Doğunun İstilası
28 Mayıs 2019
Kutsal Topraklarda Casuslar Savaşı – Lavrens
28 Mayıs 2019

Kutsal Topraklarda Casuslar Savaşı

Mim Kemal Öke – M. Lütfullah Karaman – Emir Turam – Mithat Baydur – Orhan Koloğlu

İrfan Yayımcılık / İstanbul 1995

Ajanların Gizli Tarihi  / Mim Kemal Öke

Alois Musil / M. Lütfullah Karaman

W.H.Irvin SHAKESPEAR/ Emir Turam

Gerard Evly LEACHMAN/ Mithat Baydur

Gertrude BELL/ Emir Turam

Thomas Edward LAWRENCE/ Orhan Koloğlu

H.St. John PHILBY/ Orhan Koloğlu

Ajanların Gizli Tarihi  / Mim Kemal Öke

Dersaadet’teki Köstebekler:

Ameliyata hazırlanan doktorun hastayı tıbbi tahlillere tabi tutması gibi , köstebekler şark’ı elinde bulunduran  Osmanlı Türkiye’sine dağılmışlardı.

Ajanların ortak özelliği hepsinin zengin ve soylu ailelerin snob çocukları oluşuydu. İyi eğitim. özellikle şarkiyat eğitimi görmüşlerdi. Dindardılar. İngiltere’nin emperyal çıkarlarının ateşli savunucularıydılar. Aralarında çekişmeler vardı. Kimi Arabist, kimi Siyonist, bazıları da Kürtçüydüler. Eğilimleri doğrultusunda merkezi etkilemeye çalışıyorlardı.

Buluştukları nokta, Türk düşmanlığı idi. Hele ittihat terakkinin iktidara gelişi ile Osmanlı devletinde meşrutiyetin ilan edilmesi İngilizleri tedirgin etmişti. Ya sömürgelerdeki halka da ilham verirlerse? Kendilerini Asya Dirilişinin Öncüsü gören Jön Türklerin içten içe yıpratılması Dersaadet’teki Ajanların kapalı kapılar ardındaki misyonlarıydı.

“31 Mart olayının İngiliz Entelijans’ın düzenlediği, İstanbul sosyetesinde kulaktan kulağa dolaşan söylentilerdendi.

1913 ‘te Mahmut Şevket Paşa Suikastında ise İngiltere sefaretin başrolü açıkça ortaya çıkacak ve entrikacı istihbaratçılar “istenmeyen adam”  ilan edilerek ülkeden uzaklaştırılacaklardı.12

ÇÖLDEKİ AYATİZLERİ:

Getrude Bell Kudüs’e ilk ziyareti yaptığı 1899 yılında otuz iki yaşındaydı. Şam ile Medine arasındaki bilgileri titizlikle not eden bu kadın HO4 için çalışıyordu. 12

Sir Mark Sykes… güney Afrika’dan Osmanlı çöllerine gelen bu istihbaratçı bağnaz bir ırkçı ve koyu bir  katolikti. 1902 ile 1905 arasında Ortadoğu’da gezmediği yer kalmamıştı. Arapları, kurnaz,hilekar ve para avcılığı ime suçlayan Sykes, tarihe Arap isyanı  ve Yahudi yurdunun mîmarı olarak geçecektir.

ŞEKSPİR Oyunu:

İngiliz Dışişlerine göre, Osmanı Ortadoğudan atılmalıydı. Ancak, mahallî liderlerden kime yatırım  yapılmalıydı? Soyluluğuna gölge düşmesin diye Arap kabileleriyle masasını paylaşmayan Şekspir. Yanından Moşel şarabını, kestane şekerini, kuşkonaz konservesi ve piposunu ayırmayan bir züppeydi.

LAVRENS:

Kendisini çöl şövalyesi gören Lavrens’i hiç sevmezdi. Şekspir’e göre Lavrens beceriksiz bir acemiydi. Kendisini bir başka çöl şövalyesi gören T.E. Lavrens’i hiç sevmezdi. Şekspir’e göre Lavrens beceriksiz bir amatördü. Holivud şeyhlerinden farksızdı. O tarihte efemine Lavrens, Oxford mezunu bir oryantalist olarak Karkamış’ta adeta bir espiyonaj üssü haline gelen kazılarda doktorasının saha araştırmasını yapıyordu. Arekolojiden çok antropoloji ile ilgilenen

Lavrens’de istihbarata girmişti.

Osmanlı demiryolları savaş amaçlı kullanılacağından  yol haritasını çıkarmak ona düşmüştü. Lavrens Emir Hüseyin’e yaklaşırken, Yüzbaşı Şekspir Arapları tek bayrak altında toplayacak lider olarak İbni Suud’u görüyordu.Abdülaziz İbni Suud’u KUVEYT’TEKİ İngiliz temsilciliğinde ağırlayacaktır.Daha sonra Vehhabi Liderin de ziyaretine sık sık gidecektir. Her ziyaretinde onu kısır kabile rekabetinden vazgeçirip İngiliz himayesi altında Türkler’e isyan bayrağını açmasını telkine çalıştı.

Osmanlı gizli servisi tüm gelişmelerden haberdardır. Babaili Suud’la anlaşmış ve onu Necid Valisi yapmıştır. Şekspir yılmaz, Arap isyanı imkan dahilinde değil, bilakis beklenti halindedir. Diye yazar Londra’daki şeflerine.ENteliöans bu rapora şöyle bir not düşer:

“Osmanlı ile bir çatışma zuhurunda majestelerinin hükümeti  Arabistan’daki bütün silahlarını devreye sokacaktır.”14

Bu ortadoğudaki isyan hazırlıklarının “vizesi”dir.

Propagandaların Savaşı:

1914’te 1. cihan savaşı patlak verir. Ajanlar Osmanlı’lı terk ederlerken, Almanya ile ittifak yapan Babı Ali, bir de cihad ilan eder. Entelijans’ın “ayaklanmalar senaryosu” ters tepmiştir. Bu defa Araplar; Halife’nin çağrısına katılırken, İngiltere, bu mesajın sömürgelerindeki Müslüman halkları da ihtilallere sevk edeceğinden kuşkulanmaya başlamıştır.15

Teşkilatı Mahsusa. Sultan Hamit’ten devraldığı hafiye örgütünü sınır dışına sevk etmiştir. Fedailer Kafkasya’ya, Ota Asya’ya hattâ Hindistan’a nüfuz etmektedirler. Osmanlı istihbaratı Austurya ve Aman gizli servisyeriyle işbirliği içindedir.

BU işbirliğinin kilit adamları MUSİL ve WASMUS’tur.Musil’e Arap kabileler Şeyh Musa adını akmışlardır.

Musil 1914’e kadar Avusturya namına Araplar’a silah, cephane ve para adğıtarak, ülkesinin yöredeki yatırımını tamamlayacaktır.Teşkilatı Mahsusa öncüsü Süleyman Askeri Bey Savaş’ta İngilizler’in Basra’dan çıkarma yapacaklarını kaydederek bu yörede tertip alınmasını savunursa da Almanya gözlerini Afganistan’a dikmişlerdir.

Berlin Afgan Emiri’ni saflarına çekip bu ülkeyi üs olarak kullanarak İngiliz sömürgesi olan Hidistan’a yer altı faaliyetlerini döşemek için sızmayı hayal etmektedir 16

Wasmus İran’a gider. İkinci bir Alman ekip de Kabil’e yönelir. Ne var ki ileride Anadolu’da bir Kürt isyanı çıkarmak üzere görevlendirilecek olan binbaşı Noel bu misyonun önünü keser.

Her Wasmus sıkıştırılıp imha edilen ekibinden sıvışmayı başaracaktır. İngilizler bu baskınla yetinmeyecek, İran’daki Alman elçiliğine zorla girip  Sefir’e silah doğrultarak, Berlin’in Orta Asya istihbarat planlarını çalacaklardır.

Kabil’e yönelen ikinci birAlman misyonu; Afgan emirini ikna edemez. İngilizler atik davranır, Emire tarafsızlığı karşılığında bir Rolls Roys ile 40 bin RUPİ ÖDERLER. Almanlar hedeflerinden şaşmayacaklardır.

Entigin başı olduğu ekip, Hindikuş dağlarını aşarak Türkistan’a varır. –ekin’e kadar giderler. Orada Rusya’nın Sibirya Demiryolunu sabota etmek üzere Çin Milliyetçileriyle anlaşmaya çalışırlar. Dönüşleri İran yoluyla olacaktır.Kafilenin bir kısmı dizanteriden dökülür. Sir kısmı Rus-İngiliz isithbaratçıları taarfından sıkıştırılır. Hiç biri Berlin’e dönemez.

Öte yandan Teşkulatı Mahsusaın tahmini çıkar. İngilizler Basra’da çıkarma yaparlar. Irak içlerine doğru ilerle.  Almanlar Wasmus’u devreye sokar. Wasmus İranlı mücahitleri organize eder. İran kapısını muhtemel İngiliz taarruzuna karşı kapatır. 17

///

Şekspir Hindistan yoluyla Osmanlı Ortadoğusuna ulaşır. Suud’la buluşur.  Suud İngilizler’e kızgındır. Ülkesinin Hıristiyan çizmelerinin altında çiğneneceğinden endişelidir.

Şekspir Suud’un kampında iken Raşid’in güçleri basar. Bu anı hobisi olan footğrafçılığı ile tespit etmeye çalışırken Raşid’in atlılarını krşunlarına hedef olur. Böylelikle Enelijans’ın Suud planı nihayetlenecektir.

Avusturyalı Ajan Musil bu sırada Raşid’in yanındadır. Düello’yu o kazanmıştır.

Arap İsyanının Tohumları:

Kahire Entejinas’ın üssü olmuştur. İleri dereceli Mason olan Mc Mahon, bu ülkedeki İngiliz yüksek komiseri olarak istihbaratçıların ev sahibidir. Arap ayrılıkçılarıyla ilk teması onun halefi meşhur Kitchener yapacaktır. Muhatabı ise Mekke Emiri Hüseyin’dir.

Bell, Lavrens, Sykes ve Lehman Kahire’de bir “Arap Bürosu” kurdular. Kut kuşatmasında Kowshend’in ordusu Osmanlı ordusu tarafından çevrilmiş vaziyette mahsur almıştır. Görev kıdemli Lehman’a verildi. Lavrens de yanına katıldı. İki ajan Basra’dan Kut’a vardılar. Kut’ta Türk kumandan Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa’dır.  Dicle Nehri yanında mahrem bir görüşme talep ettiler. Halil Paşa teke tek buluşmadan kaçmadı. Lehman Kut’u boşatacaklarını, ancak bazı şartlarının olduğunu ifade etti. Halil Paşa İngilizlerin pazarlık gücünün kalmadığını biliyordu. Redditti.

