El Münkizu Min-ed Dalal
28 Mayıs 2019
Sorma-Bilme Dürtüsü ve Girişim Duygusu Nasıl Yok Ediliyor?
28 Mayıs 2019

Uygarlık Yolu / İbrahim Okur

OKURSOY YAYINLARI.18


Sayıca büyük bir diplomalı araştırmacı potansiyelimiz var. Norveç’in. Finlandiya’nın nüfusu kadar çok. Ancak bu tablonun AR-GE hizmeti olarak karşılığı neredeyse sıfır.7
Üniversite sayısını. Üniversiteli öğrenci sayısı veya öğretim üyesi sayısının çokluğu ile, AR-GE farklı şeyler. Kemiyet değil keyfiyet önemlidir.
Aklı başında çevreler durumun farkındadır ama seslerini çıkaramıyorlar. Duyuramıyorlar. Zaman zaman kapıyı çalıp kaçan çocuklar gibi meseleye değinip hemen çekiliveriyorlar. 10 Haziran 2013 tarihli Dünya gazetesinin manşeti: “Tabela üniversiteleri mezun vermeye başladı.”
Utesav-Yıldız üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü. İslami Bisiklet?- 8 Bir beyin fırtınası sonucu ortaya çıkmış.
İmam Hatip Meselesi: Bütün okulları imam Hatip okuluna çevirdik diye övünen AKP milletvekilinin torununu bir Fransız okuluna yazdırdığı ortaya çıktı.9
Yalanı ortaya çıkaran bir araca sahip olmayan bir toplum özgürlüğe kavuşamaz. Walter Lippmann.1884-1974
Yalanı ortaya çıkarmak zor değil, elbet birileri yapar ama, bilgi ulaştırılacak kanallar bilinçli olarak tıkanmışsa, doğru bilgiyi toplumun bütün katmanlarına nasıl ulaştıracağız?10
KÜLTÜR BİLİM HEVESİ VERİYORSA:
İngiltere Güneş batmayan İmparatorluk kurabilmişse bunu, “ulusal kültürün her yanını sarmış olan bilimsel hevese” borçludur. ABD Dünya liderliği İngiltere’den devraldı. Çünkü ulusal kültürün özellikleri olduğu haliyle Amerika’ya taşınmıştı. Söz konusu kültür, orada, kaynak bolluğunun ve stratejik konumun kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı etkisi altında ABD’yi liderliğe taşımıştır. 13
“Amerika’da bilimin tamamen uygulamaya dönük yanı hayranlık uyandıracak bir biçimde anlaşılır, kavranır ve uygulamanın kaçınılmaz koşulu olan teorik bir sorun da hemen ele alınır. Amerikalılar bu temel üzerinde her zaman özgür, özgün ve inatçı bir düşünce gücü gösterirler. Tocqville-1836 Democrasy in America” 13
ABD’yi öne çıkaran bir başka özellik de Avrupa’daki feodal kurumların gelişmeyi geciktirici baskısına maruz kalmamış olmasıdır. ABD’nin Anglo Sakson halkı, feodal baskıdan kaçan insanlardı. 13
FRANSIZ ARİSTOKRASİSİ ÖNCÜLÜĞÜ NASIL KAPTIRDI?
Avrupa’da bilimsel atılımın başlangıç evrelerinde öncülük Fransa’da idi. Fransız feodal yapısının ağır baskısı öcülüğü İngiltere’ye kaptırdı. İngiltere de liderliği aynı feodal yapının ağır baskısı yüzünden Amerika’ya kaptırdı.
Türkiye’nin kalkınma reçetelerinin birinci maddesi araştırma ve geliştirme çabalarına halkı heveslendirmektir. Bunun için laboratuar imkânları genişletilmiş bir eğitim istemine ihtiyaç var. 14
Birey gerçeği ne kadar çok özümserse, buluş yapma potansiyeli de o kadar büyük olacaktır. B.Edward Shlesinger-Buluş Nasıl Yapılır.
Aradığını bilmeyen bulduğunu anlamaz. Claude Bernard
Bilgi arzusu onu elde ettikçe artar. Laurence Sterne.
MAKALE BİLİMİ !
Bilimsel çabaları ölçmek ve değerlendirmek için biz hangi kıstasları kullanıyoruz? Batı ülkelerinin bilimsel yayın yapan dergilerinde makale yayınlamak. Bu kıstas bizim üniversitemizin “sözde bilim ortamı” olduğunu ispatlar.
Sözde bilimcilerin bazı özellikleri:
*Başkaları tarafından ortaya konmuş olan çalışmaları tekrarlamak.
*Kullanıcısı bulunmayan, hayatla bağı olmayan konularda araştırma yapmak.
*Bilim yapıyormuş gibi görünmek için bazı tercümeler yapmak.
*Dünyadaki teknolojik gelişmeleri takip edip, ülke sanayisine aktarma amacı olmadan laf üretmek.
*Bilimden sadece bilim adamları anlar tabusuna sarılmak.
Bu çevrelerin kendi durağanlıklarına karşı ön sürdükleri en önemli mazereti, ödenek yetersizliğidir.17 Ödenek yetersizliği fısıltı halinde, suçlamalar yoğunluk kazandığında yani mecbur kaldıkça dile getirtiliyor. Kamu oyunda ses getirecek düzeyde bir eleştiri bombardımanı hiçbir zaman olmadı.
Ödeneğin yetersizliği bilimsel çalışmaları tetiklemeye engel olduğundan sonucun sıfır olması kaçınılmazdır. Bir araştırma kurumunu var gibi gösterecek kadar ödenek, en pahalı maliyet demektir.18
Bilgi sakalla ölçülmez. Moliere.
Ben çok çalışmak zorunda kaldım, bu kadar çok çalışan herkes buraya ulaşabilir. Johan Sebastian Bach.1685-1750
Ak Zambaklar Ülkesi: Burada doğa insanoğluyla alay etmek istemiştir sanki. Onu bataklıkların, göllerin, çıplak kayaların arasına atmıştır. Gelgelelim bu kez insan da doğa ile alay etmiştir. Doğanın meydan okumasına meydan okumakla karşılık vermiş, onu yenmiştir. 24.
NORVEÇ- FİNLANDİYA’da AR-GE : /bilim aymazlığımız…
Finlandiya’da her bin kişilik istihdama karşılık 17 araştırmacı vardır. GSYİH’sının %3.5’unu araştırma için harcar. Bu Japonya’dan bile daha yüksek bir orandır.
Yakın rakibi İsveç ve Japonya’ya fark atmış olan Finlandiya’nın araştırmacı sayısındaki artış hızı dünya’daki en yüksek değerdir. Yüzde.10.3 (Ergün Türkcan Dünya’da ve Türkiye’de bilim ve teknoloji ve politika. Bilgi Üni.Yayını.2008 s.243.
Norveç bilimsel ve teknolojik gelişmeleri izlemekte en küçük bir gevşeklik göstermemiştir. Başkalarından geri kalmamak Norveç’te bir ideolojidir. 2.Dünya savaşında 5 yıl Alman işgali altında kaldı. Dünya’daki bilimsel gelişmeleri takip edemedikleri için geri kaldıklarını, bu yüzden büyük tehlike altına girdiklerini, milli ekonominin çöküntüye uğradığını düşündüler. Açığı kapatmak için özel çalışma yaparak bilgi dağları arasından ayıklama yaparak gerekli olanları aldılar. Açığı idrak ederek derhal girişimde bulunmaları ile bizim yüzyıllardır bilim aymazlığımızı kıyaslayacak olursak hali-pür melalimiz anlaşılır.
Yeni bilgilere çabuk erişme yöntemleri yanında, elde edilen bilgi dağlarının sistematik bir biçimde depolanması konusuna başarılı çözümler getirdiler. 25
Herhangi bir Norveçli, kafasında şekillendirdiği bir projeyi teknoloji kuruluşuna gelerek anlatmakta ve araştırmasına zaman kaybetmeden her bakımdan destek sağlamaktadır. 26
Bu stratejik tavrı benimsemeyenler gelişmeleri yıllar sonra fark ederler. Söz konusu yeni teknolojilerin ancak müşterisi olurlar.26
Bizim araştırmacı potansiyelimiz Norveç’in toplam nüfusu kadar. Neden biz Ar-Ge tartışmıyoruz da yüzyıldan beri anayasa tartışmaları içinde boğuluyoruz. Bizim hangi kuruluşumuz Dünya literatürünü takip ediyor? Sistematik biçimde depoluyor ve ilgililere aktarıyor? Amatörlere destek olmakla kimler görevli? 27
YÖNETİCİMİZ?
Nuri Demirağ’ın uçak fabrikası neden kapatıldı? Şakir Zümre’nin ihracat yapabilen bomba fabrikası neden soba fabrikasına çevrildi? Neden yerli otomobil üretme projemizi rafa kaldırdık? Bizi gerçekte kimler yönetiyor, yönlendiriyor? Bizi yönetenler kimlerin değirmenine su taşıyor? Muktedir iktidarlar mı yoksa muktedirlerin tayin ettiği başa geçme heveslisi taşeronlar mı? Bu gerçekler neden hiç sorgulanmıyor? 28
Japonlar ilk otomobili 1900 yılında ithal ettiler.15 yıl sonra ilk otomobillerini yaptılar. 1937’de seri üretime geçtiler. İlk Japon pilot 1910 yılında uçağını havalandırdı. 16 yıl sonra uçak imaline geçtiler. 1935’te üstün performanslı avcı uçaklarının seri üretimine geçtiler.30
Kapalı olarak duran bir kitap kağıt bloğundan başka bir şey değildir. Çin atasözü.
ABD’ilk tam teşekküllü araştırma laboratuarı Edison’un kurduğu General Elektrik şirketi tarafından kuruldu. Bundan sonraki 20 yıl içinde 526 araştırma laboratuarı kuruldu.1983 yılında bu sayı 11.000’e ulaştı.s.37.George Basalla. Teknolojinin evrimi Tübitak Yayınları. 1996 S.171
Birçok önemli icattan 70 tanesi üzerinde yapılan araştırma bunların çoğunun bağımsız mucitlerin çalışmalarının ürünü olduğu sonucunu çıkardı. Mesela: Otomatik transmisyon, bakalit, tükenmez kalem, selefon, siklotron, cayro pusulası, ensülin, jet motoru, fotoğraf filmi, manyetik kayıt, traş makinası, güç yöneltici, kserografi (fotokopi), fermuar, döner pistonlu wankel motoru.s.38
Artan zorlukları aşabilmek için amatörlere devlet desteği sağlanması halinde çok daha iyi sonuç alınacağı muhakkaktır. Desteği sadece para desteği olarak görmemek gerekir.39
Göz sahibinin bilmediğini göremez. Konfiçyüs
Deha büyük bir sabırdan başka bir şey değildir. Buffon. Fr. Biyolog.
AR-GE HEVESİ VERİLİRSE
Pastör’ün laboratuarında aşıyı bulması tesadüf değildir. Uzun zamandan beri aynı gerçeğe odaklanmanın bir sonucudur. Pastör rastlantı iddiasına güzel bir cevap vermiştir. Talih siz hazırsanız yardım eder.
Bütün gelişmeler toplumun atardamarlarında top yekûn basınç uygulaması sayesinde ortaya çıkmıştır. Avrupa toplumunun bütün katmanlarında, (manastırlarda, tavernalarda, kahvehanelerde, köy odalarında yapılan düzenli toplantılarla) araştırma ve geliştirme hevesi yoğunlaşmış, yüzyılların tünelinden geçince büyük bir güç ortaya çıkmıştır. 40
İCADIN DÖRT TEMEL KAYNAĞI: Merak, başarma duygusu, sebat, kararlılık.
İngilizlerin uskurlu buhar gemisini açık denizlere saldığı 1845 yılına kadar geçen 200 yılda 38 kritik aşama söz konusudur. Aşamaların 28’i İngiltere’de 10 ise diğer ülkelerde (İtalya, Almanya, Fransa, ABD ve İsveç) meydana gelmiştir.
İlk kazı makinesi (Ekskavatör) 1835’te buhar teknolojisinden faydalanarak ABD’de yapıldı.
Dünyanın ilk yolcu ve yük taşıyan demiryolu hattı İskoçya’da 1825’de hizmete girdi.1831’de Liverpool ile Manchester arasında buharla çalışan lokomotifin çektiği ilk demiryolu seferi yapıldı.
Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kâğıttır. James Howell.17.yy.
Yöneticiler-Napolyon-Fulton buharlı gemi
Avrupa devletlerinde krallar, Başbakanlar ve üst düzey yöneticilerin bilimsel ve teknik gelişmeler karşısında nasıl tavır aldıkları, çalışmaları ne ölçüde destekledikleri ve gelişmelerden ne ölçüde haberdar oldukları veya gelişmede payları nedir?
Amerika’nın Paris elçisi Livingston Viyana’daki Napolyon’a bir tavsiye mektubu ile bir deliyi göndermeye cüret etti. Bu deli Napolyon’a büyük bir buluş yaptığını ve buluş sayesinde imparatorun rüzgâr ve gelgitlere aldırmadan taburlarını İngiltere’ye çıkaracağını, bunun için de gereken biricik şeyin kaynar su olduğunu söyledi. Napolyon bu teklifi büyük bir kaçıklık görmüş ve adamı kovmuş. Bu adam buharlı geminin bulucusu Amerika’lı Robert Fulton (1765-1815) dan başkası değildi.
Pataröner’i bulan Benjamin Franklin Amerika’da yaşamasına rağmen Londra’daki Bilim Derneğinin (Royal Society) üyesi idi. Amerika’nın İngiltere’den bağımsızlığı için aktif rol oynamaya başlayınca Kral Royal Society’ye haber göndererek “O asinin yaptığı paratoner’in sivri ucunun bir küre ile değiştirilmesini emretti. Bilim adamlarının bu anlamsız isteğe direnmeleri sonuç vermedi ve derneğin o dönemdeki başkanı kurtuluşu görevinden istifa etmekte buldu. S.45 İngiltere kralı emrini yerine getirecek bir tek bilim adamı bulamadı ve ilk başkan tekrar görevinin başına döndürüldü. .J.D.Bernal Modern çağ öncesi Fizik. S.317-318. Bilim adamları ne başkanlarını sattı ne de bilimsel dürüstlüğe gölge düşürdü.46 Şark’ta iktidarlara yakın durarak, nemalanmaya çalışan sözde bilim insanlarının bolluğu malumdur.
Konuyla ilgili aktivitesi olmayandan dahi çıkmaz…
Teknik ilerlemeler politikaya yön veren egemenlerin dışında ve çoğu kez onları küçümseyici bakışları arasında filizlenmiştir. Avrupa’da ortaya çıkan olağanüstü başarıların arkasındaki esas gücün dahiler olmadığı görülebilir. Karşımıza zihin gücü ile el becerisin birlikte harekete geçirmeyi başaran geniş bir toplum kesimi çıkar. Sayısız deneme yanılmaların arasından başarılarıyla en fazla öne çıkanlara dahi denmiştir. Konu ile ilgili aktivitesi olmayan toplumlarda dahilerin bir türlü ortaya çıkmamasının sebebi de budur.
Dahilik eğer varsa beceri çeşitliliği ile bezenmiş, düşünen, düşüncesini başkalarına anlatmaya uğraşan ve başkalarının ne düşündüğünü, ne yaptığını, nasıl yaptığını merak eden insan bolluğunun bir ürünüdür. Ötekiler, özgün bir eser ortaya koymaksızın Batı’da ortaya çıkan sonuçları taklit ederek yükselmek ve muasır medeniyet seviyesine çıkmak isterler. 48
