Bilim Tarihi M.Doğan
28 Mayıs 2019
Müslüman Olan Fransız Katolik Rahibi
28 Mayıs 2019

İngiliz Casusun İtirafları

1.KİTAP:

İngiliz Casusunun itirafları ve İngilizlerin İslam düşmanlığı

M.Sıddik Gümüş-Kırkbeşinci Baskı Hakikat kitabevi 2005 523 4556

www hakikatkitabevi.com

HEMPHER YOLA ÇIKIYOR

(Çin ve Hindistan’da) .bu ülkelerde tefrika, cehalet ve fakirlik, hattâ bulaşıcı hastalıkları yaymak için uzun vadeli planlar yapıyorduk. BU iki ülke halkının adetlerini taklit ederek niyetlerimizi rahatça gizleyebiliyorduk. 5

Müstemlekeler nazırlığının tecrübeli uzmanları Hasta Adam denilen Osmanlı devletinin bir asırdan az bir zaman zarfında can vereceğini söylüyorlardı. Rüşvete alıştırdığımız, bilgisiz,  kötü idarecileri güzel kadınlarla meşgul ederek vazifelerini unutmalarını sağlamamız bu iki ülkenin belini kırdı.s.6

Hicri 1710 senesinde Müstemlekeler nâzırı beni ve arkadaşlarımı, Müslümanları parçalamak üzere gerekli ve yeterli bilgileri toplamak ve casusluk yapmak üzere İstanbul, Irak ve Mısır ve Hicaz’a’a gönderdi. Aynı tarihte ve aynı vazife ile nazırlık canlılık ve cesaret dolu 10 kişiyi daha vazifelendirdi. Bize lâzım olabilecek para, bilgi ve haritanın yanında bir de devlet adamlarının, alimlerin ve kabile reislerinin isimlerini ihtiva eden birer fihrist verildi.

Sekreter bize dedi ki “Devletimizin geleceği başarınıza bağlıdır. Onun için var kuvvetinizle çalışmalısınız”.

Bu dokuz kişiden biri Müslümanlığı seçip Mısırda kalmış. Biri Bağdat civarında vebadan ölmüş. Birisi Rus asıllı olduğu için memleketine kaçmış. Bunun aslında Çarlık hesabına çalışan biri olabileceğinden şüphelenmişler. Birisi de kaybolmuş. Akıbeti meçhul. Beşi görevlerini tamamlayıp dönmüşler. 15

Londra’da bize Türkçe, Arapça, Farsça ve kuran bilgileri verildi. İnsanların benden şüphe etmemeleri için Türkçeyi bütün incelikleriyle öğrenmem gerekiyordu.

İstanbul’da benden şüphe ederler diye hiç rahatsızlık duymadım. Zira Müslümanlar peygamberlerinden öğrendikleri gibi müsamahakâr, açık kalpli ve iyi niyetlidirler. Onlar bizim gibi şüphe edici değildirler. Kaldı ki Türk hükümeti o zaman casusları yakalayabilecek teşkilata sahip değildi. .

HEMPHER İSTANBUL’DA

İstanbul’a vardım. Adımın Muhammed olduğunu söyledim.Müslümanların mabedi olan camiye gitmeye başladım. Müslümanların disiplinli, temiz ve itaatkâr oluşları dikkatimi çekti. Bir ara kendi kendime dedim ki bu masum insanlarla neden savaşıyoruz? Mesih efendimiz bize bunu mu emretti? Dedim. Fakat hemen bu şeytani düşünceden döndüm. En güzel şekilde vazifemi yerine getirmeğe karar verdim.

Ahmet efendi adında yaşlı bir alimle tanıştım. Bir kere bile bana kim olduğumu, nereli olduğunu sormadı. Sorularıma cevap verir bana şefkatle muamele ederdi.

Beni Türkiye’de çalışmak ve Muhammed Aleyhisselâm’ın halifesinin gölgesinde yaşamak için İstanbul’a gelmiş bir misafir olarak bilirdi. Zaten bu bahane ile İstanbul’daydım.Ahmet efendiye annem babam öldü.Kardeşim yok Miras kalmadı. Çalışıp kazanmak ve din bilgilerini öğrenmek için İslam merkezine geldim dedim. Bu sözlerime çok sevindi.

Sana şu üç sebepten dolayı hürmet göstermek lâzım dedi:

1-Müslümansın.Bütün Müslümanlar kardeştir.

2-Misafirsin.Rasulullah buyurdu ki misafire ikramda bulununuz

3-Sen çalışmak istiyorsun.”Çalışan Allahın dostudur” diye bir hadisi şerif vardır. ..Hıristiyanlıkta da böyle parlak hakikatler olsaydı diye düşündüm. Fakat hayret ettiğim şey bu kadar yüce bir dinin şu mağrur ve hayattan bî-haber bazı kimseler elinde zayıflamasıydı.Ahmet efendiye Kuranı öğrenmek istiyorum dedim:baş üstüne.Sana öğretirim dedi. Fatihadan  öğretmeğe başladı.

Kur’an’ı okudum. Hakikaten çok yüce bir kitap.Hattâ Tevrat’tan ve İncil’den daha yüksektir.

İçinde nizamlar, üdsturlar ve ahlâkiyat vardır.Muhammed Aleyhisseylam gibi okumamış, yazmamımış bir zatın(……….), böyle yüce bir kitabı nasıl getirdiğine hayret ediyorum

Muhammed Aleyhisselamı çok takdir ediyorum.. Şüphesiz Allahın elçilerindendir. Fakat ben bir Hıristiyan olarak henüz onun peygamberliğine iman etmiş değilim. O dahilerin çok üstündedir. Casus olduğum belli olur diye meseleyi Ahmet efendiye açıkça soramadım. 18

GALİLE dünyanın döndüğünü Müslamanlardan öğrenerek söylediği için Paazlar  onu afaoz ettikleri gibi hapse de attılar. Dünya dönmüyor diyerek tevbe ettiğini söyleyip ellirnedn kurtulabildi.  18

Müslümanlar abdestten önce misvak kullanıyorlardı. Ben de kullanmak zorundaydım.

Zira sünnetdi. Ayrıca İngilizlerin çoğunda bulunan ağzımdaki fena koku hiç  kalmadı.

Halit isminde bir marangozun yanında haftalık ücretle  çalışıyordum. İşden sonra öğle namazına gider, ikindi namazına kadar camide kalırdım. İkindi namazından sonra Ahmed efendinin evine gider her gün 2 saat ondan kuranı kerim, Arabi ve Türkçe lisan dersleri alırdım.

Haftalık kazancımı ona verirdim. Ahmet efendi kızlarından birini bana vermek istedi. Kurtulabilmek için bende cinsel acizlik var diyerek dost ve ahbaplığımın devamını sağladım. İstanbul’dan her ay Müstemlekeler nazırlığına müşahede ettiğim hadiselerle ilgili rapor gönderiyordum. Bir kere raporumda “yanında çalıştığım adam bana livata etmek isterse ne yapayım” dedim.Cevapta bana: “Bu iş hedefe ulaşmayı kolaylaştırıyorsa yapabilirsin” denildi.

Bu cevabı okuyunca çok kızdım Dünya başıma yıkıldı 14… Bu işin İngiltere’de çok yaygın olduğun bilirdim. Fakat büyüklerimin böyle emredecekleri aklıma gelmezdi. Ne yapayım ki, bardağı son damlasına kadar içmekten başka çarem yoktu. Onun için sustum ve vazifeme devam ettim.

