Kutsal Topraklarda Casuslar Savaşı – Lavrens
28 Mayıs 2019
Din ve Devlet İlişkileri
28 Mayıs 2019

Türkiye’de Misyoner Faaliyetler – Diyanet

İlknur Polatoğlu’nda ..21

Yabancı okullar Osmanlı İmparatorluğunun çökmesine sebep olan başlıca unsurlardan biridir.

Okul denince eğitim olgusunun dışında, farklı bir uygulama var; siyasi faaliyetler. Burada eğitim, sadece siyasi faaliyetlere birer maske olarak, paravana olarak, hattâ merkez, karargah olarak kullanılmıştır.

Siyasi faaliyetlerin yanı sıra, dini faaliyetler de bu okulların gerçekten eğitim dışına yönelmelerine sebep olmuştur.

Yabancı okullarda Müslüman öğrencilerin okuması yasaktı. Bazıları değişik isimler altında, bazıları da isim değiştirerek bu okullarda okudular.

Okullarda halktan kopuk olmama özelliği var. Yabancı okullar bunu seminer ve konferans sistemi ile çözmüşler. Osmanlı okullarında ise cer sistemi denilen bir uygulama var. Bu cer sistemiyle, halka, halkın ayağına gidip, konferanslar vererek konuşmalar düzenleyerek belli bilgileri halka aktarmaya çalışıyorlar. 26

Yabancı okullarda 155’ten sonra çoğalma ve yayılma akıl almayacak kadar büyük boyutlarda.

O kadar büyük boyutlarda ki bazen okul açtıkları bir yerde aynı derecede tekrar bir okul açmak için müracaat ediyorlar. Osmanlı meseleyi yavaş yavaş kavramaya başlıyor. Neden bu kadar çok okul açmak isteniyor?

1860 yılından sonraki yaygınlaşmayla birlikte siyasi faaliyetler de çoğalmıştır. Osmanlı devleti bunun farkına varıncaya kadar o kadar uzun bir süre geçmiştir ki devletin yapabileceği bir şey kalmamıştır. Yapılabilecek herhangi kanuni bir dayanak yok.  1845’te okulların açılıp kapanmaları konusunda izin alma olayı getirilmiş ama hiç kimse uymamış. 1860’ta çıkarılan gümrük nizamnamesine konulan madde ile “Okullara getirilecek her türlü malzeme, araç gereç, kitap bundan sonra kontrol edilecek. Elçilikler buna şiddetle itiraz ediyorlar. 1895’e kadar bu karar ciddi olarak uygulanmamış.  1895’de kontrol kararlı bir şekilde uygulanmaya başlanıyor. Gelen malzeme gümrükten geçirilmiyor. Aşırı tepki gösteriyorlar. Yabancı devletler ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Bir araya gelip ortak olarak Osmanlı devletini protesto ediyorlar. Ve “Osmanlı İmparatorluğu bu kararında ısrar ederse savaş bile çıkabilir, aramızdaki her türlü siyasi ilişki kesilebilir. Bundan vazgeçsin.” diye tehdit dolu bildiriyi her devlet imzalayıp ayrı ayrı ültimatom veriyorlar. 28 Tam bir diplomatik haçlı zihniyeti. Okulları bulunmayan Hollanda ve Belçika bile bu kâğıdı imzalayıp veriyorlar, okullara gelen araç gereç gümrükte kontrol edilmesin diye.

. Devletin zayıflığından, Yabancı devletlerin baskılarından bu kontrol devam ettirilememiş.29

Hem yabancı okullara hem Osmanlı okullarına çeki düzen vermek üzere 1869yılında Maarifi Umumiye Nizamnamesi çıkarılıyor. Fakat okullara giden müfettişi okula sokmuyorlar. Gelen müfettişle görüşmüyorlar. Rapor vermiyorlar veya yanlış rapor veriyorlar.  Bu kadar basit bir denetimi bile kabul etmiyorlar.

Nizamname okul açılacaksa veya eski okul eğitime devam edecekse ruhsat alacak diye yazıyor. Okullarda öğretim yapacaklar hakkında her türlü bilgiyi istiyor. Hangi kitaplar okutulacak, hangi dersler verilecek Maarif nezareti onaylayacak ondan sonra eğitime geçilecek.   Okul için alınacak arsa Müslüman mahallesine veya İslami bir yapıya yakın olmayacak. Vakıf arazisi olmayacak.

Kanun öyle ama uygulama başka. Bandırmada Fransızlar okul için arazi almak istediklerinde  Nüfus ve Tapu idaresi vakıf arazisidir okul yapılamaz diyor ama İstanbul izin veriyor. 19 sene siyasi faaliyet gösteren, jandarmanın baskın yapıp bazı öğretmenlerini okuldan çıkardığı bir başka okul kapatılıyor. Ertesi gün müracaat ettiğinde İstanbul madem ki 19 senedir faaliyettesiniz, olur deyip okulun açılmasına izin veriyor. 33

Siyasi faaliyetlere en iyi örnek Amerikan Okullarıdır. Merzifon Amerikan Koleji yakınında Türkçe Öğretmeni Zeki Efendi’nin cesedinin bulunması üzerine okulda arama yapılıyor.

İki misyonerin mektubu ele geçiriliyor. Bu mektuplarda Kolejin yakında Rumlarla ortak hareket edeceği ve karargâh olarak kullanılacağı bildiriliyor. Yunanistan’dan gelen diğer mektup Kolejle irtibatı ispatlıyor. Arama sırasında Rum Pontus teşkilatının burada karargâh kurduğu anlaşılıyor. Birçok cephane bulunuyor. Hangi çetelerle işbirliği yapıldığına dair belgeler ele geçiyor. Ne kadar iş yapmışlarsa hepsinin belgeleri mevcut. Pontusçulara ait albüm var.s.34 Şu anda bu okullardan faaliyetine devam edenler var. TC: hükümetinin denetimi altında ama yine de dikkatli olunması gerektiğini söylüyorum. Prof Dr. İlknur Polatoğlu s.35.

Prof Dr. Abdurrahman Küçük:

Misyonerlik günümüze kadar yedi aşama geçirmiştir.

33-100  yılları arası Havariler dönemi

100-800 Kiliselerin kurulma dönemi

800-1500 Ortaçağ

1500-1650 Reformasyon dönemi

1650-1793 Reformasyon sonrası dönemi

1793-1965 Modern dönem

1965  sonrası Diyalog dönemi

Misyonerler okullar, hastaneler, kütüphaneler yoluyla, o milletlerin kültürüne, hayatlarına nüfuz ederek Hıristiyanlığı yaymak isterler. Hıristiyanlığın üç büyük mezhebi Protestanlar, Katolikler, Ortodokslar arasında bir çekişme var.  Ancak bir ülkede Hıristiyanlığı yaymak en azından o ülkeyi kendi kültüründen, inancından koparma noktasında Protestan-katolik-Ortodoks çekişmesini bir kenara bırakıp işbirliği ederler. Misyonerlerin gayesi şu iki maddede özetlenebilir:

1-Bir ülkeyi Hıristiyanlaştırmak, Hıristiyanlar arasındaki bölünmeyi durdurmak

2-İslami yayılmayı durdurmak, Müslümanları acaba Hıristiyan yapabilir miyiz? Hıristiyan yapamazsak ne yaparız? Hıristiyan yapamazsak kendi dininden, kültüründen kopuk, köksüz hale getirecek çalışmalar yapalım.

