Kutsal Topraklarda Casuslar Savaşı
28 Mayıs 2019
Türkiye’de Misyoner Faaliyetler – Diyanet
28 Mayıs 2019

Kutsal Topraklarda Casuslar Savaşı – Lavrens

Thomas Edward Lawrence: Orhan Koloğlu

Lavrens:

Çöllerin ıssızlığında, en ilkel insanların arasında yaşayıp hizmet veren ajan: Lavrens.

İkinci Dünya savaşına kadar Lavrens’in krallıklar kuran, taçlar dağıtan, imparatorluklar yıkan dönemin bir süpermeni olduğu tezi bütün dünyaya kabul ettirilmeye çalışılmıştır.  

İngiliz-İrlandalı karışımı küçük bir baronluğun sahibi Chapman’ın ikinci oğludur. Annesi Bay Lavrens’ten kocası değil, çocukların babası olarak bahseder. Yani Lavrens evlilik dışı bir ilişkinin ürünüdür.

Sert bir annedir. Bir hata yaptıklarında çocuklarını kırbaçla döverek cezalandırırdı.  Lavrens’in kaba etlerine vurulan darbelerden mazoşist ve eşcinsel eğilimlerinin geliştiği İngiliz araştırmacılar tarafından ortaya konulmuştur.

Evdeki bu rahatsızlık onu gençlik yıllarından itibaren evin dışına atmış, tek başına yaşamaya alışmıştır.

Doğum gününün Napolyon’un ki ile aynı gün olması kendisinin özel amaçlar için yaratıldığına hükmetmiştir.

İngiliz milliyetçiliğini her şeyin üstünde tutan Hogarth Lavrens’i Fransa’daki ortaçağ savaş alanları ve şatolarının resimlerini çekip, haritalarını yapmakla görevlendirdi. Böylece bilimsel bir araştırma yapmanın özelliklerine ve o sırada başka şeylerle meşgul olmanın imkânlarına alışmış oldu. Bu ilk görevinde sıkıntı, açlık ve yokluğa alışmanın ilk adımlarını atarken diğer yandan da kişiliğini gizlemenin yöntemlerini öğrendi.

1909 Haziranında Ortadoğu’da Ortaçağ Şövalye mimarisi ve askeri uygulamaları konusunda bir tez hazırlamak üzere yola çıktı.156

Neler yapması gerektiğini Hogarth kendisine yazıl olarak verdi. Yanına güçlü bir  teleobjektifli fotoğraf makinesi tabanca, mermi ve resmi makamlardan kolaylık gösterilmesini isteyen Lord Kürzon imzalı tavsiye mektupları verilmişti.  Ortadoğu’nun en modern haritaları yanındaydı.

6 Haziran 1909’da Lavrens Beyrut’a vardı.

1500 KM’lik bir yolu yaya olarak dolaşmayı planlıyordu.

Sayda, Tiberias, Nazaret, Hayfa, Akka, Tir, Trablusşam, Lazkiye, Antakya, Urfa, Harran’da dolaştıktan sonra Şam’a döndü. Soyuldu. Saldırıya uğradı. Ama yılmadı.Yerli halkın arasında dolaştı, yemeklerni yedi, onlar gibi yaşadı, dillerini anlamaya, öğrenmeye çalıştı. Bu arada Haçlıların askeri mimarisinin malzemelerini topladı. Dönüşünde tezini başarı ile savundu.

1911 Martında Hogarth’la birlikte Beyrut(tan hareketle Hayfa, Karmel Tepesi, Nazaret, Yamuk köyleri Deraa’ya ve sonra Hicaz demiryolu ile Şam, Homs, Halep üzerinden Kargamış’a gittiler. Arap ve Kürt işçilerin arasına katıldı. Onlar gibi giyinip  yaşadı ve kendisini benimsetmeyi başardı. Hogarth bir ay sonra geri döndü. Lavrens ise işçilerin idaresin üstlendi. Bu suretle halkın konuştuğu Arapça’yı en iyi konuşan kişiler arasına katıldı.