Yeni emirler vermek için Londra’ya çağrıldım. Vedalaşırken Ahmet efendinin gözleri yaşardı. “Mahşer gününde Rasulullah’ın yanında karşılaşacağız” dedi. Bu görevim sırasında Türkçeyi, Arapçayı, kuranı kerimi ve Ahkâmı İslamiye’yi çok iyi öğrendim. Lâkin Osmanlı devletinin zayıf noktalarını gösterecek bir rapor hazırlayamadım.

Bakanlık Sekreteri bana dedi ki, Hempher gelecek seferki vazifen:

Müslümanların zayıf noktaları ile onların vücutlarına girip, mafsallarını ayırmamızı sağlayacak noktaları tespit etmektir. Zaten düşmanı yenmenin yolu da budur. Müslümanları birbirine düşürebildiğin zaman nazırlık madalyasını kazanmış olacaksın.  

Sünnilerle Şiiler arasında Hazreti Ali; Ebubekir konusunda ihtilaf vardır. Önce o halife olacaktı bu halife olacaktı diye. Bu münakaşaların devamının faydası yoktur. Müslümanlar akıllı iseler çok eski günleri değil de bugünü düşünürler.

Bir gün nazırlıkta “Müslümanlar hayattan bir şey anlasalar, aralarındaki Şii- Sünni ihtilafını kaldırır ve birleşirler dedim. Birisi hemen sözümü keserek “Senin vazifen bu ihtilafı körüklemektir. Müslümanların nasıl birleşeceğini düşünmek değildir” dedi.

Nazırlık bu sefer Irak’ta görevlendirdi. Sekreter Irak seferine çıkmadan önce “bu sefer vazifen ihtilafları iyice tanımak ve nazırlığı .bilgilendirmektir dedi.19

Sekreter: “Hemper, bil ki, Allah, Habil’le Kabil’i yarattığından beri insanlar arasında tabii ihtilaflar vardır. Bu anlaşmazlıklar Mesih dönünceye –sonsuza-  kadar devam edecektir. Renk, kabile, arazi, millî, dini ihtilaflar. Böyledir. Bu sefer vazifen, bu ihtilafları iyice tanımak ve nazırlığa bilgi vermektir. Müslümanların arasındaki ihtilafı şiddetlendirebilirsen, İngiltere’ye en büyük hizmeti yapmış olacaksın.

Biz İngilizler, refah ve saadet içinde yaşamamız için, bütün dünya devletlerinde ve müstemlekelerimizde fitne ve tefrikalar çıkarmak zorundayız. Osmanlı devletini de ancak böyle fitnelerle yıkabiliriz. Böyle olmazsa sayıca az bir millet, sayısı çok olan bir millete nasıl hükmedebilir?

Bütün gücünle zayıf noktaları ara, bul ve oran içeriye gir. Bilmiş ol ki Osmanlı devleti ve İran zayıf devrelerini yaşıyorlar. Senin vazifen halkı idare edenlere karşı isyâna sevk etmektir.

Tarih bütün inkılâpların halkın ayaklanmasından kaynaklandığını göstermiştir. Müslümanların birlikleri, muhabbetleri bozulup kuvvetleri dağılınca, onları rahatça imha edebiliriz” dedi.

Hempher Basra’da:

Basra’ya varınca bir camiye yerleştim. İmam beni soru yağmuruna tuttu. Şüphelendi.  Ona Iğdır’lı olduğumu söyledim. Ama Türk casusu olduğumdan şüphesi devam ediyordu.. Ayrılıp bir hana yerleştim. Han sahibi her sabah rahatımı kaçırır sabah ezanı okunur okunmaz namaza kaldırmak için kapımı sert bir şekilde çalardı. Ben de kalkar sabah namazını kılardım.

Sonra bana “ Sabah namazını müteakip Kur’an okuyacaksın” derdi. Bir defa Kur’an okumak farz değildir. Ne diye ısrar ediyorsun” dedim. Cevaben bu vakitte uyumak han’a ve hanın sakinlerine fakirlik getirir dedi. Onun bu emrini yerine getirmek mecburiyetindeydim. Her gün bir saatten fazla Kur’an okurdum.

Bir gün Mürşit efendi sen hana geldiğinden beri başımdan belalar eksilmiyor. Bekarsın, bekarlık uğursuzluktur.  Ya evleneceksin yahut da hanı terk edeceksin dedi. Ahmet efendiye söylediğimi ona söyleyemedim (cinsel acizlik var bende” diyemedim. Zira Mürşit efendi zorla soyar avret yerimi kontrol edebilecek bir adamdı.

Bir marangozun yanında iş bulup Hanı terk ettim. Yemeğim ve yatmam iş sahibinin üzerinde olmak üzere çok az bir ücretle anlaştık. Marangoz Horasanlı bir Şii idi. Fırsattan istifade Farsça öğrenmeğe başladım. Bana oğlu gibi davranıyordu. Her gün ikindi vakti İranlı Şiiler onun yanında toplanır, siyasetten iktisada kadar her mevzuda konuşurlardı. Yabancı biri geldiğinde sözü değiştirip şahsi meselelerini konuşmağa başlarlardı.

DÖRT MEZHEP MESELESİ

Peygamberin ölümünden sonra Sünniler arasında 4 alim zuhur etti. Ebu Hanife, Amed bin Hambel, Malik bin Enes, İdris Eş Şafî. Bazı Halifeler Sünnileri bu dört alimden birini taklide zorlardı. BU dört alimden .başka hiç kimse Kur’anı Kerim’de ve sünnette ictihad edemez, yani ahkâm çıkaramaz dediler. Bu anlayış Müslümanların  ilim ve anlayış kapılarının kapanmasına sebep olmuştur. İslâm’ın duraklamasına bu anlayış sebep olmuştur. İslâm’ın duraklamasına ictihad yasağı sebep gösteriliyor.22

.İctihad bir silaha benzer.İslam fıkhını, yani ahkâm bilgilerini geliştirir. Kuran’ı Kerim ve sünnet anlayışını yeniler. İcithad yasağı da. Çürümüş silah gibidir. Ahkâmı belirli çerçevede bırakır. Bu ise anlayış kapısını kapayıp zamanın ihtiyaçlarına kulak tıkamaktır.

Senin silahın çürük düşmanınki mükemmel ise, er geç bir gün o düşmana mağlup olmağa mahkûmsun. Zannediyorum ki yakın bir gelecekte, ehli sünnetin akıllıları ictihad kapısını açacaklardır. Bu işi yapmadıkları takdirde birkaç asır sonra onlar azınlık Şiiler çoğunluk olacaklardır. 23

ABDÜLVEHHAB NECDÎ SAHNEDE:

Bizim marangoz dükkânına bir delikanlı uğrardı. Muhammed bin Abdülvehhab Necdî.

Son derece yüksekten konuşan, asabi biriydi Zahiren sünniydi. Necdli Muhammed Sünnilerin dört mezhebinden birine tabi olmayı icap ettiren herhangi bir sebep görmüyordu ve Allahın kitabında bu mezhepler hakkında hiçbir delil yoktur diyordu. 22. Peygüamber ben size  Kuran’ı ve sünneti bıraktım demiştir. Kuranı, sünneti, sabahe ve mezhep alimlerini bıraktım dememiştir. Ali’nin sözü hüccet olsaydı: Peygamber : Ben size Kur’an,sünnet ve Ali’yi bıraktım” demez miydi? Şeyh cevad, Necdli abdülvehhab vediğerleri arasındaki tartışmalar işime yaradı. Aradığımı Nedli Muhammed’de bulmuştum. Onun muasırı alimlere saygısızlığı, dört halifeye ehemmiyet vermeyişi, Kuran ve sünnet hakkındaki müstakil görüşü onu avlayıp elde etmem için en zayıf noktalarıydı. BU mağrur genç nerede? Türikyede yanında okuduğum Ahmet efendi nerede? Ahmet efendi Ebu Hanife’nin adını zikretmek istedği zaman abdest alırdı.  İse Ebu Hanife’yi çok hafife alırdı ve “Ben Ebu Hanife’den daha iyi biliyorum” derdi. Ayrıca Buharî kitabının yarısının Batıl olduğunu iddia ederdi.