Amerikalı Misyonerlerin 1880 tarihli Raporu:

Misyoner faaliyetleri açısından Türkiye Asya’nın anahtarıdır.

Asya’ya açılmak için Türkiye anahtardır. Çünkü Anadolu hem Türk Dünyası için, hem İslam dünyası için hem de bütün Dünya için önemlidir.

Anadolu Önemli:

1-İstanbul ve Ayasofya Hıristiyanlar için çok önemli. Öylesine önemli ki Jüstinyen Hz. Süleyman mabediyle mukayese ederek “Seni de geçtik diye Süleyman” diye övündüğü Ayasofya İstanbul’dadır.

2-Hz Meryem’in mezarı’nın Efes’te olmadığını Günay Tümer ispatlamış olsa da onlar bildiklerini okuyorlar.

3-Kudüs uzun yıllar Türklerin kontrolündeydi. Avrupa’dan Kudüs’e giden yol gene Türklerin elinde.

Misyonerler, Türkleri geldikleri yere göndermenin yollarını aramaktan hiç vazgeçmediler.

Misyonerlerin açık veya gizli, Türksüz bir İslam Dünyası, Türkiyesiz bir İslam dünyası ve İslamsız bir Türkiye oluşturma gayretleri görülüyor.

1950’lerde Başbakanlık yapış olan Şemsettin Günaltay’ın Avrupa memleketleri Türkiye ile niçin bu kadar alâkadar görünüyor sorusuna şöyle cevap veriyor:

Asırlardan berri hilale karşı kin, nefret ve intikam fikirleriyle terbiye edilmişlerdir. Bir Müslüman’ın bir Hıristiyan kadar hakka sahip olmasına rıza göstermezler.

Avrupa’dan medeniyet, insaniyet namına bir hayır beklemek Avrupa’yı tanımamaktır. Daha açıkçası budalalıktır.

Bütün Avrupa parçalanmamızı niçin istiyor? Günaltay bunun sebebini: Hıristiyanlığın İslâm’a, Hıristiyanların Müslümanlara bakışında görüyor. Kendi aralarında Hıristiyanlığa lakayt kalan Batılıların bile, İslam’la Hıristiyanlık karşı karşıya geldiğinde şiddetli Hıristiyan kesildiklerini, asırlardan beri Müslümanlara beslenen kin ve intikam lavları fırlatmaya başladığını belirtiyor.

Günaltay 1915 yılında İsviçre’de tahsildeyken “Makedonya’da Türk mezalimi” konulu konferansta konuşmacının aynen şunları söylediğini kaydediyor:

Yeryüzünden Hilal kalkmadıkça Salibin saye-i şefkatkârı bütün cihanı saadeti altına almadıkça, insanlık mesut olamaz. Hıristiyanlık, kemâl-i şaşaasıyla Arabistan’ın barbar dinini ortadan kaldırmalı ve Türkler Altay dağlarının gerisine sürülmelidir. Yani Türklerin geldikleri yere gönderilmedikçe Hıristiyanların rahat edemeyeceklerini iddia ediyor. 41 TMH.

1877’de Bulgaristan’da Türklerle Bulgarların karışık yaşadıkları Batak kasabasında Bulgarlar saldırıya geçip birçok Türkü öldürüyorlar. Ordumuz da müdahale edince bu katliamcılardan kırk kadarı ölüyor. Kilise kontrolündeki Avrupa gazeteleri 200 bin Bulgar’ın katledildiğine dair manşet atıyorlar. Bilal Şimşir bey bu haberle ilgili araştırma yapıyor. 1877’de kasabanın toplam nüfusu 2500. Türk ve Bulgar toplam nüfus bu kadar. Ama onların tek arzular Türklere iftira atacak bir olay. İngiliz Başbakanı Gladston bu haberleri bahane ederek yaptığı konuşmada “Kur’an yeryüzünde kaldıkça Batak katliamı gibi katliamların sn bulmayacağını ifade ediyor. 42

Hıristiyan Batı cephede yenemediği Türkleri kılıçla yayamadığı Hıristiyanlığı nasıl yayacak? Bunun yollarını arıyor. Neticede Fransisken Tarikatı kuruluyor. 1208. İslam ülkelerine artık kılıçla değil, sevgiyle yaklaşmak gerektiği savunuluyor.  Raymond Lülle “Türkerli kılıçla yenmek mümkün değil; o halde İslam felsefesini., Arapçayı öğrenerek onların aralarına girerek, bu İslâmi gelişmeyi, Türklerin ilerlemesini engellemek zorundayız” diyor.

Paris Katolik Enstitüsünden Profesör j. Danielou Misyonerlik için yayınlanan dört ciltlik kitabın giriş makalesinde Misyonerliği üç aşamalı olarak ele alıyor:

1) Birinci amaç Hıristiyanlığı yaymak.

2 ) O ülkede kiliseler dikmeden veya diktikten sonra Kiliseleri yaşatacak elemanlar bulmak.

3) Hıristiyanlıkla gelişmiş olan Batı Medeniyetini aynı göstermek. Yani Batı teknik bakımdan-ekonomik bakımdan gelişmişse bunu Hıristiyanlığın bir zaferi olarak işlemek.

“Siz de gelişmek için Hıristiyan olun” mesajını verin diyor. Kilise dikeceksin ama kalıcı olması için o toplumun kültürünün içine Hıristiyan kültürünü sokacaksınız.

Rahip Samuel Zwemer şöyle diyor: “Müslümanları vaftiz etmek için boş yere çabalayıp durmayalım.  Başka yollar, başka çareler deneyelim. İslam memleketlerinde girişeceğiniz faaliyetlerde onlar önce Hıristiyan adetlerini, Hıristiyan Bayramlarını , Hıristiyan kültürünü

Hıristiyan ahlâkını aşılayalım.”s.43

Misyonerler,  misyoner kelimesinin İslam düşmanı manasına alınışının ve  bu unvanla Müslümanların karşısına çıkamayacak hale geldiklerini,  yıkmaya uğraştıkları dinin sağlamlığını anlamışlar ve misyoner yerine din ilimlerini araştıran  kimseler olarak görünüyor, bu sıfatla konuşacak adam buluyor ve  istedikleri telkinleri yapıyorlar.