Lavrens o sırada atının üstündeki sandığı kumun üzerine fırlatır. Çil çil altınlar dağılır. Halil Paşa burüşvet karşısında güler ve “Siz beni tanımıyorsunuz” derb Türk komutanı görüşmenin bittiğini anlatan bir jestle atına binmek üzere iken Lavrens ani bir çılgınlıkla kılıcına sarılır. Halil Paşa’yı öldürecektir. Lehman onun eline yapışır. Bu Lehman’a göre istihbaratçılığın racon değildir. Londra için ortadoğuda kilidi Arp isyanı açacaktır. Ancak başarı bütün Arap nüfusun katılımı ile ve İngilizerin Emir Hüseyin’e lojisik destek vermelerine bağlıdır. Türkler kanal taarruzlarıyla İngilizleri Mısır’a hapsetmişlerdir.

Londra için ümit yok gibidir. Ta ki Aaronson diye biri Filistin’deki Siyonistleri İngilizlerin savaş amaçlarına katılmaya çağırıncaya kadar.

Aaronson adlı Siyonist Casus:20

Filistin’de Yahudi casuslar denince ilk akla gelen sim mutlaka Aaronson’dur. Kimdir o?

Doğu Avrupa’daki anti semitizm katliamlara dönüşünce 2. Abdülhamid Musevilere Osmanlı ülkesini sınma yeri olarak açtı. Aaronson ailesi 1882’de Filistin’e göç etti. Avrupa’da ziraat tahsili yapmış olan Aaronson Siyonizm’e kapılmış, Filistin’de etrafına taraftarlarını toplamıştı. Rotşilt’lrin bursuyla ABD’ye gitmiş, Yahudi lobisiyle tarımın dışında siyaset de konuşmuştu.

Onun ateşli ayrılıkçılığı Cemal Paşa’nın canını sıkacak. Ama, mesleğine güvendigi için savaştaki kıtlığı yenmek üzere onu, uslu durduğu takdirde, bir tarım istasyonu kurma izni verecektir. Ahlit’teki bu deneme ve uygulama okulubir süre sonr Siyonist istihbaratın üssü olacaktır.  

Aaron, kardeşi Alex’i Kahire’ye Entelijans ile irtibat kurmaya gönderir. Diğer kardeşi Srah’ı İstanbul’dan Filistin’e çağırır. Bölgedeki Alman subaylarının ağzından askeri bilgileri almada güzel ve dul kardeşinin ve arkadaşlarının daha mahir olduğunu düşünmektedir. Aaron bir fırsatını yakalayıp bizzat Londra’ya gider. İngiliz Entelijansı ile irtibat kurmak azmindedir. Kuşkulu hareketleri yüzünden Scotland Yard tarafından tutuklanır. İngilizler, önceleri onu kendi ifadesine göre, “Binbir gece Masalları’nı dinler gibi davranırlar. Ne zaman Aaron çantasından Cemal Paşa’nın imzasını taşıyan gizlilik dereceli belgeleri çıkarır, o an alışverişin şekli değişir. Savaş Başkanlığına bağlı askeri istihbarata gönderilir. Bu gönüllü casususun önerdiği hizmetler en yatkın kişi SYKES olacaktır. Onu Sykes’le bir araya getiren Londra’daki Türk düşmanı cephenin önde gelen kurmaylarından Ermeni Malcolm’dur. 21

SYKES ve Ermeni-Arap-Siyonist ittifakı:

Sykes Yahudi aleyhtarı mazisine rağmen, Aaronson’la buluşunca, İngiliz Ortadoğu politikasını Siyonizm yörüngesine oturtacaktı.

Sykes, Malcolm’un yanı sıra Ermeni liderlerinden Bogos Nubar ile de mesaiye girer. Sonunda; “Biz artık kendimizi Siyonizm’e, Ermenilerin hürriyetine ve Arap istiklaline adadık.

Siyonizm bu kilidi açacak anahtardır” diyecekti.

Sykes, böylelikle yine kendisinin mimarı olduğu, Fransız ve Rus müttefikleriyle 1915’te akdettiği Osmanlı böüşüm panından caymış oluyordu. Siyonizmin rüzgârıyla Ortadoğu’da aslan payını Britanya’nın koparacağını düşlüyordu.21

Emir Hüseyin Baş Kaldırıyor:

Entelijans’ın Siyonist kanadı. Hüseyin’in başkaldırısının tek başına başarılı olmaması için belki dua etmişti, Ancak Kahire’dekiler planı devreye soktular.

Hüseyin’in oğlu Zeyd’in taleplerdi ışığında aileye iki Rolls Royce ve herken 70 bir sterlin para gönderilmişti.

Nihayet 5 Ocak 1916’de Hüseyin İsyan eder.

İsyanın boyutu, ne İngilizlerin ne de Hüseyin’in umduğunu verecektir. Planları, Hicaz’ı takiben Sureyi ve Irak’ta da Arap milliyetçilerinin ayaklanması ve Hatay’a İngiltere’nin çıkartma yapmasıyla, Türkler’in iki ateş arasında bırakılmasıydı.

Hüseyin yalnız kalmıştır.

Eşref Bey yanına Mehmet Akif’i de alarak  bir irşad heyetiyle Hicaz’a gitmiş, Suud-Raşit ve Hüseyin’i barıştırmayı denemişti.

Eşref İngilizlerin eline geçer. Mısır’da iken Lawrens ziyaretine gelir.

Bizim misafirimizsiniz! Diye söze başlayınca kimin ülkesine kimin sahiplendiğini gören Kuşçubaşı içlenir.

-Biz asırlarca, adaletle idare ettiğimiz bu yerlere “bizim” demekle hata etmişiz, belli. Yalnız, siz de şimdiden “bizim” demekle acele etmiyor musunuz?

Diye sorunca, Lawrens “Biz bura insanının nasıl idare edeceğimizi biliriz” diye kibirlenecektir.

Ama sonuç ortada. Osmanlı’nın 400 sene yönettiği Ortadoğu’da İngilizler 40 sene kalamayacaktır.

Lavrens’in sabotajlarını gösteren sahneler gerçek tarihbiliminin değil, sinemaskop Holivud filmlerinin unsurları olmaktadırlar. 25

Siyonistler istihbaratın başında:

.Medya Lavrens’i ne kadar şişirse de, hakikat bellidir. Arap isyanı tutmamıştır. Lavrens’in sicili balonlarla doludur. Ortadoğuda netice İngilizlerin kanal harekatı ile alınacaktır.

Arap isyanı fiyaskosu Entelijanstaki Arapçıların ikbalini söndürmüştür. Dahası Londra’da kabine değişmiş,  Siyonizme yatkın Lloyd Corc Başbakan Balfur ise Dışişleri Bakanı oluştur. Dahası Savaş Bakanlığına yapılan atama ile Siyonizm inanılmaz bir destekçi bulur. Musevi asıllı Binbaşı Frederik Kich Ortadoğu masasının başına getirilmiştir. Siyonistlerle ilişkisi gençlik yıllarına giden Kich hatıratına bakılırsa Quetta locasında 21 dereceli masondur. Hayatını masonluğa adadığını kaydeden Kiş’in tayininden sonra ilk işi Mısır’a gidip localarda Arap,Musevi ve Hıristiyan “biraderleri”yle danışma toplantısı yapmak olacaktır.  

Aaron’un bir görevi de aynen Ermeni ihtilalcileri taklit ederek “Osmanlılar Filistin’de Yahudilei katlediyor masalını uydurup dünya kamuoyuna pompalamaktır. Bu yolla hem İngilizlerin ekmeğine yağ sürmekte hem de kendi amaçları için Amerika’dan sürekli maddi yardım almaktadır.

Nili Ajanlarının sonu:

Nili:”Netzach Israel Lolshakere”:İsrail’in geleceği hiçbir zaman engellenemeyecektir.

Filistindeki casusluk faaliyetlerini Sarah yürütür. Sık sık Kudüs’e gider.4. Ordunun tahkimatını, Türk askerlerinin miktarının İngilizlere bildirir.

Haberleşme yöntemi güvercinlerdir. Zaman zaman Filistin sahiline gelen İngiliz denizaltılarına ulaşır. Son olarak bazı belgeleri sevgilisi Absolom’a emanete eder. Adam, Mısır’a entelijans’a doğru giderken yolda karıştığı Araplar arası adi bir kavgada öldürülür. Ardından Sarah’ın “Senin intikamını gaddar Türkler’den alacağım” diye haykırdığını kaynaklar belirtmektedir.27

Parolalarındaki kibre rağmen Nili ajanları engellenecektir. Sarah’ın csus güvercinlerinden biri Türklerin eline geçer. İz sürülür. Nili ajanlarından Naman Belkind 25. Kolordu tarafından yakalanır. Ali Fuat Erden Belkind’e hüsnükabul gösterir. Ancak onu sarhoş ederek konuşturur. Bu bilgiler üzerine Ahlit kuşatılır. Sarah yakalanmadan önce konuşmamak için tabancası ile intihar eder. Nili çökertilmiştir.

Sarah’ın ilişkileri hep abartılmıştır. Lavrens’i onunla kaç kere bir araya geldiğini, Paris Barış konferansında değişik Siyonistlerle saf tuttuğunubileler, bunda Sarahla ilişkisinin etkili olabileceğini iddia ederler.Lavres’in Arabistan anlarını abartarak kaleme aldığı Hikmetin Yedi Sütunu adlı eserini “S.A.” ya ithaf ettiğini görenler bunun Sarah Aaronson olduğun düşünürler.27

Ortadoğu’nun İşgali:

Osmanlı Ortadoğusunu işgal edecek ingilizgücü, Siyonist ajanlar sayesinde Türk tahkimatını bilmekteydi. Kendisine Boğa denen General Allenby Türklere karşı bir şaşırtma tuzağı da hazırlayacaktı.

İngiliz taarruzunun planlarını ihtiva eden kurmay çantansın Türklerin eline geçmesi tezgâhlandı. Tabii ki, bu dosya muharebe taktiklerini, en önemli ayrıntıları değiştirilerek, ihtiva edecek ve Türkler yanıltılacaktı.

Albay Meinertzhagen bu görev bizzat üstlendi. Adeta bir film sahnesi gibi Trk öncülerine yaklaştı. Üzerine gelince yaralanmış intibaı –erecek şekilde kan kapsüllerini patlattı. Dengesini kaybetmiş gibi kaçarken çantasını düşürdü.