Kazıya ara verildiği yaz aylarına, yakın dostluk kurduğu iki Arap arkadaşı Dahum ve Hamudi

İle birlikte ve yerli giysileri içinde Suriye’nin büyük kısmanı dolaştı. Hatta Port Said limanında kömür yükleme işinde işçi gibi çalıştı. Bunlar ona fazla dikkat çekmeden –Oysa sarı saçları, mavi gözleri ve güneşten yanmayan bembeyaz cildiyle dikkatleri çekmemesi güçtü- yerli halkın arasına katılabilme yeteneğini sağladı. Henüz yirmi beş bayındaydı.157

1914 Ocak ayında Sina çölünde askeri bilgi toplama seferine çıktı.

BU sırada çöldeki geçitleri, su kaynaklarını haritalara geçirdi.

1.Dünya savaşı başladı. 1914 Aralık başında Kahire’deki askeri haber alma örgütünde çalışmak üzere görevlendirildi.  

Osmanlı Devletinin o dönemdeki iki projesi Hicaz ve Bağdat Demiryolları inşaatları, İngiliz imparatorluğunun stratejik hesaplarını çok etkilemişti. Hicaz hattı Sina Yarımadası ve Akabe limanı yakınından geçtiği için sınırı tehdit edecek askeri hareketlerde rol oynayabilecek özellikte bulunmuştu.

Hattâ 1906’da Abdülhamit zamanında Sina sınırının tespiti yüzünden silahlı çatışmaya dönüşebilecek bir gerginlik yaşanmıştı.

Daha 1898’de İngiliz Haber alma Teşkilatı, b demiryollarının çok önemsenmesini, çünkü herhangi bir düşman tarafından kolayca tahrip edilebileceğini rapor etmişti.

Dolayısıyla demiryolunun etrafındaki aşiretlerin iyi tanıması gerektiği, para ile ele geçirilmesi ön hazırlık olarak yeterliydi.

İslami bir amaçla, hacıların sağlık ve güvenliği için yapıldığı söylenmesine rağmen Hicaz telgraf ve demiryolu hattının ancak askeri birliklerin koruması altında yapılabilmesi ve Mekke Şerifinin aşiretlerle de birleşerek inşaatı baltalama gayretleri daha 1902’lerde geleceğin nasıl olacağını ortaya koymuştu. İngiliz ajanları karıncalar gibi bölgede dolaşıyor ve yerlilerle ilişki kurma, bilgi toplama çabalarını sürdürüyorlardı. 159

1908’de Binbaşı Ali Mohammed adıyla, Hicaz demiryolu vasıtasıyla Şam’dan Medine’ye giden, sonra Mekke’ye geçen ve gördüklerini “Mekke’de Modern Bir Hacı”  adıyla kitaplaştıran A.J.B.Wawel, Hicaz bölesi aşiretlerinin 100 bin kişilik bir ordu halinde bu yeniliklere karşı çıkabileceklerini daha 1912’de kamuoyuna duyurmuştu.

Kahire’deki Büro kurulduğunda uzmanlardan onda dokuzu soylu ya da çok zengin burjuva ailelerinden geliyordu. Bir soylu bulaşıklığı olmasına rağmen gayri meşru kökeni sebebiyle Lavrens bunların hepsinden uzak duran tek kişi oldu.

Zaten bütün hayatı İngiliz sosyetesinden nefret etmek ve uzak kalmak üzerine kuruluydu. Yeril halkla ilişki türünde diğerlerinden tamamen farklı olmuştur Diğerleri İngiltere’nin resmi temsilcisi olarak resmi bir görevli olma özen gösterirken ve bunun prestijinden yararlanmayı

Önemserken Lavrens ayak takımının içine karışmayı tercih etmişti veya buna yönlendirilmişti. Bu bağlantısı onlarla eşcinsel ilişkiler kurması şeklinde gelişti. Daha 17 yaşlarında-belki de daha önce- başlayan bu ilişkilerin Kargamış’ta 15 yaşında Dahum adlı eşek sürücüsü bir çocuk ve Hamudi adında 8-10 kişiyi öldürmüş olmakla övünen bir haydut ustabaşı ile devam etmiş olduğu herkesin bildiği bir şeydi. Hattâ bu üçü 1913 yazını İngiltere’de birlikte geçirdiler. Orada da haklarında aynı söylentiler yayılmıştır. Daha sonra Davud ve Farac adlı iki Arap’la yine benzeri bir üçlü oluşturmuşlardır.