Ankara’da görevli Amerikalı bir bilim adamının, Hıristiyan misyonerlerin broşürlerini dağıtırken Cemaat tarafından kovalandığı Prof. Abdurrahman Küçük Bey’e haber veriliyor.

Roma Katolik Kilisesi 1787de Kürt dili grameri ve sözlüğü hazırlatıp bastırmıştır.  Papanın Hıristiyanlığı tehlikede gördüğü ve Müslümanları Hıristiyanlaştırmalarını, Bunu yapmazlarsa dinsizleştirmelerini istiyor haberi gazetelerde yer aldı.Bundan  Papa bütün yer yüzünün Hıristiyanlaştırılmasını istiyor şeklinde bazı yorumlar gazetelerde oldu.45

Gregoryen  Ermeniler Türklerle iç içe hiçbir sıkıntı olmadan yaşarken Misyonerler Ermenilere ulaşıyor ve 1830’da Fransa’nın desteğiyle Katolik Ermeniler, Amerika ve İngiltere’nin desteğiyle Protestan misyonerleri Ermenilere ulaşıyor. Protestan Ermeni cemaati 1843’te tanınıyor.Emeni olayları bundan sonra arka arkaya patlak veriyor.46

BAŞARISIZLIĞI BAŞARIYA DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN Haçlı seferlerinden ders alan Hıristiyanlar Müslüman Türklere sevgiyle yaklaşmak gerektiğine hükmediyorlar. Bunun nasıl olacağını kendi büyükleri Pavlos’tan öğreniyorlar. 1.Mektubunda Şeriat altındakilere şeriat altındaymış gibi,  olmayanlar onlar gibi, Yahudilere Yahudi gibi, putperestlere putperestmiş gibi davrandım. Bunalır sizin için,  İncil için yapıtım. Ancak bunları ne ile yaptım. Diyor, sevgiyle yaptım, sevgiyle yaklaştım. Kilise bu yolu örnek almıştır. Uzman bir misyoner olan E.Bethman, başarılı olmaları için misyonerlere Müslümanlara sevgi ile yaklaşmalarını tavsiye ediyor.  Müslümanlarla konuşurken dikkatli olmalarını, Hz. Muhammed’den yalancı peygamber olarak bahsetmemelerini, Hz. İsa Allahın Oğludur dememelerini, (çünkü bu fikirler Müslümanlar için günahtır) siz onlara yaklaştığınız zaman Hz. Muhammed İslâm Peygamberidir deyin.bunu demekle de hiçbir şey kaybetmiş olmazsınız tavsiyeleri de bulunuyor.48

Diyalog şartları ve metodu değişmiş misyonerliktir.47

İkinci Vatikan konsilinin kararında şöyle deniliyor. “Kilise misyonerlerini göndermeye devam edecektir. Yeryüzünde her taraf Hıristiyan olmadıkça bu görev sona ermeyecek.

W.C.Smith :Diyalog kelimesi, son yıllarda, hem roma Katolik,he de Protestan Kilisesinde ön plana çıkmıştır. Büyük hareketler misyonerlik) halâ zihinlerdedir. Fakat bu düşüncenin  önceki misyoner (evangelistik) hareketinin bu transformasyonu olup olmadığını söylemek erkendir. İslamo-Christiana dergisindeki bir makalesinde Taylor, bu konuya açıkça şöyle ortaya koyuyor: “Müslümanlar arasındaki misyonerlik çalışmaları, diyaloğun önemini ortaya koymuştur. Burada söz konusu diyalog, misyonerliğe bir alternatif değil, bizzat şartlara uygun misyonerliktir.  Müslümanları hakim olduğu yerlerde Hıristiyanlar vardır ve olacaktır. Hıristiyanların hakim olduğu yerlerde Müslümanlar vardır. Birlikte yaşamanın en iyi örneklerini biz tarihte vermişiz. Dünyanın neresinde zulme uğrayan varsa Yahudi dememişiz, Hıristiyan dememişiz, hepsine bağrımızı açmışız. Hepsini bağrımıza basmışız. Hiç kimseden de bir beklentimiz olmamış. Bu gün iddia ediyorum Türkler eğer kendi kültürlerini, kendi dinlerini aşılamış olsaydılar ir Ermeni meselesi, bir Yahudi meselesi olmayacaktı.

Hıristiyan dünyası organize hareket ediyor. Yetişmiş, en az üç dilde, beş dilde, on dilde yetişmiş elemanları var. İslâm’ı bilen,Hıristiyanlığı bilen elemanlarla diyalog toplantılarına katılıyor, Hıristiyanlığı öne çıkarmaya çalışıyorlar. Biz ise İslâm’ı biliyorsa Hıristiyanlığı bilmeyen, Hıristiyanlığı biliyorsa Müslümanlığı bilmeyen, dili yetmeyen insanlarla başarılı olamayız. Bunun için bir resmi Enstitü kurulmalıdır. 51.Prof Dr. Abdurrahman Küçük Sempozyum bildirisi.

Prof. Dr. Günay Tümer : s.53:

Batı Oryantalizm ile doğu bilimleri, doğu kültürleri üzerindeki araştırmaları 19. yüzyıldan itibaren düzenli bir biçimde sürdürmektedir. Bunu, tarihî ve maddî, sosyal, siyasî, dinî iktisadî

Art niyetler arkalamaktadır.Aslında bunu Batı Dünyasının üstünlük sürdürme taktiği, Doğu üzerinde otorite kurma çabası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Batı kültürünün Doğuyu yönlendirmek, yeniden şekillendirmek adı altında Doğunun imkânlarını sömürmekte ve Doğunun dertlerinden, problemlerinden fayda sağlamaktadır. Batı bir yerde çıkarlar topluluğudur. Dışa yansıyan allı pullu , renkli görüntülü sesli sözlü perdesinin gerisi budur.

İngiliz edebiyatı profesörü, kendisi de bir Hıristiyan Doğulu olarak Oryantalizm isimli kitabında, Oryantalizmin uzayıp giden ilmi konuşmalardan çok daha ileri ölçüde Avrupa ve Atlantik güçlerinin Doğu üzerindeki kuvvet denemelerinden başka bir şey olmadığını belirtir. S.54

20. yüzyıla gelindiğinde Dünyada tek bağımsız Müslüman devleti Osmanlı. Asya ve Afrika ülkeleri sömürgecilerin göz diktikleri ele geçirip imkânlarını sülük gibi emdikleri bir alan haline gelmişti.

Lui Massinyo “Onların her şeylerini  tahrip ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu, artık hiçbir şeye inanmıyorlar, derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için olgun bir hale geldiler” diyordu kitabında. Batı Misyonerleri, hem bir sömürü aracı, hem de istihbaratçı ve Doğuda karışıklık çıkaracak, milli birlikleri, dirlikleri bozacak elemanlar olarak göndermişler, yetiştirmişler ve takip etmişlerdir.