Osmanlının kahramanca direnişine rağmen sürpriz unsurunun da yardımıyla Allenby güney Filistin’i işgal etti. Kudüs’e girince ilk sözü:

“İşte Haçlı Seferleri bugün bitti” olacaktır.

O günlerde Osmanlı Devleti ile müttefik olan Avusturya ve Almanya’da kiliseler Kudüs’ün Osmanlı Müslüman türkünden alınmasını kutlamaktan çekinmeyeceklerdir.

İngiliz Dışişleri Hüseyin’den desteğini çeker.

“Beni ve ülkemi sattınız!” iyen Hüseyin’e Philby’nin teklifi Suud’a anlaşmasıdır. Ne var ki Suud usta bir manevra ile Hicaz’a hakim olacak; Hüseyin kurtuluşu İngilizlerin elinde olan Kıbrıs’a sığınmakta bulacaktır.

Casusların Sonu:

Wasmuss:Hayal kırıklığına uğradı. Ülkesinde çiftçiliğe döndü.

SykesOrd-tadoğuda onca tezgahın arkasındaki istihbaratçı Paris Barış konferansında Siyonist emellerin tahakkuku için uğraşırken 1919’da zatürreden öldü.

Lehman: İngiliz işgalini kendilerine reva görmeyen Arap milliyetçileri tarafından Bağdat yakınlarındaki Felluce köyünde baskında öldürüldü.

Bell’e, Bağdat Nakibi kendisine sizin yerinize bin defa Türklerin burada kalmasını tercih ederdim” diyecektir. 1926 Temmuzunda Bağdat’taki evinde ölü bulundu. İntihar etti dedilr. Adli tıp raporu yayınlanmamıştır.

Aaranson’a gelince Paris’teki barış görüşmelerinden ayağının tozuyla dönerken uçağı yere çakılmıştır. Kaza mıydı? Yıllar sonra bir başka uçakla çarpıştığı iddia edildi. Kazayı araştırmakla görevli İngiliz Hava Kuvvetleri müfettişi istifa ettirildi.

Lavrens, esrarengiz bir motosiklet azasında ölür. )İngiliz sömürge düzeni Oratdoğu’da oturduktan sonra T.E.Shaw takma adıyla önce Tankçı askerdir. Sonra hava kuvvetlerine girer.

1935’te emekli olur. Motosiklet kazasında ölür.

KİM Kazandı: Ortadoğu’nun Osmanlı’dan koparılması, bir yüz yıllık istihbarat faaliyetinin neticesi olmuştur. Araparı tahrik etmekle başlayan süreç, Siyonist casusların gayretiyle tamamlanmıştır.

İngiliz yetkili : “Onlar için ne yapsak hizmetlerinin karşılığını ödeyemeyiz” diyecektir.

İngiltere Siyonistlere bir Yahudi Yurdu taahhüt ediyordu.31 Ekim 1917’deki bir kabine toplantısının ardından Sykes elinde bir evrakla çıkacak ve kapıda bekleşen Siynistlere;

“D.Weizmen, bir oğlunuz oldu!” diyecektir.

Balfour bildirisi, İsrail’in tapusudur. Mimarları o gün dahi bu taahhüdün bir devlete tekabül ettiğini iyi biliyorlardı.

1918 sonrası “Türk uyanışı” İngiliz emperyal amaçları ile tabii ki çelişiyordu. Bu uyanışın, aynı zamanda Rusya’nın menfaatleri için de mahzurlar taşıyacağını Moskova’daki istihbaratçılara ileten, Siyonistler oldu.

Onları Enver Paşa ile özdeşleşen Türkçülük cereyanına karşı çıkmaya ikna edip, Türkçü ittihatçıları birer suikastle devre dışı bırakıp bu gelişmeleri ana karnında boğacak şekilde İngiliz-Rus istihbarat servislerini bir araya getiren yine Siyonistler olacaktır.

SİYONİSTLER İTTİHATÇILARIN İslamcılık,Türkçülük uygulamalarına karşı Rusya’da olsun;Ortadoğu’da olsun Sykes’in planı doğrultusunda “Ermeni, Arap,Siyonist” ititfakını sağlamada önemli rol oynadılar.

Büyük Britanya’nın inisiyatifi, Amerika’nın onayı ile oluşan Hür Ermenistan ve Bağımsız Arabistan’la dostça ilişkiler içinde bulunan bir Yahudi Filistin’ Doğu’nun İslami,Turani hakimiyetine ölümcül bir darbe demektir.Weizman. 32

Avusturya’lı… Alois Musil: M. Lütfullah Karaman

Parlak bir bilim adamı ve yetenekli bir istihbarat elemanı idi. Yüzyılın başında araştırmacı kimlikli kimselerin yaptığı  seyahatlerle bölgeyi tanıma (orada bir araya geldikleri) subayların özel görevlerini örtmenin iyi bir yoluydu. Büyük güçlerin hepsi de bu yola gitti. Bu bağlamda da Musil, Viyana’daki Kraliyet askeri coğrafya Enstitüsünün himayesinde bölgeye çeşitli seyahatlerde bulunmuştu.

Musil, Avusturya-Macaristan ve Alman Hükümetleri tarafından emir İbni Suud ile İbni Reşid’i barıştırmak, Türkiye ile ittifak sağlayarak İngiltere’ye karşı harekete geçirmek göreviyle

Orta Arabistan’a gönderildi.36

… Enver Paşa’nın gayretlerine rağmen; İbni Suud her iki taraftan da para aldı. Ve savaş boyunca esas olarak tarafsızlığını korudu. Verdiği söze bağlı kalarak, Osmanlı devletine karşı savaşmadı. Ve rakibi İbnürreşid’e saldırmadı.

..Teşkilatı Mahsusa ajanlarının yaşadığı kırıklıklardan çıkarttıkları acı sonuca bakılırsa Aşiret mensupları kimde harcayacak para varsa, kimin kazanma şansı yüksekse onun için dövüşen veya tarafsız kalan pratik kafalı insanlardı. Kaybeden tarafı çabuk terk ediyorlardı.. Çoğu savaşa karışmayarak yabancı güçler arasındaki bu savaşın sonucunu bekliyordu. Birçok aşiret, Osmanlı devletini İngiliz İmparatorluğu kadar uzak ve yabancı görüyordu.

Savaş sırasında kabileleri elde etmek için altın can alıcı bir öneme sahipti. Türk yetkililer bu konuda çok uğraşmış, gerek devletin mali durumu, gerekse karşı saftaki güçlü İngilizlerin  mukabil çalışmaları yüzünden bir hayli sıkıntıya düşmüşlerdir. 39

..Talan özgürlüğü sınırlanmadıkça Bedevi için yöneticinin Türk veya İngiliz olması arasında bir fark yoktu. Böyle bir tercih yapmak, olsa olsa elde edecekleri maddi desteğin miktarına bağlıydı.

..Şeyh ve emirlere denizden İngiliz ve karadan Osmanlı altını gider.Gelir kaynaklarının biri de gazve diye dinleştirilmiş baskın ve yağmalardır.

Hele çöl bedevilerinin altın ve kıymetli taştan başka dinleri yoktu. Sınır boylarındaki şeyhlerin göğüslerinde İngiliz ve Alman nişanları yan yana idi. Şeyh size kim olduğunuzu sorar, İngiliz misiniz? “Yaşa İngiliz!”  Türk müsünüz? “Yaşa Türk.!”.

Siz vereceğiniz nişan veya altını hesap ediniz. O dakikada beklediğiniz yapılmıştır. İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler, dönüşlerinde bizim atlarımız çalıp İngilizlere satarlardı. Harp cephelerinin ta ortalarında saklanarak, kaçan tarafın ganimetlerini, yeniş olanlardan daha önce toplamak için hayatlarını tehlikeye atanlar az değildi. 40

Halifenin inanmayanlara karşı cihat ilan ettiğini ve inananların aralarında savaşmalarını yasakladığını bilmiyor musun?

–Halife (bize ilişkin) ne biliyor? Halifeden bize ne? Fedan aşireti bizim için inanmayanlar safındadır. Bu yüzden onlarla savaşıyoruz.

..Halifenin kutsal savaşından bize ne?

..Kime isterseniz ona itaat edebilisiniz? Bizim rehberimiz ise çölün kanunlarıdır. Değil mi yoldaşlarım!43

..Serseri ve çıplak sınıf müstesna, asıl bedeviler silahsız ve devesiz yaşamazlar. Çölde yük götüren vasıta develer, insan taşıyan vasıta hecinlerdir. Kabileleri gazveden gazveye koşturan hecinlerin develerden farkları ince ve uzun bacakları, çekik karınları, küçükbaşları ve yuvarlak tüyleriydi. 44

.Şerif Hüseyin’in isyana hazırlandığı sıralarda Araplar arasında iki taraflı oynama politikası sürmekte, Şerif bir yandan Babı Ali ile pazarlıkta, öte yandan da İngilizlerle Fransızları birbirine düşürerek için fırsatı kaçırmamakta idi. Bu ikili oyuna aşiretler de kendi çaplarında katılıyordu ve Nuri Şalan da bunlardan biriydi.

Aşiretler sadece çıkar hesabı için yalpalamıyorlardı, bazen de İngilizler onları buna teşvik ediyorlardı. Örneğin Nuri Şalan’a altı bin altın verilirken ondan Türkiye’ye sadakat gösterisi yapması istenmişti. Böylece Türklerin şüpheleri dağıtılacak ve bedevilerin eylemleri fark edilmeden sürdürülebilecekti. 46
1915 yılı, özellikle sonları, Arap cephesinde Osmanlı ve müttefikleri açısından, özellikle Şerif Hüseyin’in İngilizlerce elde edilmesinden sonra, sıkıntıların artmağa başladığı bir yıl olacaktı.

William Henri Irvine Shakespear: (Şekspir.)

Köklü bir aileden gelmekteydi. Pencap bölgesinde, Multan’da doğdu. Annesi çocuklarına kendi hayat anlayışının temel taşları olan dürüstlük, vatanseverlik, görev aşkı gibi değerleri küçük yaşta aktarmaya çalıştı.53

Ama Şekspir Şubat 1887’de kocasını geride bırakarak üç çocuğunun eğitimini sağlamak amacıyla İngiltere’ye döndü. 54

Şekspir’in içindeki enerji yüzünden bürodaki sınırlı resmi görevleri kendisine yetmiyordu.Lisan bilgisi çok faydalı olmuştu.Bölgesinde Farsça, Arapça, Urdu ve Peştu dillerindeki resmi sınavları kendisi yapmaya, ayrıca davalarda resmi tercüman olarak yer almaya başlamıştı.