 Gerek rütbesi ve gerekse ilişkileri sebebiyle Lavrens Kahire’de ikinci, hattâ üçüncü planda biri olarak kalmaktan kurtulamadı. Esirleri sorguluyor, elde ettiği bilgileri üstlerine aktarıyordu. Asalı büyük politikanın, (Mekke Şerifi ile temaslar, Fransızlarla Ortadoğu’yu paylaşma anlaşmaları gibi) tamamen dışındaydı. Fikrini soran da yoktu.

1916 başında, Mısır’ın artık Türk ordusu tarafından tehdit edilemeyeceğinin anlaşılmasına kadar, İngiliz politikası o bölgede saldırgan değil savunma şeklindedir.

İngiltere Mısır’da bir ayaklanma olmasından korkuyor, Türkler’e ve İslam’a karşı ihtiyatlı bir saygı ile davranıyordu.

Lavrens’in aşırı Türk düşmanlığına yönelmesinde 30 Mart-30 Nisan 1916 arasında Irak’ta kuşatılmış olan İngiliz ordusunun ve kurtarma birliklerinin 33 bin ölü ve yaralı ile 13 bin esir vererek Türkler’e teslim olmasında hazır bulunması yatar. Türkler tarafından kabul edilmeyeceği bilindiği halde Halil Paşa’nın bir-iki milyon altınla satın alma girişimini soylu askerler üstlenmeyince iş Lavrens’e yüklendi. Türk komutanı onu değil, kuşatılmış ordunun komutanı General Townshend’i muhatap alıyordu.

Lavrens bu girişiminde hiçbir sonuç elde edememiş, Dünya’nın en üstünü saydığı İngilizlerin teslim oluşunu seyretmek üzüntüsünü yaşamıştır. Irak cephesinde karşılaştığı bütün  İngiliz sorumluları ona Türkleri övüyor, (dürüstlüklerini, mertliklerini v.b.) asıl Arap Bedevilerinin talancılığında ve inanılmazlığından yakınıyorlardı. Açıkçası Türkler’e teslim olmaktan memnundular. 161

Kutül Amare’den sonra Cidde’de bulundu Lavrens. Şerif Medine’deki Türk ordusunun tehdidinden korkuyor ve he para hem silah yardımı istiyordu.

Lavrens ite kaka kendisini Faysal’ın Arap ordusuna irtibat subayı olarak tayin ettirmeyi  başardı.

 Lavrens’in en büyük eylemlerini yaptığı ve Arap ihtilalinin lideri rolünü oynadığı süre Hiaz’da fiilen göreve başladığı Aralık 1916 sonundan Şam’a girilmesinin 1 Ekim 1918 hemen ertesinde, Başkomutan Allenby tarafından görevinden uzaklaştırılmasına kadar sürmüştür.

Bu 650 günün 22 ay 10 ayını eylemsiz geçirmiştir.  Eylemde bulunduğu toplam süre 5 aydır. Bu süre içinde çok reklam edilen demiryolu saldırıları aslında İngiliz subayı Garland ve Fransız subayı Raho tarafından başlatılmıştır. Bunu Newcombe’ın saldırıları izlemiştir. Onun ilk katılışı28 Mart 1917’dir. Aynı dönemde en az 10 İngiliz ve Fransız subayı yönetiminde demiryolu saldırıları yapılmıştır.

Kendi bayına ilk önemli işi, Vadi-i Sirhan’da altın dağıtıp aşiretleri isyana ika etmesidir.  2 Temmuz’da aşiretler Akabe’nin anahtarı durumundaki Aba il lissan’a baskın yapıp aldılar. Baskın sırasında tabancasının kurşunu ile kendi devesinin beynini uçurup yere çakıldı ve bayıldı. Dört gün sonra Türk kuvvetleri teslim olmak zorunda kaldılar.

Bu çatışmada tarafların kuvvetleri 500’er kadardı. Bu başarısı üzerine Lavrens’e hem İngiliz hem de Fransız madalyaları verildi.

Ağustos 1917’de aşiretleri elde etmesi için Lavrens’in emine ilk kez 200 bin altın verildi. Aşiretleri desteği sağlandı ama Allenby’nin ikinci isteği olan Osmanlı Filistin Ordusunun ikmalini sağlayan demiryolunun tahribi gerçekleşmeyince Lavrens görevden alınmasını istedi.