Batıda bir tek şehir yoktur ki altında birilerinin kanı ve kemikleri vardır. Ruslar Petersburg’da bataklıkları kurutmaya çalışırken kırk bin işçi öldü. Sarayları yaparken kırk bin işçi daha öldü. Alev Alatlı 2.10.09 Tv.2

Bir ülkede Yahova şahitleri artıyorsa, artık o ülkede bayrağı tanımayan, milli marşı tanımayan, savaşa katılmayan, askerlik yapmak istemeyen, devletin vazifelerini yürütmek istemeyen, ben Yehova ordusunun neferiyim, ben Yehova’nın kuracağı devletin bir tabisiyim, ben bir elçi gibiyim diyen insanlar çoğalacaktır.

Demek ki bazı ülkeleri pasifize etmek, bazı ülkelerdeki güçleri akamete uğratmak, bir ülkenin ayakta durmasını sağlayan dengeleri bozmak istiyorsanız, işte o zaman Yehova şahitliği gibi bir hareket ortaya çıkaracaksınız.

Geçen asrın ortalarında Theodor Herzl Sultan Abdülhamit’e 5 milyon altın da teklif ederek İsrail’in kendilerine verilmesini istemişti.

İstanbul:

Yehova şahitliği hareketini Türkiye’de Pasavandis adlı bir Rum 1931 de  başlattı. İstanbul, İslâm dünyasının gözbebeği olarak bütün misyon faaliyetlerinin odaklaştığı bir merkezdir. Misyon faaliyetlerinde eskiden İngiliz ve Fransızlar önde idi, şimdi Amerikalılar öne geçtiler. İstanbul’da Kitab-ı Mukaddes binası , İstanbul’un sayılı tarihi binalarından birisi olarak nitelendirilebilir. Ortadoğu’daki bütün misyoner faaliyetleri buradan yönlendirilmiştir.

Alman doğu Misyonerliğinin müdiresi Dr.Letsiu, bir makalesinde Bütün İslâm ülkelerinin gözünün İstanbul’da olduğunu, İslâmi gelişmenin İstanbul’dan kaynaklandığını, haç ve hilal arasındaki mücadelede bunun unutulmaması gerektiğini yazmıştır.

Apastleto İslamİslâma gönderilen havari unvanı verilen Samuel Zwemer 1913’te yapılan bir ilmi toplantıda “Bütün Dünyadaki misyon faaliyetlerinde Müslümanların ihmal edildiğini, verimli bir misyon faaliyeti yapılmadığını, bazı misyon elemanlarının u ülkelere giderek 3-5-7-10 kişi, az sayıda da olsa insan kazanarak köprü başlarını tutmaları gerektiğini” söylemiştir. İşte Response İslâm (İslâm’a Cevap) kitabının yazarı Baptist Rahibi Williem Miller ,bu söz üzerine 40 sene İran’da kalmış, 17 kişinin Hıristiyanlığa geçmesini sağlamıştır. İslâm’a Cevap kitabını da bu yıllarda yazmıştır. S.59

Daha sonra Batı’da çıkan İSLÂM adlı dergide makaleler yazan Zwemer bakın şu satırları yazmıştı. İslâm memleketlerindeki misyoner teşkilatı faaliyetlerinin iki esası vardır. Yapıcı, yıkıcı. Başka bir tabirle eritici ve yeniden şekil verici. Mesela Türkiye’deki muazzam değişikliklerin muharriki, Batı medeniyetinden ziyade misyonerlerde aranmalıdır.

Mısır’da ve İslam dünyasında durum aynen böyledir. Bu memleketlerde Hıristiyanlaşan insan sayısını öğrenmek için vaftiz istatistiklerine bakmamalıdır. Zira biz şuna eminiz ki yüzlerce Müslüman kalplerinden İslâm îmânını çıkarmışlar ve Hıristiyan dinine gillice inanmaya başlamışlardır. Onların Müslümanlığı sözdedir.” Bu satırlar Zwemer’e aittir. 40 sene İran’da kaldıktan ve Ortadoğu ile ilgili faaliyetleri yönlendirdikten sonra bu satırları yazmaktadır. 60

Türkiye’nin Türk Cumhuriyetleriyle bir yönden, diğer Müslüman ülkelerle bir başka yönden coğrafi, siyasi, iktisadi, kültürel ilişkileri kesilmek istenmektedir. Çünkü Batı bu bölgelerde Türkiye’yi rakip olarak görüyor. Türkiye’nin, bütün İslâm Dünyasını beyni olarak eski safvetli (…..)günleri yeniden getireceği endişesi vardır. Ve tedbirler ona göre alınmaktadır. Güneydoğu bölgemizdeki olayların altında yatan budur. Bir GAP’ın gerçekleştirilmesi, Türkiye’nin veçhesini (       ) değiştirir ama görüyorsunuz yatırım için imkân bırakılmıyor.

Silahlar takırdıyor. Paralar silaha cephaneye gidiyor. İmkânlar heder ediliyor. Ve birçok oyunlar dönüyor.61

Misyon faaliyetleri Batı’nın doğuyu zincir altına alma gayretidir.

En eski ve kuvvetli misyon İngiltere’nindir. Hıristiyanlığın bütün Dünya’da yayılması Cemiyetleri, 19.yüzyılda yeni bir şube açmıştır. Bu İngiliz Genç Erkek Hıristiyan Birliği’dir. Bu teşkilat 1884’te Hıristiyan gençlerini kurtarmak için başlamış ve 1857’de Hıristiyan Bayanları için olanı bunu takip etmiştir. TARİH HATASI VAR.. Cihan harplerinde bu teşkilatlar çok geniş çapta faaliyetler göstermişlerdir. Bunların içinde propaganda ve casusluk faaliyetleri de vardır.

İlk misyoner mektepleri, 19. yüzyılda Miss Mary Reinold tarafından açılmıştır. İzmir’de başlatıla bu faaliyet, Türk çocuklarına hayat yolunu gösterme iddiasında idi.Misyoner okullarının anası işte bu Miss Mary adlı kadın oldu. 1904’de Ortadoğu’da altmış bin talebesi olan altı bin misyoner mektebi vardı.

2.Abdülhamit zamanında sayısı 400’ü aşan Amerikan kurumları yanında, Türkiye’de. İtalyan, İngiliz,Rus, Avusturya, Alman kurumları da faaliyetteydi. 1900 yılında yalnızca Anadolu’da 400’ü aşkın okul ve 17500 civarında öğrenci misyonerlerin okullarında eğitim görmekteydi.