Taklit belli sınırlar içinde kaldığı taktirde öğrenmenin yöntemlerinden biridir. Söz konusu genelleşmiş taklitçiler ise bir kartalın ağzında yükselen bir solucana benzediklerini henüz fark edememiş olan kimselerdir. 48
Marifetler iltifat göreceği alanlara yönelir.
Buluşlar hakkında bilgi sahibi olmadıkça geçmişi ve bu günü anlatmak, gelecekle ilgili öngörülerde bulunmak neredeyse imkânsızdır. B.Edward Shlesinger. Buluş Nasıl Yapılır adlı eserinden.
Akademisyenlerin dikkat çeken tutumu amatör araştırmacılar tarafından otaya konan çalışmaları görmezden gelmektir. 50
Dr. Ziya Özel’e “Sen bu çalışmayı batılı bilim dergilerinde yayınlatırsan seni ciddiye alırım” denmiştir. Akademik çevreler bir klan kültürü geliştirmişler ve kendi klanlarından olmayanların herhangi bir iş başaracağına inanmıyorlar. 51
AKADEMİK ÇALIŞMA: Daha önce yazılmış kitapları okumak, bunları karşılaştırmak ve eğer gerekiyorsa sentezler yapmaktır. Akademisyenin referansı kitaplardır. Bilimsel çalışmanın sadece bir bölümü özellikle başlangıç bölümleri akademik niteliktedir. Akademik çalışmanın kütüphanede yapılmasına karşılık bilimsel çalışma laboratuarda veya doğada yapılabilen bir çalışmadır. Gözleme, ölçmeye, biçmeye, hipotezleri sınamaya dayanır. 51
Bilim tarihinde büyük işleri başaranların birçoğu başka mesleklerde faaliyet gösteren insanlardır.52
Paratonerin mucidi :Benjamin Franklin 10 yaşında iken okulu terk etti.
Mikroorganizmalar dünyasını keşfeden Leeuwenhoek kumaş ticaretiyle meşguldü.
İsaac Newton-Derslerine ilgisiz olduğu için babası tarafından okuldan alındı.
Atomu keşfedenlerden Einstein Patent ofisinde memur olarak çalışıyordu.
Bilimsel atılımın ve sanayi devriminin geliştiği yer üniversite değildi.
Üniversite bilimin ve teknolojik atılımların ancak topyekûn toplumun eseri olabileceği bilinciyle hareket ederek toplumu yönlendiren, konunun içine çekmeye çalışan, uyandırma servisi gibi bir görev üstlenmeliydi. 53
Kurnaz insanlar okumayı küçümser . Francis Bacon –
Michael Faraday-1791-1867 Yoksul bir ailenin çocuğu. 13 yaşında zar zor okuyabiliyor. Ciltçiye çırak verildi. Britannica’nın 127. Sayfasını dikiyordu. Elektrik konusuna gözü ilişti. Doğa felsefecilerinin yıllardır farkında oldukları bu görünmez olayın sırrının çözülemediğini yazıyordu. İçinde bir şeyler kıpırdadı. Elektriğin sanıldığı kadar karmaşık bir şey olmayacağını düşünüyordu. Kraliyet Bilim Derneğindekiler Faraday gibi alt tabakadan gelen insanlarla asla içli dışlı olacak kimseler değildi. İşten arta kalan zamanlarda durmadan okuyordu. Aynı konu üzerinde yoğunlaştı. Ciltçi ustası iyi kalpli biriydi. Dükkânın bir köşesinde laboratuar kurmasına izin verdi. Aklı geliştirmenin dört yönteminden bahseden bir kitap geçti eline. Derslere katılmak, dikkatli not tutmak, aynı konuyla ilgilenen kişilerle temas kurmak, bir tartışma gurubuna katılmak… Dükkâna gelen bir kişi masalardan birinde ciltlenmiş bir takım ders notları gördü. Ödünç istedi. Geri getirdiğinde içine dört bilet koymuştu.Biletler Kraliyet Bilim Derneği Başkanı Dawy’nin halka açık konferanslarının biletleriydi. Bu kişinin bilim derneği üyesi olduğunu o zaman anladı. Konferanslara gitmeye başladı. Not alıyordu. Nihayet kitap ciltlemek için dernekte işe alındı. Bilim adamları elektrik ve manyetizmayı tartışıyorlardı. Elektrik manyetizma üretiyordu. Ama acaba manyetizma de elektrik üretiyor mu diye birbirlerine soruyorlardı. Ürettiğini veya üretmediğini bulamıyorlardı. Faraday o zaman kadar elektrik ve manyetizma ilgili bütün kitapları defalarca okumuş, okuduğu deneylere defalarca tekrarlamıştı. Dernek laboratuarında cıva dolu bir kap içinde duran bir mıknatıs ve bu kaba dik olarak yerleştirilmiş bakır tele elektrik verildiğinde mıknatısın telin etrafında döndüğünü gördü. Buradan ilk elektrik motorunu yaptı. Bilim tarihinin önemli buluşuydu bu. 30 yaşında laboratuar asistanı idi o zaman Faraday. Ve 1831 yılında manyetizmanın da elektrik ürettiğini buldu. Bir manyetik kuvvet azaldığında ya da arttığında elektrik üretir; ne kadar hızlı artar ya da azalırsa ürettiği elektrik o kadar fazla olur. S.58 Başlangıçta ne işe yarayacağı pek bilinmeyen elektrik, teknolojinin en önemli atılım kaynağı oldu. Mühendisler su gücüyle mıknatısları döndürerek güvenli ve sürekli elektrik üreteçleri yaptılar.
Elektrik enerjisi daha sonra istenilen yerde, elektrik motorları yardımı ile mekanik enerjiye dönüştürüldü. Dev buhar makinelerinin yerini küçücük elektrik motorları aldı. Elektrik sayesinde telgraf, telefon, telsiz icat oldu. Edison ampulü keşfetti.
Baş döndürücü başarıları sayesinde statükoda büyük bir delik açan Faraday Kraliyet Bilim Enstitüsünün Başkanlığına getirildi. Otuz yıl başkanlık yaptı. Onun sayesinde bilim, hür zenginlerin hobisi olmaktan çıktı ve hür düşüncelilerin yaptığı iş haline geldi. 59
ANTOİNE LAOVOİSİER-1743-1794 Kafasının koparılması için bütün gereken bir saniye idi. Onun ki gibi bir kafanın gelmesi için belki yüz yıl bile yetmiyecek. Matematikçi Lagrange-1736-1813adrian berri-bilimin arka yüzü. Tübitak yayınları 1996.s170
İngiliz kimyagerler oksijeni daha önce ayrıştırmışlar ama ona yetkin gaz adın vermekten öte bir şey yapamamışlar. İşlevini çözümleyememişlerdi. Oksijen deyimini ilk kullanan Lavoisier’dir. Ona göre su bir element değildi. Hidrojen ve oksijenin kimyasal karışmasından meydana geliyordu. Bütün bunları ortaya attığında kendini meslekte kimyacı görenler onun hukukçu olduğunu, anlamadığı konularda ileri geri konuştuğunu dillendirmeye başladılar. 61
Lavoisier hukuk tahsili yapmıştı ve Fransız barosunun üyesi idi. Onun avukatlık yapmadığını, vaktini kimyaya ayırdığını söylerler. Yüz bin Frank kadar yıllık geliri vardı. Bunu kimya deneyleri için harcıyordu. Bugün bildiğimiz 108 elementin 20 sini bulma şerefi Lavoisier’e aittir. 1789’da Temel Kimya Kitabı ‘nı yayınladı. Nefes almanın aslında bir yavaş yanma olayı olduğunu göstermiştir. İnsanların ve hayvanların yaşaması için gerekli olan enerjinin ciğerlerimize çektiğimiz havadaki oksijenin, vücudumuzda bulunan organik maddeleri yakması sayesinde elde edildiğini göstermiştir.
Lavoisier gözlem ve deneylerinde hassasiyete o derece önem verirdi ki, çeşitli ışıkların şiddetini çıplak gözle ölçebilmek ve bir sıralama yapabilmek için 1,5 ay karanlık odada yaşamıştır.
Solunum konusunda deneyler yaptığı bir sırada iftira edildi. Vergi toplamada usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle tutuklayıp bir günde 28 kişiyle birlikte usulen yargılayarak giyotinle infaz ettiler. Savunması sırasında onun bilime yaptığı hizmetlerin dikkate alınmasını isteyenleri mahkeme başkanı yargıç Coffinhal’in söylediği şu söz tarihe geçmiştir. “Cumhuriyetin dahilere ihtiyacı yoktur.”
Buluş işine girdikten sonra bu işin içinde bir gizem olmadığını, kadın veya erkek herhangi birinin de elindeki listeyi tüm olasılıklar denenene kadar gözden geçirerek buluş yapabileceğini fark etti. B.Edward Shlesinger Buluş Nasıl yapılır adlı eserinden.
UÇAN KARDEŞLER:
Wilbur Wright (1867-1912)- Orville Wright (1871-1948) Hezarfen Ahmet Çelebi’den sonra ilk uçan adamlar olarak tarihe geçmeyi başardılar. Bisiklet tamircisiydiler. Havacılığa olan ilgilerinin sebebi okudukları bir kitaptır. Wright kardeşler de ilk denemelerinde başarısız olmalarına rağmen işin peşini bırakmadılar. Planör ve uçurtma yapma denemelerine girdiler. İlk iki yıl denemelerine başarılı olamadılar. Hatalarını düzelttiler. Üçüncü denemelerinde uçan bir cisim -Planör-yapmayı başarmışlardı. Bu planörle binden fazla uçuş gerçekleştirdiler. İki kardeş dünyanın en tecrübeli pilotları olmuşlardı ama kimse farkında değildi. Başkaları uçaklarını yerden nasıl kaldıracaklarına odaklanmışlardı. Wright kardeşler bu aşamayı geçişler uçaklarını havalandırdıktan sonra nasıl kontrol edeceklerini araştırıyorlardı.Üç eksende de tam denetim sağlamayı başardılar. Bu sayede uçakları tam olarak manevra yeteneği kazandı.70
Kanat geliştirmek için rüzgar tüneli yaptılar ve 200 değişik kanat üzerinde deneme yaptılar.
Orwille 12 saniye havada kaldı ve 40 metre uçabildi. 375 k g ağırlığında ve 12.3 m kanat açıklığı olan Qittiy Hawk idi ilk uçakları. Motoru 85 kg ağırlığında ve 12 beygir gücündeydi.
Bir yıl sonra Flyer 2 yi uçurdular. 105 uçuş gerçekleştirdiler,. Bir yıl daha çalıştılar Flyer 3 ü yaptılar. Sayısız uçuş gerçekleştirdiler. Herald Tribune de haklarında bir yazı çıktı. Uçucular mı yoksa yalancılar mı? 71 Öyle kimsenin başaramadığı bu büyük işi gerçekleştirmek meteliksiz iki bisiklet tamircisine mi kalmıştı? O gün bu büyük başarı karşısında ayak sürüyenleri kimse hatırlamıyor. Ama küçümsenen bu iki kardeş dünyanın en büyük mucitleri arasında ön sırada anılıyor.72
OFTOMOBİL-OTTO-MOBİL…
Günümüzde yüzminlorcası oradan oraya koşturan otomobillerin mucidi OTO’dur. Avrupa ve ABD’yi dünya liderliğine taşıyan teknolojik atılımlardan biri Otto’nun benzinli motorudur. 1939 yılında ilk jet uçağı havalanana kadar uçaklar Otto’nun benzinli motoruyla çalışıyordu.
Otto 1832’de Almanya’da doğdu. Başarılı bir öğrenci olduğu halde geçim derdiyle okuldan ayrıldı. Bakkal çırağı oldu. Kâtiplik, seyyar satıcılık yaptı. Fransız mucit Lenoir’in gazyağıyla çalışan içten yanmalı motor icad ettiğini duydu. Aynı motorun gazyağı yerine benzin kullanılması halinde çok daha başarılı olacağını düşündü.
Önce bir karbüratör yaptı. Patent bürosu bu konuda bir çok patent olduğu gerekçesiyle patent vermedi. Çalışmasını dört zamanlı motorlar üzerinde yoğunlaştırdı. Araştırmaları Paris 1867 Dünya fuarında ona altın madalya kazandırdı. Ama dört zamanıl motoruna gelişmiş, teklemeden çalışan ateşleme sistemini 5 yıl sonra yapabildi. Bu sayede Dört zamanlı motor en verimli ve başarılı motor hüviyetini kazandı. Diğer taraftan Karl benz’de Otto’nun motorunu kullanarak daha güzel bir otomobil yaptı. Arkasından ABD’li Henry Ford’da piyasaya çıktı. Motorlu taşıtların bu en önemli mucidinin bir seyyar satıcı olduğunu bilenler ne kadardır?68 EDİSON-1847-1931:1029 patentli icadın sahibi, gelmiş geçmiş en büyük dahilerdin biridir. Onun dahiliği sabır ve sebatla harmanlanmıştır.En özgün icadı 1877’de patentini aldığı fonograftır. Sesleri kaydederek istendiğinde tekrar dinlenilmesini sağlayan bir cihaz bu. Hayatımızı en çok etkileyen icadı ise Evlere elektrik götürerek aydınlatmasıdır. Karbon Flamanlı ilk elektrik ampulünü yapmış, ilk dağıtım şebekesini geliştirerek insanlığa çağ atlatmıştır.1882 yılında kurduğu şirket Newyork evleri için elektrik üretmeye başlamış ve uygulama bütün dünyaya yayılmıştır.
Tarihte ilk kez bir çok insanın çalıştığı araştırma laboratuarı kuran da EDİSON’dur. Dünyaca ünlü General Elektrik şirketinin kurucusudur. Dahi Edison, okula ancak üç ay gidebilmiş, okul müdürü geri zekalı olduğun öne sürerek onu okuldan çıkarmıştır. İşte bu çocuk tarihe altın harflerle yazılmayı hak eden Edison’dur.73
Önemli olan gerçeği ele geçirmek değil takip etmektir.ELİO Vittorini-
MENDEL-1822-1884 Brno manastırında yaşayan bir rahip. Genetik biliminin temellerini attı. Çalışmaları iyi biliniyordu. Ancak zamanın birbiriyle çatışan ve birbirini dışlayan görüşleri yüzünden bilinmezden gelindi. Darwin Ari ırkın üstünlüğünden söz ediyordu. Sömürgeciliğin neden ari ırkın hakkı olduğu gibi siyasi emellerini onun kuramıyla açıklıyorlardı. Mendel elma yetiştiriciliği, üzüm, kavun, palmiye üzerinde çalıştı. Manastırın ünü yayılmıştı. Çevrede soru sormak isteyenler geldiği gibi kafasındaki fikirleri manastırın araştırmacı rahipleriyle müzakere etmek isteyenler de gelirdi. Manastırın büyük bir kütüphanesi vardı. Kütüphanenin yeni çıkan kitapları satın alması için çevrede yaşayanlar mali yardımda bulunuyordu. 79