Şekspir koltuğunda uzun süre oturamıyor, odanın içinde bir o tarafa, bir bu tarafa yürüyerek hararetle tartışıyor, genellikle bir diplomata yakışmayacak şekilde duygularını açıkça belli ediyordu. Cox dinamik asistanının savunduğu konulara hak vermekle birlikte devlet hizmetinde kalmak istiyorsa ataklığın ve enerjinin diplomasiden daha değerli olduğu bir görev bulması gerektiğini de görüyordu.

1908’de petrol bulunmasının ardından İran’da büsbütün çoğalacak olan entrikalardan uzak kalacak olmaktan umutluydu.57

..Tavsiye  üzerine Karaçi’ye gitti. İngiltere’den yeni gelmiş olan tek silindirli, sekiz beygir gücünde bir Rover satan aldı.  250 sterlin ödedi. Haydarabad’da insanlar artık sık sık eni İngiliz Konsolosunu peşinde bir duman bulutuyla arabasını denerken veya motorunu kurcularken göreceklerdi.

Şekspir yalnızca cesur değildi. Araplar arasında yaşarken onlar gibi davranmak, onlara en iyi bildikleri konularda meydan okumak, onlar kadar iyi ata binmek, avlanmak, tecrübeli körfez denizcilerinin bile zor başa çıktığı fırtınalarda denize açılmak,sözlerden ziyade gördüklerinden etkilenen Araplar üzerinde çok tesirli oluyordu. Yaptıklarının halk arasında yayılması kendisine beklenmedik ölçüde hayranlık duyulmasına ve saygı gösterilmesine yol açmakta, böylece işi kolaylaşmaktaydı.

Cesaret ve kararlılığıyla tanınması insanların güveninin kazanmaya dayanan zor görevini oldukça kolaylaştırmaktaydı. Arap kıyafetleriyle gezen ve onlara yakın görünmek için ellerinden geleni yapan meslektaşlarının aksine, Şekspir Arapların gözünde bir yabancı değil, onlar gibi olan bir müttefikti.

Binicilikte Arapların yaptığı gibi ata eyersiz binerek yarışacak kadar ustaydı.

Bedevilerle hava durumu, hayvanlar ve çöl maceraları gibi onların değer verdikleri konularda konuşmaya özen gösterirdi. Deve tezeğinin yakıldığı ateşin etrafında sohbet ederek kahve içmek Şekspir için keyifli anlardı. Bedevi prenslerin en çok ilgilendikleri konular modern silahlar ve savaş taktikleriydi.
  Çöl yolculuğunda her akşam yalnız başına kedi çadırında oturarak notlarını temize çeker, mektuplar yazar, haritalarıyla uğraşır, çektiği filmleri banyo eder ve bir bardak kaliteli şarap eşliğinde hizmetkârının hazırladığı yemeği yerdi.64

 22 Kasım 1909’da ilk çöl seyahatine çıktı. Hintli hizmetkârı Khalaq ve yeni aldığı cins seyahat devesi Dhabia ileydi. Etrafında koşuşan av köpeklerinin arasında, elinde dumanı tüten piposu ve deri eldivenine tünemiş olan Shalwa adındaki şahini ile üniformalı olarak Devenin üzerinde salına salına ilerleyen Şekspir çölde ilginç bir görüntü oluşturmaktaydı. İlk keşif seyahatinden Kuveyt’e döndüğünde 238 km yol kat etmişti. Çölde seyahat sadece ekim ve nisan ayları arasında mümkündü.65

KAHVEYE ZEHİR:

 Ona çölde bin bir gece masallarını andıran bir hikâye anlattılar. Abdülaziz İbni Suud’un iki yeğeni kendisini zehirlemeğe karar vermişler. Sabah namazından sonra içeceği kahveye zehir katmışlar. Fakat bu iki genç prensin aynı zamanda Emir’in kız kardeşleri olan karıları, her gün yaptıkları gibi kahvenin kıvamını denemek için tadına baktıklarında hemen ölmüşler, amcalarının hışmından korkan iki prens kaçarak El Hasa yakınlarındaki Türk Garnizonuna sığınmışlardı.

Necid Prensi ile ilgili konular önemli bir malzeme oluştururdu. Aynı gece baskına uğradılar. Karşılıklı ateş sırasında hizmetkâr Khalaq vuruldu. Onu gömdükten sonra hızla Kuveyt’e doğru yola çıktılar.

Birkaç Gün sonra Mübarek’in sarayında İbni Suud’la tanıştılar. Uzun boyu, kararlı bakışları, yumuşak ve cömert tavırlarıyla Şekspir’i etkiledi. Suud Şekspir’in çok iyi Arapça konuşmasına ve çölü çok iyi tanımasına şaşırmıştı.

Yeniden çöle açıldı. Thaj bölgesinde İbni Suud’un kampında üç gün baş başa geçirdiler. Abdülaziz İbni Suud  ona saatlerce dedelerinin kurmuş olduğu Suudi Prensliğini yeniden yaratma çabalarını ve Türklere hem bu yüzden, hem de Kur’an’ın emrettiği öz İslâmi kuralları farklılaştırmış olmalarından dolayı duyduğu düşmanlığı anlattı. Abdülaziz İbni Suud Yemen Prensleriyle yaptığı görüşmelerden söz etti. Türkleri bölgeden çıkarmaya yönelik planlı bir başkaldırının ilk gündeme gelişiydi. Şekspir temkinli olmasını, İngilizlerin bu sıralar Arabistan’da Osmanlı Egemenliğinin sürmesini istediklerini anlattı. 70

 Şekspir’in notlarından İngiliz Hükümetinin tutumunu onaylamadığı, İngiliz çıkarları açısından Başta Riyad Prensi olmak üzere Arap isyanına destek verilmesi ve Türklerin Arabistan’dan çıkarılması gerektiğine inandığı belli olmaktadır.71

Ona göre Osmanlı İmparatorluğu çökmekteydi, İngiltere pasif davranmaya ve Arabistan’ı  kendi haline bırakmaya devam ederse bölge düşman güçlerin eline geçebilirdi.

4 Nisan 1991’de gönderdiği, Prensle buluşmasın anlattığı raporunda İngiltere’nin Arabistan politikasını gözden geçirmesi, Suudi Prensi desteklemesi gerektiğini, Türklerin Araplar tarafından sevilmediğini bedevilerin onlara karşı birleşmesi halinde topyekun bir isyanla bölgeden çıkarılabileceklerini savunmaktaydı. İngiliz hükümeti Arap isyanına henüz hazır değildi. Bu rapor dışişlerinde bir telaş yaratmıştır. 71

İstihbarat Subayı Treor ve Şekspir merkezin talimatı üzerine, İbni Suud’la aralık ayında Uqair’de görüştüler. Suud onlara Arap liderleriyle birleşme amaçlı görüşme halinde olduğunu, tehlikenin farkında olan Osmanlıların kendisini anlaşmalarla bağlamaya çalıştığını, bütün bunlara rağmen hala İngiltere ile anlaşma yapabileceğini, hatta İngiliz korumasını kabul edebileceğini söyledi. Şekspir ve Trevor talimatlara uyarak kendisine böyle bir anlaşmanın olamayacağını, Osmanlılarla anlaşması gerektiğini söylediler. Sonuçta İbni Suud istemeyerek de olsa Osmanlı Mutasarrıfı unvanını kabul edeceğini söyledi. 79

Büyük Çöl Yolculuğu

Önceki seyahatlerden kalma ekibini topladı ve yola çıkıldı.20 Şubatta Ajibba kuyularına,26 Şubatta Zilfi’ye vardılar. Şekspir geçtikleri yerlerin ölçümlerini büyük bir titizlikle yaparak harita uzmanlarına isabetli nüfus tahminleri de dahil çok derli malzeme hazırlıyordu.

9Mart’ta Riyad yakınlarındaydılar. Şeyh Şekspir’i çok sıcak karşıladı. 21.30’a kadar sohbet ettiler. Ertesi gün fotoğraf makinesiyle şehre gitti. Surlarla çevrili Riyad’ın ayrıntılı fotoğraflarını çeken ilk Avrupalı oldu. 11Martta Suud tüm ailesiyle Şekspir’i ziyarete geldi kamp yerine. Ailenin fotoğraflarını çekti. 81

 Şekspir yanında İbni Suud’un verdiği rehberlerle Arabistan yolculuğuna devam etti. Şeyhle tarafından kâh dostça, kâh soğuk karşılandı. Bazen de hediye getirmediği için azarlandı. Yanında taşıdığı İbni Suud’un ve Kuveyt şeyhi Mübarek’in mektupları işini kolaylaştırıyordu. Yol boyunca harita çizmeye ve ayrıntılı notlar tutmaya devam etti.

12 Mayısta Kahire’den gelen hac yoluna çıktılar. Şekspir konuşamayacak kadar hasta olan bir Arap rolünü oynadı. İki devenin topallaması üzerine ağırlıklarından bir kısmını, bu arada Şekspir’in banyo küvetini bırakmak zorunda kaldılar. 83

24 Mayısta Süveyş’te İngiliz Ordu kampına vardılar. 1810 mil kat etmişti. Şekspir Mısırı terk etmeden İngiliz temsilciliğine uğrayıp Lord Kitchener ve Sir Wingeate’a rapor verdi. Londra’

da İngiliz hükümeti İrlanda problemiyle meşguldü. Arabistan’la ilgilenmiyorlardı. Londra’da kendisini dinlemeye pek niyetli olmayan yetkilileri ikna etmeye çalıştı.

Kraliyet Coğrafya Enstitüsüne giderek çektiği bütün resimlerin negatiflerini, haritalarını, notlarını bıraktı.  84

Kader Ağlarını Örüyor:

Birinci Dünya savaşının patlaması, Hindistan’la Osmanlı Devleti arasına bir tampon bölge ihtiyacı Arabistan’ı akla getirdi. Bunun için Şekspir’i buldular. Şekspir Osmanlı desteğindeki İbni Raşid’in alt edilmesi ve Arabistan’ın kontrol edilebilmesi için tek çıkış yolunun İngiliz desteğinde İbin Suud’un bağımsızlığının sağlanması olduğu görüşünü tekrarladı.

Şekspir Arabistana gitti. Suud’u ikna etti. Türklere karşı oyalama taktiği uygulayacaktı.