   6 Kasımda Üçüncü Gazze Savaşında Türk ordusu yenilip çevrilmeye başlayınca Faysal’ın birlikleri ve aşiretlerin katkısı arttı. Lavrens de onlarla birlikte, Türk ordularını baskınlarla hırpalama faaliyetlerine katıldı. Aralık’ın ikinci haftasında Kudüs’e yerleşti.

20 Ocak 1918’de Lavrens’in askeri mesleğinin doruğu olduğu ileri sürülen Tafile çarpışmasında 900 kişilik Türk birliğinden 400’ü öldü, 250 esir oldu. 11 Nisan’dan itibaren Medine’ye yardım gönderilmesini engellemek üzere demiryolunun tamamen tahribi gerçekleştirildi. Lavrens bu eylemlerde sürekli rol aldı. BU arada İngiliz-Fransız paylaşma politikasına karşı çıkan Arap Milliyetçi liderlerine İngiltere’nin Arap bağımsızlığı konusunda güvence vermesi Lavrens’i de hareket geçirdi. İrtibat Subaylığını yaptığı Faysal’ı -Kendisine verilen bir talimat bulunmadığı halde- Arapların kurtaracakları yerlerin kendilerine bırakılacağına inandırdı.163

  Ve ordunun stratejisine uymak yerine bağımsız şekilde mümkün olduğu kadar ileri gitmek uygulamasına yöneldi.

18 Eylül 1918 de iki katı silah ve insan üstünlüğüne karşı çarpışan Türk hattı yarıldı. Süvari çevirmesi yenilgiyi bozguna dönüştürdü. İngiliz kuvvetleri hızla kuzeye ilerlerken, Faysal’ın bedevilerden oluşan ordusu, muntazam ordunun harekat yapamayacağı  vadilerde Türkler’e yandan saldırarak bozgunu tam bir paniğe dönüştürmeyi başardı.

Böylelikle geri çekilen Türk ordusunun direnme merkezleri oluşturulması engellendi. Maan, Amman, Deraa arkası arkasına düştü.  Lavrens bu eylemlere ilk hatta katıldı. 30 Eylüy’de İngilizler Şam’ı kuşattı. 1 Ekim’de Lavrens, Faysal’ın öncülerini Şam’a ilk sokarak kendi kurtaracakları topraklarda hâkim olmalarını tezini uygulattırmaya çalıştı.

Başkomutan Allenby, İngiliz-Fransız paylaşma anlaşmasını Faysal’a bildirmemiş olduğunu anladığı Lavrens’in siyasi danışman görevine son verdi. Böylece Türkler karşısında Arap ihtilaline fiili katkısı sona ermiş oldu. Bundan sonra Arapları İngiltere’nin isteklerine razı etmek için aracılık görevi üstlenecektir.

Hayatının 1919’da başlayan bu üçüncü döneminde Lavrens, Arapları İngiliz emperyalist emellerine razı etmek için yoğun çaba sarf etmiştir. Bu çabanın bir kısmı da çirkin Türk temasını aşırı şekilde gündemde tutarak dikkatleri dağıtmaya yönelik olmuştur. Savaş boyunca hükümeti paylaşma pazarlıkları yaparken, o Arapları Türklere saldırtmak için her isteklerini olumlu karşılayan Lavrens, Barış Konferansı başlayınca bunların hiç birinin yerine getirilmeyeceğini anlayınca bunalıma girdi. Üstelik halâ Arapları kanırmakla görevliydi ve bu hizmetten de vazgeçmiyordu.  

  1916-1918 arasında yaşadığı olayları kendi görüşüne göre kaleme aldığı “Erdemin yeni direği” adını verdiği kitabını yazmaya başladı. 1919 Noelinde bitmiş müsveddelerin yüzde sekseni kaybetti. Bunların dayandığı not ve belgeleri de atmış olduğu için daha çok hafızasına dayanarak hepsini yeniden yazdı.. Kitap sadece sekiz nüsha basıldı. Ve Hicaz olaylarına katılmış beş kişi tarafından okundu. Onların önerilerine göre bazı kısımlar metinden çıkarıldı.

Buna göre basıldı. Lavrens efsanesini asıl yaratan Amerikalı gazeteci Lowel Thomas’ın 1919’dan başlayarak dört yıl oyunca başta Amerika ve İngiltere olmak üzere bütün dünyada yaptığı slaytlı ve filmli gösteriler oldu.  