İCTİHAD MESELESİ 26

Kuranı kerimde ve hadisi şeriflerde, çok kelimeler ve hükümler, yani emirler ve yasaklar vardır ki her biri, muhtelif manaları bildirmektedir. Bu manâları bulmağa ve  ve aralarından lâzıl olanı seçmeğe İCTİHAD etmek denir. İctihad yapabilmek için, derin alim olmak lâzımdır. Bnun için Sünniler, cahillerin ictihad yapmalarını yasak etmiştir. Bu ictihadı yasak etmek değildir. Hicretten dört asır sonra, mutlak müctehid (derin alim) heç yetişmediği için ictihad yapılmamış, ictihad kapısı kendiliğinden kapanmıştır.

Kıyamete yakın,İsa Aleyhisselam gökden inecek ve mehdî çıkacak, icithad yapacaklardır.

,.

Ben Necdli Muhammed bin Abdülvehhab ile çok yakın bir dostluk kurdum. Daima onu övüyordum. Bir gün ona “Sen Ömer ve Ali’den daha büyüksün.< Peygamber şimdi hayatda olsaydı, onları değil seni keniden halife tayin ederdi. Ben İslâmın emnin elin üzerinde yenilenmesini ve yükselmesini umuyorum. İslâmı cihana yayacak yegâne (biricik) alim sensin” dedim.

Abdülvehhab oğlu Muhammed’le Kuranı, sahabenin ve mezhep imamlarının ve müfessirlerin tefsirlerine muhalif şekilde, tamamen kendi fikrimize göre tefsir etmeği kararlaştırdık. Kuran’ı okuyor ve bazı ayetler üzerinde konuşuyorduk. Bundan maksadım Muhammedi tuzağa düşürmek idi. Zaten o da kendini inkılabcı olarak göstermek ve daha fazla itimadımı kazanmak için görüş ve fikirlerimi memnuniyet ile karşılardı.

Bir kere “Cihad farz değildir”  dedim.

Bir kere ona “Müta nihakı caizder” dedim.

O_”Caiz değildir” dedi.

Ben Allah, onlardan faydalandığınıza mukabil, kararlaştırılmış olan mehrlerini verin” buyuruyor dedim.

O- Ömer, Peygamber zamanında mevcut olan iki müta’yı yasak etti. Onu yapanı cezalandıracağını bildirdi dedi.

Ben “Sen hem, Ömer’den daha iyi biliyorum diyor, hem de ona tabi oluyorsun. Kaldı ki Ömer, Peygamber helal ediyordu, ben yasaklıyorum” demiştir.

O cevap vermedi. Anladım ki ikna oldu.

 (Aslında Ömer böyle söylemiş değil. İngiliz uyduruyor bunları-Ömer : Mü’ta nikahını Resulullah’ın yasak ettiğini, onun yasakladığı şeyi yaptırmayacağını söyledi. Eshabı kiramın hepsi halifenin bu sözüni destekledi. Aralarında hazreti Ali de vardı – 29) “

İNGİLİZ SAFİYE

O an,Necdli Muhammedin canının kadın istediğini biliyordum.Kendisi bekardı. O’na “Gel mü’ta nikahıyla birer kadın alalım. Onlarla eğleniriz” dedim. Başını sallayarak kabul ettiğini bildirdi. BU fırsatı büyük bir ganimet bildimve ona eğlencelik bir kadın bulmağa söz verdim.O işin aramızda sır olarak kalmasını ve isminin kadına dahi söylememi şart koştu.

Acele, orada Müslüman gençleri ifsad (fesada-bozukluğa düşürmek)-etmek üzere müstemlekeler nazırlığı tarafından gönderilen Hıristiyan kadınların yanına gittim.Onlardan birine meseleyi anlattım. Kabul edince ona Safiye ismini verdim.  Necdli Muhammed’i onun evine götürdüm.Evde sadece Safiye vardı. Necdli Muhammed için bir haftalık nikah akdini yaptık. O da kanıda mehr olarak biraz altın verdi.Ben dışardan, Safiye içerden Necdli Muhammedi aldatmağa başladık.

Safiye Necdli Muhammedi iyice eline aldı. Zaten o da, ictihad ve fikir hürriyeti bahanesiyle, İslamiyetin emirlerine karşı gelmenin nefsani tadını duymuştu.

Müta nikahının üçüncü gününde onunla içki içmenin haram olmadığına dair uzun uzadıya münakaşa ettim. O haram olduğuna dair ne kadar ayet ve hadis getirdiyse hepsini iptal ettim ve en son, Yezid ve Emevi halifelerinin içki içtiği bir gerçektir. Hepsi delalette de sen mi doğru yoldasın? Şüphesiz onlar senden daha iyi sünneti ve Kuran’ı bilirlerdi. Kur’an ve sünnetten içkinin haram değil mekruh (yapılması şeriatçe hoş görülmeyen hal-tiksinti veren)  olduğunu anlamışlardır. Yahudi ve Hıristiyanların kitabında da içkinin mubah (işlenmesinde sevap ve günah olmayan şey-su içme-nefes alma gibi) olduğu yazılıdır. Bütün dinler Allahın emirleridir.Hatta Hz.Ömer “Siz hepiniz vazgeçtiniz değil mi?” ayeti gelinceye kadar içki içmiştir. “Şayet içki haram olsaydı , Peygamber onu cezalandırırdı. Peygamber onu cezalandırmadığına göre içki helaldir” dedim. 30 Aslında Hz. Ömer haram edilince içkiyi bıraktı.  (Aslında Ömer böyle söylemiş değil. İngiliz uyduruyor bunları-Ömer : Mü’ta nikahını Resulullah’ın yasak ettiğini, onun yasakladığı şeyi yaptırmayacağını söyledi. Eshabı kiramın hepsi halifenin bu sözünü destekledi. Aralarında hazreti Ali de vardı – 29) “

Aramızda geçen bu içki ile ilgili münakaşayı Safiye’ye bildirdim. Ona çok kuvvetli bir içki içirmesini tembih ettim. Sonra dedi ki “Senin dediğini yaptım. İçkiyi içirdim, oynadı ve o gece birkaç kere benimle oldu”. İşte böyle. Safiye ile Necdli Muhammedi iyice ele geçirdik. MÜSTEMLEKELER Nazırı ile vedalaşırken bana “Biz İspanya’yı Müslümanlardan içki ve zina ile aldık. Yine bu iki kuvvet ile bütün diğer toprakları ele geçireceğiz” demişti.

BU sözünde ne kadar haklı olduğunu şimdi anlıyorum 31

*ORUÇ.. Birgün Necdli Muhammede oruç meselesini açtım. “Kur’an’da – oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır-  deniliyor. Farz olduğu söylenmiyor. Öyleyse oruç İslam dininde sünnettir, farz değildir” dedim. Bu teklifime itiraz edip beni dinimden mi çıkarmak istiyorsun dedi.  