Robert kolej’in 1878’de Kolej adını aldıktan sonraki ilk müdürü Hamlin misyonerlikten çekilerek bu işi özel olarak yapmıştır. Gaye Rumeli Hisarın yaptırıp daha sonra da İstanbul’u  almış olan Fatih’in yolunda yürüyerek, tarihi geriye akıtmaktır. s.62 Daha sora bu kurum, misyoner faaliyetlerinin nasıl yapılacağının tartışıldığı bir beyin, bir odak, konferansların yapıldığı bir merkez haline gelmiştir.

19.ve 20.yüzyılın ilk çeyreği, misyonerlik bakımından bir altın çağ olmuştur. Kapitalizm, emperyalizme dönüşmüş, misyonerlik bunda yardımcı olmuştur.
Misyonerliğin en tezatlı yanı başka şeylerin aracı iken, ulvi bir amaç gibi. Ulî bir gaye gibi ortaya konmasıdır. Misyonerlik; okul, matbaa. kitap, hastane ve benzeri yollarla, siyasî, kültürel, iktisadî, ticarî çıkarların aracı olmuştur. Misyonerlerin gayret ve ffaliyetleri sadece uhrevî gözükmektedir ve neticeleri itibariyle bunların dünyevî sonuçlara yol açtığı söylenebilir.s.63 Günay TümerTürkiyede Misyonerlik Faaliyetleri DİB:Yayını

Süleyman Hayri Bolay;

John Knnedy’nin Türkiye’ye göndermiş olduğu barış gönüllüleri, Türkiye’de misyoner faaliyetleri, Hıristiyanlık propagandası özellikle ve bölücülük faaliyetleri yaptıkları için yakalanıp götürülüyordu ve yurt dışına çıkarılıyordu. Daha sonra kendi foyaları ortaya çıktığı için, Amerika onları geri çekmek zorunda kalmıştır. 66

Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı okullar neden sorun oldu:

Osmanlı devletinin iyi niyeti, kendine tam güveni ve hiç kimseden bir çekinmesi olmadığı için kendisine düşman olarak hiçbir kimseden, herhangi bir şey geleceği kanısında değil.

O kadar iyi niyetli ki, saflığa varacak derecede, bütün devletler kendisini batırmak için uğraşırken, kendi zararına olan bütün kurumları oluşturmağa çalışırken, onları etkilemeğe çalışmamış.  Osmanlının herhangi bir ülkede söyle bir kurum açıp da siyasi faaliyette bulunduğunu duydunuz mu? Hiçbir zaman başka bir devletin aleyhine çalışmamış. Onlardan kötülük göreceğinin, fazlasıyla zarar göreceğinin farkında değil ya da bu kadar iyi niyetli. Saflık dediğim zaman, iyi niyetini, büyüklüğünü, yüceliğini, olgunluğunu göstermeye çalıştım.
Osmanlı imparatorluğunda yabancı okullar isimli bir kitabımız var. Kültür Bakanlığı bastı 1990.

1904 yılında, sadece Amerikan Misyonerlerinin 465 okulu var. Osmanlı toprakları üzerinde. Amerikalıların Devlet okulu olarak 400 okulları var. Katoliklerin, rahiplerin 306 okulu var. Rahibelerin 354 okulu var.

1894 yılında Elazığ’da yalnızca Protestanların 83 okulu var. Her bir okul 3-4 katlı taş binalar.

Bunları zamanla ordumuz devralmış ve şimdi kışla olarak, karargâh olarak kullanıyor.

Bursa olayı:1928

1928 yılında beş kız öğrenci Vilayete müracaat ediyorlar, diyorlar ki “Beş arkadaşımızı zorla Hıristiyan ettiler . Bunun önlenmesi, Tedbirinin alınması. Bu beş kızı sorgulaya alıyorlar. Okulda soruşturma yapıyorlar. Hatıra defterleri var. Hepsi orada, İsa’nın iyi olduğuna, Hıristiyanlığın iyi olduğuna dair birçok yazılar var.

Mahkemeye çıkarılıyorlar. Kızların beşine birden “Neden Hıristiyanlaştınız? Neden b dini seçtiniz? Hepsi birden diyorlar ki “Biz bu dini çok sevdik. Rahibelerle konuştuk. Onlar bu dinin daha iyi olduğuna inandılar, biz artık Hıristiyanız.” İkinci bir mahkemeye çağırmadan önce bu kızların babalarını çağırıyorlar. Tekrar mahkeme var.  Hepsi kendini tek tek müdafaa ediyor. Bir tanesinin babası Amerika’nın kurduğu bir fabrikada gece bekçisi olarak çalışıyor. Fakir ve cahil bir insan. Kendi kızı da okulda hem sekreter olarak çalışıyor, hem okuyor. Bu şahıs diyor ki, “Ben zaten cahilim. Zor geçiniyorum. Dünyadan haberim yok. Farkında bile değilim. Bu kişi beraat etmiş. İkinci kızın babası bir yüzbaşı. Diyor ki “Ben zaten görevdeyim, evden uzaktayım, devamlı gidip geliyorum. Sırf kızım okusun diye, yatılı okul diye buraya verdim.” O da beraat ediyor. Üçüncü ve dördüncü kızların babası Emekli bir yarbay. İkisi de kendi kızı, diyor ki, “Ben kendim okula gidip gelip ilgilenmedim. Zaten dil falan da bilmiyorum. Onlar iyi yetişiyor diye düşünüyorum.bu bakımdan kendimi suçlu görmüyorum.” Yarbay da beraat ediyor.  Sonuncu kişi ise İzmit’te bir matbaa sahibi.. Hem de gazete çıkarıyor. Oldukça da varlıklı bir insan. Diyor ki, “Her koyun kendi bacağından asılır. Bana ne, seçti ise seçti. Belki iyidir.” Buna üç sene hapis cezası verilmiş. Matbaası kapatılmış. Bundan sonra hiçbir şekilde basın yayın işleriyle ilgilenmemek cezasına çarptırılmış.

