu. Yani ilmin inkişafı sayesinde meydana gelen ilim zihniyeti. S.49
. İcatlar büyük teknisyenlerden değil kanunlar vazeden ilim adamlarından gelir. İcat ve ihtiralar ilmi keşiflerin tali mahsulüdür. Esas telgrafı keşfeden Morse değil Henry, dinamoyu keşfeden Siemens değil Faraday, radyoyu icat edenler Marconi ile De Forest değil, Clak-Maxvel ile Hertz’dir. Teknik sahadaki ihtiralar (buluşlar), ilmi bilginin ameli hayata naklinden, tatbikatından başka bir şey değildir. S.50
En verimli yatırım:
Her şeye tercihen ilme, ilim müesseselerine, ilmi araştırma merkezlerine yapılacak yatırımdır. Bu gün (1957) İngilizlerin ilmi araştırmalara ayırdıkları tahsisat bizim paramızla 7.5 milyardır.
Amerika’nı ilmi araştırma bütçesi bunun en az 4-5 mislidir. Rusya’nın İlmi araştırmalara ayırdığı 1959da 28.3 milyar, 1960’da 32.6 milyar rubledirBaşta Fransa, Almanya olmak üzere diğer bütün medeni memleketler ilmi araştırmalara kudretleri nispetinde büyük paralar ayırmak mecburiyeti duymaktadır. S.53
İlmi araştırma faaliyetlerine en son katılan Çin’in bu sahada kaydetmiş olduğu terakki her bakımdan zikredilmeğe değer. Otuz kişilik bir Amerikan ilim heyeti, Çin’de neşredilmiş bulunan 130 bin sahife tutarındaki ilmi araştırmaları gözden geçirdikten sonra elde etmiş olduğu neticeleri yayınlamış bulunmaktadır. Harward’dan Lindbeck, bütün Çin’in bir araştırma laboratuvarına benzediğini kaydederek muhtelif ilim dallarına ait araştırmalar hakkında malumat vermektedir. “Bundan on sene kadar önce Çin’de 200 kadar Jeolog vardı, bugün bunların sayısı 21 bin’e çıkmış bulunuyor. BU yeni yetişen Jeologların keşfettikleri madenler arasında dünyanın en zengin demir madenlerinden biriyle milidenum ve nikel vardır. Çin sanayi istihsal itibarıyle daha şimdiden Dünyanın ikincisi veya üçüncüsü durumuna yükselmiş bulunmaktadır.
İlmi araştırmalara verilen paraların iktisadi bakımdan en verimli bir yatırım olduğu bilindiği için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamaktadır. Yapılan hesaplara göre ilmi araştırmalara tahsis edilen paraların bire beşyüz, bire bin, hattâ iki bin getirdiği tespit edilmiştir.() Hiçbir iktisadi tesisin bu nispette bir kâr temin etmediği düşünülecek olursa, ilmi araştırmalara verilen paranın en verimli bir yatırıma tahsis edilmiş olduğu görülür. S.54-55 ()Amerikan “Milli İlim Vakfı”ndan Raymond Ewel’in Chemical News’in 33. Cilt 2950. Sayısında çıkan tetkikine göre 25 sene zarfında ilmi araştırmalara sarf edilen her 100 dolara karşılık ortalama 2500 ile 5000 dolar alındığı görülmektedir.
…hiçbir millet gösterilemez ki, ilme, hakiki ilim müesseselerine ve birinci sınıf ilim ve ihtisas adamlarından teşekkül etmiş bir kadroya sahip olmadan bu günkü medeniyet seviyesine erişmiş yani garplılaşmış olsun. Eğer biz de cidden garplılaşmak istiyorsak bu kıymetleri alıp kendimize mal etmemiz lâzımdır.
..başka milletlerin yapmış oldukları teknik vasıtaları (radyo, otomobil, bzdolabı, hattâ fabrika) sadece almakla tekniğe erişilmiş, ona sahip olunmuş sayılamaz. Bunlara hakikaten sahip olabilmek için, temellük ( ) edebilmek için, kendimize mal edebilmek için birçoklarını bilhassa fabrikaları bizzat yapabilecek vaziyette olmamız şarttır. Bir teknik vasıtayı sadece satın almakla, onu yapabilmek arasındaki fark, medenî bir milletle onun müstemlekesi arasındaki farka benzer. S.59
..memlekette hakiki ilim müesseseleri kurulmadıkça yeter sayıda birinci sınıf ilim adamları bulunmadıkça bütün değişmeler bir kalıptan ibaret kalacak, bizi garba yaklaştıracak yerde, ondan uzaklaştıracaktır. S.59
biz geri kalışımızın sebebini ilim ve teknik sahalardaki bilgi ve tecrübemizin kifayetsizliğinde, birinci sınıf ilim, teknik mütehassıslardan mahrum oluşumuzda aramayıp teknik vasıta ve tesislere ve iyi idare tarzına sahip olmayışımızda görmekteyiz. Bu durumda, konforlu apartmanda oturan ve alay edilen hacıağa olunur. s.69
Bir cemiyetin teknik, sanat, ilim ve fikir sahasında meydana getireceği her eser, içtimai bünyenin bir fonksiyonudur. S.71
: “Eğer bir millet layık olduğu mevkie yükselememiş ise bilin ki hayatına bir kasıt vardır.” s.73
İyi idareye ve hakiki münevvere sahip olan memleketlerde halkın cehaleti, hiçbir vakit o memleketin ilerlemesine, zenginleşmesine mâni olmamıştır. Bütün medenî Avrupa memleketlerinin ve Birleşik Amerika’nın yakın tarihleri bunu bâriz bir şekilde göstermektedir.