Bir keresinde ona dedim ki “Namaz farz değildir. Nasıl farz değildir dedi? Allah Kur’an’da beni anmak için namaz kıl buyuruyor. Öyle ise namazdan maksat Allah’ı anmaktır. Binaenaleyh namaz kılmak yerine Allahlı anabilirsin” dedim.  O da “Eve, bazı kimseler namaz vakitlerinde namaz kılmak yerine Allah’ı anıyorlarmış dedi. Ben de onun bu sözüne çok sevindim. Bu fikri ileri götürmeğe çok çalıştım. Ve onun kalbini ele geçirdim. Sonra baktım ki namaza ehemmiyet vermiyor. Bazen kılıp bazen kılmıyor. Bilhassa sabah namazlarını çok kaçırıyordu. 32 Zira gece ortasına kadar onunla konuşarak uyumasına mani oluyordum. Sabahları da halsiz olduğu için namaza kalkamıyordu.

..

Sünnilik ve Şiilik dışında kendisine bir yol tutmasını telkin ettim.

O da bu fikrime ehemmiyet veriyordu. Zira mağrur birisiydi. Onun yularını Safiye sayesinde elimde tutuyordum.33

Bir gün şöyle bir rüya uydurdum: “Dün gece peygamberimiz rüyada gördüm. Bir kürsüde oturuyordu. Etrafında hiç tanımadığım alimler vardı. Siz girdiniz. Yüzünüz nur gibi parlıyordu. Peygamberin yanına vardığınızda Peygamber ayağa kalktı ve iki gözünüzün arasını öptü. Sen benim adaşım, ilmimin varisisin. Din ve dünya işlerinde benim vekilimsin dedi. Sen dedin ki Ya Resullullah, ben ilmimi insanlara açıklamaktan korkuyorum. Peygamber cevaben, sen en büyüksün, hiç korkma dedi.

Muhammed Bin Abdülvehhab rüyayı duyduktan sonra sevincinden uçuyordu. Birkaç defa doğru söyleyip söylemediğimi sordu.Ben de her seferinde, yemin etderek doğrudur dedi..33.

O da doğru söylediğime emin oldu. Zannediyorum ki o günden sonra yeni bir mezhep kurmağa karar verdi. 34.

İLAN EDİŞ:

Muhammed bin Abdülvehhab Vahhabiliği 1737 senesinde Necd’de açıkladı.Deriyye emiri Muhammed bin Süud tarafından kan dökülerek yayıldı. Vahhabiliği kabul etmeyen Müslümanlara müşrik dediler. O güne kadar yapılan hac ibadetlerinin geçersizliğini ilan ettiler ve hepsinin yeniden hac yapması gerektiğini iddia ettiler. Fıkıh, tefsir ve hadis kitaplarını yaktılar. Kuranı kendilerine göre tefsir ettiler.

Vahhabiliği mezhebin de ötesinde din olarak tanıtma gayretine girdiler. Vahhabiliğin başlıca esasları:

1-Allah maddi bir varlıktır. Eli yüzü ve ciheti (yan-yön) vardır diyorlar. Eshabın bildirdiklerini inkâr ediyorlar. Dört mezhebin birini taklit eden kafir olur diyorlar. Peygamberin ve evliyanın mezarlarını ziyaretin haram olduğunu iddia ediyorlar. Bunlar genel olarak Hempher’in ve Safiye’nin Necdli Muhammede telkin ettiği düşünceler. 34    

Necdli Muhammed’le çok samimi olduğumuz bu günlerde ,Kerbela ve Necef şehirlerine gitmek için Londra’dan emir geldi.Basra’dan ayrılmağa mecburdum.Necdli Muhhammed’den ayrıldım. Fakat bu cahil ve ahlâkı bozulan adamdın ileride yeni bir fırka kuracağına ve bu fırkanın bozuk inançlarını  hazırlamış olduğuma sevinerek Basra’dan ayrıldım. 35

Bağdattan Kerbela ve Necef’e gittiğimde Necdli Muhammed kendisine gösterdiğim yoldan sapacak diye çok üzülüyordum. Çok asabi biriydi. Onun üzerine inşa ettiğim bütün emellerimini boyşa gideceğinden korkulordum.

İstanbul’a gitmeği düyünüyordu.Bu fikrinden vazgeçmesi için çok telkinde bulundum.Seni öldürmelerinden çok endişe ederim dedim.,  Orda eğrilerini doğrultacak biriyle karşılaşır diye korkum vardı. Çünkü İstanbul’da İslâm’ın güzel ahlâkı vardı.

Basra’da kalmak istemediğini anlayınca  İsfahan ve Şiraz7a gitmesini tavsiye ettim.Çünkü bu iki şehir güzeldi. Halkı da şii idi. Şia’nın ise NEcdli Muhammed’e tesir etmesi ihtimali yoktu.Çünkü Şiilerde ilim ve ahlâk noksandı.Ordaan ayrıılrken bir midar para verdim Binmesi için güzel bir hayvan alıp hediye ettim.40

.

FIRAT-DİCLE:

Ben Londra’ya döndükten sonra, müstemlekeler nazırlığına gerektiği zaman,Irak’a tekliflerimizi kabul ettirmek için, bu iki nehrin yataklarını değiştirecek bir plan yapmasını teklîf ettim. Zina su Irak7dan kesilince, bizim isteklerimiz kabul etmeğe mecbur olur. 36

Hulle’den Necef’e Âzerbaycanlı bir tüccar kıyafetinde gittim. Şii din adamlarıyla arkadaşlık v samimiyet kurdum.Ve onları aldatmağa başladım. Onların ders halklarına katıldım. Fen bilgilerine ve ahlâka önem vermediklerini gördüm. Mesela:

1-Osmanlı hükümetine son derece düşmandılar. Çünkü Osmanlılar Sünni, onlar şii idiler. Sünnilere kâfir diyorlardı.

2-Şii alimleri kendilerin tamamen ilme vermişler dünyevi ilimlerle çok az ilgileniyorlardı.

3-İslâmiyetin hakikatinden, ulviyetinden fen ve teknikteki terakkilerden haberleri yoktu.

Kendi kendime dedim ki Şiiler ne zavallı insanlardır. Bütün dünya uyanık iken, bunlar uyuyorlar. Birkaç kere onları halifeye isyan etmek için teşvik ettim. Beni maalesef dinleyen olmadı. Bazıları bana gülüyorlardı. Sanki onlara dünyayı yıkın diyordum. Hilafete zapt edilmesi mümkün olmayan bir kale gibi bakıyorlardı. Ancak Mehdî geldiği zaman hilafetten kurtulabilirlerdi. Mehdî’nin Hz.Muhammedin soyundan gelen ve hicri 225’de kaybolan onikinci imamlarıdır . BU bizim Hıristiyanların İsa gelecek, dünyayı adaletle dolduracak hurafesine benziyor.

Birgün onlardan birine siz de zulmü önlemek için kılıcına sarılın, Allah size yardım eder dedim. Cevabı şuydu: “Sen bir tüccarsın. Bunlarn ilmî mevzulardır. Akıl erdiremezsin”. 37

İstanbul hükümet tarafından tayin edilen vali, cahil ve zalim bir adamdı. Canının istediği gibi

Hareket ederdi. Halk ondan razı değildi. Sünniler onların hürriyetini tahdit ettiği ve onlara kıymet vermediği için,  Şiiler ise peygamberin soyundan seyyidler ve Şiiler varken bir Türk tarafından idare edilmekten rahatsızdı. 38 Bu hal Osmanlı devletinin sonunun yakın olduğunu gösteriyordu.