Bu kızları Hıristiyanlaştırmaya çalışan rahibeler de mahkemeye çıkarılıyorlar. İfadeleri alınıyor. Üçer gün ev hapsi, üçer lira para cezası verilmiş. Son duruşma için kızlar çağrılıyor. Kızlar ortada yok. Amerika’ya gitmişler. S.74

Yabancı dil bilmek ve misyonerlik:

Bir örnek vereyim. Suriye’de bir Patrik okulu var. Rahip yetiştirmek üzere açılmış.Osmanlı topraklarız içinde Suriye. Buradaki dil derslerine bakın: Fransızca, İngilizce, Yunanca, İtalyanca, İbranice. Evet, bu dillerin hepsini birden öğretiyorlar. +ine bu okulda mecburi olarak öğretilen ek dersler var: Fotoğrafçılık, Coğrafya, topoğrafya, haritacılık. Bunlar ne için lâzım? Gittiği yöreyi tanısın, yer altı yer üstü zenginliklerini tespit etsin. Bütün bu diller sayesinde o yöre halkını etkilesin. Bu kadar açık. S.75

Cumhuriyet döneminde Denetim:

Bu gün misyoner okulları T.C. Hükümetinin denetimi, kontrolü altındadır. Ben bu okulları teftiş eden bir müfettişle tanıştım. Bu şahıstan öğrendiğim kadarıyla müfettiş okula teftişe gitmek üzere müracaat ediyor. Size denetime geleceğim diye haber veriyor. Gittiği zaman kendisine okul idaresi tarafından hazırlanmış bir rapor veriliyor. Bu hazır raporu alıp müfettiş inceliyor., beğenirse tamam,bu okulun teftişi yapılmıştır, beğenmezse bazı noktaların gerektiğini belirten bir yazı veriyor ve karşılığında rapor düzeltilmiş olarak tekrar yazılıyor. Bu müfettiş on senedir aynı okulları teftiş etmekteydi.. Devamlı gidip geldiği için okul idaresiyle yakınlık kurmuş. Gayet güzel ahbaplık ediyorlar. Çok iyi anlaştıklarını söylüyorlar ve bu şekilde teftiş devam ediyor. Kendisine okul idaresinin her konuda yardımcı olduğunu ve rahatlıkla teftişlerini sürdürdüğünü belirtiyor.

Yehova şahitlerini inanç sistemi nasıldır?

Prof Dr. Günay Tümer s.79

Misyoner faaliyetleri içinde Yehova şahitleri ayrı bir yere sahiptir. Diğerleri okullar, kolejler, hastaneler,, dil kursları gibi işler içinde Hıristiyanlaştırma  faaliyeti içindeler. Yehova şahitleri kitap, dergi ve vaaz üzerinde odaklaşmışlardır, özellikleri budur. Her Yehova şahidi, güzel konuşma sanatı ile ilgili Yehova şahitliğinin kitapları arasında çıkmış bir kitabı fevkalade güzel öğrenmiş, tatbikatın içinden gelen bir kimsedir. Bizim Diyanet işleri Başkanlığımızın vaiz yetiştirmedeki metodolojiyi, güzel konuşma sanatını veren böyle bir kitabı henüz çıkaramamış olduğunu hatırlarsak, bu adamların niçin bu noktada odaklandıklarını anlamak mümkündür. Yehova şahitliğinin metodolojisini, konuşma taktiğini,

Yehova şahitleri üçlemeyi reddederler.  Hz:İsa’yı üçleme içinde değil, tanrıdan sonra gelen ikinci derece içinde kabul ederler. Yehova şahitleri mabedi kaldırmışlardır. Mabet yok, krallık salonları var. Burada devamlı kutsal kitap öğretimi var. İbadeti asgariye indirmişlerdir.  Kendilerine mahsus bir İncil’leri var. 150 noktada diğer İncillerden farklılığı varmış. 600 yerde Tanrı yerine Yehova adı geçiyormuş. İncilin bu farklı yorumuna karşı Ermeni Patrikhanesi “Gerçeği Bilelim diye Yehova şahitlerinin aleyhinde bir kitap çıkartmışlardır. Aldatıcı Yehova diye ikinci bir kitap daha çıkarmışlar. Yani diğer Hıristiyanlar Yehova Şahitlerinden muzdariptirler.

Dünya çapında faaliyet gösteren Yehova Şahitlerinin bütün teşkilatlarında ç noktalarda olanlar pek bir şey bilmezler. Onlar dünyevi uhrevi ağızlarına birer parmak bal çalınmış, robot gibi kullanılan zavallılardır. Ancak bu hareketin gerisinde olanlar, yönlendirenler  işte Dünya çapında servislerin gizli gayeleri.

Türkiye’de insanlarımız, ne idüğü belirsiz, kökü dışarıda bir çok çeşmeden su içmektedirler. Ama çeşmenin nasıl bir çeşme olduğunu, nçin akıtıldığını bilmemektedirler.  Bunun için bir su içerken gösterdikleri titizliği burada da göstermelerini aydınlarımızdan beklemek hakkımızdır.

Burada şnu da belirtmek isterim ki İslâm insanlara gerçek hürriyeti, istiklâli, nefse, insanlara, şunlara bunlara olan esaretten kurtararak vermiştir.

Dolayısıyla Müslümanlıkta Allah kul arasına giren hiyerarşi yoktur. Bazı teşkilatlar söz konus değildir. Allahla, kul, kişinin şah damarından daha yakın bir münasebet içindedirler. Kimse müslümanın hürriyetini ve istiklalini elinden alamaz. İslâm’a göre alamaz. Buna herkesin riayet etmesini beklemek Müslümanların hakkıdır.s.8 Gnay Tümer…

Türkiye’de Misyonerler nasıl  serbest hareket ediyorlar?

Abdurrahman Küçük  s.85

Amerikan misyonerleri..

Amerikan misyonerleri, kendi yaptıkları sondaj çaışmalarını şöyle kısımlara yırır:

Vatandaşın dinî durumu nedir?

Aydının dinî durumu nedir?

Aydının kültür durumu, seviyesi nedir?

Aydının zaafları nelerdir, ahlaki yapısı nedir?

Din adamının nedir?

İbadetlere bağlılık ne durumda?

Toplu yapılan ibadetlere iltifat ne kadardır?

Sıradan vatandaş çocuğunu okumak istiyor mu? İstiyorsa imkânı var mı?

Sevgi, dostluk, barış anlaşmasına dayanarak etnik ayrılıklardan coğrafi duruma, madenlerden meteorolojik duruma kadar her şeyi incelerler.Arkasından ilim adamı gelir. Dostluk ve barış anlaşması imzalarken bunların incelenip rapor edilmesi için mi imzalıyoruz? Ah doğu vah yoksulluk.

Bütün bu araştırmaların sonucunu demoklesin kılıcı ibi başınızda sallandırırlar.

Ermeni soykırımını tanıyın.

Cuma hutbesinden sonra hocalarınız “Allah indinde din İslâmdır demesin”.

Siz Çingenelere neden ev yapmıyorsunuz?

Sizin karakolda ayna niye yok/

Eğer etnik çatışma çıkarılmaya müsait ise, yer altı yerüstü zenginlikleriniz iştah kabartıyorsa sevgi hareketi başlar. İsa sizi çağırıyor diye broşürler uçuşur. Türkiye gibi hem Kutsal saydıkları kilise ve bölgelere hâkimseniz, hem stratejik bir coğrafyanız varsa fatura ödeye hazır olun.

Bizde filmlerde din adamları sürekli kötülenir. Aşağılanır. Onlarda kilise sığınma yeri, Papaz yardım elin uzatan ideal bir görevli. Kendi ülkenizde böyle filmleri yaparsanız lisedeki genç boynuna haçı takar gelir. Bu sevginin sembolü diye.