İlimsiz bir teknik veya sanayi düşünmek, ilmin rehberliğinden ve ilim adamlarından mahrum olarak iktisadi bir düzen kurmak mümkün değildir. Türkiye’nin en büyük ihtiyacının hakiki ilim müesseselerine ve hakiki ilim adamlarına olduğunun bilinmesi lâzımdır. Türkiye’nin bugün içinde çırpındığı müşkül durumun, ilmin memleketimizdeki feci vaziyetiyle kâfi miktarda ilim adamının bulunmamasından başka bir sebebi yoktur. S.77
ALMANYA / İlim zihniyeti edinmiş bilgili insan
2.Dünya harbi sonrası Almanya’da tahrip edilmiş şehirler, yıkılmış fabrikalar, açlık, sefalet ve yokluk vardı. Bu yokluklara rağmen, bakiye halinde de olsa tamamıyla yok edilemeyen bir unsur kalmıştır: İnsan. Bu şartlar altında nelerin nasıl yapılabileceğini bilen insan. Azmi, iradesi, cesareti ve bilhassa bilgisiyle birlikte insan. Almanya’nın dünya yüzünde kaldığı müddetçe bitirilemeyen yegâne hazinesi olan insan. Kör, sağır, topal da olsa, çok kısa bir zamanda, neler yapabileceğini ve neler yaptığını bütün dünyaya göstermiş bulunuyor. Almanya bunları ilim zihniyeti edinmiş bilgili insanla başardı.

İsrail’in de çölde mamureler meydana getirmesinin tek sırır vardır: O da bir avuç da olsa, ne yapılmasını nasıl yapılacağını bilen birinci sınıf ilim ve teknik adamlarından teşekkül eden bir kadroya sahip olmasıdır.
bir memleketin geriliğinden halkını mesul tutmak kadar gülünç ve abes bir şey olamaz. S.84
İptidai bir kavmi medenileştirmek gayesiyle, sadece okuma yazma öğretirseniz, okuma yazma bilen iptidai bir kavim elde etmiş olursunuz.
Türkiye’nin geri kalışının sebebi halkının cehaleti değil, münevverlerinin gerek keyfiyet, gerek kemiyet bakımından kifayetsiz oluşudur. S.85
Münevver aç gözlü, laubali, şarlatan, ya saygısız veya dalkavuk olur. Halk umumiyetle dindar ve manevi kıymetlere hâlâ bağlıdır, münevver ise ne dindar ne de dinsiz fakat çok iptidai, dar ve çok fena tarzda materyalist olmuştur. S.86
Doğru bir teşhis koyamamak yüzünden asırlar kaybetmiş bulunuyoruz. Garpla aramızdaki esas farkın bir zihniyet, bir etüt, (tutum) bir görüş ve düşünüş farkı olduğunu görememişizdir. İlmi şuurlu bir şekilde hedef olarak almadığımız için maarifin gayesi okur-yazar yetiştirmekten ibaret olmuştur. 96
memleketin muhtaç olduğu birinci sınıf ilim ve teknik adamlarını yetiştirebilir hale gelinceye kadar mütehassıs zümreyi Avrupa ve Amerika’da yetiştirmek ilk hedefi teşkil etmelidir. S.103
Gönderilenlerin orada herhangi bir ilim şubesinde milletlerarası bir kıymet oluncaya kadar , tahsil ettikleri memleketteki meslektaşlarının seviyesine çıkıncaya kadar bırakılması, kendilerini kontrol edecek, icabında yardım edecek heyetlerin teşkili, avdetlerinde müsait zemin hazırlanması, araştırma enstitüleri açılması şarttır. 107

Yetişen gençleri serpiştirmek:
İyi bir şekilde yetişmiş de olsa, Avrupa’dan dönen gençleri şuraya buraya serpiştirmenin, onları heder etmekten bir şeye yaramadığını bir buçuk asırlık tecrübe bize sarih olarak gösterdi. S.108
Medeni millet, birinci sınıf ilim ve ihtisas adamı yetiştiren müesseselere sahip olan millettir. ++3
Mevcut bütün orta mektepler, mahalli ihtiyaçlara göre meslek ve teknik mektepleri haline getirilmelidir. Orta mektepler iki şubeye ayrılır, A şubeleri liseler için B şubeleri meslek ve teknik dallar için yetiştirilir. Mektepler büyük küçük her vatandaşın teknik bilgi ve sair ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde teçhiz edilmeli. Her nevi tamir atölyelerini ihtiva etmelidir. 116
Hakiki kıymetlere istinat etmeyen bir cemiyetin âkıbeti inhilaldir. Hollanda’da lise tahsili 13 sene sürebilir. Zayıf gördükleri talebeler bir sene daha okutulmaktadır. Üniversite tahsili ise bütün fakültelerde 6 zenedir. Finlandiya’da doktora yapanlar parmakla gösterilir. Keyfiyet prensibini ilk keşfeden ülke kanaatimce İngiltere’dir.
Bizim keyfiyet kadar kemmiyete de ehemmiyet vermekte bir mahzur görmeyen Amerika, Rusya ve Almanya gibi büyük memleketleri kemmiyet bakımından taklit edecek yerde, bu küçük milletleri numune almamız şarttır. (Hollanda ve Finlandiya’yı) s.120
Tarım:
Toprağını katır hattâ öküzle süren bilgili bir çiftçi, pek âlâ fenni ziraat metotlarını tatbik edebileceği halde traktör kullanan basit bir adam, iptidai bir tarzda hareket etmiş olabilir. Çünkü ikinci çiftçi iptidai bir ziraat tekniği içinde, ona hiç dokunmadan yalnız tek basit bir aleti, modern bir vasıta ile değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır. S.122