Şiiler arasında kavga çoktu. Her gün birbirini öldürüp yağmalıyorlardı. Cehalet korkunç derecede yaygındı. Bin şiiden bir okur yazar çıkmıyordu. İktisadî hayat tamamen çökmüş, insanlar fakr-u zaruret içinde kıvranıyorlardı. Devlet ile halk birbirine şüphe ile bakıyordu. Bunun için aralarında yardımlaşma yoktu.Şii din adamları kendilerini Sünnileri kötülemeğe vermiş, dünya ilimlerinden elini eteğini çekmişlerdi. 38

Hastalandım. Ev sahibim az bir ücret karşılığında bana hizmet etmekten büyük sevap bekliyordu. Zira ben Emirül mümin’in Ali’nin ziyaretçisiydim.

Necef, Hulle ve  Bağdat yolundaki müşahedelerimle alâkalı100 sayfalık bir rapor yazdım. Raporu Müstemlekeler nezaretinin Bağdat’taki mümessiline teslim ettim. Londra’ya dönmek istiyordum. Vatanımı ve ailemi özlemiştim. Üç senelik intibalarımı şifahen anlatmak istiyordum.

LONDRA:DA:

Londra’ya döndüm. Safiye de benim raporuma mutabık bir rapor yollamış. Yine öğrendim ki her seferimde nazırlığın adamları beni takip etmişler. Sekreter Nazırla (Bakan) görüşmem  için bana randevu verdi.42 Görüşmede Bakan7ın gönlünde müstesna bir yer işgal etmiş olduğumu anladım.

Nazır: “Necdli Muhammedi elde ettiğine çok memnun oldum. O nazırlığımızın aradığı bir silah idi.Ona her nevi sözü ver. Bütün mesain sadece onu elde etmek için olsa dahi değer”

dedi. İsfahan’da nazırlığımızın casusları onunla görüşmüşler. Nazırlığı onun senin çizdiğin  yolda ilerlediğini haber verdiler…

ASİYE DEVREDE:

Necd’li Muhammed’le görüştüğümde anladım ki İsfahan’da Abdülkerim isminde biri onunla görüşmüş. Abdülkerim Isfahan havalisinden olup Celfa’da oturan nazırlığın Hıristiyan bir ajanıdıdır- Abdülkerim O’na: “Ben Şeyh Muhammed’in  -beni kastediyor- kardeşiyim.Sizinle ilgili bilgi verdi bana diyerek Necdli Muhammedi konuşturmuş.Sırlarını öğrenmiş.

Necdli Muhammed bana: “Safiye benimle İsfahan’a geldi ve iki ay daha onunla mu’ta nikahıyla yaşadık. Abdülkerim’de benimle Şiraz’a geldi ve Safiye’den daha güzel, daha cazip Asiye isminde bir kadın buldu. O kadınla da Mu’ta nikahı yapıp hayatımın en neşeli dakikalarını geçirdim” dedi. Asiye Şiraz Yahudilerinden olup Nazırlığın başka bir ajanıdır.

Dördümüz Necdli Muhammed’i ileride kendisinden bekleneni en güzel şekilde verebilecek surette yetiştirdik.43

NAZIRIN İLTİFATI

Ben bu hadiseyi, Sekreter ve tanımadım iki kişi huzurunda Nazır’a anlatınca: “ Sen nazırlığın en büyük madalyasını hak ettin. Ziura sen nazırlığın en büyük ajanları arasında birincisin.

Sekreter sana vazifende yardımcı olacak bazı devlet sırları söyleyecek dedi.

SÖMÜRGELER NAZIRLIĞINDA SARIKLI 5 ADAM

Sekreter elimden tutarak nazırlığın bir odasına götürdü.  Yuvarlak bir masanın etrafında 10 adam oturuyordu. Onların birincisi Osmanlı padişahının KIYAFETİNDEYDİ. Türkçe ve İngilizce biliyordu. İkincisi İstanbul7daki Şeyhülislamın kıyafetinde idi. Üçüncü İran Şahının kıyafetinde idi. Dördüncüsü İran sarayındaki Vezirin Kıyafetinde idi.  Beşincisi Şiilerin tabi olduğu Necef’teki en büyük âlimin kıyafetinde idi. Farsça ve İngilizce biliyorlardı. Bu adamların her birinin yanında söylediklerini yazmak için birer kâtip bulunuyordu. Kâtipler aynı zamanda casuslardan gelen ve onları ilgilendiren onları ilgilendiren bilgileri iletiyorlardı.

Bu beş kişi oraardaki 5 kişiyi temsil ederler. Onların ne düşündüklerini anlamak için asılları gibi yetiştirdik.Biz İstanbul,Tahran ve Neceften elimize geçen bilgileri  bunlar bildiriyoruz. Unlarda kendilerini oradakilerin yerinde kabul ederek ne yapılması gerektiğini değerlendiriyorlar. Olaylarla ilgili cevapları % 70 oranında doğru çıkıyor.

Şeyhülislam kılıklıya yaklaşıp sordum:

_” Hocam halife’ye itaat etmek farz mıdır.

-Vaciptir.  Allaha ve peygambere itaat etmek farz olduğu gibi bu da vaciptir.

Bunun delili nedir?

__Cenabı Allahın ayetini duymadın mı? Allah’a, O’nun Peygamberine ve sizden olan ulül emre(padişah-buyruk kanun vazı) itaat ediniz. (Nisâ suresi ayet 59)

Sultanın, Sünni olsun şii olsun Müslüman alimlerinin, düşünce kabiliyetlerini öğreniyoruz.

Sonra sekreter dedim ki bu benzer kimseler hazırlamanın hikmeti nedir?

Biz bu usul Onlarla mücadle etmemize yardımı olacak tedbirler buluyoruz. Mesela düşman askerinin hangi taraftan geleceğini bilirsen ona göre askerlerini uygun yere yerleştirirsin.

Sonra adı geçen 5 adamın askerlik, maliye, maarif ve dini konularda aralarınad geçen müteala ve planların neticeerini ihtiva eden 1000 (bin) sayfalık bir kitap verdi. Okuduktan sonar getirirsin dedi. 47

Bu kitabı okuduktan sonra devletime olan itimadım .biraz daha arttı. Osmanlı imparatorluğunun bir asırdan daha az zaman içinde da yıkılması planlarının hazırlandığını gördüm. Sekreter bana, şu anda sömürdüğümüz veya sömürmeyi planladığımız devletler için de böyle masalar vardır.

Sekretere bu kadar titiz ve muktedir adamları nereden buluyorsunuz dedim.  Cevaben: Bütün dünya ülkelerindeki ajanlarımız bize devamlı malumat veriyorlar. Gördüğün bu temsilciler, işlerinde uzmandırlar. Tabiidir ki sen falanca adamın bildiği tüm bilgilerle donatılırsan, onun gibi düşünebilir ve onun verdiği hükümleri verebilirsin. Zira sen artık onun numunesi derecesindesin dedi.

Sekreter ikinci sırrı da bin sayfalık kitabı bitirince söyleyeceğim dedi.  Kitabı itina ile okudum. Muhammedîlerle ilgili malumatım arttı. Onların nasıl düşündüğünü, zayıf noktalarını, kuvvetli noktalarını, kuvvetli noktalarını zayıf nokta haline getirmenin usullerini iyice öğrenmiş oldum.