Nicalaus Otto 1867 dünya fuarında kendisine madalya kazandıran dört zamanlı motorunu yaptığında insanlar binlerce yıldır ulaşımı atla veya atlı arabayla sağlıyordu.
Otto’nun motoru güçsüzdü. Ağırdı. Hantaldı. Kendini zor taşıyordu. Boyu da 2 m.yi geçiyordu. Bunun yakında atların yerini alacağını söyleyene deli derlerdi. Üstelik çok da pahalıydı. Ama Gottfried Daimler. Otto’nun motorunu geliştirdi ve bir bisiklete yükleyerek 1885 yılında ilk motosikleti yaptı. Üstüne 11 yıl daha çalıştı ve ilk kamyonu yaptı. 1896.84
İlk fotoğraf makineleri, ilk daktilolar. İlk televizyonlar da kullanışlılık bakımından son derece problemliydi.84
Jameş Watt buhar makinesini yaptı denir. Oysa 50 yıl önce de insanlar bu konuda çalışıyorlardı. Güya Watt çaydanlığın ağzından yükselen buharlardan esinlenerek icadını gerçekleştirmiş.
Günün birinde Newcomen’in buhar makinesinin tamiri için bir fabrikaya çağrıldı. Makineyi tamir ederken daha bir çözüm aklına geldi ve düşüncesini uyguladı. Oysa örnek aldığı Newcomen makinesi 50 -60 yıldır piyasada iş görüyordu.86
Newcomen de makinesini 1698’de patenti Thomas Severy’nin aldığı makineyi örnek aldı. Severy makinesin yoktan icat etmedi. Denis Papin’in 1680 de yaptığı makineyi esas aldı. Papin de ilhamını Hollandalı Christiana Huygens’in yazdıklarından aldı.
Örnekte görüldüğü gibi icatların hiç biri gökten zembille inmedi. Hepsinin zengin ve dolgun bir arka planı vardır. 86
İhtiyaç icadın anasıdır.
İhtiyacı temel alan yaklaşıma göre icatlar, toplumların göz önünde duran ve giderilemeyen bir ihtiyacı olduğun durumlarda yapılır. Bir kahraman mucit ortaya çıkar ve çözümü geliştirir. Uygulamalar sırasında aksayan noktaları ortaya çıkar ve giderilir. Günün birinde soruna eğilen bir başka kahraman mucit çıkar, yeni bir çözüm tasarlar ve böylece teknolojik atılım gerçekleşir.
Amerika’da muazzam miktarlarda pamuk üretilir. Pamukların çekirdeklerinin ayrılması üretim aşamasının en önemli darboğazıdır. Çok fazla sayıda mevsimlik köleye ihtiyaç duyulmaktadır. Whitney üzerinde kafa yorarak 50 yıl önce Amerika’ya Hindistan’dan getirilen Çarka adlı basit alet üzerinden meseleyi çözdü.81
Diğeri ATOM bombasıdır. İstihbaratçılar Almanya’nın savaşı sona erdirecek güçte bir atoml bombasını yapmak için çalıştığını bildirdiler. ABD Almanlardan önce bu silahı yapmak için üç yıl boyunca 2 milyar dolar harcayarak bombayı Almanlardan önce yapar ve Japonya saf dışı edilir. Almanya teslim olur. İcatların pek çoğu ne işe yarayacağı pek belli olmadan yapılmıştır.İlk modeller son derece kullanışsız oldukları halde mucitleri konu üzerine eğilmeyi ısrarla sürdürmüşlerdir. 82
Edison1877’de Gramafonu yaptığı zaman yazdığı makalede görme özürlü kişilerin dinlemesi, ölenlerin son sözlerini kaydetmek kitapları plağa kaydetmek gibi maddeler sıralamıştı. Edison yardımcısına icadının pek bir işe yaramayacağını söyledi. Bürolarda dikte ettirme makinesi olarak üretime başladılar. Girişimciler içine para atılarak müzik dinleme kutusuna çevirdiler. 20 yıl sonra gramafonun aslında müzik dinlemeye ve kaydetmeye yaradığı kabul edildi. 84
. Gutenberğ’in bir örnek matbaa harflerini yapmasının öncesinde pek çok gelişme yatıyordu. Harfler için çelik-kalay-çinko-kurşun alaşımı, kalıplar için pirinç ve bronz alaşımlar ve kurşun gerekiyordu. Gutenberg’in ikinci adımı matbaası, yani baskı makinesi üzüm sıkmak ve zeytinyağı çıkarmak için kullanılan cenderelerin amaca uyarlanmış biçiminden başka bir şey değildi.87 Gutenberg’in ilk bastığı kitap olan Kitab-ı Mukaddes’in tek bir nüshası, o güne kadar yazıcılar tarafından ancak15 ayda hazırlanabiliyordu.88
Transistor Amerika’da icat edildi. ABD elektronik sektöründe dünya lideriydi. Sektörde çeşitli lambalar kullanılmaktaydı. Sony o zamanlar küçük bir atölyede imalat yapmaya çalışan basit bir işletmeydi. Bay Sony transistorun icat edildiğini duyunca uçağa atlayıp gitti ve patentini satın aldı. Onunla Japon kültürünün minyatürlere verdiği değerden ilham alarak cep radyosunu yaptı ve tekrar ABD’ye döndü. ABD’li sanayiciler elektronik pazarına hakim oldukları halde, bilgi ve becerileri geleceği görmeye yetmedi. BU yüzden de sektörde liderlik küçümsenen Japonların eline geçti. 88
Elektrikle aydınlatılan sokak lambaları en son İngiltere’ye girdi. Çünkü Belediyeler gaz lambasıyla aydınlatma sistemine büyük yatırım yapmıştı. Yasa yapma gücü ellerinde olduğu için rakip gördükleri elektrik firmalarını çıkardıkları engelleyici yasalarla boğdular.89 Sonunda kaybeden taraf olmaktan kurtulamadılar. Teknoloji alanında rakipleri karşısında bütün halinde geriye düştüler. Bir daha toparlanamadılar.89 Britanlayı politikacılar, Edison’un gazlı sistemini özümseyerek geliştirdiği elektrikli aydınlatma teknolojisini, incelemeden, kısır politik hesaplar güderek reddettikleri için günü kurtardılar ama İngilterenin geleceğini etkilediler.
Meksika yerlileri binlerce yıl önce dingilleri olan tekerlekli araçlar icat etmişlerdi.AMA söz konusu icat sadece bir oyuncaktı. Üzerinden binlerce yıl geçtiği halde bu araba tasarımını yük taşımak için kullanmayı akıl edemediler. Jared Diamond. Tüfek, mikrop ve çelik. TÜBİTAK yayınları. S.318 Ama bir mazeretleri vardı. Bu arabayı çekecek evcil hayvanları yoktu. Tekerlek Sümerler zamanında Mezopotamya’da da icat olmuştu. Kazılarda 5000 yıl öncesine ait eşeklerin çektiği yük arabaları tasvirleri bulundu. 2500-3000 yıl kadar önce Ortadoğu ve Kuzey Afrika kavimleri söz konusu arabaları kullanmaktan vazgeçtiler, develeri tercih ettiler. Tekerlek icat edildiği yerde tarihe gömülmüş oldu. Tekerleği Afrika’ya tekrar getiren Avrupalı sömürgeciler oldu.90
Japonlar tüfeği ilk kez 1543 yılında Çin gemisiyle Japonya’ya gelen Portekizlinin elinde gördüler. O kadar çok etkilendiler ki hemen tüfek üretimine başladılar.1600 yılına gelindiğinde dünyada en çok tüfek belki de Japonya’daydı. Çağının en kaliteli tüfekleriydi. NE var ki tüfek Japonya’da sosyal statükoyu yıkıyordu. Bir Samuray’ı gördüklerinde yoldan çekilip hürmetle eğilmesi gereken çelimsiz bir köylü, eğer kızarsa sadece bir tetiğe dokunmakla dev gibi bir Samuray’ı bir daha kalkmamak üzere yere yıkabilirdi. Bu yüzden Şogun tüfek üretimini, taşınmasını ve bulundurulmasını yasakladı. Ülkenin kapıların dış dünyaya kapadı. 250 yıl sonra ABD’li Amiral Perry bacasından siyah dumanlar tüten buharlı gemileriyle geldiğinde Japon yönetimi uykusundan zorla uyandırılmış oldu. 91
ÇİNİN İÇE KAPANMASI: Yahut Müslümanların ilimden kopması…
Ming hanedanında iki hizip çıktı. Dünyaya açılmaya çalışan çini içine kapadılar. Keşif gezilerini yasakladı. Haritaları imha ettiler. Çini dünyaya kapadılar. Bin yıllık denizcilik bilgi birikimi tecrübesi kaybolup gitti. Hata yaptıklarını 19.yy. ikinci yarısında anladılar.Çünkü Londra’dan gelen ve üzerinde onlarca top bulunan birkaç İngiliz gemisi Yangtze ırmağı kıyılarını acımasızca bombaladıklarında karşılık verecek tek bir gemileri bile yoktu. Oysa matbaa Çin’den Cizvit papazlar tarafından yakın zamanda bilgi olarak Avrupa’ya götürülmüştü. Pusula, barut Çin’lilerin buluşuydu. Topa titanlar kendilerinden öğrendikleri her şeyi kendi emelleri doğrultusunda örgütleyip ırmağın ağzında karşılarına dikilmişlerdi. Bu olay tarihin en ilginç sonuçlarından biridir. Düşünmekten kaçınarak sadece ilerlemekten bahseden bir düşünce hakim olmuş Çin’e. 12.yy.da yaşamış olan Konfiçyüs’çü bilge Zhu Xİ’nin öğretisi şöyle: “Eğer zihinlerimizi düşünceden azade bir halde tutarsak zaman ilerlememiz, büyük bir ırmağın bendini aşması gibi kolaylaşacaktır… Kendimizi bir yıl boyunca bu yolda (düşüncede) tutarsak gelişmemiz mümkün olur mu hiç? Düşünmekten kaçınarak ilerlemekten söz eden bu düşünce Çin’e yerleşmiş ki takipçileri bile var. 92
Teknoloji toplam olarak gelişen bir şey., tek tek kahramanların eylemleriyle değil; ikincisi teknoloji öngörülmüş bir ihtiyacı karşılamak için icat edilmiyor. İcat edildikten sonra kullanım alanı buluyor. Bu sonuçlar geçmiş çağlardaki belgelenmemiş teknoloji için daha geçerli. Jared Diamond. 92
Zamanda donup kalmanın, her türlü gelişmeye sırt çevirmenin de arkasında kültürel etkenler vardır. Kültürün çıtası ne kadar yükselirse ekonominin ve toplumsal refahın çıkası da onu gölge gibi izler. Kültür zenginliği getirir. Günün birinde icat fikri icat oldu. Bütün Avrupa’nın kaderi değişti. 94
İlerleme düşüncesi filizlendi ve tetiklendi. Büyük icatları ve bunların mucitlerini sıralayan kitaplar ilk kez Rönesans döneminde yayınlanmıştır. Polydore Vergil’in Nesneleri yaratan mucitler adlı kitabı 1499’da yayımlandı. Çeşitli dillerde birçok baskı yaptı. Bu eser Avrupa’daki icat fibrinin dönüm noktası niteliğindeki kitaptır. 94