İbni Suud ve ordusu ölde ilerlemeye devam ederken izciler düşman ordusunu sürekli kontrol altında tutuyorlardı. Osmanlılar tarafından desteklenen İbni Raşid’in ordusuna 25 mil kadar yaklaştıklarında Savaştan önceki son savaş kampını kurdular. O gece Abdülaziz İbni Suud Şekspir’in çadırına geldi.Kendisine son defa uzaklaşmasını, savaşın uzağında kalarak kendisini

korumasını istedi. Şekspir ise “Gidersem sadece seni değil; ülkemi de terk etmiş olurum” diyerek kabul etmedi. Dostunu korumak isteyen şeyhin bu defa Arap kıyafeti giyme isteğini de geri çevirdi. Eresi gün Şekspir erkenden kalktı.Savaşa hazırlanan orduyu seyretti.. Yanına fotoğraf makinesini ve tabancasını alarak olayları görebileceği bir kum tepesine çıktı. İbni Sudun ordusunda çözülme başladı. Şekspir’in fotoğraf makinesini kurduğu tepedeki Araplar da makineli tüfeğin tutukluk yapmasını fırsat bilerek her şeyi yüzüstü bırakıp kaçtılar.

Şekspir bir anda kurşun yağmur altında kaldı.24 Ocak 1916’da 36 yaşında-savaş meydanında öldü. 88 1927’de Cidde’deki İngiliz temsilcisi İbni Suud’a hayatında karşılaştığı en değerli Avrupalının kim olduğun sorduğundA aldığı cevap kısa ve netti. Yüzbaşı Şekspir.90

Gerard Evelyn Leachman

Başarılı insanların özelliklerini taşıyan biridir Leachman.

27 Temmuz 1880’de doğdu. Babası bilim adamıdır. Çocukluk yıllarında bile etkileyici ama gerçek düşüncelerini hiçbir zaman belli etmeyen biriydi. Kraliyet askeri kolejinde verimli, çalışkan, bilinçle kendini iyi gizleyen biriydi. 18 Ocak 1901’de 2. kez Güney Afrika’ya gitmek için yola çıktı. Lehman iyi bir binici olarak komutanına asistanlık etti. İyi çalışması, bitmek tükenmek bilmez enerjisi kendini burada da gösterdi. Sorumluluklarını artırıldı. 95

Bir süre Bengal ve Tibet’te bulundu. Basra’dan İngiltere’ye yolculuk hayalini gerçekleştirme  fırsatını yakaladı. Bağdat İstanbul yolunu kat etti. Tekrar Bağdat’a döndü. Basra’da bulundu. Arapçasını ilerletiyor, ancak Türk memurları tarafından takip altında olduğunu fark etti. 98

Bağdat’a döndükten sonra insanlarla ilişkisini iyice artırdı. Musul valisi Muhammed Paşa’nın oğluyla görüştü. Üzerindeki şüpheler iyice artınca ortadan kayboldu. Türk güvenlik güçlerine izini kaybettirmeyi başardı. Arapların her sınıfından insanla yaptığı görüşmelerle tecrübesini artırdı. Yakalandı ve Hail’de hapse atıldı. Bezginlik göstermedi.

Gizli Sondajlar:

Lehman hiçbir zaman Hıristiyan kimliğini gözlemedi. Hapiste kaldığı süre içinde tanıştığı alimlerle İslâm konusunda tartışmalara girdi. Hail’ ulaşmada ısrarcı olduğu için yakalandı. Tatil amaçlı gibi görünün gezilerinde bile gizli bir amaç olur ve başarana kadar işin peşini bırakmazdı.

Kendisinin Kürdistan olarak nitelendirdiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini gezdi. Burada yaptığı gezilerin ötekilerine göre çok kolay olduğun annesine yazdı. Bu bölgede yaşayan Kürt halkına İngiltere ve Amerika’nın yardım etmesi gerektiğini düşünüyordu.

17 Ekim 1912’de İngiltere’den ayrıldı. İran’ın Kuzey batısını, Ermenistan ve Kürdistan’ı gezdi. Esik zorluklarla karşılaşmaya başlamıştı. Gezilerindeki maksadı Arap Coğrafyasındaki Türk ve Alman etkisini kırarak bunu İngiltere lehine çevirmekti. O yükselen Türk ve Alman etkisinin farkındaydı. İlk olarak Alman ajanlarının etkisini kırmak için çalışmaya başladı. BU iş için de bedevi kabilelerinin reislerini kullandı. Walid Ali ve Emir Muhammed İbni Suud ile bir dizi görüşmeler yaptı. Şehirler arasında adeta mekik dokudu. Vahhabi Emiri Abdülaziz vasıtasıyla Riyad’a gitti. Ondan özellikle Türk Balkan savaşı hakkında önemli bilgiler edindi. Riyad çevresindeki sosyal ve kültürel yapıyla yakından ilgilendi.

gezisinde hep bir Arap gibi giyindi. Aba içinde uyudu. Hıristiyan olduğunu hiç gizlemedi. Görünüşü Araplara o kadar benzemişti ki; Bağdat’ta British Residency’i ziyaret etek için gittiğinde içeriye alınmadı. Keskin zekâsının yanında, güçlü bir aktörlük yanının olduğunu da unutmamak gerekir.

Savaş Yılları;

11 Mart 1915’te Mezopotomya Expeditionary Force’de Political Chief görevine atandı. Daha önce edindiği arkadaşlıklarını çok iyi kullandı. Bu sayede Arap liderlere ok kolay ulaştı. Kılık değiştirmesi, doğulu insanlara benzemesi, Arap arkadaşlarının sadakati ve cesur davranışlarıyla Türk ordularının yakınlarına kadar sokuluyor ve tanınmıyordu.

Onun en büyük özelliği savaş alanındaki orduya zor zamanlarda lojistik destek sağlamasıydı. Coğrafyayı ve insan yapısını iyi bildiğinden bu konuda zorluk çekmiyordu.  Tabii ki lojistik desteğin kaynağı Lehman tarafından önceden örgütlenmiş bedevi kabileleriydi.

Bu desteği sağlayabilecek tek insan Lehman’dı. Bu anlamda kötü bir durumda olsa bile Lehman, bu durumdan orduyu kurtarabiliyordu.

2 Şubat 1917’de mektubunda askerlerin hızla ilerlediklerini yazdı.

Bir hata sonra Sir Stanley Maude, Bağdat’ı işgal etti.

Mayıs ortalarında Lehman Kahire’de bulundu. Yolda çok fazla tehlikeye maruz kaldı. Suikast girişiminden kurtuldu.

22 Temmuz 1917’de Bağdat’a döndü.

6 ocak 1918’de Kerbela’ya gitti.

Dulaim yöresinin İngiliz kontrolüne girmesi için, yörenin idarecileri ve şeyhleri ile bağlantı kurmak için bu bölgeye gönderildi. Zorluklara rağmen, Filistin’de General Allenby, Faysal’ın askerleri tarafından desteklendi. Lehman yine Lojistik destek sağlamıştı. Görevi çölde yaşalan Arapları İngilizlere karşı barış içinde tutmak olan ve Batı sınırı kendisine emanet edilen Lehman bu görev de başardı.

25 Mart 1918 General Broking Türkleri yendi. Bağdat yönetiminin desteği yine Lehman tarafından sağlanmıştı.

Ekim 1918 Lehman bizzat Musul’un işgaline katıldı. Orduya politik sorumlu olarak refakat etti.

22 Ekim-İngiliz Orduları konuşlandırıldı..

31 Ekim-Kesin başarı sağlandı

Lehman, Musul’a askeri-Politik yönetici olarak atandı. Bu ona yöneticilik yeteneklerini gösterme fırsatı verdi. Kentteki bütün sınıfların onayın alarak kente hizmet verdi. Arap ve Kürtler arasındaki dengeyi çok iyi kurdu. Kürtlerin ayaklanmalarını kırmak için bazı Kürt liderlerini öldürttü.

Lehman Ekim 1919’a kadar Musul’da kaldı. Daha sonra Hindistan’a politik yönetici olarak atandı

Haziran 19207e tekrar Bağdat’a geldi. 12 Ağustos 1920’de Şeyh Dhari ile görüştükten birkaç saat sonra öldürüldü.

Zoba kabilesi onun ölümünden sonra hemen ayaklandı.

Tek başına bir ordu olan Lehman’ın ölümünden sonra Albay J.E. Tennant, İngiltere’nin yöredeki hakimiyetinin yok olacağını söylemiştir. 103

Çöllerin Kızı Gertrude Bell: Emir Turam

Bilim kadını, tarihçi, arkeolog, kaşif, şair, dağcı. Botanikçi.Ülkenin onurlu bir hizmetkârı.

14 Temmuz 1868’de doğdu. 12 Temmuz 1926’da Bağdat’ta öldü. Ülkenin en önde gelen sanayici ailelerinden birine mensuptur. Keskin bir zeka ve iyi bir eğitim, muhteşem zenginlik

Bazı mutsuzluklardan onu korumaya yetmedi. Doğumundan üç hafta sonra annesi veremden öldü. Cenazeye yetişmek isteyen amcasına İtalya’dan gelebilmesi için Kraliyet Savaş gemilerinden birinin tahsis edilmesi ailenin gücünü göstermektedir.

Çok kültürlü ve iyi yetişmiş biri olan üvey annesi Florans ile sıkı bir dostluk kurdu. Maddi sıkıntıları yoktu ama asalet unvanına ihtiyaç duyuyordu aile. Alderley Baronuyla evlenen hası sayesinde bu unvan alındı. Asalet unvanı sayesinde ailenin erkekleri dönemin soyluları arasında adet olduğu üzere Eton’da eğitiliş sonra da Oxford’a devam etmişler, kızlar ise evde piyano çalmayı ve dikiş dikmeyi içeren özel eğitimden geçirilmiştir.

Piyano çalmaktan nefret eden ve bütün vaktini kitap okumaya ayıran Gertrude’un zekâsı ve öğrenme isteği ailesi için problem oluşturmuştur.

Öğrenciliği parlaktı. Oxford’un ilk kız fakültelerinden Lady Margaret Hall’e kaydoldu. O dönem Oxford’da okuyan kız öğrenciler, kızların yüksek öğretim almasına karşı çıkan İngiliz toplumuna erkekler kadar başarılı olabileceklerini ispatlamak amacıyla bütün güçleriyle derslerine çalışmaktaydılar. 1886’da kızların evde oturması gerektiği hararetle tartışılıyordu. Bazı hocalar kızlara ders vermenin boş bir uğraş olduğunu düşünüyor ve küçümsüyorlardı.

Kızların erkeklerle eşdeğer zihinsel kapasiteye sahip oldukları yeni yeni kabul edilmeye başlamıştı.