Dinini, imanını öğretmeden yabancı okula gönderirseniz haçı takar gelir bizim okulda moda diye.

Vurun kahpeye filminin konusu neydi?

@

Onlar yayınlarında sürekli olarak çağdaş gelişmeler, kavramlar Hıristiyanlığın malıdır. Hıristiyanlık sayesinde batı ilerledi. Hıristiyanlık çağdaş dindir. İslam irtica dinidir, dindarlar mürtecidir,  kurtuluş Hıristiyanlıktadır diye misyonerler sürekli işlerler. İnsanların çağdaş olabilmesi,medeniyeti yakalayabilmesi için Hıristiyan olması gerekir. İslam ilme ve gelişmelere kapalıdır. Halbuki durum tam tersidir. Hıristiyanlık ilme kapalı iken İslam ilmi teşvik etmiştir.

İslam kılıç yoluyla yayılıştır, kılıç dinidir. Hıristiyanlık ise sevgi dinidir.

Mesela Matta incilinde Hz. İsa’ya atfedilen “Yeryüzüne selamet getirmeye geldi sanmayın., selamet getirmeye değil, kılıç getirmeye geldim.” İfadesini gizlerler. 89.

Bunları gazete haberlerinde köşelerinde tekrarlayan ve bizim gibi nüfus cüzdanı taşıyanlar acaba ortaokulu liseyi üniversiteyi nerede okudular? Basının köşe aşlarını tutanların ülkemizdeki misyoner okullarında okuyup okumadıklarını bir araştırın.

İslam kadar kolay din yok. Ne papaza ne şuna ne buna ihtiyaç olmadan tövbe eder, Allaha sığınırsın. Aracıya tefeciye gerek yok. Günah işleyebilir insan.açıkta söylemeye gerek yok. İçinden af dileyebilir. Cenab-ı hak da affeder. Çünkü hiç kimsenin yetkisi yoktur Allah’la kul arasına girmeye.

Dinini, kültürünü, tarihini,medeniyetini bilen, benliğine sahip nesiller yetiştirilirse misyonerler ne yaparsa yapsın başarılı olamazlar.Misyonerlerin gayretinin yüzde birini Müslümanlar göstermiş olsa  idi bugün dünyanın büyük çoğunluğu Müslüman olurdu..90.Abdurrahman Küçük.

Süleyman Hayri Bolay: s.91

TRT’nin ilk genel müdürü olan zata vaktiyle gitmişler.”Beyefendi dinî yayınlara niye yer vermiyorsun? Burası %99 ’u Müslüman bir ülke.” O da demiş ki “Ben o Müslüman dediğiniz adamlardan hiçbir şey görmüyorum. Akın şu çuvallar dolusu mektuplar,  hep bizi tenkit eden ve talep bildiren şeyler.j bu vatandaş dediğiniz insanlardan bir tane bile mektup almadım. Bir çuval mektup da onlardan gelsin. Sizin dediğinizi yapayım.” Avrupa’da Türk İzleri programında Yugoslavya’daki bir Rufai Tekkesinde yapılan ayin gösterildi. Biz seyredin e evde dedik ki yarın gazeteler velveleyi koparır bunun için.  Gazetelerden önce bir takım kimseler telefona sarılmışlar. “Bunu nasıl gösterirsiniz? Laikliğe aykırı. Atatürkçülük elden gitti.” diye. Benden vergi alıyorsun.Benim inançlarımı, örf ve adetlerimi yıkıcı yayını nasıl yaparsın?

Soru:

Türkiye’deki eğitim sistemi veya politik müsamahalar, siyasi partiler kararsızlıkları, boşlukta bir gençlik yetişmesine yardımcı olmuyor mu?

Mehmet Aydın: Türkiye pusulasını ayarlamış, yönünü tayin etmiş bir devlet durumuna henüz gelemedi. Niye? Ne Müslüman olabildik ne de batılı. İkisinin arasında Tanzimat’tan beri sallanıyoruz.Bir kısım insanlar olabildiğince Batıcı.Bir kısım insanlar olabildiğince muhafazakâr.Bir kısım insanlar da ortada kalmışlar.Şimdi iki taraf ortada kalanlara saldırıyor.

Bir millet milli politikasını çizmeli ve bunu da ilk önce eğitimde yapmalı. Evren Paşa bazı okullara gittikten sonra biz Milli Tarih, milli Coğrafya yazdık. Neden? Evren paşa görmüş ki Amerikan coğrafyası, Avrupa coğrafyası, ve tarihleri okutuluyor, millî coğrafya ve tarih okutulmuyor. Siz kendi tarihinizi, coğrafyanızı niye bu kadar fazla incelemiyorsunuz ?” dedikte sonra yazıldı.

Burada önemli olan boşluktaki insanlarımızdır. Boşluktaki insana herkes yanaşabilir. Boşluktaki adam her fikri akım için tam bir yemdir. Mühim olan bu insanların sayısın azaltabilmektir.

İslâm iyi öğretilmeli. İnanç boşluğu, kültür boşluğu bırakılmamalı.İsviçre’de, İngiltere’de, Almanya’da Fransa’da bilmem nerde Türkiye’nin ve İslam Dünyasının bütün meselelerini inceleyen yüzlerce araştırma enstitüsü 200-300 senedir çalışırken bizim Avrupa’da doktora yapan, doktora için gönderdiğimiz talebelerimize, kendi meselelerini doktora mevzuu verdirmezlerken , yaptırmazlarken arşivlerde kendi meselelerini araştırmazlarken  doğunun her şeyini yine doğunun çocuklarına araştırtabiliyorlar.

Oğlum sen git Türkiye’deki filan etnik gurubun adetlerini, özelliklerini, zaaflarını, devletini ne kadar sevdiğini, ne kadar özerklik düşüncesini sahip, ne kadar ayrılık istiyor, filancalar hakkında nasıl bir hayali var araştır sana doktora diplomasını verelim. Sen böylece Türkiye’ye döner üniversite hoca olursun.  Nasıl?

Bizde niye yok Avrupa’daki etnik vaziyeti inceleyenler, onların zaaflarını v.s. araştıranlar?

Okullarda okutulan teoriler gençliği dinsizliğe sevk etmiyor mu?

Eskiden okutulan Durkheim sosyolojisi idi. Durkheim Batı’da yıkılalı çok oldu.  Biz Batıda yıkılmış felsefeyi, programları çocuklarımıza ilim olarak en doğrusu imiş gibi okutuyoruz.

YUNUS Emre oratoryosu misyonerlerin sevgi yönteminin bir eseri midir?

Mehmet Aydın: Oratoryo kilise müziğidir. Yunus Emre’yi böyle bir müziğe alet etmek üşündürücüdür?

Hıristiyanlıktaki günah itirafı hakkında ne diyorsunuz?