Kitabın kaydettiği Müslümanların zayıf noktaları şunlardı:

1-Sünni _Şii ihtilafı. Padişah–halk itilafı. Türk-İran ihtilafı, aşiretler ihtilafı, alim-devlet ihtilafı.

2-Çok az bir istisna ile Müslümanlar cahildirler.  

Kuran, “yeryüzünde dolaşın”  (Ali İmram ayet 37, Mülk suresi 15) dediği halde… İlim öğrenmek kadın erkek her müslümana farzdır denildiği halde…İslam dünya için çalışmayı emrediyor.

3-Dünyayı tamamen bırakıp sadece âhiret ile meşgul oluyorlar.

4-Hükümetleri diktatör ve zalim.

5-Yollar emniyetsiz. Nakliyat kesik.

6-Bulaşıcı hastalıklara karşı tedbirsizler. Her yıl on binlerce insan veba ve kolera’dan ölüyor.

7-Şehirler virane. Su şebekeleri yok.

İdare asilere, bagi’lere (serkeşlere) karşı aciz, ölçüsüz.  O kadar öğündükleri Kuran’ın kanunlarını yok denecek kadar az tatbik ediyorlar.

8-Ekonomik çöküntü, fakirlik ve geri kalmışlık hakim.

9-Kadın haklarının çiğnenmesi.

10-Çevre sağlığı ve temizliğin yokluğu.

Bu bin sayfalık kitap, zayıf noktaları yaymak için şunları tavsiye ediyor:

1- Cemaatlerin aralarına düşmanlık sokarak ihtilafları yerleştirmek.

2- Okula açılmasını men etmek.Din adamları için iftiralar uydurmak. Çouckları cahil kalmalarını temin etmek.

3-Onların yanında cenneti överek dünya hayatını temin etmekle mükellef olmadıklarını söylemek. Tasavvuf halkalarını genişletmek. Zühd’ü,  (hertürlü zevke karşı koyarak kendini ibadete vermeyi) tavsiye eden Gazali’nin, İhya u Ulumiddin’ini,. Mevlana’nın mesnevisini, Muhiddini Arabi’nin eserleri gibi kitapları okumayı teşvik etmek, şuursuz kalmalarını temin etmek.

4-Adam öldürenleri idam etmek maddesini kanunlardan çıkarttırmak. Yol kesici ve hırsızları cezalandırmaktan hükümetleri alıkoymak. Yol kesicileri silahlandırarak bu işi yapmalarını teşvik etmek. Yolların emniyetsizliğini devam ettirmek.

5-Şu şekilde onların hastalık içinde yaşamalarını sağlayabiliriz. “Her şey Allahın kaderi ile olur. Tedavi’nin iyileşmede hiçbir tesiri yoktur. Allah Kur’an’da “Rabbim beni yendirir, içirir. Hasta olduğum zaman da o bene şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek odur”  Şuara suresi ayet 79-80 81) dememmiş mi? Öyleyse Allahın iradesi dışında kimse ne şifa bulur ne de ölümden kurtulur.

(TEDAVİ OLMAK İYİYSE DE BÜYÜKLERİN DAVSİYESİ ALLAHA GÜVENİP TEDAVİ OLMAMAK DAHA İYİDİR” DİYEN KİTABI BUL BURADA GÖSTER-Niğde’den almıştım.)

6-Mahsulatı çürütmek, ticaret gemilerini batırmak, çarşıları yakmak,bentleri, barajları yıkıp ziraat arazilerini  su altında bırakmak. İçme suyu şebekelerine zehir katmak suretiyle tahribatı artırabiliriz.

7-Devlet adamlarını fitneye ve parçalanmaya sebep olacak arzulara, kadın, içki, kumar,

rüşvet, hazine mallarını kendi şahsi işlerinde harcamaya alıştırmak, vazifelileri bu işleri yapmağa teşvik etmek bize hizmet edenleri mükâfatlandırmak lâzımdır.

Faizin her şeklini yaymak lâzımdır. Zira faiz millî ekonomiyi harap ettiği gibi  Müslümanları Kur’an’ın ahkâmına karşı gelmeye de alıştırır. Zira insan bir kanunun bir maddesini ihlal edince artık diğer maddelerini de ihlal etmesi kolay olur.

8-Alimlere kötü isnatlarda bulunup aleyhlerinde adi ithamlar uydurarak Müslümanların onlardan soğumalarını te’min etmek lâzımdır

Casuslarımızın bir kısmını onların kıyafetine sokacağız. Sonra bunlara kabih-(ayıp)-çirkin

İşler yaptıracağız. Bu casusları el-Ezher’e, İstanbul Üniversitesine, Necef ve Kerbela’ya sokmak zarurettir. Kolejler açıp bu okullarda Rum;Ermeni çocuklarını Müslümanlara düşman olarak yetiştireceğiz.Müslüman çocuklarına da kendi ecdatlarının cahil olduklarını aşılayacağız. Halifelerin cariyelerle vakit geçirip kendi zevkleri ile meşgul olduklarını, halkın malını kötü yolda kullandıklarını hiçbir işte Peygamber’e uymadıklarını söyleyeceğiz.

9-İslâm’ın kadına hakaret ettiğini yaymak için “Erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler” (Nisa.34) ayetini ve “Kadının tamamı şerdir” hadisini söyleyeceğiz.(Aslı: İslamiyete uyan kadın cennet nimetlerindendir. Hislerine uyup İslamiyete uymayan kadın şerdir )

Amma bu kitabı yazan vatandaş ne diyor: Müslüman kadının çalışıp kazanmağa ihtiyacı yoktur.İslam kadının bütün ihtiyaçlarını erkeğin sırtına yüklemiştir.Zevc zevcesini evin içinde veya dışında çalışmağa zorlayamaz.Kadın arzu ederse ve erkek bulunmayan yerlerde mesture olarak çalışması caiz ise de kazandığı kendi mülkü olur. Komünist memleketler ve Hür dünya dedikleri Hıristiyan memleketlerinde ve bazı Arap memleketlerinde “Hayat müşterektir” denilerek kadınlarda fabrikalarda, tarlalarda, ticarette erkekler gibi çalışıyorlar. 57)

Al birini, vur birine? Mi diyeceğiz şimdi. BU kitabı yazıp İngiliz casusunsun pisliklerini anlatan Hüseyin Hilmi Efendi’nin dediğine bak.  Emine Şeyma’ya sor bakalım.

Kadına ilim emrediliyor. Kadın kimyayı, tıbbı, öğretmenliği, mühendisliği öğrenecek ama çalışmayacak. Bok yemenin Arapçasıdır bu efendi.

1-Pislik susuzluğun neticesidir. Suyun artırılmasına mani olmağa çalışmalıyız.

Kitabın, Müslümanların kuvvetli noktalarını tahrip etmek için tavsiyeleri şunlar:

1-Müslümanlar arasında ırkçılık milliyetçilik taassubu körüklenecek.

2-ŞU dört şeyi gizli ve aşikar yaymak lâzımdır: İçki,. Kumar, zina ve domuz eti.

Avladığımız kimselere günlük gazete ve dergi çıkarttıracağız. Gazetelerini dergilerini bol para ile besleyeceğiz. Satın aldığımız kimseleri kurtarıcı, kahraman diye methedeceğiz.

Sekreter bu bilgileri gizli tutmamızı, Necdli Muhammed’den de saklamamızı  sıkı sıkı tenbih etti. Ben de hatıralarımı mahkemeye vererek 50 seneden evvel açılmamasını vasiyet ettim.