Gertrude 9 dönemlik tarih bölümünü parlak bir dereceyle 5 dönemde bitirdi. Bütün derslerini bitirmesine rağmen Oxford’dan diplomasını alamadı. Çünkü kızlara diploma alma hakkı 1920’den sonra tanındı. Bitirme sınavlarında Stuart döneminin en büyük uzmanı kabul edilen Prof..Gardiner’e 1.Charles hakkındaki görüşlerine katılmadığını söylemesi ukalalık ve aşırı özgüven olarak yorumlandı.  

“Ukalâ Oxford tavırları”nı bırakması için yengesinin yanında bir süre kalması istendi.

Amcası’nı İran’a elçi tayin edilmesinden bir yıl sonra Bell’de İran’a gitti. 14.Yüzyıl Sufi şairi Hafız divanını İngilizceye çevirdi. Frank amcası Berlin’e tayin edilince o da Berlin’e gitti. Berlin’deki günleri diplomatların parlak hayatlarının yörüngesinde yemekler, balolar, buz pateni partileriyle geçti. 1897’de Southampton gemisiyle Dünya seyahatine çıktı. Paranın getireceği her şeye sahipti. İşlek zekası, derin kültürü, konulara sert yaklaşımı karşısına çıkan adayları ürkütüyordu. Zekâsını ve öğrenme isteğini ancak seyahat ederek bastırabiliyordu.  

Alman diplomat Dr. Rosen’in davetiyle Kudüse gider. Dönüşte ileri derecede Arapça öğrenir.

Bütün şiveleri konuşabilen Arapça uzmanı olur.

1900 yılında Katır sırtında, Bedevi rehberler eşliğinde Osmanlı topraklarında seyahat etmektedir. Hem yazılı izin almak hem de refakatçi askerlerle dolaşmak zorundadır. Ölüdeniz çevresini kapsayan ilk çöl seyahatini yapar.  1903’ten sonra 10 yıl süreyle Suriye, Filistin ve Anadolu’nun ıssız bölgelerindedir.

Gertrude Bell’in de inandığı, o dönemde İngilizler arasında yaygın g görüş, gelişmekte olan ülkelerin medeni dünyaya kazandırılmamaları gerektiği şeklindeydi.  Bunun en kestirme yolu Mısır’da olduğu gibi İngiliz idaresinde kalmaları ve geliştirilmeleriydi. 119

Gertrude geçtiği yerlerde daha sonraki gelişlerinde faydalı olabilecek kimselerle dostluklar kuruyordu. Arap şeyhlerini de etkili dostları arasına kattı.

Çölde mahiyetiyle birlikte yalnız seyahat ediyor,  bu seyyahın yalnız bir kadın olduğunu öğrenenlerin hayretleri onun hoşuna gidiyordu.

Konya yakınlarında Madenşehir’de bulunan Binbirkilise’de kazı yapmaya, arkeolojik araştırmaya başlar. Akşamları yemekten sonra notlarını düzenler. Haritaları işaretler.1911’de Bell’in notları ve fotoğraf makineleri çalınır. Bunların bedeli Osmanlı resmi makamları tarafından kendisine ödenir. Asayişi sağlamakla yükümlü Osmanlı Devleti önemli İngiliz ziyaretçisinin zararını tazmin etmeyi görev bilmiştir. 123

Ağustos 1919’da Londra’dadır.Ocak 1911’de Bell Mezopotamya’ya döner. Musul’a giderken Alman arkeologlarla karşılaşır.

Musul’dan Mardin ve Urfa üzerinden Kargamış’a gelirler. Burada arkeolog Hogart yönetiminde İngiliz ekibi hem kazı yapmakta, hem de az ilerideki Almanların demiryolu çalışmalarını gözetlemektedirler.

Hail’e gider, İbni Raşit’i ziyaret eder. 21 Kasım 1913’te Beyrut’a gelir. 25 Kasım’da Şam’dadır. 20 deve, rehberler, yiyecek, silahlar, yol üzerindeki şeyhlere verilecek hediyelerle 16 Aralık’ta yola çıkar. Ziza şehrinde kendilerine seyahat izni vermek istemeyen Osmanlı yetkilileriyle tartışır. Resmi evraklarını yetkililerin elinde bırakarak gizlice yoluna devam eder. Gelişmelerden korkan üç deve bakıcısını  kendisini terk eder. Uğraşları ona Çöllerin Kızı lakabını kazandırdı. 24 Şubat 1914’de Hail şehrinin karşısında kamp kurdular ve geldiklerini haber verdiler. İbni Raşit şehirde değildir. Amcası İbrahim tarafından karşılandılar. Birkaç gün sarayda oda hapsinde tutuldular. Bell’e Emir’in izni olmadan şehri terk edemeyeceği sertçe söylenir. Sonunda isyan eder. Sert bir şekilde ertesi gün gitmek istediğini söyler ve cevap beklemeden çıkar odadan. Bu rest etkili olmuştur. Ertesi gün şehri dolaştıktan sonra Bağdat’a yola koyulur. Hail’dekilere kızmıştır. Arabistan’ı Suud Prensliğinin yönetmesi gerektiğine hükmeder. Onlara ziyarette bulunmak için planlar yapmaya başlar.

Eylül 1914’te Savaş bakanlığı Gertrude Bell’e  başvurarak Suriye hakkındaki görüşlerini belirten bir rapor ister.

Bell Londra’da Kızılhaç bürosunda yaralıların ve savaş kayıplarının takibini yapmakla görevlendirilir. Gönül ilişkisi kurduğu Dogty Wylie ise iyi derecede Türkçe bildiği için Hamilton Komutasında Çanakkale’ye çıkarma yapacak birliklerin ön safına atanmıştır. 23 Şubat 1915’ten önceki 4 günü birlikte geçirirler. Bell ona kendisini almasını, onsuz yaşayamayacağını söyler. Hele o cephede ölürse kendisinin intihar edeceğini .. 25 Nisan’da Doughty-Wylie’nin gemisi River clyde Gelibolu’da karaya yanaşır. Wylie Seddülbahir köyüne yapılan saldırıya komuta eder.Elinde sadece bir kamçıyla askerlere kumanda ederken kafasına yediği bir kurşunla ölür. Düştüğü yere gömülür. Victoria cesaret nişanına ayık görülür.

Ekim 1914’te Kahire’de kurulacak Arap Bürosunda görev alır.

Kuveyt’in eski İngiliz temsilcisi yüzbaşı Şekspir İngiltere hükümetini güçlü olmak için İbni Suuud’la işbirliğine yöneltmek için çabalamaktadır. Savaşın çıkması kaçınılmaz olunca  İngiliz yetileri Osmanlının Almanların yanında savaşa girmeleri halinde Hindistan yolunun tehdit altında olacağını görmüşler ve Şekspir’i acele Suud’la anlaşmaya yollamışlardır.

Bu sırada Bell Şekspir’den kendisine gelişmeleri bildiren bir mektup alır. Kendisi İbni Suud’un savaş kampındadır ve İbni Raşit’in üzerine yürümektedirler. Su mektuptan üç hafta sonra Şekspir’in savaş meydanında ölmesinden sonra Ortadoğu’da yeteri kadar güçlü olduğunu düşünen İngiltere İbni Suud’la bir süre ilgilenmeyecektir.

Osmanlı Devleti savaşa girdikten sonra bütün Müslümanların birleşerek düşmana karşı koyması için cihat ilan edecek, İngiltere de bu akımın önünü kesmek için Mekke Emiri Hüseyin’le işbirliğine gidecektir. Bunun için Arap özgürlüğü fikri canlandırılacak, Hüseyin’e de kurulacağı vaat edilen geniş sınırlara sahip Arap krallığının başına geçmesi teklif edilecek, geniş para ve silah yardımı yapılacak ve böylece işbirliği sağlanacaktır.

Bell 1905’te beri yaptığı seyahatlerle ilgili geniş raporlar hazırlayıp istihbaratla ilişkili keselere takdim etmiştir. Resmen istihbaratın elemanı gibi görünmeyip maceracı, gezmeye düşkün biri olarak algılanmasını istemiştir. İstanbul’da istihbaratla görevle George Lloyd’la sıkı işbirliği içindedir.  Böylece istihbarata resmen girince kendisini dostlarının arasında bulmuştur. 132

Gelişen siyasi Kariyer: 133

Gertrude BEll Mısır’a geldiğinde Kendisini Çanakkale cephesine yollanmak üzere bekleyen taze Anzak birlikleriyle cepheden yeni gelen yaralı kafileleri içinde buldu.  Çanakkale hareketinin uzamasının İngilizler için büyük bir hata olduğu anlaşılmıştı. İngiliz savaş bakanlığı cepheyi kapatıp Çanakkale’den çekilmeyi düşünmekteydi. Nitekim birkaç hafta sonra geri çekilme emri verildi.

Bell Kahiredeki ilk haftasını Fransız Meslektaşı Georges Picot ile Osmanlı topraklarının paylaşılmasını planlayan Mark Sykes ile geçirdi.
Ortadoğudaki bütün İngiliz aktiviteleri , savaş hareketleri Hindistan yönetimi tarafından düzenlemekteydi.   Kahire Bürosu ise bunu kendilerinin yönetmesini savunuyordu. Bağdat üzerine yürüyen İngiliz ordusunun Türkler tarafından kuşatılması bu anlaşmazlığı tırmandırmıştı.

Gertrude Bell davet aldığı Hindistan’a hareket eti.  Delhi ile Kahire Bürosu arasındaki anlaşmazlığı yumuşattı. Mezopotamya’daki Şii çoğunluğa karşılık Hindistan Müslümanlarının Sünni olması ve halifelik yüzünden Osmanlılara yakın olan Hindistan Müslümanlarının Şiileri herhangi bir ayrıcalık tanınması halinde isyan etmelerinden korkuyorlardı.

Hindistan Kral Naibi Lord Harding’e Çanakkale, Doğu Afrika ve Mezopotamya ve Selanik cephelerinin aslında lüzumsuz olduğunu, savaşı yaymaktan ve uzatmaktan başka bir işe yaramadığını, yapılması gerekenin kuvvetleri Avrupa’nın göbeğinde toplayıp Almanlar’a kesin darbe vurulması oluğunu savunuyordu.134

Mart başında Bell Basra’ya geldi. Arap kabileleri hakkında ayrıntılı bilgi toplamaya devam ediyordu.