Mucit Francisz Becon’un 1623’te yayınladığı Yeni Atlantis adlı eseri bir başka temel kitaptır. İcat tutkusunu kültüre adeta kazılan nitelikte bir eser. Becon’un Bensalem adını verdiği hayali bir ülke, devlet desteğiyle teknik sanatların ilerlemesine adanmış bir laboratuar. Süleyman’ın Evi adını verdiği bir yapı. İki salon. Birinde icatların çizimleri, diğerinde mucitlerin ve kaşiflerin heykelleri.. Süleyman’ın evi… Buluş fikrini toplumun kafasına sokan bu kitap birçok baskı yaptı.Birçok Avrupa diline çevrildi. İcat fikrinin itibarını yükselmesine önemli katkılar sağladı. 1560’lı yıllarda Della Porta adlı bir aristokrat zanaatkârların bilgisinin Elit bilime taşınması gerektiğini savunmuş.95
Academia Dei Lincei kuruldu. İtalya- “Kâr. Şeref ve şöhret arzusu ile lekelenmeden, insanlığın manevi ve maddi şartlarının iyileştirilmesi için sadece bilginin peşinde gitmek… 96. halkın bilim tarihi s.363
Mucit ve kâşifin itibarının yükselişinin her aşamasında teknoloji ve bilim birkaç adım ilerledi. Sonunda endüstrileşme iştahı geri döndürülemez bir irade kazandı. Mucitler ve kaşifler birer kültür kahramanı haline geldiler. Onları milli kahraman yapan, hayatlarını, çalışmalarını, seyahatlerini anlatan eserler oldu.97 Bu kitaplar sayesinde yeni nesiller de daha fazla kanala girdiler. Bacon’un 200 yıl önce hayalini kurduğu laboratuarın icatlar ve mucitler salonu kitap sayfalarından fırladı ve uluslar arası endüstri sergileri haline geldi.97 Mucitlerin heykelleri açık yerlere dikildi. Hükümetler mucitlerin onurlandırılması. Ödüllendirilmesi ve para kazanmaları için tedbirler aldı. Patent kanunu gibi.
Yenilikleri, buluşları önemsemeye, ona kucak açmaya hazır anahtar gurupların olması lazım. Galileo’nin 1638 da yayınladığı iki yeni bilim adlı eseri, Keppler’in 1609 da yayınladığı Yeni astronomi, Francis Bacon’un 1620 de yayınladığı yeni mantık adlı eseri batı kültüründe ilerleme düşüncesin filizlendiren eserlerdir. 98 Kitap yayınlamak yetmiyor, okuyucu da gerekli. Marifet iltifata tabi. Yazan ve okuyan birbirini beslemeseydi ne eser bırakılır ne de kitap okunurdu. 99 MUCİTLİK bir meslek değil,ayrı bir insan türü, bir hayat biçimidir. NE engelenebilir ne de böyle insanlar eğitimle ve başka yollarla yetiştirilebilir… Ergün Türkcan.Bilim teknoloji ve politika adlı eserinden.s.44