Mehmet Aydın: Hıristiyanlıkta, kimse günahtan kendi başına kurtulamaz. Kimse zaafından ve yalnızlığından da kendi başına kurtulamaz. Herkesin İsa’ya ihtiyacı vardır. İsa modeldir, kurtarıcıdır. Hayat verendir.”

Bu Hıristiyanlık için doğrudur.  İşte bunun için Hıristiyanlıkta günah itirafı ayin vardır. Bu ayini rahip yapmaktadır. Çünkü rahip İsa’yı temsil etmektedir.  Bu durumda rahip İSA adına birinin pişmanlık tövbesini kabul edebilmektedir.

Xavier Jacob

Türkiye’de misyonerlik

“Batı’nın, doğunun zenginliklerini ele geçirmek için kullandığı en etkin araçlardan biri misyonerliktir..”

Kilise insanlara devamlı şu çağrıyı yapar: “Zaman doldu. Allahın imparatorluğu yakındır.Tövbe edin ve İncil’e inanın.

Misyonerler hiç kimsenin çalışmadığı alanlarda bile çalışırlar. Yıllarca cüzzam hastanelerinde çalışan misyonerler vardır.

Bu gün misyonerler kılık değiştirmiştir. Doğrudan Hıristiyanlığı yaymak yerine, körü körüne batı kültürünü takip edenlerde kültürel güvensizlik aşılıyorlar. Böylece onları yüreklendirip güven kazanıyorlar. Geleneksel değerlere ve dini kurumlara bağlı toplumlarda, misyonerler önce toplumu kötülüyorlar, sonra da aşağılıyorlar. Ahlâki değerleri zayıflatıyorlar.

Dinî duyguları gevşetiyorlar. Bunun için müstehcen filmleri kullanıyorlar. Mevcut dine leke sürüyorlar. Aile hayatını kötülüyorlar.

Türk halkı İslâm’ı ne kadar tanımızsa manevi değerlerden ne kadar uzak yaşarsa; Hıristiyan misyonerleri için o kadar kolay etkilenebilir bir materyal olacaktır.  
Ülkemiz şu anda çok yoğun kültürel yatırımların yapıldığı bir devri yaşıyor. Satolit antenler, turistik yatırımlar güneydoğu’da ayrılıkçı faaliyetler, dini ve ahlâkî  güvensizlik faaliyetleri, bütün bunların hedefi, bu ülke insanının benliğini bozmaktır.

İlknur Polat Haydaroğlu. İstanbul’daki yabancı okulların misyonerlik faaliyetlerinin can damarı oluğuna işaret etti. Bu okulların Osmanlıyı yıkan sebeplerin  başında geldiğin belirtti. 105 Bu okulların öğretmenlerinin misyonerlerden seçildiğini söyledi. Osmanlı imparatorluğunun yıkılışında en etkili faktörün bu okullar olduğunu söyledi.

Prof. Küçük İstanbul’un fethinden sonra misyonerlik faaliyetlerinin özellikle Türkler üzerinde yoğunlaştırıldığını açıkladı.  Misyonerlerin Türkiye’yi Hıristiyanlaştırmak, Hıristiyanlara boyun eğdirmek ve İslâm’ı yayılışını durdurmak için akla gelebilecek her türlü metodu kullanırlar.

Yüzyıllardan beri Müslümanlara karşı kin, nefret ve intikam duygularıyla doldurulmuş olan Avrupalılar ,bugün bir Müslüman’ın bir Hıristiyanla aynı haklara sahip olmasını kabul edememektedirler. Yüzyıllardan beri Müslümanlara karşı bu hisleri besleyen Batılılar , vaizler  tarafından Türkiye’ye karşı sürekli tahrik edilmişlerdir. Onlar misyonerlik faaliyetlerini silah gücüyle, özellikle de Türklere karşı yöneltmelerinin  artık mümkün olmadığını anladıktan sonra İslâm’ın gelişmesini engellemek için yeni tedbirler almışlardır. 105

Doğunun imkânlarını kullanıyorlar. Doğunun problem ve zorluklarında kendi avantajlarını garanti ediyorlar.Batı bir menfaat toplumudur.,süslü perdenin arkasında bu gizlidir.Eskiden ipek yoluna, baharat ve doğunun zenginliklerine heveslenen Batı insanı, şimdi petrole konsantre olmuştur.

Doğuyu yağmalamak doğunun zenginliklerine el uzatmak içi Batı’nın tuttuğu yolların en etkilisi misyonerliktir.

Batı Misyonerliği hem kolonileştirme aracı olarak, hem de doğuda milli birliğin bozulması

Ve karışıklıkların garantisi olarak planlayıp ortaya çıkarmıştır.106

Prof Aydın: Misyonerlerin sosyal faaliyetler, okullar, haçlı seferleri, terör sayesinde Batı hegemonyasına yol hazırladıklarını söyledi.  Prof. Aydın’ın vardığı sonuç ise; Türkiye’nin birliğini korumak için Türk halkını misyonerlik faaliyetlerine karşı durabilecek şekilde eğitmektir. Bilgilendirmektir. Aydınlatmaktır.

1965’ten sonra Katolikler, Protestanlar misyonerlik alanında ortak çalışmaya başladılar.

Hiçin Türkiye misyonerlik faaliyetleri için öncelikli bölgedir? Öncelikle İslâm’ın yayılmasını önlemek için. “Eğer biz Müslümanları değiştiremezsek bile, Onları İslâm’dan uzaklaştırmalıyız” dedirtiyor misyonerlere.

1965’ten bu yana Diyalog’a sığınıyorlar, ki o misyonerliğin yen bir şekli.

Sevgi vasıtasıyla yakınlaşmak, herkesle her şey olmak; Yunan’la Yunan olmak, Yahudi ile Yahudi olmak Pavlus böyle yazmış.

Misyonerlere ne lüzum var? Türk Televizyonu aynı işi yapmıyor mu? Bolay’ın bu sözleri geniş bir gülme ve alkış tufanı.

Kapanışta konuşmacılar öyle olmadığını kesinlikle bilmelerine rağmen, bütün Anadolu’da misyonerler kanıyor gibi bir hava oluştu.

..her türlü yeniliği ve açıklığı reddeden konuşmacılarda, Hıristiyanlarda her şeyin iki yüzlülük, kötü niyet, hile,  desise olduğu şeklinde ön yargı ve fikri sabitler, diğerlerine de aşılanmak istenen radikal istihkar vardır. 106

Prof. Küçük ise İstanbul’un fethinden itibaren misyonerlik faaliyetlerinin özellikle Türkler üzerine yoğunlaştırıldığını anlattı.

Pavlus Tarsus’ta doğmuştur.İstanbul Hıristiyan dünyası için çok önemlidir.Hıristiyanlar için en önemli yerler bugün Türklerin elindedir.

9.10.09 20.45 Sivas