 1916 Mayıs başında Kut şehrindeki 9000 İngiliz askerinin Türkler tarafından teslim alınmasıyla İngilizlerin Mezopotamya harekâtı büyük biz darbe yedi.  Kuşama sırasında içeriden ve dışarıdan yarma teşebbüslerinde 24 bin kişi hayatını kaybetmişti. Bell babasına yazdığı mektupta plansız hareket edildiğini, Arabistan’ın bir bütün olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

Haziran 1916’da Gertrude Bell Basra’ya resmi temsilci olarak atandı. Bütün faaliyetleri resim kontrol altındaydı. Bordrolu memur olmuştu. Cinsiyeti yüzünden büroda tutulduğunu düşünüyor ve bundan şikâyet ediyordu. Bu dönemde yanında altın keseleri ve silah sandıklarıyla sık sık Mekke’yi ziyaret eden meslektaşı Lavrens’in yerinde olmak isteğini kesindir.

BU arada Kahire’deki arkadaşları arap isyanını olgunlaştırmaktaydılar. İsyanın resmi başlangıcı Emir Hüseyin’in baş kaldırdığı gün olan 5 Haziran 1916? kabul edilmektedir.

Hüseyin7e Arabistan Krallığını vaat etmişlerdi.  İbni Suud’u yaklaşık 5 yıldır oyalamış olan İngiltere Kabileler üzerindeki etkisini görerek kendisine önem vermeye başlıyordu.

1916 yılı sonunda Basra konusunda düzenlenen toplantıya çağrıldı, Bell burada kendisiyle tanıştı.  “Karşılaştığım en ilginç kişiliklerden biri” diyecektir Bell. 137

İngiltere temsilcileriyle görüşmeye gelen Suud burada bir kadın tarafından karşılanmaktan şok içindeydi. Kadınların böyle görev almaları onu şaşırttı. Gertrude BEll ise onu etkilemek için trenlere, gemilere, otomobillere bindiriyor, uçakları, ağır patlayıcıları, uçaksavarları, hastaneleri gösteriyor, ince sesiyle Abdülaziz, Abdülaziz şuraya bak, peki bunun hakkında ne düşünüyorsun şeklinde sorularla onu büsbütün sinirlendiriyordu. Yine de İngiltere ile Necid prensi arasında bir yakınlaşma sağlanmıştı.

  1. Mart 1917’de Bağdat’ın düşürülmesinden kısa süre sonra Bell şehre geldi. Ortadoğu’da

en üst seviyedeki İngiliz görevlisi Sir Percy Cox’un sekreteri olmuştu. 1917 yazında Bağdat7ta kendi evi vardı. Bir gül bahçesini içinde üç yazlık ev. Sabahları erkenden kalkıyor, 6-7.30 arası at bindikten sonra banyo yapıp kahvaltı edip akşam 8’e kadar çalıştığı büroya gidiyordu.

BEll’in yaptığı önemli işlerden biri de sınırın korunması için Anaiza kabilesinin şeyhi Fahad Bey’i İngiltere tarafına çekilmesiydi.

Hem Almanların hem de Osmanlıların bölgeyi yeniden eline geçirme ümitlerini korudukları, sınırın gerisinde tahkimatlarını güçlendirdikleri ve Fahad Bey’i kazanmak için çalıştıkları bu dönemde Gertrude Bell’in bunu başarmasının çok sayıda altın torbasına bağlı olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır.

Bütün bu işlerin arasında ailesine, dostlarına ve hükümetin çeşitli kademelerindeki kişilere yazmakta olduğu mektupları hiç aksatmıyordu.139  Evinde sık sık partiler veriyordu.

Her zaman özlemini çekmesine rağmen kaderinin kendisinden esirgemiş olduğu bir kocanın ve çocukların sıcak sevgisinin eksikliği, hayatını dolu dolu yaşamasını engellemekteydi.

Bell 48 yaşına gelmişti ve hala yalnızdı.

Bu arada Arap Bağımsızlığı adlı gazetenin editörlüğü de ona verildi. Babasına yazdığı mektpta: “Günler güneşin altındaki kar gibi hızla geçiyor.” Diyecekti

140. Kendini adeta işine gömüyordu…

…Fransızlar Sykes-Picot antlaşmasının kendilerine Suriye’nin tamamını verdiğini savunmaktaydılar. Hüseyin’in büyük oğlu Faysal buna şiddetle karşı çıkmaktaydı Fransızların Suriye’yi işgal etmeleri halinde Hicaz Arapları dahil tüm Arap dünyasını  savaşa sokacağı tehdidini savurmaktaydı. Wilson Mart başında İngiliz çıkarların savunmak ve Iraktaki durumu bildirmek üzere Paris’E gönderdi.

Bell Paris’te hem Faysal’la tanıştı, hem de onu destekleyen eski arkadaşları David Hogarth ve Lavrens ile uzun görüşmeler yaptı. Lavrens çok etkileyiciydi. İngiliz toplumunun ihtiyaç duyduğu savaş kahramanı rolünü üstlenmişti.  Paris’te Arap kıyafeti ile dolaşırken göz kamaştırıyordu. 142

  Fransızların taleplerine rağmen aynı yıl içinde Faysal İngilizlerin desteği ile Suriye’nin bir bölümünde İngiliz ordusunun kontrolünde bir Arap krallığı kurmayı başardı.  Bell Bağdat’a dönerken Ekim 1919’da Suriye’yi ziyaret etti. Gertrude BEll’i Arap ülkelerinde İngiliz yönetimi lehindeki fikir tamamen değişmişti. Irak’ta İngiltere’nin tek şansının buna benzer bir düzen kurmak olduğunu düşünmekteydi. Bell bir takım bilgileri dostlarıyla paylaşmaktan çkinmezdi. Gizliliğe hiç önem vermezdi. Babası Bell, Demir Çelik işletmeleri savaş sonrası sıkıntıya düştü.

Mayıs ayında İngiliz Hükümetinin Milletler Cemiyetinin tavsiyesi üzerine Irak’ta MANDA YÖNETİMİ kurmayı kabul ettiğini açıklamasıyla ülkede gerginlik artmıştı. İslami ögelerin çok güçlü olduğu halk arasındaki radikal çevrelerde ve özellikle de Şiiler arasında

İngiliz düşmanlığı başlamış, bu da Arap Milliyetçiliğinin güçlenmesine yol açmıştı. Camilerde yapılan kalabalık toplantılarda amacın tam bağımsızlık olduğu işlenmekteydi.

İngilizlerin ortalığı yatıştırma çabaları Irak’ta Sünni azınlığın yönetime hakim olacağından çekinen Şiileri yatıştırmadı. Sonunda isyan çıktı. Wilson Hindistan’dan takviye kuvvet

istedi. Camilerde toplantı yapılmasını ve geceleri sokağa çıkmayı yasakladı. İsyan Dicle çevresindeki kabileleri ve büyük şehirleri pek etkilemese de oldukça büyüdü ve ancak Şubat 1921’de bastırılabildi.

Sonuç olarak İngilizlerin Fırat bölgesindeki kabileler üzerinde siyasi hakimiyeti azaldı. Daha önemlisi düzenin yeniden sağlanmasının can kaybına eklenen 40 milyon sterlinlik maliyeti İngiltere’de homurdanmalara yol açtı.

Bu hayal kırıklığı ortamında Amerikalı gazeteci Lowel Thomas “Lavrens Of Arabia” efsanesini başlattı.  Suriye gezisinde tanıştığı Lavrens’i hayal gücünün de desteğiyle bire bin katarak öylesine yazdı ve anlattı ki kısa sürede onun hatıralarını inlemek üzere konferans salonlarını doldurmaya başladılar.

O sırada Arabistan’daki en ünlü İngiliz şüphesiz Bell idi. Tarihin akışı Lavrens efsanesi tarafından silinip süpürülmüş, gerçekle hayal birbirine karışmıştı.

//

Güneyde gittikçe güçlenen İbni Suud İngilizler için tehdit oluşturmaya başlamıştı. İbni Suud Emir Hüseyin’in kendisine bağlı olamsı gereken toprakları ele geçirdiğini ididia ediyordu. Sonunda Hüseyin’in ordularını bozguna uğratıp Mekke ve Medine’yi alarak Arabistan’ın tek hâkimi olmayı başardı.

Petrol rezervleri artık milliyetçi güçlerin de ilgisini çekmekteydi. Ve İngilizlerin işleri etsisi kadar kolay değildi. 145

Irak Krallığı kuruluyor:

Percy Cox, gertrude Bell ve Philby İngiliz yönetiminden Arap yönetimine geçiş sürecini rayına oturtma için çalışmaya başladılar. Cox, Bell’in “Yerel kabile ve toplumların hem ileri gelenlerini hem de politikalarını parmaklarını ucunda tuttuğunu” yazmaktadır.

Bağdat’ın Türk yanlısı ileri gelenlerinden Hikmet Bey ve Sasun Efendi öğle yemeğine çağrılarak Osmanlı Padişahının oğullarından birisinin başa geçirilmesi hakkında ne düşündükleri soruldu.  Tasvip etmediler.

Şubat 1921’de Churchil’in düzenlediği Kahire konferansına gitti. Konferansta alınan genel karar Emir Hüseyin7e savaş sırasında verilmiş sözlere mümkün olduğunca uyulmasıydı.

Bunun üzerine Faysal Kral Adayı olarak Bağdat’a davet edildi. Kardeşi Abdullah’a ise Sun’i olarak yaratılacak olan Ürdün Krallığı önerildi. Böylece yaşlı emirin Osmanlılara karşı başkaldırışının diyeti ödenmiş olacaktı.

Bell, Bağdat’a döndüğünde dostlarına “başardık” diye zafer çığlıkları attı. Faysal’ın Kral olmasıyla gittikçe güçlenen  Arap milliyetçilerini kendi yanlarına çekeceklerinden şüphesi yoktu. Faysal’ın İrak’ı ziyareti için planlar yapıldı. Kahire konferansında onun kral olmasına karar verildiği halde, işi kitabına uydurmak için bir seçim yapılması gerekecekti.

Faysal’ın Bağdat’a gelmesiyle Bell onun gönüllü mihmandarlığını üstlendi. Şehrin ileri gelenlerine kadar her konuda brifingler verildi.  Referandumda Faysal tek adaydı. Kral olup olmaması oylandı. % 96 ile kazandı. Şii ve Kürtlerin muhalefeti bilinince bu yüzde doksanaltının uydurma olduğu açıktır.  Bell faysal için olağanüstü çaba göstermiş ve çok yorulmuşu. Bir daha kral yaratmak için çalışmaya paydos. Çok yorucu oluyor” sözleri bu duruma BEll’in bakışın gösterir. Ülkenin yeni bayrağının rengi dahil bütün ayrıntılarla bizzat uğraştı. 1922, 1923 yıllarında Faysal’ın Sarayının döşenmesiyle ilgilendi. Mobilyalarını Londra’dan getirtti. 1922 başında Faysal ve adamları İngiltere ile hiçbir manda anlaşması yapmak istemediklerini, sadece bir dostluk anlaması yapacaklarını bildirdiler. Irak-İngiliz Dostluk anlaşması 1922’de imzalandı. Fakat hemen uygulanmadı.