Aylak bilginlerden oluşa ayrıcalıklı bir sınıfın yükselişi engellenmeliydi. Eğitim evrensel anlamda bedenen çalışmayla birleştirilmeliydi. 103
Yandaş Royal Society’yi kurdular. Bilim adamlarının oluşturduğu topluluğu, parlamentodan bahsedenleri dağıttılar. Bilimden bihaber bir elit’i göreve getirdiler. Bunlar iplik üretimini, çömlek yapımını geliştirmek için çalıştılar. Ama sanayi inkılâbının bilim teknoloji ayağını hazırlayıp gerçekleştirenler Royal Society tarafından dışlananlardır. Dışlananlar nasıl bir yol izledi? Bu sorunun cevabı bilimsel devrimin İngiltere’de toplumu nasıl kuşattığını ve kültürel atmosferde nasıl solunmakta olduğunu göstermektedir. Bu alanda en çok dikkatimizi çeken etkinlik halka açık kahvehane konferanslarıdır.106 Konferansların tipik bir örneği 1698 yılında Royal Society’nin de üyesi olan matematikçi John Harris’in matematik üzerine “amme menfaatine” verdiği konferanslardır. Söz kmonusu konferanslar 5-6 yol sürmüş ve daha sonra John Harris matematik eğitimi veren özel bir okul açmıştır. Ergün Türkcan Dünya’da ve Türkiye’de bilim teknoloji ve politika. S.146. 106. Bilim teknoloji ve icat üzerine kurulan bir başka dernek 1709 da faaliyete geçirilen Gentlemen Society ‘dir. Topluluğun hedefi kibarlara gerekil bilgileri vermektir. Bu topluluk kahvehanelerde kitap okumak şeklinde bir faaliyetin içindeydi. Bir başka topluluk 1754 de kurulan Bilimleri, Ticareti ve Sanayii teşvik Cemiyetidir. Lunar Society ise üyelerinin evlerinde toplantılar yapan Mehtap Derneğidir. Erasmus Darwin, porselen kralı Josiah Wedgood… Darwin’in dedesi Erasmus Darwin 1784’de The Derby Philosofical Society’yi kurdu. 1831’de Britanya Bilimde İlerleme Derneği, Makineciler Enstitüsü zamanla 770 şubeye ulaşmıştır. Bunlar İngiltere’de bilimsel ilerleme çabalarına geniş bir halk katılımı olduğunu gösterir. 107
Galileo’dan önce in an tabiatı anlamak isterse Aristo’nun yazdıklarına bakması gerekirdi. Galileo geldi, hepimiz adına yeterince düşünerek modern bilimin kapılarını açtı. Ve daha da gelişmesi için önünde uzanan yolu temizledi. 108
Alman araştırmacı Sigrit Hunke, deney ve gözlemin önemine dair bilginin Avrupa’ya ulaşmasını Endülüslü Müslüman Bilginlerin sağladığını belirtir. Allahın Güneşi Avrupa’nın üzerinde adlı eserinde. Endülüs’ün ünlü vezirlerinden ve bilginlerinden İbnülhatip ‘1313-1375:Prensibimiz daima şu olmalı. Eğer gelenek olarak kabul edilen bir delil duyularımızla edindiğimiz şeylerle açıktan çelişiyorsa o zaman geleneksel delilin artık doğru olarak kabul edilmemesi gerekir.109 Avrupa’nın karanlık çağlarında bir çok Avrupalı, Endülüs’teki medreselerde, masrafları medrese yönetiminden karşılanmak üzere eğitim görürlerdi. İngiliz düşünürü Roger Bacon (1222-1292) da Endülüs’te eğitim alanlardan biriydi. Endülüs’te yetişen ir çok Avrupalı gibi Endülüs’te öğrendiklerini Avrupa’ya yaymışlardır . Deney ve gözlemin önemi bu yolla Avrupa’ya taşınmıştır. 113
Gelişmekte zorlanan toplumlar…Matematik de deney de Avrupa’nın İslam uygarlığından devraldığı bilgiler bütünüdür. Avrupa’da bilimin temel taşlarının İslam ülkelerini neden benzer ya da yakın sonuçlara götürmediğini düşünmek gerekiyor… Bilim tarihiyle ilgili genel geçer söylemlerde bilimsel gelişmeler sör’lerin, kontların başarısı olarak tanıtılmaktadır.
Batılı bilim tarihçileri Avrupa düşünce tarihinin kritik evrelerini yazarken, çoğunlukla İslam uygarlığının gölgesinin bile görülmesini engelleyecek şekilde kalem oynatmışlardır. Müslümanlar 800 yıl önce aradaki muazzam farkı anlamalıdır. Anlamalıdır ki günümüzde her şeyin tersine dönmesinin nedenleri üzerine düşünmenin ne kadar önemli olduğunu kavrayabilsinler. Bin yıl önceki bilgelerle övünüp dolaşmak ciddiyetten uzak bilinçsizce ve geleceğimize büyük zarar veren tavırdır.
Matbaanın ilk adımları matematiğin de yayılmasını tetikledi. Sıradan insanların matematik öğrenmesi matematikten anlayan insan havuzunu genişletti. İngiltere matematik kitaplarıyla dolu kütüphanelere sahip oldu. İnsanlar doğunun zengin olduğunu çünkü matematik bildiğini düşünüyordu. 124 Matematikteki atılımlar sayesinde gelecekte Avrupa’yı dünyaya hükmetmeye götürecek olan denizcilik ve haritacılık gelişti. Saatçilikten astronomiye kadar bir çok kritik teknolojik ilerlemelerin ortaya çıkmasına yol açtı. İngiltere’de ortaya çıkan sanayileşme süreci üzerinde matematiğin etkisi büyüktür. 126 Okumaya karşı ilgiyi beslene “Nasıl Yapılır?” türünden kitaplardı. Bu kitaplar soru cevap şeklinde düzenlenmiş metinlerden oluşuyordu. Bu türden beceri kitapları 1530’larda Alman kasabalarında çok satan kitaplara dönüştü. 133
Hangi tarafa bakarsak bakalım, her türlü gelişmenin arkasında, önüne bakan, geleceğe odaklanmış, okuma alışkanlığı kazandığı için ufku genişlemiş, meraklı ve çalışkan insanlar vardır. Onlar olmasaydı bilimler kendiliğinden ayaklanamazdı. *** 127
Bilimsel ilerlemelerde önemli rol oynamış, (kendisini bilime ve topluma adamış) çoğu kimsenin açlıktan öldüğünü kaydeder tarih. Bu fiziksel açlıktan ölen kimselerin fedakarlığı sayesinde toplumlar bilgi açlığından kurtulabilmişlerdir. Temelde, çıkarsız konulara hayatını vakfeden insanlar ne bilim ne teknoloji bugünkü düzeyine erişemezdi. Toplum içinde kazandığı konumu laf üreterek nakde dönüştürmeye çalışan çevrelerin dikkatini bu noktaya çekmek isteriz. 127
İspanyol düşünürü Juan Luis Vives (1492-1540) okullu meslektaşlarına ilerlemek için dükkanlara ve imalathanelere girmekten, ustalara soru sormaktan ve yaptıkları işle ilgili ayrıntıların öğrenmekten utanmamalarını tavsiye etmiştir.
Türkiye ve doğu toplumları anayasa-üniversite-türban-anayasal haklar- özgürlükler -4+4 gibi meseleleri tartışır. İnsanlar birbirine girer.Ama nasıl insan tipi yetiştireceğiz, bu insan tipini ilköğretimde mi, lisede-üniversitede mi şekillendireceğiz? Hangi alanlar bizim için ağırlıkladır gibi soruları sormayız…
Okumak bir insanı doldurur, konuşmak onu hazırlar ve yazmak onu tam bir adam yapar.Francis Bacon..135
Okumadan geçen üç günden sonra konuşma tadını kaybeder. Çin atasözü.
Daima ara, bugün altın ararken bakır bulursun, yarın bakır ararken altın… Cenap Şehabettin.
Kitaplar yolumuzu aydınlatır. Gençlerini kitapla beslemeyen ulusların sonu acıdır. Romalı Ovidius.MÖ 43-MS 19
Kitaba para vermeye kıyamayan bir millet canına kıyar. Raif Necdet Kestelli. Ertuğrul Kocabaş-Damıtılmış Sözler.YKY 6785
Niçin her kentte majestelerinin bir kitaplığı yok? Ama her kentte majestelerinin bir hapishanesi ve bir darağacı var? Thomas Varlyle.1796-1881
Tembellik ruhun düşmanıdır. Nasıl cephanesiz şato olmazsa, kütüphanesiz manastır da olmaz. İslam ülkelerine giden tüccarlar oradan topladıkları kitapları manastırlara satarlardı. O zamanlar kağıt Avrupa’ya henüz gelmemişti. Kitaplar deriden yapılan parşömenlerin üzerine yazılıyordu. 142
Kral Şarlman (742-814) zamanında İslam orduları ileri teknolojiyi ifade ediyordu. 143 Arap ordulrı hafif süvari iken Franklar ağır piyade idi…
Nasuriddin EL Tûsi’nin Meraga’daki kütüphanesinde 400 bin cilt kitap vardı. Irak’ın küçük bir kasabası olan Necef’teki kütüphanede 40 bin, Yemen emirinin kütüphanesinde ise 100 bin kitap vardı.144
Matbaanın henüz başladığı 15.yüzyıl ortalarında Avrupa’da 3 bin dil konuşulduğu biliniyor. Daniel j. Boortsin. keşifler ve buluşlar.494
14, yüzyılda Avrupa’da 100 kadar devletçik vardı. 15.yy.da bu sayı 500’e düştü Ayrı şehirlerde yaşayan Fransızlar Paris’te karşılaştığında birbirinin dillerini anlayamıyorlardı. 1200 lü yıllarda Fransa’da 5 ayrı dil vardı. Fransızca yazılmış ilk metin 842 yılında kaleme alınmış “Strasburg Yemini” adlı kısa bir yazıdır. Bilge Kağan yazıtından 110 yıl sonrasına ait. 16.yy.ın ortasında Fransızcanın Savunma ve örneklendirilmesi adı bir kitapçık ortaya çıktı. Bu kitap Kaşgarlı Mahmut 1008-1105 Divani Lügat-it Türk ve kayıp eseri Türk Dilinin Cevherleri adlı kitaplarını yazmasından 450 yıl, Türkçeyi yüksek bir sanat dili halinde işlemeyi savunan Şir Nevai’nin “İki Dilin Karşılaştırılması” adlı eserinden 50 yıl sonra kaleme alınmıştır. 150
Kanuninin koruması altında hüküm süren 1. FRANSUVA 1494 1547 bir ferman yayınlayarak Paris’te konuşulan dili ülkesinin resmi dili olarak ilan etmiştir. 146. Fransuva’nın fermanı zamanla hedefine varmış ve bunu sağlayan da matbaa olmuştur.
Paris’te 18.yy’da 500 kadar ilkokul vardı. Okuma yazma öğretiyorlardı. Bir çok öğrenci okumayı söker sökmez okulu terk ediyor yazmayı merak etmiyordu. 16. Yüzyılın ortalarından itibaren 8-16-24 sayfalık kitaplar çerçiler tarafından satılıyordu. Chapbook’lar İsviçre’de küçük paralar karşılığında satılıyor, buna şilin edebiyatı deniliyordu. İspanyada ise satıcılar kitapçıkları ipe asarak sattıkları için adı ip edebiyatı olmuştu.