Camilerde nutuk ve konferans vermek ve bunları dinlemek caiz değildir? 59 Kim diyor HİLMİ EFENDİ? Halkı bilgilendirsek ayıp mı olur? Misyonerin metotlarını cemaate anlatsak günah mı olur?

3/ Cihadın muvakkat bir farz olduğunu, vaktinin  son bulduğunu telkin edeceksiniz.

4-Müslümanlara, Peygamberin, İslâm’dan kastının mutlak din olduğunu, ve b.u dinini Yahudilik ve Hıristiyanlık da olabileceğini, sadece İslâm dininin olmadığını aşılayacaksınız.

5-Allah insanların ibadetine muhtaç değildir diyerek onarı şüpheye düşüreceksiniz.

6-Harpte ganimetin beşte birinin alimlere verilmesi hususunda şüphe yaratacaksınız.

7-Çocukları babalarından uzaklaştırıp, büyüklerinin dini terbiyelerinden mahrum kalmalarını sağlayacaksanız. Onları biz yetiştireceğiz.

Sayfa 62-ahzap ve nur sureleri-ve kadının görünmesi?

Sayfa 63-Kadının saç avret yeri kim demiş dir?_

8-Müslümanların çoğalmasının önlenmesi için doğum sınırlandırılacak ve birden çok evlilile i izin verilmeyecek.

9-İçinde fazlalık ve noksanlık bulunan tahrif edilmiş kuran tercümeleri hazırlayıp diyeceksiniz ki “Kur’an bozulmuş Birbirini tutmuyor.Birinde bulunan ayet diğerinde bulunmuyor. Cihadı ve emri bil maruf ve nehyi anil münkeri emreden ayetleri çıkaracksınız.

İslam’a 12 asırlık felaket gözüyle bakan İngilizler:

Okuduğum, İslâm’ı Nasıl yıkabiliriz adlı bu kitap çok mükemmeldi.

Sekreter daha şunu müjdeledi: Nazırlığımızın bu tür çalışmaları yürütmek üzere beşbinden fazla adamı görevlendirdi. Bu sayıyı yüz bine çıkarmayı düşünüyoruz.  BU sayıya ulaştığımız zaman Müslümanların hepsine hakim olacak ve bütün İslâm memleketlerini ele geçirmiş olacağız dedi.

Nazırlığımızın bu programı gerçekleştirmesi için bir asırlık bir zamana ihtiyaç vardır dedi.

Bunu yaptığımız zaman bütün Hıristiyan alemini memnun etmiş, ve onları oniki asırlık felaketten kurtarmış olacaktır.

*

Sekreter sözlerine şöyle devam etti: Asırlarca devam eden haçlı seferleri hiçbir işe yaramadı.Askeri işler yapıyorlardı. Bunun için açbuk yoruldular. Fakat yimdi hükümetimiz  İsmâmı çok ince bir plan ve uzun bir sabırla içten yıkmak için çalışıyorlar.Askeri güç de kullanılacak.Fakat bu iş son merhalede. Yani İslamı yiyip bitirdikten ve her tarafından balyozlayıp bir daha toparlanamaz, bizimle savaşamaz hale geldikten sonra…67

Sekreter sözlerini şöyle bitirdi: İstanbul’daki büyüklerimiz çok akıllı ve zeki imişler. Bizim  planımızın aynını uygulamışlar. Ne yapmışlar? Muhammedilerin arasına sokulup, onların çocukları için okullar açmışlar. Onların arasında içkiyi, kumarı, fesadı, sefahatı çok güzel bir şekilde yaymayı başarmışlar. Müdürlerin ve devlet adamlarının evlerini Hıristiyan kadınları ile doldurdarak ahlâklarını bozmağa çalışmışlar.Biz de bu şekilde hareket ederek onların kuvvetlerini kırmağa çalışacağız.Ahlâklarıın ifsad edeceğiz. Dinleriyle irtibatlarını keseceğiz.

Hindistan ve Osmanlıyı  /Tac Mahal7den hırsızlık:  

İnglizler İslamiyeti imha etmek için hazırladıkları 21 maddeyi iki büyük İslam edvletini yıkmak için tatbik ettiler. Hindistan’da “Vahhabilik, Kadıyanilik,Tebliğ_i Cemaat, Cemaati İslamiye” gibi bozuk İslam (cemaatleri) fırkaları meydana getirdiler.

Sonra , İngiliz ordusu koca Hindistan’ı kolayca işgal edip koca İslam devletini yok etti.Sultanı haps ettiler ve iki oğlunu parçaladılar. Hindistan’dan gemiler dolusu mücevheri Londra’ya taşıdılar. Şah Cihan’ın 1631.de eşi Ercüment Begüm Sultan için yaptırdığı Tac Mahal7deki  duvarlarından çaldıkları elmas; zümrüt, yakut gibi kıymetli taşların yeri şimdi çamurla sıvalıdır. Bu çamurlar İngiliz vahşetini dünyaya ilan ediyor. 68

*

İKİNCİ SIR  İSLAMI YOK ETMEK İÇİN 14 MADDELİK PLAN

1-Türk İran hükümetleri arasında çok şiddetli fitne çıkarmalı, iki tarafta kavmiyetçiliği ateşlemeliyiz.

2-Birbirine komşu bütün Müslüman kabile ve milletler arasında düşmanlık sokmalı ve körüklemeliyiz.

3-Osmanıl ve İran hükümetlerini birbirleriyle hiç anlaşamayan ufak mahalli devletlere bölmeliyiz. Şöyle bir nazariye vardır:Parçala hükmedersin, parçala mahvedersin.

4-İslâm’ın bünyesinde tahrif edilmiş din ve mezhepler ihdas etmek lâzımdır.

          ŞİA memleketinde dört din icat edeceğiz:

                 1.Hazreti Hüseyini ilahlaştıran bir din.Kerbela’da.

                 2.Caferi Sadık’ı ilahlaştıran bir din-İsfahan’da

                 3.Mehdi’yi ilahlaştıran bir din.Samarra’da.

                 4.Ali Rıza’yı ilahlaştıran bir din.Horasan’da muvafıktır.

Ayrıca Sünnilerin de mevcut dört mezhebini dört bağımsız din haline getirmeliyiz.

Necd’de yeni bir İslam fırkası kurup, aralırnad kanlı çekişmeler  ihdas edeceğiz. Dröt mezhebin kitaplarını imha edeceğiz. Yeni yazdırılacak kitaplarda er biri ötekini ölüdürülmesi lazım gelen kâfirler olarak görmeli.

5-İçki, kumar, zina ve homoseksüelliği yaygınlaştırmak için çalışacağız.

Bunun için öncelikle o ülkelerde yaşayan gayrı müslimleriden yararlanılacak.

6. Hükümet adamlarını mümkün olduğu kadar gayrı Müslimlerden seçtireceğiz.

    Bunun için bazı ajanlarımız sureta Müslüman din adamı olarak görünecekler ve yüksek makamlara getirmek için çalışacağız.

7-Ajanlarımız ve adamlarımızın devlet adamlarının müsteşarları olarak görevlendirilmesi için çalışacağız. Bu işin en kolay yolu köle ticaretidir. Layıkıyla yetiştirilmiş ajanlarımızı köle ve cariye olarak göndereceğiz. Müslüman devlet adamlarının yakınlarına, çocuklarına, hanımlarına ve hatırı sayılır kimselere çok ucuza satmalıyız. Sattığımız köleler, tedrici olarak devlet adamlarına yaklaşacaklardır.