Türklerin sınıra asker yığmaları, Musul ve Kerkük’e sahip çıkmaları dengeleri değiştirebilirdi. Türklerin savaş açmasından korkan Faysal İngilizlerle yapılan antlaşmayı onaylatmak için hemen bir seçim yaptırıp meclis oluşturdu.

Bell Bağdatın en sevilen simalarındandı. Her gün yüzüyor, ata biniyordu. Araplara yaklaşırken kendi ulusundan uzaklaşıyordu. 27 Mart 1924’te yeni meclis açıldı.  İngilizlerle yapılan anlaşma onaylandı. 3 Ekim 1932 İngiliz mandası sona erecek ve Irak bağımsız bir devlet olacaktır. Fakat Gertrude Bell rüyasının gerçek olduğunu görecek kadar yaşamadı.

Gertrude insanlara olağanüstü ilgi gösterir, nereye gitse hayat boyu sürecek dostluklar  kurardı.151

1925 sonunda Zatürreye yakalandı. 1926’da Bell’in bizzat topraktan çıkardığı eserler dahi Bağdat müzesi açıldı. 12 Temmuz 1926’da Bağdat’taki evinde öldü. Oraya gömüldü.

//

John Philby

(Doğumu 1885)  Orhan Koloğlu

Kembriç üniversitesinde doğu dilleri eğitimi gördü. Urduca, Farsça. Arapça, Beluci, Peştu ve Pencabi dillerini iyice öğrendi. Hindistan hükümetinin sivil servislerinde görevlendirildi. Görevi, İngiliz yönetimini ülkenin karmaşık kütleleri içinde yayılan siyasi akımları kontrolde tutmak ve halkı Rusya’dan gelecek tehditlerden korumak için çalışmaktı. Hakkındaki yerlilerle fazla ili dışlı oluyor raporuna rağmen Bengal Tetkik komisyonu sekreterliğine getirildi. Dünya savaşı başladığında Mezopotamya’daki İngiliz ordusunun Haber alma bölümünün mali işlerini yürütmekle görevlendirildi. Ailesi konusundaki kompleksini bir türlü içinden atamayan Lavrens’e karşılık Philby son derece rahat biriydi. Bir çingenenin çocuğu olabileceği konusundaki söylentileri bile gülerek karşılayacak bir iç genişliğine sahipti.

İngiliz haber alma kurumları ajanlarını seçerken onlarda kalıpçı olmaktan ziyade yaratıcı kişiliği tercih etmişlerdir. Philby de bağımsız yanı ağır basan ve kendin kabul ettiren bir yapıya sahiptir.  O Hindistan’ı itaatta tutmak için görevliyken İngiltere ile Almanya arasındaki rekabet şiddetlenmiş ve Hindistan’ın güvenliği için İran ve Basra körfezinin sıkı kontrole alınması ihtiyacı doğmuştu. 1898’de Alman İmparatorunun Şam’da Müslümanların dostu olduğunun ilan edilmesi ve Bağdat Demiryolu yapımının Sultan tarafından Almanlara verilmesi Londra’yı son derece rahatsız etti. Bölgede müttefikler bulmak ön plana çıktı. İran’ın güneyindeki aşiretler gibi Kuveyt’ten Aden’e kadar pek çok yerel lider para karşılığı dost yapıldı.  Gerçi bunlara pek güvenilmiyordu. İr resmi yazıda belirtildiği gibi hemen daha çok verenin yanına geçmeye hazırdılar. Yine de “Kullanılabilecek her silahı denemeden bırakmamak” ilkesi  İngiliz politikasının emel çizgisiydi.  179

    Hindistan’ın alanına Irak,Basra Körfezi Şeyhlikleri,  (Kuveyt-Bahreyn) Arap Yarımadasındaki Emirlikler (Necd’deki Vahhabiler v.b.) giriyordu.  Bunlar aylık ödeneklere bağlanarak Osmanlı devletine karşı işbirlikleri, en azından tarafsızlıkları elde edilmişti. Özellikle Vahhabilerin reisi İbni Suud bölgedeki en etkili güç olduğundan beş bin sterlin aylıkla İngiliz Egemenliği kabul ettirilmişti. İngiltere para dağıtan tek güç değildi. Savaştan önce Osmanlı devleti de göçebe aşiretlerin sadakatini parayla satın alıyordu. Cemal paşa hem İbni Suud’a hem de onun rakibi olan İbni Reşit’e para yetiştirmeye çalışıyordu. Bu biriyle yarış eden güçlerin Suriye ve Irak’a akıttıkları para 40-50 milyon altını buluyor. Haccın güvenliği ve diğer sebeplerle bölgeye akan para 200 miline çıkmıştı. Yarışta İngiltere büyük farkla öneydi. En büyük ödenek açıkça ayaklanmayı kabul eden Mekke şerifi Hüseyin’e bağlandı. Ayda 20 bin altın.

Phiyby’nin görevi ara ilet düşman (Tük-Alman) hatları gerisinde taraftar sağlamaktı. Şehir halkları kadar bedeviler de kendileri dışında savaşa ilgi göstermiyorlardı. Verilen paralar da boşa gidiyordu. İngilizler arasında “Arapların güvenilebilecek tek şeyleri güvenilmezlikleridir” deniyordu.

Başlangıçta başarı kazanıyormuş gibi görünen Hindistan Ordusunun 1utülamare’de Türk ordusunca kuşatılması v 3 bin ölü ve yaralı, 13 bin de esir olmak üzere 46 bin kayıp vermesi İngiltere’nin resmi yayınları ve raporları Türkler’e teslim olmaktan mutluluğu belirtmektedirler. “Kader ordumuzu temiz savaşan bir düşmanın eline teslim etti. Dolayısıyla esir olmalarına endişeyi mucip bir şey yok. Şanslıyız ki Türklere esir düştüler. Köpek yiyenlerin ellerine düşmediler.”  Asıl korkuları askerlerinin çölde kaybolup yerlilerin eline düşmesiydi. Zira çırılçıplak soyup ölüme terk ediyorlardı.

  Philby, Türkler’den çok, Irak ve İran’da çalışan Alman ajanlarına karşı sonuç aldı.  Arap dilencisi kılığında halkın arasına karıştığı ve iki alman ajanını izlediği söyleniyor. Birincisi Hindistan ile Mezopotamya arasındaki iletişim hatlarını kestiren ünlü Wasmuss, diğeri Basra körfezinde çok etkili olduğu söylenen Preusser’ir. Preusser bir Arap tarafından bıçaklandı ve öldü. İster kendisi yapmış olsun ister yaptırmış olsun olay Philby’e mal edildi.

Hüseyin’in “Bütün Asya Araplarının Hükümdarı sayılma arzusuna İbni Suud’u ellerinden kaçırmamak için karşı çıktılar. “Osmanlı devletini, yerini daha güçlü bir İslâm Devleti alması için yıkmıyoruz” diyen İngiliz Politikası, küçük küçük Arap Devletlerini tercih ediyordu. Hüseyin’e Hicaz’ı, Suud’a Necef’i yeter görüyor ve aralarında düşmanlığın devamıyla kendisinin hakemlik durumunda kalmasını tercih ediyordu. 182

“Haşimilerin ahlâki açıdan hemen çözülecek kilden heykeller”  olduklarını ispat gayretindeydi.

Şerif Hüseyin’in direnmesine rağmen İngiliz ve Fransızlar Osmanlı topraklarını istedikleri gibi paylaştılar. İngilizler Fransızların Suriye Krallığından uzaklaştırdıkları Faysal’ı Irak’a, Kardeşi Abdullah’ı ise Ürdün’e kral yapma karşılığında Yahudilerin Filistin’e yerleşmesine razı ettiler. Lavrens bu pazarlıklarda rol oynarken Philby yeni kurulan Ürdün Krallığının düzenlenmesi ve tabii İngiliz kontrolunun kökleşmesi ile görevlendirildi.

..Hüseyin durumunu güçlendirmek için 1924 Martında Halifeliğini ilan etmekle daha büyük bir hata işledi. Zira en başta Araplar tarafından sevilmiyordu. …Adı İngiliz Ajanı’na çıkmıştı. Onun Halife olması İslam dünyasındaki İngiliz aleyhtarı akımın daha da güçlenmesine sebep olabilirdi.

İbni Suud Hüseyin’in halifeliğini reddettikten sonra 1924 Ağustosunda Taif’e yürüdü. Bu sefere Philby’de katıldı. Burada 400 kişi öldürülerek şehir ele geçirildi. Mekke panik içindeydi. Halk Hüseyin’den şehri terk etmesini istedi. Mekke’den sonra Cidde, ertesi yıl Medine Suudilerin eline geçti. Böylece İngiltere İslâm dayanışmasını kırmak için desteklediği bir Arap Lideri, yine kendisinin güçlendirdiği ve kontrol ettiği bir diğer liderle tasfiye etmiş ve kendisi temize çıkmış oluyordu.

Mekke’yi alınca 100 bin adet nargileyi kırdıkları söylenen Vahhabilerin içki ve sigara konusundaki yasaklamalarına tam uyuyordu. Yatak, masa, iskemle gibi şeyleri lüks saydı. Bağdaş kurup yere oturmaya öyle alıştı ki, İngiltere’yi ziyaretinde kriket maçlarını çim üzerine bağdaş kurarak seyretti.  

1930’larda İslâmiyet’i kabul edip Abdullah adını alarak ruhunu da sükûna erdirdiğini ilan etti. İbni Suuud’un hediye ettiği bir Arap cariyeyle yerli hayatına daha da intibak etti ve ondan iki çocuğu oldu.

İbni Suud’un ona büyük bir güveni vardı. Özel danışmanı olarak uluslar arası konularda krala yol gösteriyor, ilişkiler sağlıyordu. Bölgeye büyük İngiliz ve Amerikan Petrol şirketlerinin temsilciliğini üstlenerek girmesinde rol oynadı. Esik otomobilleri, radyoları ve bir sürü malzemeyi ithal ederek para kazandı.

Rusya ve İngiltere’yi kapsayan bir geziden dönüşte Beyrut’ta oğlu Kim Pilby’nin yanında aniden öldü. Oğlunun İngiliz ve Amerikan haber alma örgütlerine sızmış en önemli Sovyet casus olduğundan haberi yoktu. 189