Kitapların en popüler olanı ilk baskısı 1588’de yapılan askeri mühendis Agostino Ramelli’nin “Farklı ve marifetli makineler” adlı kitaptır. 150 Matbaa sayesinde insanlar artık sadece etraflarında yaşayanların sesini duymakla yetinmemekte, uzaktakiler ne düşündüğünü “duyabildikleri” gibi ölmüşlerin düşüncelerine de ulaşabilmektedirler.
İnanç uğruna dövüşülmekte ve insanlar birbirlerini öldürmektedir. Dahası odun ateşinde insan yakılmaktadır. Cin şişeden çıkmıştır bir kez. Onca vahşi gayrete, insan yakmaya ve katliamlara rağmen kimse cini şişeye tekrar sokamaz. Din tartışmanın merkez üssü olma hüviyetini korumuştur.153
Kültürel dinamiklerin tırmanış göstergelerinden biri de sergiler ve müzelerdir. Sergileri gezenler yazdıkları mektuplarda gördüklerini anlatırdı.
Avrupa’da birçok tartışma gurubu ortaya çıkmıştı. Evlerde ve tavernalarda buluşuyorlardı. Paris’te müze adi verilen kulüpler vardı. Burada yapılan konuşmaları dinlemek, bilimsel deneyleri izlemek, tartışmalara katılmak için ücret ödemek gerekiyordu. Musee’nin her birinin yüzlerce üyesi vardı. Ücretler yüksekti. Kendilerin yararlı işlere adamayı düşünen, ilerleme konusuna ilgi duyan insanlar buralarda buluşuyor, tartışıyor, dinliyor, birlikte düşünüyordu. On yedinci yüzyılda bu gibi gruplar dergi yayınlamaya başladılar.
15.yy.ın hemen başında kaleme alınmış olan İbni Batuta seyahatnamesi, Avrupa’nın gözünü açmasında çok önemli roller oynamış eserlerdendir.156
Matbaanın öncüsü Almanya’da 1480 öncesi 20 kadar matbaa vardı.16.yy sonlarında ise 40 kadar şehirde matbaalar kitap basıyor, müşteriler de kapışıyordu. Matbaanın ilk 50 yılında 8-20 milyon arasında kitap basıldığı ve kitabın Avrupa’da toptan üretimi yapılan ilk meta olduğu , 1600’lere gelindiğinde Avrupa’da 200 bin çeşit kitap basıldığı belirtilmektedir. Söz konusu kitapların büyük bir kısmı ilahiler, ayinler, dini telkinler ve kavga kitabıydı. Şifalı bitkiler, örf, adet hukuk, gramer kitapları da ilk sıralardadır. Baş ağrısından vebaya kadar hastalıkların çaresini gösteren kitapla, skandallar, aşk mektubu örnekleri iş mektubu örnekleri, porno kitapları, yemek kitapları, yabancı ülkelerin tuhaf adetlerini anlatan kitaplar çok satanlardandı.
Dinde reformu hedefleyen kitaplar art arda yayınlanmaya başlayınca, bu kitaplara, yazarlarına, basanlara, dağıtanlara çok sert cezalar uygulandı. İşkence çarkı, kazığı geçirme, diri diri yakma, önce dövme sonra boğma, kafa kesme ve darağacında asma şeklinde infazlar uygulandı… Ölüleri bile gıyabında yargıladıkları olurdu. Ölü suçlu bulunursa mezarından kemiklerini çıkarıp yakıyorlardı. Paul Johnson – Yahudi Tarihi. POZİTİF YAYINLARI 2000 S.225
.1518-1521 YILLARI ARASINDA 4 YILLIK YOĞUN SÖZ DALAŞI DÖNEMİNDE Luther’in yazdığı metinler 800 baskı yaptı. Daha sonraki 26 yıl içinde bu eserlerin 3700 baskısı yapıldı. Albert Labarre Kitabın Tarihi-Dost Yayınevi. 2012.s.84 Katolikler’le reformcular birbirine ağza alınmayacak hakaretler ederlerdi. Luther için deccal, papa için Babil Fahişesi denmesi gibi…
Katolik kilisesince sapkın sayılan kitaplar gizlice basılıp dağıtılıyordu. 1521 – 1598 arasında Hristiyanlığa kara çaldıkları gerekçesiyle ele geçirilen kitaplar yakıldı. Yazarları, matbaacılar da odun ateşinde yakıldılar. 160
1520 yılında Luther kendisini mahkum eden papalık fermanın halk önünde yakarken, kilise hukuk kitaplarını da ateşe attı. 162
Osmanlıda ilk matbaa Gutenberg’den yaklaşık 50 yıl sonra ülkede yaşayan azınlıklar tarafından kuruldu ve 1495’te İstanbul’da, 1505’te Selanik’te, İtalya’da dökülmüş, |İbrani harfleriyle faaliyete geçti. 170 İstanbul’da ilk Ermeni matbaası 1567’de faaliyete geçti. İlk Rum matbaası 1627’de “Yahudiler aleyhine küçük risale” adlı kitapçıkla faaliyete geçti.
Matbaa makinesi Osmanlı topraklarına geç girmiş değil, gecikmiş olan Müslüman Türklerin resmi dilden kitap basması.
İbrahim Müteferrika’nın 1729’da bastığı ilk Osmanlıca kitap Vankulu Lûgatı’dır. İkinci kitap ise Katip Çelebi’nin Osmanlı Denizciliği hk. Eseri. 13 yılda 23 cilt tutan 17 eser basıldı. Kitaplar 500-1200 arası basılıyordu ki 1742’de ölen Müteferrika tarafından sadece 13200 nüsha kitap basılabilmiştir. Bu sayılar kitabın toplumda ilgi görmediğini gösterir. Mesele matbaanın geç girmesinden çok okumamakta. 20 milyon kitabın basılıp satıldığı Avrupa’da insanlar yoksulluktan kırılırken Osmanlı’da geçim deridi yoktu. Kitap satılmadı. Çünkü okumanın kültürde yeri boştu. 171
Yazı buhar makinesinden daha büyük bir icattır.
Ondokuzuncu yüzyılın en büyük icadı icat yönteminin icat edilmesidir.
KRALİYET BİLİM AKADEMİLERİ :
14.Lui’nin maliye bakanı Colbert tarafından 1666’da Paris Bilimler akademisi kuruldu.Amatör araştırmacıları profesyonel bilim adamlarına dönüşmesini sağlayacak araçları sunacak bir kurum olarak düşünüldü. Toplantılarda dini meseleler ve devlet işleri konuşulmayacaktı. 172 Akademiye seçilmek alimler için gıbta edilen ödül olmaya başladı. Akademi üyesi ünvanı alırlarsa aristokratik unvan almışçasına mutlu oluyorlardı.Akademisyen olmak veya kişinin görüşlerinin akademi tarafından beğenilmesi, aslında “Bilim Cumhuriyeti” olarak bilinen gevşek topluluğun en üstün onuruna kavuşmaktı.
Kendisini yere göğe koyamayan akademisyenler, işin başından beri zanaatkârların bilgisinin peşindeydi. Colbert’in talimatıyla akademi üyeleri zanaatkârların bilgisinin peşinde koşarak 27 ciltlik “Sanatların ve zanaatların Tarifi” adlı bir eser ortaya çıkardılar. Fransa, 16. Yüzyılda İngiltere’den her alanda üstündü. Kültür olarak da baskındı. Dünyanın her tarafında bilgi ve tekniklerin deposu zanaatkârların beyinleriydi.175 Zanaatkârlarla akademisyenler arasındaki rekabet, 1789 ihtilalı ile zirveye çıktı. Kimse zafer kazanamadı. Fransa çıkar grupları tarafından örselendi. Hem Almanya hem İngiltere tarafından geçildi. Afrika, Çinhindi’ndeki sömürgeler ve köle ticareti sayesinde Fransa çökmedi. Berlin Bilim Akademisi Leibniz’in teşvikiyle 1700 yılında 2. Frederick döneminde kuruldu. İsveç Bilim Akademisi 1739’da, Danimarka Kraliyet Bilimler Akademisi 1754’te kuruldu. Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA 1993’de kuruldu. Yani İngiliz Kraliyet Bilimler Akademisinden 400 yıl sonra.2011 de yayınlanan bir kararnameyle özerk kurum olmaktan çıkarılıp Hükümete bağlı bir kurum haline getirildi.
Mühendislik ve teknoloji, daha önce var olmayan şeylerin yapılmasını ihtiva eder. Bilim, çoktan beri var olan şeyleri keşfetmektir.Teknolojinin sonuçları insanlar onları yapmak istedikleri için var olan şekillerdir.. Halbuki bilimsel sonuçlar insanların isteklerinden bağımsız olarak var olan şeylerin ifadesidir. 176
Onlara ayı olmadığımızı göstermeliyiz. Çar 1. Aleksandr.1815
Bilim ve teknooljiye erken odaklanmanın nelere kadir olduğun en güzel ortaya koyan Rusya’dır. Petro başarılarından dolayı büyük, garip davranışlarından dolayı da deli lakabıyla birlikte anılır. Petro’dan başlayarak Çariçe 2. Katerina (1729-1796) nın ölümüne kadar Ruslar kendilerini Batı’dan öğrenme işine verdiler. 18.yy. dünyada eşi görülmemiş bir çıraklık ve taklit çağı olarak niteler. Silahların yapımından felsefeye kadar her alana yayılan bir taklit ve öğrenme sürecidir bu. Rusya Tarihi 194 Nicolas V.Riasanovsky. Petro Hollanda’da Rusya için kitap bastırdı. Sonra matbaayı Rusya’ya taşıdı… İlk Rus gazetesi 1702’de çıktı. Haberler. 179. 1701’de Moskova’da matematik ve deniz bilimleri okulu açıldı. Aritmetik, geometri, trigonometri, astronomi ve coğrafya eğitimi verildi bu okulda.
Petro’nun ölümünden birkaç ay sonra vasiyeti gereği İmparatorluk Bilimler Akademisi açıldı. Rusya Tarihi 287. 4 bölüm vardı. Matematik, Fizik, tarih, sanat. Akademi açılırken urbada görev alabilecek bir tek Rus yoktu. 17 yabancı bilim adamı davet edilerek faaliyete geçti.. Kısa sürede bilimin yönetim merkezi haline geldi. Bir tarihçi “Rusya’da ilk okul yoktu ama Bilimler akademisi vardı” diyor. İlk Rus üniversitesi 1755 yılında açıldı. Hukuk Tıp ve felsefe bölümleri vardı. Felsefe okulu fen bilimlerini de kapsıyordu. Öğretim üyelerinin sadece ikisi Rus’tu. Öğrenci yoktu. İlgi azdı. Üniversitenin gelecekteki başarısını sağlayacak olan azim, irade ve kararlılıktır. Petro Avrupa turuna çıkmış, Hollanda üniversitelerini ziyaret etmiş, gemi yapım ustası bir marangoz ailesinin yanında kalarak gemi yapımcılığını incelemiş ve inşaat sahasında bizzat çalışmıştır. Hollanda o yıllar dünyanın en ileri gemi yapımcısıydı.
İlk Rus bilim adamı köy çocuğu Lomonosv (1711/1767)dur. Uzmanlık alanları Kimyager, fizikçi, gökbilimci, jeolog, maden bilimci, metalbilimci, denizcilik uzmanı, coğrafya uzmanı, ekonomist, tarihçi ve yorulmaz mucit. Puşkin ondan bahsederken “İlk Rus Üniversitesi” der. 184 Rusya tarihi 307.