Bunlardan, Müslümanların her hareket ve fikirlerini öğrenip bize aktarmalarını temin etmeliyiz.

8-Kız erkek bütün Müslüman gençlerin kafalarını karıştırmak için İslamiyet hakkında şüphe ve tereddüde düşmeleri temin edecek çalışmalar yapılacak. Gayrı Müslim gençleri onları avlamak için kullanmalıyız. Bunun için gizli cemiyetler oluşturmalıyız.

9-İç çatışma ve ayaklanmaları teşvik etmeliyiz. Mali kaynakları yok olsun. Genç ve faal olanlar birbirini ortadan kaldırsın.

10-İnsanlar çalışmaktan nefret ettirilecek, oyun yerleri açılarak insanlar tembelleştirilecek.

Tembeller için oyun yerleri teşvik edilecek. Uyuşturucu ve içki yaygın hale getirilecek.

BU maddeler harita, resim ve şekillerle çok güzel bir şekilde açıklanmıştır.

NECDLİ MAAMMEDLE YENİDEN:

Londra’da bir ay kaldıktan sonra Necdli Muhammed’le tekrar görüşmek üzere emir aldım. Sefere çıkarken sekreter bana: Necdli Muhammed’le ilgili bir ihmalkârlık etme. Casuslarımızın raporlarına göre O planlarımızı gerçekleştirmek için aradığımız  çok münasip bir ahmaktır.

Artık onunla açıkça konuş. İsfahanda ajanlarımız onunla açıkça konuştular. O isteklerimizi bir şartla kabul etti. O da fikir ve görüşlerini açıklayınca kendisine devletten ve alimlerden gelecek saldırılara karşı korunması ve memleketinde kendisine küçük de olsa bir beylik kurulmasıdır. Nazırlık bu şartları kabul etmiştir.

Ne yapmam gerektiğini sordum.

Necdli Muhammed’in tatbik etmesi için gerekli planı hazırladık.

1-Bütün Müslümanları tekfir edip onları öldürmenin mallarını ellerinden almanın, namuslarına tecavüzün, erkeklerini köle, hanımlarını cariye yapmanın ve köle pazarlarında satmanın helal olduğunu söyleyecek.

2-Mekke, Medine ve diğer İslam memleketlerinde bulunan türbe ve mukaddes yerlerin put ve şirk olduğunu söyleyecek. Yıkılmaları lazım geldiğini ilan edecek.

3-Müslümanları halifeye itaattan men etmeye çalışacak.

Tahrif edilmiş Kuran ve Hadis kitapları yayınlayacak.

İngiliz hükümeti sabretmeyi ve adım adım ilerlemeyi adet edinmiştir. Bu büyük program ağır ağır tatbik edilecektir dedi.

BASRA’YA VARDIM

Necdli Muhammed benim için “Onun kölesi olduğumu ve bir yere gönderdiğini, şimdi avdet ettiğimi söylemesi için anlaştık.

Mezhebi kurmasını, yani davetini ilan etmesi için bir program hazırladık.

1730 senesinde onun azmini kuvvetlendirdim. Davetini kendisine çok yakın olan kimselere kapalı bazı cümlelerle anlattı.

Sonra davetini günbegün genişletti. Onu düşmanlarından korumak için etrafına muhafızlar koydum. Onlara istedikleri kadar mal ve para verdim. Daveti yayıldıkça muhalifleri artıyordu. Vazgeçmek istediği zaman azmini kuvvetlendiriyordum :“Peygamber senden daha fazla eziyet gördü. Biliyorsun bu şeref yoludur. Her inkılapçı gibi biraz meşakkate tahammül etmelisin” diyordum. 75

Kâbenin yıktırılmasını çok zor buluyordu. Ayrıca onun bir put olduğunu açıklamaktan vazgeçti. Tahrif edilmiş bir Kur’an neşretmeyi de reddetti. Bu hususta en çok Mekkeli şeriflerden ve İstanbul’daki hükümetten korkuyordu. Bu iki hususu açıkladığımız taktirde kuvvetli bir ordunun hücumuna maruz kalacağız dedi. O’nun mazeretini kabul ettim. Doğru söylüyordu. Şartlar müsait değildi.

Birkaç sene sonra Müstemlekeler nezareti Deriyye Emiri, Muhammed bin Sü’ud’u da safımıza çekmeğe muvaffak oldu. Bana her iki Muhammed arasında muhabbet ve muaveneti tesis etmek üzere haberci gönderdi. Müslümanların kalblerini ve itimatlarını dini yoldan temin etmek için Necdli bizim Muhammed’den, siyasi yoldan temin için  de Muhammed bin Sü’ud’dan istifade ettik. Böylece devamlı kuvvetlendik. Deriye şehrini merkez yaptık.Din olarak da Vehhabilik dinini tesis ettik. Nazırlık yeni Vehhabi hükümeti gizlice destekliyor ve takviye ediyordu. Yeni hükümeti Arapçayı ve çöl muharebesini çok iyi öğrenmiş onbir İngiliz zabitini köle ismi altında satın aldı.  Planları bu subaylarla beraber hazırlıyorduk. Hepimiz aşiret kızları ile evlendik. Şimdi vaziyet çok iyi gidiyor. 77

*

HİNDU KATLİAMI

BATILILAR MAĞRUR ve kibirlidir. Onlar kendi insanlarını ve ülkelerini ne kadar hürmete layık görürlerse diğer insanları ve memleketleri de o derece aşağı görürler.

İngilizlere göre Avrupalı ve Amerikalı olmayanlar  insanla hayvan arasında bir mahlûktur.İngilizler tarafından idare edilmek için yaratılmışlardır. İngilizler kendilerinden olmayanlara hayvana yapılması dahi utanç verici muameleler yapmışlardır.

13 Nisan 1919’da Hindistan’ın Amritsar şehrinde ayin için toplanan Hindûlar bisikletle gezen İngiliz kadın misyoner’e hürmet göstermek için ayini kesmezler. Misyoner kadın İngiliz general DYER’e şikayette bulunur. General askerlerine mir verrek mabette ayinle meşgul halkın üzerine ateş açtırır.  10 dakika içinde 700 kişi ölür.Bindan fazla kişi de yaralanır. General bununla da yetinmez. Ahaliyi üç gün ellerli ve ayakları üzerinde hayvan gibi yürütür. Mesele Londra’ya şikayet edilir. Tahkikat için gelene general: Buranın kumandana benim. Askeri icraati ben takdir ederim.Öyle lüzüm gördüm” cevabını verir. Yüzüstü niye süründürdünüz sorusuna da “Bir İngiliz kadının  bir Hindû tanrısı kadar mukaddes olduğunu ve onun karşısında sürünmeleri icab ettiğini anlatmak istedi” der.

General’in bu sözleri İngiliz basında neşredilince “Dyer, Reginald Edward Harry” (1864-1927) kahraman ilan edilir. Lordlar kamarası tarafından ödüllendirilir bu katil general Dyer..

İngilizler Hindistan’da okulları kapatırmışlar ve bilgili kimseleri ve bir kısım lider yapılı öğrencileri özel timler marifetiyle öldürtmüşlerdir.

Kendi açtıkları 8 kız,165 kolejde misyonerler vasıtasıyla İngiliz dili ve edebiyatı ile Hıristiyanlığı öğrettiler. Gençlerin bir kısmını Hıristiyanlaştırmış, bir kısmını  kendi inançlarına, kültürlerine düşman olarak yetiştirmişler ve İngiliz ordusunda görevlendirmişlerdir.