O zamana kadar ismini işitmemiş olduğu bu kahramanını İngiltere birdenbire tanıdı. Mekke Pensi, beyaz Arap, Şam’ın Taçsız Kralı Arabistan’ın Taçsız Kralı iye anılan Lavrens’in Eğer Savaş sona ermese ve politikacılar ona ihanet etmeseydi Küçük Asya aşiretlerinin yarısını peşine takıp İstanbul’u da fethedebileceğini öğrendi.

Bir savaş dahisi gerillanın mucidi olduğu ortaya atıldı. Taht ve taç dağıtan bir süper güce sahip kişi olduğu işitildi.

Dört yıl boyunca barış konferansları kulislerinde oyunlarını sürdürdükten ve zaman zaman İngiltere’nin vaatlerini tutmamasını eleştiren yazılar yayımladıktan sonra 1927de Albay rütbesini reddedip basit bir er olarak, Ross adıyla Hava Kuvvetlerine katıldı. Kimliği anlaşılınca bu kez de Shaw adıyla Tank birliğine geçti. Sonra tekrar hava kuvvetlerine döndü.

Bir ara Hindistan’da görev yaptı. Verilen işler tamamen masa başı işlerdi. Yalnızlığından kurtulmak için kışlalara sığınıyordu.

1935 Şubatında Hava Kuvvetlerinden ayrıldı. Geçirdiği bir motosiklet kazasından sonra 6 gün komada kaldıktan sonra 19 Mayıs 1935’te 47 yaşında öldü. Bir büstü Krallığın en prestijli St.Paul katedrali’ne yerleştirildi.  Bunun, 19.yüzyılda İngiliz büyüklüğünü sağlayan iki ünlü komutan Nelson ve Wellington’un büstlerinin arasında yer alması kendisine verilen önemi kanıtlar.

İkinci Dünya savaşından sonra efsanenin gerçekliği sorgulanmaya başladı.

Arapların Eleştirileri:

Arap ihtilalini sadece Lavrens’in yarattığı asılsızdır. Lavrens yalancı ve palavracıdır. Emir Abdullah’ın dediği gibi hep kendisini ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokmuştur.  Kitabında en büyük zaferi olarak Tafile savaşını kaydeder. Oysa buraya, işgalinden 5 gün sonra, yani zafer Araplar tarafından kazanıldıktan sonra gelmiştir.

Çingene kılığında Amman’ı ziyaret edip haber topladığı yalandır.

Türklerin, Kerak’ta Şeyh Abdurrahman adında birini her kol ve bacağını ayrı bir katıra bağlayarak çektirip parça parça ettikleri hakkındaki iddiası yalandır. Zira ne böyle bir kişi vardır ne de böyle bir olayı bilen. Ayrıca bu doğuda hiç bilinmeyen ve uygulanmamış bir batılı işkencesidir. 165

Gerilla savaşı fikri, daha Lavrens Hicaz’a ayak basmadan önce Aziz e Mısrî tarafından ileri sürülmüştür.

Türk cephesi gerisinde tek başına dolaşığı iddiaları doğru olamaz, zira hiçbir yabancı yanında güvenliğini sağlayan şerifler olmadan Arabistan’da gezemezdi.

25 tren, 15 bin ray, 57 köprü uçurduğuna dair iddialarını resmi kayıtlar onaylamıyor.

İngilizlerin Eleştirileri:

Arap bağımsızlığının savaşçısı olduğu doğru değildir. Bu bölgeyi İngiliz dominyonu yapmak istiyordu. Türk askerlerinin hepsinin hastalıklı olduğu iddiası tutarlı değildir. Böyle olsa Çanakkale ve Irak başarılarını açıklamak mümkün olamaz.

Bayan Bernard Shaw ondan “Öyle korkunç bir yalancı ki” diye bahsetmiştir.

Allenby’e Türk ordusu hakkındaki bilgilerin sadece onun kanalıyla ulaştığının aslı yoktur. Bunları NİLİ Casusları olarak anılan Yahudi Haber alma Örgütü sağlamıştır.