Avrupa’da kalkınma konusuna öncülük eden ülke ne Fransa, ne Almanya ne de İngiltere’dir. Hepsinin örnek aldığı ülke Hollanda’dır. Başka dinlere ve inançlara karşı hoşgörü sahibi olmaları sayesinde toplumsal çalkantıları aşmayı başaran Hollandalılar, elbirliği ile çalışarak yoğun tarım tekniklerini geliştirdiler. Avrupa’nın ilk us mühendisleri de Hollandalılardır. Çok yönlü dokuma tezgahını geliştirdiler. Ticari balıkçılığı, gemi taşımacılığını geliştirdiler. 12 bin yel değirmeni kurarak suları tahliye ettiler, toprak kazanarak tarımı geliştirdiler. Hollanda’da bireyler kendi iradeleriyle ortak çalışmaya katılmak zorundaydılar. Çalışmayanları boğulma hücresine koyuyorlardı. Bu hücreye atılan mahkûm, eğer us pompasını çalıştırmazsa boğulacağı şekilde yapılmıştı.
Sibirya adı Türk dillerinde “Uyuyan Topraklar” anlamına gelir. Türk dünyası açısından ne kadar manidar değil mi? Rus dilinde yazılmış ilk bilimsel eser Lomosonov’un Metalurjinin Temelleri kitabıdır. Altın damarlarının nasıl bulunacağını, nasıl çıkarılacağını, nasıl saflaştırılacağını, asıl altın aranacağını anlatıyordu. Rusya’nın büyük üstünlük sağlayan zenginlikler, Türk Yurtlarının ırmak yataklarından toplanan altınlardır. 184 Çar Petro öldüğünde Katerina’ya imparatoriçe olarak taç giydirildi. Kısa yönetiminde Rusya Bilimler Akademisini kurdu.
Katerina Avrupa’da kendini kanıtlamış fizikçilere mektup yazarak Moskova’ya davet etti. O günlerde önemli bir fizik kitabı yazan Bernouilli’ye mektup yazarak ders vermek üzere Petersburg’a davet etti. 187 Çariçe sadece bilimler akademisini değil şehri de (Petersburg’u) akıllı insanlarla doldurmak istiyordu. Bernouilli de Ünlü matematikçi Euler’i davet etti. Bernouilli insan vücudunda kanın hızını ve basıncını araştırdı. Bu bilgiler sayesinde teşhis konulmaya başladı. Tansiyon ölçerek teşhis konulması dönemi başladı. Bernouilli 7 yıl çalıştı Rusya’da. “Rusya Kraliyet akademisinde bir süre çalışma fırsatı yakalayan ben ve benim gibiler, her şeyimizi burada bize sağlanan elverişli şartlara borçlu olduğumuzu kabul etmek zorundayız.” diye yazdı Bernouilli. 187 Rusya misafir bilim adamları sayesinde birçok öğrenci yetiştirmiştir. Modern bilim adına Rusya’da sayısız tohum ekmişlerdir. Nikolai Jukovski adlı Rus genci uçurtmalarla ilgileniyordu. Bernouilli’nin, Newton’un, Leibniz ve diğer bilginlerin kitaplarını okumuştu. Başarılarını biliyordu ve onlara hayrandı. Onlar gibi büyük başarılara imza atmayı düşlüyordu. Elli yıl önce George Cayley adındaki İngiliz “Uçmak için kanatlarını çırpması gerekmeyen bir uçma makinesi yapmıştı. 1853. Elli yıl sonra bisiklet tamircisi iki kardeş benzinli motorla çalışan uçak yapmışlar, onu yerden kaldırmayı ve havada utmayı başarmışlardı. (Wilbur ve Orville Wright) Sonuçta uçak yapılmış ve uçmuştu. Ama nasıl olup da uçtuğunu kimse açıklayamıyordu. Dünyada teknoloji konularında olup bitenleri izleme çalışmalarına önem veren bir devlet politikası sayesinde Rusya’da bazı insanlar dünyanın neresinde ne olduysa kısa zamanda öğrenebilir olmuştu. Jukovskiy kendine soruyordu: Uçağı havaya kaldıran ve yerçekimine meydan okurcasına onu havada tutan şey tam olarak nedir? İşte bilim budur? Öğrenmek, izlemek, sorgulamak, eleştirmek, sentezlemek ve yepyeni bir soru ortaya atmak. Onunda Bernouilli’nin ortaya koyduğu fizik denklemlerinde ifade edilen bağıntıyla aynı nedenlerden dolayı uçtuğunu dünyaya ilan etti. Meğerse gazların hareketi de sıvılar gibi aynı yasalarla bağlıymış. Üç yüz yıl öncesine kadar yazılı bir tek kitabı ve bir tek bilgini bile bulunmayan Rusya, isabetli politikalar sayesinde, nükleer silahlar yaptı. Uzaya giden ilk ülke oldu. Sonunda dünyayı yöneten en önemli aktörlerden biri oldu. 188.
MÜSLÜMANLAR NEDEN GERİ KALDI?
Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun. M.Akif Ersoy
Buluş yapma ve yenilik düşüncesinin benimsenmesi için elverişli bir toplumsal ve kültürel ortam gerekir.
“Bilim ve ruhaniyetin birbirini içermez oldukları şeklindeki düşünce ikisine de haksızlık ediyor.” Karanlık dünyada bilimin mum ışığı- Carl Sagan Sorunu dinde değil kültürde aramak gerekir. Geriliğin kültürel kökleri üzerinde durulmalı. Bilim ve teknoloji tarihi ile ilgilenenler, bir zamanlar Müslümanlarla kıyas kabul etmez derecede geri durumda olan Avrupa’nın birkaç yüzyıl içinde açık ara öne geçtiğini bilirler. 9-13. Yüzyıl arasında yaşamış birçok İslam bilgininden söz edilebilir. Daha sonraki dönemlerde anılmağa değer isimler giderek azalır. Son olarak İstanbul’da Takuyiddin, Türkistan’da Uluğ Bey ve Ali Kuşçu’dan söz edilir. Ne var ki açık ara öndeyken birkaç yüzyıl içinde açık ara geride kalmanın nedeni üzerinde fazla kafa yoran yoktur. Olsa bile dindar çevrelerden dışlanan ve kızgınlığa yol açma korkusuyla görüş açıklamaktan kaçınırlar. Konuyu ipe un seren cümlelerle geçiştirirler.
Batının tehdidi altında yaşamamızın ve iktidarların onların elinde kuklalaşmasının sebebi bilim ve teknoloji alanındaki geriliğimizdir. Ülkemize yönelik tehdit bilim ve teknoloji üzerinden bize ulaştığı halde, açığı kapatmak için kararlılık sergilemiyoruz. Hatta tam aksine çok da rahat görünüyoruz. 190
Bazı çevreler gerilemeden doğrudan doğruya İslâm dinini sorumlu tutarlar. Bu görüşle bilim ve uygarlıkta, çağının zirvesine ulaştığı dönemleri açıklamak mümkün olmaz. Gerilemeden İslam dininin sorumlu tutulamayacağını anlatmak adına Harizmi (780-850) El Kindi (800-872) El Razi (854-932), Farabi (870-950) Biruni (973-1052) İbni Sînâ (980-1037), İbni Heysem (965-1040) Ömer Hayyam (1048-1131) Cizreli Ebul İz(1136-1233)den ve daha birçok bilginden söz edilebilir. İslam dininin gerilemeden sorumlu tutulması mümkün değildir. Ancak ister Hıristiyanlık isterse İslâmiyet olsun, zaman içersinde dine insan eliyle verilen çeşitli biçimler, gerilemeden doğrudan sorumludur.
Batı dünyasında günümüzden 400 yıl önceki kitap fuarlarını dikkate almak ve bunların İslâm Dünyasındaki karşılıklarını aramak gerekir. Kuru övünçlerden bir şey çıkmaz. Tarihin özeti kültürde, kültürün özeti dilde saklıdır. 192
Bidat : “Asr-ı saadetten sonra ortaya çıka, şer’i bir delile dayanmayan inanç, ibadet, fikir ve davranışlar. Bidat bd’a’dan türemiş. bd’a: İcat etmek,örneği olmaksızın yapıp ortaya koymak, inşa etmek. Osmanlıca sözlükte ise Bidat:sonradan, yeniden çıkmış şey, peygamber zamanından sonra dinde olan şey. Bidat-hasene: beğenilebilir yenilikler. Bidat-ı Seyyie:Kötü yenilikler.
İslam dünyasının donup kalmasına yol açan engelin, zamanla yanlışlığının fark edilerek aşılamamasının sebebi nakil ve rivayet konusunda sergilenen ilmî zaaftır. Sanki gerçeğin kendisiymiş gibi, daha öncekilerden işitilenler ya da kitaplarından okunanlar nakledilmiş, bunlar bir zaman sonra da “falan kişiden rivayet edilir ki” şeklinde sorgulanmadan ilmi ve dini gerçeklerden haber veriliyormuş gibi gelecek kuşakların önüne konmuştur. Nakilcilik geleneği kitaplara dökülmüş ilk yorumun sanki gerçek oymuş gibi, çağlar boyunca sürekli tekrarlanmasıdır. Sorgulayıcılık yerini nakle bırakmış, yorumların geleceğe taşınmasını bir zorunluluk, hatta kutsal bir görev olarak algılamıştır. (Prof. Erdoğan Pazarbaşı. Osmanlı toplumunda Kur’an ve tefsir çalışmaları 1. 2011 s.329 İslâm dünyasının geri kalma sebeplerinin başında (bidat sözcüğüne yüklenen) hayatın gerçekleriyle uyuşmayan anlamın, nakil ve rivayet yoluyla sorgulanmadan gelecek kuşaklara iletilmesi gelir. Hiç şüphe yok ki İslâm dini bundan sorumlu değildir. Günümüz uygarlığının yolunu açanlardan Faraday Sandeman tarikatına mensuptu. Çağ açan bu büyük dehanın elektrik konusundaki araştırmalara yoğunlaşmasının sebebi “Elektrik görünmez ve anlaşılmaz bir şey olmaya devam ettiği müddetçe Tanrının sonsuz gücü ve tanrısal yapısını doğru olarak anlamak mümkün olmayacak. Şeklinde oluşan kendisine özgü dini inancıdır. Mendel manastırda yaşayan bir başrahipti. Çevresi araştırmaya ve yeni şeyler bulmaya çalışan başka rahiplerle doluydu. Kepler son derece dindar bir insandı. Gökbilimle uğraşmasının sebebi Tanrının hayalini görmekti. Polonyalı Kopernik kilise hukukçusuydu. Fransız düşünürü Rene Decartes (1596-1650) kendini dindar bir Katolik olarak görürdü. “Araştırmaya inançla değil şüpheyle yaklaşmak gerekir” demiş ve bu tek cümlesiyle çığır açmıştır. Gerçekleri toplu, sonra mantık yürüt, bu gerçeklerden sonuç çıkar. Diye araştırmacıya yol gösteren İngiliz düşünür Francis Bacon (1561-1626) bilim ve teknolojinin dünyayı değiştireceğini fark eden etkili düşünürlerden biridir. Metotlu bilimsel araştırmanın savunucusudur. Bacon’unu bilim felsefesi üzerine yaptığı çalışmalar sonraki kuşaklar üzerinde etkili olmuştur. Yeni Atlantis adlı eseri yaşayan Hıristiyanlığa ve Avrupa’nın siyasi düzenine ve ahlâk anlayışına yönelik yoğun eleştiriler ihtiva eder. 196 Almanya’da Lutherci üniversiteler vardı. Uzmanlık alanları matematikti. Matematiğe Endülüs üzerinden gelen İslâm biliminden haberdar olduktan sonra sarılmışlardı. Peki İslâm dünyası kendi aktardığı bilimden kendisi niçin istifade etmedi? Cevap:Bid’at, nakil ve rivayet anlayışı yüzünden. 196
Mısır Piramitleri-Göbeklitepe : Cilalı taş devrine ait olduğu tespit edilen Göbeklitepe tapınağındaki dev taşların taşınması ve kaldırılması tekniği bir muammadır. Göbeklitepe’den 8 bin yıl sonrasına ait Mısır Piramitlerindeki toplarca ağırlıktaki taşların hangi yöntemle kaldırıldığı bilinmiyor. 198
MÖ.287-212 yılları arasında yaşayan Arşimet’in su saatleriyle ilgili eseri İskenderiyeli Philon’un otomatlar, buhar makinesinin mucidi İskenderiyeli Heron (MS.10-MS. 50) un Pinomatik adlı eseri İslam bilginlerince tercüme edilmiştir. 9.yy.da yaşamış üç kardeş, Muhammed, Ahmet ve Hasan yazdıkları Kitabül Hiyel ‘de 100 kadar mekanik araç tasvir edilmektedir. Bunlar çeşitli amaçlarla tasarlanmış otomatik kaplardır. Geri kalanları otomatik fıskiyeler, havası zehirli kuyularda çalışanlar için gaz maskeleri, tulumbalar, yakıt ve fitili otomatik olarak devreye giren lambalar, havayı temizleyen körüklerdir. 13.yy.ın büyük tasarımcısı Cizreli Ebu’l İZ’in (El Cezeri) hiyelin büyük bilginleri arasındadır. Ebu’l İz Hasankeyf’te bir Türkmen devleti olan Artuklu Sultanının destek ve himayesinde çalışmalar yapmış, önemli bir eser bırakmıştır. Bu eserde otomatik müzik aletleri, şifreli kilitler. Otomatik kaplar, su saatleri, fasılalarla çalışan fıskiyeler onun özgün tasarımları arasındadır. 199 Yaptığı makinelerin bazıları denenmiş ve başarıyla çalıştıkları görülmüştür.
16.yy ortalarında İstanbul’da rasathane kurmaya çalışırken işine son verilen ve rasathanesi yerle bir edilen Taküyiddin’in eserinden söz edelim. 1552 yılına tarihlenen söz konusu eserde 52 ayrı çizim yer almaktadır. Bunlar ağırlıkların kaldırılması, yüksek yerlere su çıkarılmasına dair yol gösterici mühendislik bilgilerini ihtiva etmektedir. Avrupa’da birbiri ardına yayınlanan mühendislik tasarım kitaplarının ilham kaynağı, işte bu, İslam döneminde yazılmış olan ve değeri bilinmediği için Avrupalı seyyahlara küçük paralar karşılığında satılan kitaplardır. Mesela bu kitaplardan biri turşu küpüne kapak olarak kullanıldığı sırada Avrupalı bir seyyah tarafından fark edilip satın alınmıştı.
Taküyiddin tarafından İstanbul’da kurulan son gözlemevi, “Gökleri rasat etmenin uğursuz bir iş olduğu ve her nerede bu işe teşebbüs edildiyse devletin mahf ve harap olduğu” gerekçe gösterilerek 1580 yılında yıktırıldı, denizden top ateşi açılarak yerle bir edildi. Ergün Türkcan-Dünyada ve Türkiye’de bilim teknoloji ve politika.s.327
Aynı tarih Tyhco Brahe’nin Danimarka’da Avrupa’nın ilk gözlemevini faaliyete geçirdiği tarihtir. Brahe’nin yardımcısı olan matematikçi ve gökbilimci Kepler burada gerçekleştirilen gözlemler üzerinde yaptığı hesaplamalarla ünlü astronomi yasalarını ortaya atmıştır. Bizde ise var olan bilgilerin yenilenmesi, geliştirilmesi, yeni teknik aletler yapılması, araştırılmasına önem verilmedi. Osmanlı devleti yıkıldığında Anadolu’da hala Hititler devrindeki aletlerle tarım yapılıyordu…200
İlk bakışta ilme karşı bir tavır görülmez, üstelik ilim özendirilir de. Nitekim medreselerin hepsinin girişinde, üzerinde “İlmi talep etmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır” yazan kitabeler bulunurdu. Ne var ki 17.yy.dan sonra bundan sadece İslam din ilimleri anlaşılır olmuştu. İlme meraklı gençler bu yola yönlendiriliyordu. Buna bağlı olarak hiyel son derece olumlu anlamından uzaklaştırılarak, tam tersine olumsuz bir anlamı, dalavereciliği ve hileciliği akla getirir olmuştu. 201
Hadis kaynakları bilim ve teknoloji, bilgi ve cehalet konusunda uyarıcı ve buyurucu nitelikte birçok hadisten söz ediyor. Söz konusu harislerden bazıları şunlar:
*Diğer milletleri geçemeyen ümmetime şefaat etmeyeceğim.
*İlim Çinde’de olsa arayınız, alınız.
*Nakle dayanan kökleşmiş inançlar eğer ilme aykırı ise, siz ilim esaslarını kabul edin.
*Cehalet küfürden, yoksulluk ateşten daha şiddetlidir.
*Lüzumunda her fiile yasak konur; fakat ilme yasak konulamaz.
Bütün bu gerçeklere rağmen tam tersini öğütleyen ve çok büyük bir kesimi ikna edebilmiş insanlar çıkmıştır.201. Bunlardan üçüne, İmam gazali’ye, Abdülkadir Geylani’ye ve Ahmet El Rufai’ye ait örnekler vereceğiz.
Teknoloji üretme – Geri kalmışlık ve İslam …3 Ünlü düşünürden örnekler:
İbrahim Okur –UYGARLIĞA GİDEN YOL. S.202
1.Gazali. (1058-1111) El Mürşid’ül Emin (Peygamber yolu) adlı kitabında dediklerine bakalım:
*Dünya işleriyle geçiminden ve ihtiyacından fazla uğraşma, öbür âleme ait işleri takip et, bilhassa gece ibadetini bırakma.
*Bilgin sınıfını ayırt etmek için ölçün şudur: Âhiret! Bir âlim ona ne kadar yakın olursa yüksek, ondan ne kadar uzak olursa o kadar düşüktür.
*(Z)Saitler defterine yazıl, bütün geceni ve gündüzünü ibadetle harca, vaktini Allaha kullukla doldur.
Hüccetül İslâm unvanıyla anılan Gazali, Eyyühel Veled (Ey Oğul) adlı kitabında gençlere şöyle telkinde bulunuyor:
“Ey Oğul hikâye sana gösteriyor ki lüzumundan fazla okumaya, fazla şeyler öğrenmeye lüzum yoktur.
Ey oğul o halde bütün sözlerini ve bütün hareketlerini şeriata uydur. Çünkü kim olursa olsun şeriata uymayan ilimler ve çalışmalar, doğru yoldan sapmaktır.Ve Allahü tealadan uzaklaşmaya sebep olur.”