Kadın kıyafetinde Filistin’de dolaştığının aslı yoktur. Disiplinli davranışı İngilizler, Almanlar için meziyet sayarken Türkler için “koyun gibi kadercilik” sayıyor. Aldığı emri  sonuna kadar yerine getiren bir İngiliz subayı “görev bilincine sahip” ama bir Türk subayı ise “aptal” diye nitelendirir.

Lawel Thomas, (gazeteci) bir gün Lavrens’in arkeolojiden bahsederken birden bire şunları söylediğini kaydediyor: “Biliyor musun, hayatımda gördüğüm en şahane manzara, bir tren dolusu Türk askerinin, dinamit patlaması sonucu gökyüzüne uçmasıdır.’

Şam’a yürüyüşün yavaşlamaması için esir alınmayıp teslim olan Türklerin öldürülmesini emrettiğini kitabında kendisi yazıyor. Bir ekersinde 200 esiri topluca öldürmüşler. Bu can kıyımı sayılmıyor, ama hayatlarını kurtarmak isterlerse Türkleri kıyıcılıkla suçluyor.

Çirkin Türk yaratma çabasında en çok yankı yaratmış öyküsü, Deraa’da bir Türk yöneticisi tarafından cinsi tecavüze uğradığı iddiasıdır. Kendisinden başka tanığı olmayan bu olay, Türk cephesi gerisinde haber toplamak için dolaşırken, asker kaçağı diye yakalanması ve karakola götürülmesi ile başlar:

  “… endişe etme askerlik hayatı pek de kötü değildir. Eğer bu gece beyin arzuların yerine getirirsen belki izin de alırsın” dediler.

..Beyin kendisine terlikle vurduğunu, öptüğünü, kan akıtıncaya kadar dişlerini boynuna geçirdiğini, süngüyle kaburgasını deldiğini, akan kanı büyük bir zevkle derisine sürdüğünü, askerlere götürün, terbiye edip uysallaşınca getirin” emrini verdiğini ekliyor.

..erler bana subaylarının kaprislerine katlanmak zorunda olduklarını, aksi halde reddin bedelini ödeyeceklerini söylediler.”

Osmanlı ordusunu emir komuta zinciri içinde homoseksüel ilişki uygulayan kurum gibi sunan bir anlatım ancak iblisin aklına gelir. Kendilerindeki benzer durumu bize adapte etme çabası olarak yorumlanabilir mi diye akla geliyor.

Arap tarihçisi Süleyman Musa, Lavrens’in kitapta yazdığının aksine, bazı kimselere canını kurtarmak için Beyle (Deraa Mutasarrıfı Hacım MuhittinÇarıklı) bazılarına da Beyin hizmetkârları tarafından kullanıldığını, Bernard Shaw’a se asla böyle bir olay olmadığını söylediğini tespit ettik” demektedir. Albay Meinertzhagen de Deraa olayının yalan olduğunu

yazdı.

Ayrıca bazı araştırmacılar 1 ve 2. Dünya savaşında büyük yorgunluk ve hastalık geçiren savaşçılarda bu tür hezeyanlara sık rastlandığını belirtiyorlar. 171

Lavrens müzmin sıtma yanında şiddetli bir dizanteri de geçirdi.  Hastalıkları yanında mazoşist eğilimleri de birleşince bu hikayeyi yaymak için çaba sarf ettiği belirtiliyor.

Deraa olayının gerçekte Lavrens’le yanında çalıştırdığı ve maaşını ödediği Şerif Ali adındaki gençle arasında yaşadıkları Desmond Stewart adlı yazar tarafından öne sürülmektedir.

Mathew Eden de romanında Lavrens’in Şerif Ali ile Azrak kalesine kapandığı günler arasında nasıl önce kendisini kaba etleri kanayıncaya kadar kamçılattırdığını , o halde livata ile mutluluğun doruğuna vardığını anlatır.  Stewart Lavrens’in bu iftirayı yakıştırdığı tarihte Deraada bulunmasının imkânsız olduğunu babasına yazdığı mektubun tarih ve yerini göstererek ispatlar.

Max David dahil araştırmacılar  bu işin Lavrens’in bunalım geçiren, hayaller gören, nevrotik, histerik kişiliğinin ürünü olduğu kanaatinde birleşirler.173 Zaten propagandada amaç doğru olması değil iz bırakmasıdır. Deraa olayı tam propaganda ürünüdür.