İlim denince her şeyden evvel din ilimlerinin akla gelmesini, diğer bilgilere küfre düşmemek için talip olunmamasını telkin eden Gazali, ehli tasavvufu göklere çıkarır. Sanki böyle bir hadis varmış gibi Hz.Muhammed’e dayandırarak şöyle der: “Allahtan, Ehl-i tasavvuf yüzü suyu hürmetine yağmur yağar, rızık ihsan edilirmiş!” Oysa Hz. Muhammed’in sağlığında muazzam bir kıtlık, büyük bir sel felaketi olmuştur. Daha sonra Hz. Ömer devrinde muazzam bir kuraklık olmuştur.

Tasavvuf ehlinden Gazali’nin çağdaşı ve izleyicisi Abdülkadir Geylani (1078-1166) nin Fütühü-ül Gayb adlı eserinde ise şöyle deniyor:
“Dünyaya ihtiyacın kadar bağlan! Kalpten sevme; Nasibin ne ise gelir üzülme! 21(http://www.Sufizmveinsan.com/gayb1.html.
Dünyalık nimetlerin çoğalmasına ne gerek var? Elinde az da olsa, seni geçindirecek kadar dünyalığın mevcuttur. Bu arada sana gereken önemli iş kanaat sahibi olmaktır.
Allah sana dünya işlerinde az, fakat rahat edeceğin şeyleri verdi… Ama ahrette hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin hatırına gelmeyen büyük nimetleri senin için hazırladı. Bunları orada sana bol bol ihsan buyuracak.
Bütün yönleri bir yana at, bırakıp attığın şeylere yanaşma. Onların birine dahi olsa iltifat maneviyatı yıkar, ilahi faziletin kapısı sana açılmaz. Allah’a yaklaşamazsın. Tevhit nuruyla bütün cihetleri kapa. Kendini, nefsini. Bilgini ilahi ilim karşısında yok gör. Kalp gözün açılır. Fazilet kapılarını baş gözünle dahi görmeye başlarsın. Artık baş gözün maddi değil, kalp gözüdür.” Uygarlığa giden yol – İbrahim Okur. S.203.

Ahmet el Rufai, “Halet’ü ehl’il Hakika’i Maallah” adlı kitabında Kur’an’da açıkça tersinin söylenmesine rağmen, gözlem ve tecrübeye karşı şöyle cephe almaktadır:222
“Ebu Bekir bin Abdullah şöyle diyor : Bir kimse hikmetin yanlarını görür, özüne nüfuz edemezse işi incelemeye yeltenir. Aslına eremez. İşin özü ondan saklı kalır. İrfan sahibi için Allah’ı unutmaktan daha fena şey olmaz.. Kalbi Allah’tan gayrisine bağlamaktan daha fena şey tasavvur edilemez. Hangi gaye ve anma Allah’tan başkası için olursa, o şey kul ile Allah arasına perdedir.”

Mehmet Akif’in bunlara cevabı:
Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun;
Onun hesabına birçok hurafe uydurdun.
Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya
Zavallı dini onunla çevirdin maskaraya.

Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile…
Âdem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;
Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan…
Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan!

Nebi’ye atf ile binlerce herze (HADİS) uydurdun
Yıktın da dini mübini (apaçık din yerine) yeni bir din kurdun.
Doğrudan doğruya Kuran’dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı

İbret alınmaz bizde her gün okuruz ezberde
Yoksa bir maksat aranmaz mı ayetlerde?
Lâfz-ı muhkem yalnız anlaşılan Kuran’ın
Çünkü hiç kimse farkında değil mananın.

Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İndirilmemiştir Kur’an hakkıyle bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!

Mesele, öğrenmek istediklerimiz için bir müçtehide başvurmak değildir. Mesele, düşünmeyi taşerona havale etmektir. Hal böyle olunca müçtehidin anlattıklarını kavramak da güçleşir. Fıkıh Alimi Maverdi-974-1058

İlkel insanların bilim ve teknolojiyi kavrayacak entelektüel yetiye sahip olmadıkları iddiası saçma.Sömürgecilik ve ırkçılık kökenli bir görüş. Carl Sagan.
AFRİKANIN ARAŞTIRAN KÖYLÜLERİ
Güney Afrika Natal köylüleri iyi patates yetiştirmek için çeşitli malç (toprak yüzeyinin ince bir malzeme ile kaplanması) malzemeleriyle deneyler yapıyor.
Etiyopya’lı köylüler bir bitkinin yapraklarından hazırladıkları çözeltinin hayvanlarda keneyi döktüğünü keşfediyor.
Kendi başıma bir deney yapmak istedim diyor Kenyalı köylü. Keçi gübresiyle daha iyi buday yetiştiriyor.
Etiyopyalı bir köylü tarlasını sulamak için kuyu kazıyor.12 metrede suya ulaşıyor. 8 ay uğraşıp bir pompa yapıyor ve suyu yüzeye çıkarmayı başarıyor. Komşusu kendisinden yardım istiyor. Bu sefer bir haftada yeni bir pompa imal ediyor. 208 Köylüler fikirlerinin beğenilmesi halinde araştırmalarına destek bulacaklarını anlayınca düşünmeye daha fazla vakit ayırıyorlar. Nijer’de köylüler, manyok üretiminde kullanılan gübre yerine akdarı kabukları kullanmayı kendi kendilerine keşfetmişler. 213
Kunglar ilkel kabiledir. Ama avın başarılı geçmesi için büyü yapmazlar, muska yazmazlar, hayvan bağırsaklarından geleceği okumaya çalışmazlar. Hayvanın izin takip ederek bulurlar.

Portekiz bilimsel nitelikli bilginin derlenmesinde tarihe geçmiştir. Bazı bilgileri satın almış, bazısını çalmış, bazılarını da gasp etmiştir. Bilgisine göz koyduğun insanları kaçırmak ve işkenceyle konuşmaya zorlamak da başvurduğu yöntemler arasındadır.220 Hindistan’a ulaşan ilk Avrupalı kaptan olan Vasco de Gama, aslında gözüpek bir yağmacı olduğu için kral ailesi tarafından sefere yollanmıştır. İnsan dikkatli bir gözlemcidir. Tecrübeye önem verir. Gözlemlerinden faydalı sonuçlar çıkarmak için beyninin en ince kıvrımlarını bile kullanır. Zorluklarla mücadele konusunda gayet güçlü zihinsel kapasiteyle onatılmış olan insanoğlu çöllerde yaşayabildiği gibi okyanuslarda da kutuplarda da hayatta kalma becerisi kazanmıştır. 230
Yalınayak koleji-Elleriyle ve haysiyetleriyle çalışanların okulu.. Yoksul köylerde saklı kalmış bilgeliği dünyaya yayarak yoksullukla mücadele ettiklerini söylüyor Bunker Roy… Okulda diğer köylüler gibi, yerde yemek yeniyor, yerde çalışılıyor ve yerde uyunuyor. Gelenekle ters düşerek tepki çekmemeye özen gösteriyor. Okul katılanların çalışarak, çabalayarak bir şeyler üretmesi istenen bir yer. Kimseye diploma vermiyor. İsteyen istediği zaman terk edebiliyor. İsteyen yirmi yıl da kalabiliyor. Burada öğretmen aynı zamanda bir öğrenci. Öğrenci de aynı zamanda bir öğretmen.
Profesyonellik: Yetenek, özgüven ve inancın bileşimi. Bunker Roy yazıp google konuşmasını görün. Çözümleri dışınızda aramayın.
Çorbamızda ne varsa kaşığımıza o çıkar.Atasözü
Durgun su solucan yetiştirir. Kurtla çobanla ağlaşanlar…
Çiçekleri çekerek büyütemezsiniz.

Konferanslar düzenleyerek nasıl işbirlikçi devşirdiklerini Wikileaks belgeleri gösterdi.
Geçimini üniversite ortamında sağlayan büyük bir kitle çıkarları üzerine tam kadro kapanmıştır. Amerikalıların pragmatizmi icat etmeleri gibi Nemelâzımcılık da Türklerin icat ettiği bir felsefe okuludur.
Cumhuriyet kurulalı beri, Türkiye’nin en fazla önem vermesi gereken konu bilimsel ve teknik araştırma çabalarını yoğunlaştırmak ve olabildiğince kaynağı dişten tırnaktan artırarak bu alana yatırmaktı. İneğe tapanların ülkesi Hindistan, üniversitelerini şiddetle eleştirmekten geri kalmayan bir ülke. Bunun semeresini görecektir elbette. Bildiğimiz kadarıyla ülkemizde okullarla ilgili tek film genç dimağlara kötü örnek olan Hababam Sınıfıdır. 242
Türkiye gibi teknoloji transfer etmek zorunda olan ülkeler, eğer bir araştırma ve geliştirme, uyarlama, özümseme kapasitesi ortaya koyamazsa, teknoloji trnasferi yatırım olmaktan çıkar ve teknoloji harcaması niteliğini kazanır. Teknolojiler sürekli yenilendiği için sürekli pahalı teknoloji satın almak mecburiyeti sürer gider. Güney Kore, Çin Teknoloji transfer ederek işe koyuldular, araştırma, özümseme şartlara uydurma ve bazı alanlarda geliştirme konusunda üstün performans sergileyerek bu günkü güçlerine eriştiler.
Gelişmenin birinci kaynağı sermaye değildir. Yenilik peşinde koşan ve bu sayede teknik bilgi ve beceri birikimine katkıda bulunan insandır. 243
19.yy.da sanayileşme hareketine damga vuran mucitler kendi sanayilerinde yetişmiş kimselerdir.
OECD ülkelerinde bilim ve teknoloji politikaları:
*Danimarka: Ülkeyi bilgi üreten, çeken, yayan ve bunu kullanan, bilgiye dayalı bir toplum olarak güçlendirmek.
*Finlandiya:Yenilik, girişimcilik ve uzmanlık yoluyla toplumun ve iş hayatının başarısını artırmak,
*Norveç : Kârlı işler geliştirmeye imkân ve fırsat verilerek dünyanın en yenilikçi ülkelerinden birisi haline gelmek…
*İsveç, sanayi politikasıyla araştırma politikasını bütünleştirmek ve üniversite araştırmalarını ticarileştirmek…
Kanada: Dünyanın en yenilikçi ekonomi ve toplumlarından biri haline gelmek.
Avustralya: Yeni fikirler doğurma ve araştırma yapma gücünü artırmak, fikirlerin ticarileşmesini hızlandırmak ve becerileri geliştirmek.
İsviçre: Öğretim usullerini yenilemek, araştırma faaliyetini artırmak, yeniliği teşvik, ileri girişimcilik, uluslar arası hedefler koyarak öğrenmek.
Hollanda: İnsan kaynaklarının kalitesini artıran bilgiye odaklanma, Hollanda iş aleminin yenilikçi yeteneğini güçlendiren oynak bir ajandayı hükümet için hazırlamak. İzlanda: Yenilikle yürüyen bin ekonomi olmak için AR-Ge’yi teşvik etmek.
Japonya : Fikri varlıkların ekonomik etkilerini ve sosyal faydasını çoğaltmak.
Güney Kore : Bilim ve teknolojiye dayalı bir ulusa dönmek. 245

Kronik meselemiz olan AR-GE yetersizliğini aşmak için nerelerden tasarruf ederek kaynak sağlayabileceğimize dair bir akademik çalışma var mıdır? Bu meselenin üstesinden gelmediğimiz takdirde bizi bekleyen tehlikeleri sergileyen bir eser var mı?
Ama Anayasa konusunda rejim tartışmalarının orta yerinde tutan vakıf üniversitelerinde çalışan birçok Soros’çu prof. var. Yine aynı mekânlarda resmi tarih karşıtı profesörlerimiz var. Yıkanda var. Yapanda yoklar.

Veri toplamadan kuram geliştirmek büyük bir hatadır.247..SON 01.03.2014 Günyurdu Köyü..